renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kezzab-ı Bî-Hicâb

Adı: Faik.
Soyadı: Bulut.
Mesleği: Araştırmacı-Yazar (Kendini gerçekten öyle mi tanıtıyor ya da tanımlıyor onu bilemem ama mazlûm ve mahzûn ülkemin câhiliye medyasında bu sıfatla anılıyor).
Aynı zamanda bilumum câhiliye televizyonlarının en yüce rabbi olan “Reyting” nâm ilâhın doymak bilmez gözünü doyurma âyinlerinden biri olan, o ciddiyeti kendinden menkûl “tartışma” ama aslı itibâriyle “tırtışma”, “adam kapıştırma” ve “avâmın zihnini allak-bullak etme” programlarının gediklilerinden.

Kendine has konuşma üslûbundan olsa gerek, “benim” diyen komedyene taş çıkartacak kadar matrak gelirdi bana halleri, sırf bu yüzden seyrederdim onu ve merak ederdim, hiç kendisine Amerikancasıyla “stand-up” tesmiye edilen türden bir gösteri yapmasını teklif eden olmuş mudur acaba diye. Zaten ilmî bir kıymeti olmasını bırakın bir yana, pek öyle dişe dokunur tarafı bile yoktu söylediklerinin.

Karadenizlilerin "kudal" dedikleri, tahtadan mamul, bugünkü el “mikser”lerinin ceddi olan bir mutfak gereci vardır; ortalığı karıştıran fitne-fesâd ehli için de Karadenizde
"kudal" denir. Ne zaman görsem Faik Bulut’u aklıma nedense hep kudal gelir. Bu tür zevata her toplumda bir şekilde rastlanır ve ortalıkta dolanıp kendilerince birşeyler söyleyip durmalarına ancak bir yere kadar tahammül edilir. O bir yer de “haddini bilme” yeridir. Zira, tâbir-i âmiyâne ile “gaza gelip” ya da “getirilip” de hadlerini aşınca bu tür zevat, bir tür “entelektüel eğlencelik” olmaktan çıkar ve zarar fasîlesine dahil olmaya başlar. İşte tam da burada birilerinin duruma müdâhil ve de mukayyed olup “Dur!” demesi ve haddini aşanı ric’ata davet etmesi gerekir. Bu defa da vazife fakîre düştü. TEMPO nâm haftalık mecmuanın 16 Ağutos 2005 tarihli nüshasında, “İslâm’da Cinsel Büyüler” nâm kitabın da müellifi olduğu zikredilen Faik Bