Dergiye verilen mecaz isim aslında şimdilerde çoktan unuttuğumuz derviş hayatının vazgeçilmez ensturmanlarından birinin adı.
Sürekli seyahat eden bazı dervişler yiyecek ve içecek saklamak için kullanırlar keşkülü. Aslında dünyanın en büyük ceviz tohumundan yapılmadır. Kelime anlamı, "keş" keşi/taşımak , "kul" omuz anlamına gelir ki bir zamanlar bu nesnenin omuz üstünde taşındığı anlamına gelir.
"Keşkül tasavvuf ıstılahında gezgin dervişlerin omuzlarına asarak kullandıkları bir kase , hem kulun kendini bilmesinin hem de birleştirici , toparlayıcı bir mekan olmanın sembolü. Şimdi ise keşkülün içine tasavvufi geleneği ve hayatı doldurarak bir dergi halinde okuyucuya sunuluyor."
Yorumlar
Size bir keşkül verelim.
Salı, 05/10/2004 - 23:48 — Selim Sevkiogluİki ay kadar önce. Ankara'dayım ve Dayıoğlu'na misafirim. Kendisi her İstanbul'a geldiğinde gezecek yerlerini bitiremiyoruz bu kadim şehrin. Şimdi sıra onda. Ve hafif bir kinaye ile 'hadi gezdir bakalım şu Ankara'yı bana' diyorum. Alıp Hacı Bayram'a götürüyor beni. Başka yer yokmuş. Var da, ben yıkmış değilim. Yok işte Başkent böyle bir yer. Olsaydı, Başşehir denirdi zaten.
Kitapçılar bu mekanın çevresinde toplanmış. Bir kaç tane dergi ismi soruyorum sakallı gence. Hiç biri yok. Tuvalet kağıdı talep eden müşteriye muadil olarak zımpara kağıdı teklif eden esnaf lakayitliği ile espri mahiyetinde 'Keşkül' verelim diyor dergiye işaret ederek. Hoşlanmıyorum bu tavırdan. Sırf müziplik olsun için işaret etmesine rağmen elime alıp bir kaç sayfasını karıştırıyorum. İçeriğinin tasavvuf olduğu belli ve söylendiği gibi son derece lüks bir dergi. Bu hususu dergi içeriği ile bir tenakuz olarak görmek dahi mümkün. Bu ince bir mevzu.. girmeyelim.
Efendim diyeceğim o ki, bu tür dergilere ancak bu meşrebin ilgilileri iltifat ediyor. Benim arzum ise, seçilmiş bazı yazıların farklı meşrep çalışmalarının içinde de yer alması. İsanlarımızın kısır döngülerden kurtulmak ve ön yargılarını kırmak için rabıta kuracakları ortamlara sahip olması gerekiyor. Ne tasavvufu kelimenin çağrıştırdıklarından ötürü, ne de karşısındaymış gibi duran X meşreplerini tamamen dışlamaya hakkımız var. Hiç biri tek başına bir bütün değil. Bu konuya değinmek beni tedirgin etti. Ben kaçtım..
Not; Dergiyi yeterince tetkik edecek vaktim olmadığı için hakkında hükmedici şeyler söyleyemiyorum. Allah cc, herkese hayırlı çalışmalarında muvaffakiyet nasip etsin.
Keşkül
Salı, 12/10/2004 - 07:25 — E.Fatih BilgeSitede bahsi oldu bugün Umran'ı ararken Keşkül'ü buldum. Cemaat'te de tanıtılmış bi bakayım dergiye dedim. Lakin fazla kaliteli geldi. Lüks bir basım. Ben eskileri seven bir adamım o yüzden olsa gerek. Mahmut Erol Kılıç ismini görünce şöyle bir irkildim. Sufizm Konferansları veriyor İstanbul'da. Bir defasında 11 Eylül'le ilgili bir konferansa gelip sufizm dersleri verip gitmişti. Ben neden bu konferansta sonuna kadar kaldım demiştim kendi kendime o gün. Keşkül'e yayın hayatında başarılar...
Varlığın Yeter...
icabet
Çar, 06/10/2004 - 02:47 — HaticeVerauzun uzun yazasım yok hiç lakin, kısaca; okuduk biz bu dergiyi, hastası olduk. yalnız fiyatı biraz yüksek geldi. artık kısarız harşlıktan alırız bir şekil.
güzel bir yazı
Çar, 06/10/2004 - 02:54 — misafiröncelikle elif şahin hanımın tanıtım yazılarına yabancı olmayan birisi olarak gayet akıcı ve sade bir yazıydı...umarım dergiyi de okumak nasip olur...başarılar / sevgiler...
üzülsem mi , sevinsem mi?
Çar, 06/10/2004 - 04:03 — Elif ŞahinSufi geleneğin bu kadar gündemde olmasına
üzülsem mi sevinsem mi?
hani bazı şeyleri kendine saklamak ister ya insan, kimse ile paylaşmak istemez.
Bazı değerler için böyle hissediyorum, tanınıp yozlaşmasından korkuyorum.
Dergi kalitesine göre pahalı değil, yıllık 30 milyon TL.
Emre Şimşek'e teşekkürler. Tanımayanlar için belirteyim, Emre Şimşek'in 2004 yılında çıkan Emre'dersiniz adlı bir şiir kitabı var.(Tanıtım yazısı hazırlamıştım onun için de:))
Tavsiye olunur...
Endişelenmekte son derece haklısınız.
Çar, 06/10/2004 - 04:23 — Selim SevkiogluBence tasavvuf tanındıkça yozlaşmadı. Sadece, şu an popüleri yücelten bir süreç yaşıyoruz ve tasavvuf da bu süreçten kendine düşen payı alıyor. Aynen televizyonlardaki iyilik ve sağduyu programlarında olduğu gibi.
Samimi, dürüst ve ihlaslı insanların elinde bir zarar görmez. Ancak vakıanın pek böyle olmadığını sezinliyorum. Enteresan tipler peyda oldu son zamanlarda. Amellerine özen göstermeyen ve sadece bu yüzden ağzına yerleştirdiği tasavvufi jargonlar bol gelen tipler. Bir kısmının hobisi olduğunu söylemek de mümkün elbet. Bu tür kimseler için pul biriktirmek, ebru yapmak gibi bir şey belki tasavvufla ilgilenmek. Humanistçe bir özlem. Şeriat ile arası açık bir tasavvuf bahsettiğim. İşte tam da bu yerde ABD'nin istediği türden diyebilirim. Söylemek istemiyordum ama.. söyledim bir kere.
Hasan'ı Basri, Süfyan'ı Sevri'lerin anlayışını savunuyorum ben. Özü ihmal etmemeyi öğütleyen. Kabuğa takılmamayı salık veren.
yozlaşma nedir?
Çar, 06/10/2004 - 04:30 — Elif ŞahinAmeline hiç bir özen göstermeyen ve sadece bu yüzden ağzına yerleştirdiği tasavvufi jagın bol gelen tipler. Bir kısmının hobisi olduğunu söylemek de mümkün elbet. Bu tür için pul biriktirmek, ebru yapmak gibi bir şey tasavvufla ilgilenmek. Şeriat ile arası açık bir tasavvuf bahsettiğim.
İşte benim anladığım biçimde yapılmış bir yozlaşma tanımı...
....
Çar, 06/10/2004 - 19:57 — Turgay Kadiroğlutasavvufun sema gösterisinden ibaret sanıldığı günlerin ve kalabalıkların ardından tasavvufun gündeme ne idüğü ile ilgili gündeme gelmesi sevindirici. keşküle giren hiçbir şey girdiği gibi çıkmazmış. keşkülü de tasavvufu da keşfetmeli.
kimi zamanlar yüksek değerler sıradanlaşıp değerleri yitirir gibi görünür.ancak ben bu durumun bir süreç olduğunu düşünüyorum ve sonunda hak ettiği değeri edineceğine inanıyorum.
güzel bir dergi beklentisi duyuran güzel bir tanıtım.
....
Per, 07/10/2004 - 00:39 — Murat KirişciDeğerli Kaşif;
tasavvuf sadece sema gösterisinden ibaret olabilseydi eğer insanların bu işten zarar görmesi engellenebilirdi. Tasavvufu keşfetmek yerine Kur'an'ı keşfetmeye ne dersin? Kur'an'ı okuyan insanda eğer kendini değiştirmek istiyorsa Allah ona yardım eder. Bence önce Kur'an, şimdi Kur'an, sonra Kur'an ve hep Kur'an. Bunun dışındaki aracıların hepsi
tehlikeli. Yüksek değer diye tanımlanan işler ise genelde görecelidir. Oysa Kur'an'ın insana gösterdiği yol ve anlayış varlık-bilgi-bilinç-kimlik ve en sonunda değerdir ki insan değer üretmek istiyorsa bu kimliği yakalamak zorundadır.Sıradan olan bugünün batı(l)bakışlı anlayışlarıdır. Hz. Peygamberin hayatı bize tek başına örnek olarak yeter. O, yürüyen Kur'an'dır çünkü. O halde tasavvufu keşfetmek yerine bir diğer durumda Hz. Peygamberi keşfetmektir. O'nun Kur'an'ı yaşama bilincini anlayabilmek ve yaşama tatbik etmektir.
Selam ve dua ile...
Fıtratın Sesini Duyabilmek
Her yol Kur'an a varmaz mı zaten...
Per, 07/10/2004 - 00:55 — Elif ŞahinHepsi aynı menzile çıkan yollar vardır
Tasavvuf da bunlardan biridir
Yollar gelip geçicidir sahiplenilmez
Ama yol iz bilinmeden de menzile gidilmez
Bazı yollardan güle oynaya geçeriz
Bazılarındansa öfleye pöfleye
ama hiç bir zaman başka yolların varlığını da inkar edemeyiz
Hiçbir yol tek yönlü değildir
tüm yolları birleştiren küçük geçitler vardır
Arasıra yoldan ayrılıp diğer sokakları da gezmek gerekir
İyi bir rehber edinmez isen
Yolda kalmak vardır bir de...
Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır
Tasavvuf
Cts, 09/10/2004 - 06:23 — Nuh A. TUNAKasif'in ,senin yorumuna yorum yapan Elif Şahin'in ve diğer pek çok arkadaşa katılıyorum...
Ne yani tasavvufu çöpe mi atalım?
Bu konuda çıkan dergi,kitap vs. yayınları da yakalım mı?
Bir şeyin popülerleşmesi onun kötü bir şey olduğu anlamına gelemez..
Tasavvufta bir yoldur fıtratın sesini duymaya yarayan..
Hallacı Mansur'u yakan kafa kendini duvarlara vurmalı..
''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''
Tasavvuf Out Realite In
Cts, 09/10/2004 - 06:42 — E.Fatih BilgeTasavvufun çöpe atılması taraftarıyım. Sebebini sormayın. Seküler oluşumdan olsa gerek.
Varlığın Yeter...
mitoloji mi/ tasavvuf mu?
Pzt, 11/10/2004 - 20:33 — Elif ŞahinMitolojiyi çöpe atamayan ama tasavvufu atmaktan hiç çekinmeyen bir ateş tanrısı
ilginç...
Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır
Viva F.Bilge
Pzt, 11/10/2004 - 20:37 — E.Fatih BilgeGazali'nin silip attığı mitolojiyi çöpten çıkardım. Ateşi çaldım kendi türkümü söylüyorum.
Varlığın Yeter...
aman Zeus duymasın!
Pzt, 11/10/2004 - 20:45 — Elif ŞahinGül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır
Sanırım mit Gazali'den çok önce silinip atılmıştı bellekten
Hem bu işin failini de suçlamamak gerek...
Geçmiş(oldukça geçmiş!) tarihe ve kültüre bu kadar bağlı olmanızı takdir ediyorum...
saygılar...
Karanfil severim.
Pzt, 11/10/2004 - 20:50 — E.Fatih BilgeElbette sonuçta sunulan gül'dür. Faillerle işim olmadı ama sözünüzü önemsiyorum.
Varlığın Yeter...
Cevap mahiyetinde..
Salı, 12/10/2004 - 21:41 — Murat KirişciYorumlara veya düşüncelere katılmanız ayrı bir konudur. Ancak ben sizin
"Ne yani tasavvufu çöpe mi atalım?"
sorunuza cevap olarak "Evet" diyorum. Çünkü tasavvuf İslam'dan değildir. İçinde İslam motifleri vardır sadece. Bu konuda çıkan ne kadar yayın lursa olsun bu yapılanın doğru olduğu anlamına gelmez.
Bu çok sığ yaklaşım tarzıdır.
Tasavvuf bu günlerde popülerleşmemiştir. Uzun zamandır var ola gelen bir popülerliktir bu. Zaen popülerlik ve toplumun Kur'an'a ve sahih sünnette uzak kalmasından oluşan bu boşluk tasavvufu ortaya çıkarmıştır. İnsanlar da Kur'an ve sahih sünnet öğrenmek yerine tasavvufu öğrenmeye çalışmıştır.
Tasavvuf fıtratın sesini duyurmaz sadece bu sese kulak tıkanmasını sağlar.
Hallacı Mansurlar falan da ölmüştür ve onların ismi üzerinde bir şeyleri doğrulamak yanlıştır. Eğer ismen birisini veya birilerini kullanmak isterseniz size peygamberler ve Hz. Muhammed yeter.
Sizin sloganınız aslında tasavvufun niteliğini de açıklıyor.
''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''
Eğer tasavvufun ne olduğunu ve akidevi anlamda nelere yol açtığıyla ilgili bir kitap tavsiye etmemi isterseniz size böyle bir kaç kitap ismi verebilirim.
Fıtratın Sesini Duyabilmek
Bu çöpe atma meselesini maksa
Per, 14/10/2004 - 04:19 — Elif ŞahinBu çöpe atma meselesini maksadını çok aşan bir ifade olarak görüyorum
Bir görüşü/akımı/cemmati (söz meclisten dışarı) seversin beğenirsin müdahil olursun ya da olmazsın.
Komünizim/Sosyalizim/Budizim/Nationalizim/Radikalizim aynı tanımaltında olmasa bile tasavvuf ve bunun gibi dünya ve insan üzerinde etkisi olmuş hiç bir akım göz ardı edilemez yok sayılamaz. Hepsinin ortaya çıkışının bir nedeni vardır.
Ben mutasavvıf değilim. Ben mutlak dışında hiçbirşeye körü körüne bağlı da değilim. Önemli olan oluşumun pozitif yönlerini alabilmektir.
Tasavvufun herşeyden öte kültürümüzde bir yeri vardır hatta ve hatta aleviliğin de olduğu gibi.
Kısacası özde söyledikleriz doğru ama yaklaşımı doğru değil.
Kuran ve sünet inkar edilebilir mi? Yadsınabilir mi? Özmüz değil mi? Başlangıcımız ve sonumuz değil mi? Yazıda aksi bir kelammı edilmiş, ya da dergide? Eğer öyle ise lütfen bulun ,gösterin ben de hatamı kabul edeyim ve sözümden döneyim.
Ben sadece sizi biraz ılımlı olmaya davet ediyorum...
sevgi ve saygılarımla...
Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır
selam ile...
Per, 14/10/2004 - 22:07 — Murat KirişciYorumum sizin değerlendirmeniz üzere değil. Ben tasvvuf konusundaki anlayışa karşıyım. Yaklaşım konusundaki düşüncelerinize gelince tasavvufa karşı olmakla ilgili başka bir yaklaşım bilmiyorum. Bu arada dergiyi incelemedim. Sizin değerlendirmenizi yeterli gördüğüm için. Sizin yazınızda aksi bir kelmadan da bahsetmedim. Dergiyi inceleyip sonra değerlendirme yapmamı istiyorsanız onuda yapabilirim. Ancak bu değerlendirmelerin tümünü Kur'an'la yaparak size cevap verebilirim. Bize düşen "ziyana uğramamak için birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmek"tir. Bu tavsiye bizi kırsa, üzse dahi. Mademki dergiyi okuduktan sonra değerlendirmemi istediniz bana da düşen bu isteğe göre davranış göstermek ve dergiyi incelemektir.
Tekrar ifade edeyim ki sizin değerlendirmenize değil tasavvufa genel olarak karşıyım ve bu anlamda asla ılımlık anlayışını kabul edemem. Bu konuda size karşı bir ifade olduğunu düşündüğünüz her ifademden dolayı özür dilerim.
Kur'an güldür ve ama insanların elleri hiç gül kokmuyor!!!
Fıtratın Sesini Duyabilmek
Araya girmiş gibi olacağım ama
Per, 14/10/2004 - 22:54 — Selim SevkiogluTasavvufu çöpe atmak denince; en az tasavvufa bulaşmış yanlışlara cız ettiği kadar sızlıyor içim. Süpürüp atmak iyi bir şey değil arkadaşlar, seçici olmak daha güzel ve anlamlı.. ve asgari müştereklerden yola çıkmaktır Nebevî olan.
Her kesimin anlayışlarında eksik ve yanılgılar var. Kiminin ki temayüz eder nitelikte olabilir. Günümüz tasavvufun ana ilkelerinde olandır belki bazılarımızı aldatan. Hepimiz değişiyoruz .. anlayışlarımız da. Hatırlayalım ki; bir zamanlar Kuran diyenler.. daha şimdilerde koydu sahih sünneti de yanına.
Kur'an güldür ve ama insanlar
Cum, 15/10/2004 - 20:56 — Elif ŞahinKur'an güldür ve ama insanların elleri hiç gül kokmuyor
katılıyorum
Ve son olarak eklemek istediğim
nasıl ki bir sinema eleştirmeni tanıtımını yaptığı filmden dolayı herhangi bir ceza ya da ödül alamaz, işte benim ki de böyle bir şey
Ben sadece bir dergi tanıttım
Ne övülmek ne yerilmek ne savunmak isterim
Vesselam...
(Bu bağlamda en kısa sürede Fikir Dünyası adlı dergi hakkında burada veya başka bir yerde tanıtım hazırlamayı düşünüyorum keza okudum dergiyi nihayetinde)
Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır
Ne yani çöpe mi atalım?
Cts, 16/10/2004 - 08:15 — Nuh A. TUNABir şeyin popüler olması onu kötü kılamaz.
Şerbete sineklerin rağbet etmesi onu faydasız,işe yaramaz, çöpe atalacak değerde bir şey
sınıfına sokamaz.
Şerbetin bal kadar tatlı olamaması ona ekşilik sıfatını ekleyemez.
Biraz düşünenler için herşey bu örneklerde çok açıktır...
Ama düşünenler için...
''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''
örneklendirme
Cts, 16/10/2004 - 18:17 — Murat KirişciSöylediğiniz ifadeler keyfidir ve tersine örneklerde rahatlıkla söylenebilir.
Eğer varsa delilinizin getirin ya da düşünmek diye tanımladığınız fakat cehaleti simgeleyen ifadelerden uzak durunuz.
Çünkü düşünmenin temelini bulmak için Kur'an'ı ve onu en güzel yaşayan peygamberi iyi bilmek gerekmektedir.
"Biraz düşünenler için herşey bu örneklerde çok açıktır...
Ama düşünenler için... "
ifadenizle kendinize çok fazla anlam yüklemişsiniz. İlk önce düşünmenin ne demek olduğun öğrenin isterseniz.
ak ve pak ifadelerinizde algılamanızı gösteriyor. Lütfen algılayıp anlayın ondan sonra yorum yapın.
Fasit Daire
Pzt, 18/10/2004 - 07:07 — Nuh A. TUNAKısır döngüye girdik..
Kuyruğunu yakalayamayan bir kedinin
ıstırabını yaşıyoruz..
İnşallah Murat Bey sizinle yüzyüze bu konuları
tartışırız...
Umuyorum ki
mutabık kalacağımız konular da olacaktır...
Sizi siz olarak kabul ediyor ve son noktayı
sizin ve tüm cemaat ailesinin
Ramazanını kutluyarak koyuyorum..
Not: Yazılarımda ak,pak gibi bir ifade kullandığımı
hatırlamıyorum..
''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''
Keşkül'ün kısa cv ' si..
Çar, 06/10/2004 - 21:01 — Ahfa SûedaFarsça keşkül (çanak), Arapça fakir(yoksul) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş olan kelimenin Türkçe'si yoksul çanağıdır.Dervişler ve dilenciler tarafından kullanılan, hindistancevizi veya abanozdan yapılmış çanak, beyzî bir tas olup, dervişler topladıkları sadaka ve kendilerine verilen gıdayı bunun içine koyarlar ve bir zincir ile omuzlarına asarlardı. Omuz dışında boyuna asılarak,kemere takılarak ve elde taşınarak ta kullanıldığına kaynaklardaki derviş tiplemelerinde rastlanmaktadır.
Keşküller Ayetli yazı bordürleri yada geometrik formlar içerisinde bitkisel düzenlemeler, insan ve hayvan figürleri; motifleriyle sedef,altın,gümüş gibi malzemeler kullanılarak, kabartma, kazıma, oyma, kakma teknikleriyle bezenmiştir.
Anadolu'da Abdallar, Kalenderler, Bektaşiler tarafından kullanılmıştır. Bazı tarikatlarda nefs terbiyesi için buna izin verilmişti, içine her çeşit gıda maddesi ve para konulurdu. Yine de Turuk-i Aliyye dediğimiz Mevlevilik, Kadirilik ve Nakşibendilik gibi tarikatlarda hoş karşılanmamıştır. Bu tarikat mensupları sadakat ve olgunluklarını başka yollarla tamamlamış, ancak kendilerine verilenleri reddetmemek için almışlardır.
Dilenmek, gezgin dervişler ve tarikat mensubu olmayan fakir halktan kişiler dışında, bir tekkeye mensup dervişlerce, maddi ihtiyaçtan kaynaklanmayıp, tasavvufi olgunluklarını geliştirmeye yönelik "insani kibir"i yok etme amaçlı bir tasavvufi eğitim yöntemi olarak uygulanmıştır. Derviş sabrıyla, bunca ince işçilikle oluşturulmuş keşküller ise, dilenme aracı olmaktan çok bunun arkasında yatan tasavvufi düşüncenin sembolleştirilmiş ürünleridirler .
Hürriyet te yayınlanmış bir yazı , tevafuk oldu ..
www.keskul.com diye baktım www.sutlunuriye.com cıktı. :)
Derviş Kaşıklarından Keşküle
Cts, 09/10/2004 - 06:28 — Nuh A. TUNAKeşkül'ü henüz piyasada görmedim..
Bu sebeple de okuyamadım..
İnşallah beğenmeyiz(!) yoksa bütçede daralmalar başlayacak..
Zaten sıfır atıyoruz liradan :)
****
Dergiyi okuyunca daha isabetli bir yorumda bulunacağım..
ve siz dostlardan da Keşkül hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum..
Uzun soluklu bir çalışması olması temennisiyle..
''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''
Tasavvufa varım
Cts, 16/10/2004 - 09:40 — O. Deniz Yemenliİçinde sevgi varsa tasavvufun bende varım..
Yoksa bende yokum...
Niye tartışıp durursunuz anlamam yahooo ..
Birinizin ak dediğine diğeri pak demiş....
Pah hah hah.. :)
Aşıklar ölmez...
tasavvuf hayatın mebde ve müntehasıdır
Pzt, 08/09/2008 - 19:09 — salih imamoğluaslında tasavvufsuz hayat hayatmıdır desem yeridir. Konuya vakıf olanlara ve gelecek itirazlara tarikatın tasavvufun sistemleşmiş hali olduğunu belirityor ve abdulkadir geylanının fethur rabbani isimli kitabına şerh yazanın ibn teymiyye olduğunu hatırlatıyorum..sanırım bilenler ne demek istediğimi anladılar
ben islamın kalbi hayat olmadan yaşanamayacığını düşünüyorum
yani çok konuş çok ye çok uyu eeee sonra..emmare olan nefis levvame olurmu mutmainne olurmu?
keşküle gelince tuğrul hoca var başında seviyorum entellektüel birikimi olan birisi ama tasavvuf olunca sözkonusu olan biraz lüks kaçıyor gerçekten de..
Tasavvuf bir karadeliktir.
Pzt, 08/09/2008 - 21:34 — Seçkin DenizKabala'nın İslam'da yer ettirilmesi için açılan karadeliktir tasavvuf. İnsanlığa katkısı olmadığı gibi,insanlığı karanlığa sürükleyen bir sistemdir. İslam içine dercedildiği günden bu yana,Müslüman'ın gerilemesine,içe kapanmasına ve zelil olmasına hizmet etmiştir. Kardeşliği ve sevgiyi öncelediğini iddia ettiğinden beri Müslüman ülkelerde kardeşlik ve sevgi kalmamıştır. Tasavvuf,kabalanın bir zaferidir.Allah'ın zâtî ve subutî sıfatlarına karşı olabilecek en büyük edepsizliğin icra edilmesine sebep olmuştur.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
İfratla tefrit arasında gider geliriz
Salı, 09/09/2008 - 15:21 — Mehmet DemirciYa ifrata kaçıyoruz ya tefrite düşüyoruz.Vasat ise dilimize pelesenk ettiğimiz basit bir slogan olmaktan öteye geçemiyor.
Ya tasavvufi bilgiyi inkar ediyoruz.Ya bu bilgiyi her şeyin üzerine çıkarıyoruz.
Tasavvufi bilgiyi inkar edenlerin Kur'an-ı kerim'deki Hz. Musa ile Hz Hızır kıssasını nasıl anladıklarını merak ediyorum.Oradaki Hızır'ın sahip olduğu bilgi nasıl bir bilgi ve nasıl elde ediliyor?Değeri ve geçerliliği nedir?Allah bize bundan neden bahsediyor?Bu kıssanın hiç bir değeri yok mu?Yoksa o da Talmud'dan mı alınmış,diyorlar?!!
Bunlar ciddi sorular..Ciddi ve sloganik olmayan yanıtlar bekliyorum.
http://www.karakalem.net
ifrat-tefrit korkusu,tasavvufu sorgulamayı öteleyemez.
Salı, 09/09/2008 - 23:27 — Seçkin DenizMehmet Bey,öncelikle ciddi sorularınıza bakalım. Kusura bakmazsanız,sorularınız tasavvufun bugünkü karanlığı için yeteri kadar ciddi değiller. Daha ciddi sorular soralım beraberce;iyiniyetinizden kuşku duymadan.Tasavvufî bilginin kökeni nedir? Allah,peygamberler dışında herhangi birine vahyeder mi? Vahyederse o kişi artık elçi-nebi-peygamber değil midir? Eğer din,son peygamberle ikmal edildiyse sonraki ilham kaynaklı-vahy vasıflı olduğu iddia edilen bilgilere ne diyeceğiz? Tasavvuf neden peygamberleri öteleyerek yeni din ihyacıları çıkarıyor? Peygamberler dışında birileri nasıl dini ihya edebiliyor? İnsan eğer elçi değilse-ki,elçilerin bile dini ihya edebilmeleri belirsizken- dini nasıl ihya ediyorlar? İhya etme sadece Allah'a mahsussa tasavvuf erbabları nasıl ihya edebilecek? Ya yoksa vahdet-i vücut saçmalığıyla her insan kendisini tanrı zannettiği için mi,dini ihya edebiliyor? Tasavvuf,Allah'ı nasıl anlatıyor?Kur'anın anlattığı gibi mi? Ya yoksa yaratılmış olan ile yaratanı aynı yaparak sapkınlıkları mı körüklüyor? Bu eğer böyleyse,tasavvuf kabalanın uzantısı değil mi?Öte taraftan,hangi insan Allah'ın Kur'an da açıkça beyan edilen itikadi gerçekleri,daha iyi açıklayabilir?Buna nasıl cüret edebilir.Karıştırılmasın,sahih olduğu kesin olan sünnet ve bilim ışığında yapılan tefsirleri kastetmiyorum.
Soruları daha fazla uzatmayacağım.Ancak ifrat-tefrit korkusu pompalayarak sorgulamayı engellemeyiniz. Sorumlu olursunuz.Hz. Musa ve Hz.Hızır kıssası,sebep sonuç ilişkileri üzerine;tamamen tefekkür ve gaybı bilip bilmemekle ilgili mükemmel bir misaldir.Peygamberin bile Allah izin vermediği sürece gaybı bilemeyeceğine dair içeriğe sahiptir.Bu kıssa bile başlıbaşına tasavvufu yere çalmaktadır.Tasavvuf,gaybı bildiğini,gaybe hükmettiğini iddia eden bir sürü insanla doludur.Ayrıca,Talmud, Tevrat değildir. Talmud,hahamların sonradan yazdığı,yahudilerin hayatlarını düzenleyen muamelat kitabıdır. Eğer bu kıssa Tevrat'ta da geçiyorsa sahih olduğu Kur'an ile sabittir. Ama konu bu değil.
Basiret dileklerimle.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Sorgulamak, İnsaf Gerektirir..
Çar, 10/09/2008 - 10:23 — Zekâi BarutBir tartışmanın ortasına en narin yerinden girivermek pek hoş olmasa gerek ama bir kere dikkatimi çekti ya, geri durmak da olmaz; hakkı haklı (her kim ise) olana teslim etmek babında.. şimdi efendim vahiy ile ilham karıştırılıyor galiba.. elbette kendilerine vahiy gelen kişiler peygamber olarak bildiğimiz Allah'ın elçileridir.. ama bu, ilhama neden engel olsun.. mesele bu değil gerçi.. tasavvufa karşı olmak veya olmamak da değil ama seçkin bey argümanlarla konuşmanız gerekmez mi?.. mesela, sizce tasavvufi bilginin kökeni nedir (aynı şey mehmed bey için de geçerli elbette), kabala gibi öğretiler ise, tasavvuf ile kabala arasındaki benzerlikler nelerdir.. bunlar söylenmeli.. yoksa sığ bir yaklaşımla, efendim tasavvuf kabala'nın, hristiyan mistisizminin ta kendisidir derseniz, bir çuval inciri yemeden heder etmiş oluruz.. çünkü bunlar klasik söylemler.. mevlana (!, yoksa ben de bir mistik miyim, mevlana'yı anarak cürüm mü işledim), yeni şeyler söylemek lazım, der.. yeni hamama eski tas yakışmaz ki! din ihya'cılarından bahsediliyor.. ben hiçbir tasavvuf ehlinin dini ihya etmeye kalkıştığını görmedim.. (korkarım mesele içtihad'a v.s gelip dayanacak). dinde yeni bir icat var ise, Kur'an'a, sünnete aykırı tarafları nelerdir, onu göstererek devam etmek lazım.. ben bu ihya-din-hayat kavramından Gazali'yi hatırladım nedense.. Ben cahil biriyim mesela, bana tasavvufun Allah'ı nasıl anlattığını anlatmanız lazım.. Keza Kur'anın da.. vahdet-i vücud meselesinde bir takım yanlış anlatılmalar, aktarılmalar, anlaşılmalar ve pekala içine "israiliyat" denen batıl fikirler eklenmiş olabilir.. mesnevîde de olabilir mesela bu.. Kur'an dışında hiçbir kitap korunma altında değil ne de olsa.. Bu kadarla iktifa etmeyi uygun görüyor ve son olarak şunu da ifade ederek sözlerimi tamamlamak istiyorum.. bilim ilimle aynı şey değildir.. tefsir, ilim ışığında yapılır.. (Ama sizin muhtemelen bilimle ilimi kastettiğinizi zannediyorum)
İnsaf,âdâb gerektirir.
Per, 11/09/2008 - 11:50 — Seçkin DenizZekâi Bey kardeşim, bilim-ilim diye bir ayrım yoktur. Hassaten bunu biraz kalıplaştırılmış tartışma formlarından biri olarak görmenizi rica edeceğim. Bu da tavuk-yumurta paradoksumsusu gibi birşey. Soru sormak,cevap aramak öğrenmenin,bilmenin temeli. Olaya böyle bakmanızı önereceğim. Bilmekle ilgili şeylerin tümü de fennî,ictimâî,ferdî,dinî,İktisadî,....gibi alanlara ayrılır. Gel kardeşim sende dur şurda ve de ki;"İbn-i Haldun'un iklim koşullarının kişilerin karakterleri üzerindeki etkilerine dair fikirlerini, Tevbe suresinde Bedeviler bahsinde kullanmak tefsire katkı yapar". Yahut;"'Geceyi gündüzden çıkarmak' lafzını daha iyi anlamak için astronomiyi kullanmak tefsire katkı yapar." Yahut;"Kan pıhtısıyla başlayan insanın evrilerek oluşması aşamalarını okurken, Embriyoloji'den faydalanmak gerekir"
Bunlardan herhangi birine itiraz edemeyeceğiniz gibi, ilim-bilim çatışması adı altında karşınızdakine cehalet mürekkebi ikram etmez, biraz daha düşünürdünüz.
Kıymetli kardeşim bildiğiniz üzere sözlükler çok kolay ulaşılabilir durumda. Vahy ile ilham arasındaki farkı öğrenmeniz çok kolay,ancak idrakinize limon sıkmış olmayalım;tasavvuf'un pirleri ilhamdan yahut başka şeyden bahsetmiyor,vahy'den bahsediyor. Diledikleri ruhsal görüşmeyi diledikleri varlıkla yapabilmekten bahsediyor. Hatta Allah ile doğrudan konuşabiliyorlar. Herneyse Tasavvufu savunurken nedense sürekli bir yanlış anlaşılmalar garabeti mevcut,kardeşim neresi doğru şu paranoyanın? Niye yanlış anlaşılıyor? Madem vahye dayalı niye yanlış anlaşılsın? Dikkat lütfen müteşabih ayetlerle mukayese etmeye kalkışmayınız. O zaman onları da ayet kabul edersiniz. Zaten ayetlerle çok sık vakit geçirmek tasavvufçuların işi değil. Onların zahirle işleri yok. Size "Tanrı'nın doğum günü" adlı kitabı önereceğim(Analizini de yapmıştım,analiz cemaat.com da mevcut). Bakın bakalım tasavvuf kurbanlarını neler bekliyor.Bilmiyorsanız öğrenin;tasavvufun şeyhul ekberi ibn-i arabi önadı görünen muhyiddin,önadı değildir. Nasıl şeyhul ekber olduysa o şekilde de dinin ihya edicisi olmuştur, Kardeşim. İnsaf,âdâb gerektirir.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Sadece çok ilginç!
Çar, 10/09/2008 - 05:47 — Mehmet DemirciSitedeki eli kalem tutan bir insandan bu kadar sığ bir yorum okumak doğrusu beni çok şaşırttı.Söylediğinizde doğru olan bir taraf var.O da şu:"Hz. Musa gaybı bilmiyordu."Ama kasden görmezden geldiğiniz bir şey var:"Onun bilmediğini Hızır biliyordu."Ben de bu bilgiyi sormuştum.Ancak siz nedense Hz. Musa'nın bilmiyor oluşundan öte bir şeyle ilgilenmiyorsunuz.Dolayısı ile sorularıma cevap vermiş,değilsiniz.Çünkü ben Hz. Musa'nın bilmemesini değil,Hızır'ın bilmesini sordum.Ancak epistemolojik bir hesaplaşmaya önyargılarınızdan dolayı hesaplaşmaya hazır olmadığınız için bunu es geçtiniz.Ne diyelim,sağlık olsun.
http://www.karakalem.net
Mehmet Demirci kardeşim.
Çar, 10/09/2008 - 16:06 — Seçkin DenizSözleriniz nasıl sarfediliyor bilmiyorum,ama enazından ben sizden varid olan birşeye sığ demekten imtina ederim. Bu başlıbaşına bir saygı meselesidir.Elimin kalem tutması meselesi,konudan ayrı bir mevzu olsa gerek. Herhalde yorumu yazarken kendinizde değildiniz,yahut oruç psikolojinizi gerçekten olumsuz etkiliyor;sığlık denetiminizi bağımsız bir denetçiye yaptırmanızı önereceğim. Kıymetli kardeşim;bir kıssa'dan bir anlam üretip koskoca tasavvuf paranoyasına Kur'an'î destek sağlamaya gayret etmenizi,ben,kusura bakmayınız yüceltemem.Size diyorum ki; Siz,şeyhul ekber dediklerinizin dediği gibi şeyhleri peygamberlerden üstün mü görüyorsunuz? Siz,Hızır Musa'nın bilmediğini bildiği için Musa'dan üstündür mü diyorsunuz? Oysa siz Hızır'ın kim olduğunu bile bilmiyorsunuz. Sahi kim hızır? Tasavvuf erbabı mı?Tasavvufun epistomolojisi yok kıymetli biraderim.Artık tasavvufun kendisini tanrısal bir öğreti olmaktan çıkarın;rica ederim.Nihayetinde bir kaç ecinni tasallutundan peydah olmuş uyduruk -saçma sözcükten teşekkül olan birşeyi bu kadar büyütmeyiniz.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
üzülüyorum
Çar, 10/09/2008 - 21:49 — salih imamoğluYani yapılan tartışmanın sığlığına üzülüyorum.
Şimdi tasavvufa kara delik diyebilen bir kitle var burada.
Tasavvuf İslamın ak yüzünü kararttı diyebilecek kadar konudan bi haber bir kitle var.
İmam Gazali ve İhyasını, İmam Rabbaniyi Mektubatını, abdulkadir geylaniyi, fethur rabbanisini, Kuşeyri ve Kuşeyri Risalesini, Mevlana Celaleddini nereye koyacaksınız o halde.
Tasavvuf islamın kalp ayağıdır
Şaşıyorum ibn teymiyye ki hanbeli mezhebindendir vehhabiliğe kaynaklık etmiştir abdulkadir geylaninin kitabına şerh yazıyor.
size ne oluyor kardeşim ?( NE DEMEK İSTEDİĞİMİ AÇMIYORUM. TASAVVUFA DİL UZATACAK KADAR YAZDIKLARINDAN EMİN OLAN KARDEŞİM ANLAMIŞTIR SANIRIM İBN TEYMİYYYNİN TEMSİL ETTĞİ MİSYONU VE TASAVVUF İLE İLİŞKİSİNİ)
Nasıl bir insafa sahipsinizki iki cümlede tasavvufu yerin dibine sokuyorsunuz.
Hasan Basrilerin İmamı Azamların hayatını nasıl sanıyorsunuz?
Hiç kalb yolculuğuna çıkmadan islam yaşanabilirmi?
Nefsi emmare levvame olurmu mutmainne olurmu?
Kanımca günümüz türkiyesindeki islamnı hareketlerinde sorunu bu noktada.
Ayda 20 kez seyyid kutub konferansı verenler birkez olsun namazdan bahsetmiyor.
Birkez olsun nefisten, birkez olsun nefsin tuzaklarından bahsetmiyor.
Sonra dava yürümüyor işte
İlk fırsatta malın makamın sevdasına kapılıyor dava erleri!!
tasavvufun anadolunun islamlaşmasına sağladığı katkı yada maturudilik ve hanfilikle birlkte mevalinin islam anlayışının biraz farklılaşması ayrı bir yazı konusu.
Tasavvufu savunan kardeşimde hızır-musa kıssasına sıkıştırmasaydı keşke olayı.
selam ve dua ile
Üzülmeniz gereken,itikâdî sapmalardır.
Per, 11/09/2008 - 11:45 — Seçkin Denizİmam-ı Azam'n adını tasavvufla anmak evvelde ona iftiradır.Bu büyük fıkıh üstadı,tasavvuf gibi ecinni hurafelerle itikâd terkip eylemez. Onun ölçüsü,Kur'an,sünnet ve kıyastır. Tasavvuf bu üçünü de kullanmaz.Lütfen insaflı olunuz.Hele kıyas,ilk iki ölçütte belirtilmeyen mevzularda akıl yürütmedir- Akıl yürütme de Allah'ın emridir-. Akıl yürütme ise tasavvufun nefret ettiği birşey.Gelelim Anadolu'nun islamlaşması meselesine,eğer birazcık araştırırsanız göreceksiniz;Anadolu'nun tasavvufun bu hususta ittihatçılık değil tefrikacılık ettiğini görürsünüz. Celaleddin Rumi,devrinde Konya'da yerleşik bulunan Fâkihlerin çoğu Konya'yı terketmişlerdir. Tasavvufun islama aykırı felsefesi yüzünden. Öğrenmeniz gereken ikinci şey ise;Tasavvuf'un siyasî mekanizmalara aracılık ettiği gereğidir. Bakınız;Tasavvuf,şii-sunni çatışmasında Celaleddin Rumî döneminde şii itikadın yaygınlaşmasına hizmet etmiştir. Eğer Anadolu'nun şiileşmesinden bahsedecekseniz,evet tasavvufun buna katkısı vardır.Bugünkü karmakarışık Anadolu islamını (!) tasavvufa borçlusunuz. Gazaliye gelince, İbn-i Rüşd'ün Gazaliye yazdığı reddiyeleri okuyunuz.Gazali'nin “Filozofların Tutarsızlığı"adlı eserine İbn-i Rüşd “Tutarsızlığın tutarsızlığı” adlı kitabı vardır. İbn-i Rüşd kimmidir? İbn-i Arabi'nin hocası. Ayrıca ve bilhassa,dava dediğiniz nedir?İçeriği nedir?Kimin davasıdır?Dava itikâdî sapmalar ise evet hepimizin davası bu olmalıdır.
Çok özel bir konu daha:Nefs meselesi...bir tane nefs vardır. Nefs terbiye edilemez. Bu nefsin tabiatına aykıdır,Kur'an, nefsin sürekli kötülüğ istediğini beyan eder. Terbiye nerde? Terbiye varsa süreklilik nereye gider? Aslolan iradenin terbiye edilmesidir. Zaten tasavvuf enbüyük kötülüğü bu noktada yapmıştır Müslümana. Onun hedefini saptırmıştır.Onu,Allah'tan uzaklaştırıp nefsiyle meşgul olmasına neden olmuştur.Nefs çıkmazdır. Esarettir.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
seçkin bir deniz misali
Cum, 12/09/2008 - 21:33 — salih imamoğlukardeşim kısa kısa yazdıkların üzerinden cevaplarımı yazacağım ..birçok yanlış bilgi ve mantıki çıkmaz var yazdıklarında..
cevap yazmayı tercih edersen lütfen somut örnekler üzerinden konuşalım..yoksa benim içinb bu yazı son yazıdır..
seçkin deniz bey
birinci olarak..imam-ı azamı tasavvufla anmak büyük bir iftiradır demişsin..şimdi imam-ı azamın hasan basri ile caferi sadık ile zeynel abidn ile ilişkileri mevcut..
bişri hafi
rabiatül adeviye ile ilgili..evet tüm bu zatlar ile ,imam-ı azamın iltifatlarını başka hangi zatlar için duydun ..okudun imamın kendisinden...
tasavvufa tavır alan birisi bunu yaparmı..bir kişinin tasavvufu sevmesi için illa bir tarikata girmesine gerek yok ki...ben mutasavvıfım demesine gerek yok ki..
ikinci olarak imamı azamın ölçüsü kuran sünnet ve kıyastır tasavvuf üçünüde kullanmaz demişsin
seçkin bey tasavvuf nasıl kuran ve sünneti kullanmıyor çok merak ettim doğrusu
şimdi tasavvuf incil ve isa mesihin sünneti üzerinemedir acaba
somut bir örnek verirmisn tasavvufun kuranı kullanmadığına bu nasıl bir sözdür nasıl bir cesaretttir
yoksa cahiller herzeman cesurmu olurlar..
üçüncüsü ....tasavvuf kıyası da kullanmaz demişsin..kardeşim tasavvuf bir fıkıh mezhebi değil dir ki neden kıyası kullansın...tasavvufu ne zannediyorsun sen ?
ayrıca başta maliki mezhebi olmak üzere birçok mezheb ve selefi akide kıyasa hep şüphe ile bakmışlar ve medine ahalsinin pratiği varken kıyasa başvurmam demiştir imam ahmed bin hanbel
yani kıyası kullanmamak bir mezhebin kötü olduğunu göstermez...
dördüncüsü..kardeşim demişsin ki kıyas akıl yürütmektir...tasavvuf ise bundan nefret eder...
şimdi ilk olarak kıyasın tanımını yazalım
Bir İslam hukuku terimi olarak kıyas; hükmü hakkında nass (ayet ve/veya sünnet) bulunmayan bir meseleyi, aralarındaki ortak illiyet (sebep-sonuç bağı) ve/veya özellikten dolayı, hükmü hakkında nass bulunan, hükmü nass ile sabit olan bir meseleye bağlamak.
Kıyası bazı İslam hukuku, yani fıkıh, mezhepleri kabul ederken, bazı İslam hukuku mezhepleri kabul etmez.
gördüğün gibi kıyas akıl yürütmek değil ...illiyet bağı ile hakkında nas bulunan bir meseleyi hakkında nas olmayan başka bir meseleye bağlamaktır..
yani kıyas akıl yütümek değil ..zaten tasavvufun kıyasla ne alakası var oda yukarıda senden beklediğim cevaplar arasında..
beşincisi tasavvuf şiiliğin yayılmasını desteklemiştir demişsin...
hangi tasavvuf kardeş bu...imamı rabbaniler imamı abdulkadirler imam şazeliler şii olduda bizim mi haberimiz olmadı acaba ?
ahmet yesevilerle başlayan buharanın semerkandın anadoluya akması sonunda fatih sultan mehmete kadar anadolunun islamlaşması...fatihle birlikte ise kitabi bir islam anlayışına geçilmesi...fatihin bir yanında akşemsettin..diğer yanında molla güranineler molla fenariler...bilmem bunlar sana ne ifade ediyor..
fıkhın zirvesi ile tasavvufun zirvesi fatih sultan mehmette buluşabiliyor sende neden buluşamıyor ?
şimdi bunlarla yani tasavvufun anadouyu islamlaştırma serüveni ile şah ismal zamanında şii fedailerin çalışmaları ile anadoluda artan şiiliğin tasavvufla ne alakası var?...yazdıklarından birçoğunu anlamadığım gibi bunu da anlamadım
altıncısı..kardeşim birçok mantık hatası yapmışsın ..birçok yanlış bilgi var açıklamanda..ensonuncusuda...demişsinki nefis terbiye edilmez irade terbiye edilir
şimdi birşeyin terbiye edilmesi onun kötülüğü istemesi halindedir...irade zaten iyi şeyler yapabilme gücüdür..sen ancak iradeni güçlendirebilirsin...terbiye etmek irade için sözkonsu olamaz..zaten iradenin kendisi hayırlı ameller için bir istekdir...neyini nasıl terbiye edeceksin.
dediğim gibi ancak oruç gibi ameller ile güçlendirisn..
oysa nefis emmaredir..ama benim şeytanım müslüman oldu diyen efendimiz nefsinin ölmediğini ama müslüman olduğunu belirtiyor...allah onlardan razı onlarda allahtan ibaresi ile kuranda belirtildiği üzere nefis terbiye edilir kardeşim...kılleti kelam, kılleti menam, kılleti taam..bir dene istersen...
yazdıklarıma somut örneklerle cevap verirsen sevinirim...iddia değil somut örnek lütfen ..akıl almaz cümleleri büyük bir cesaretle kullanıyorsun..ama delil nerede..
herkes herşeyi iddia edebilir her iddiaya cevap yetiştirecek değiliz..
somut örnekler lütfen...
selam ve dua ile
Oruç kimin başına vurmuş!
Per, 11/09/2008 - 01:22 — Mehmet DemirciOrucun hangimizin başına vurduğunu anlayabilmek için yazdığın yorumu bir daha oku!
Kur'an-ı kerim'deki bir kıssayı halk arasında anlatılan bir hikaye gibi geçiştirmeye kalkman karşısında sadece içinde bulunduğun epistemolojik krizden rabbimin seni kurtarmasını dileyerek konuyu kapıyorum.
http://www.karakalem.net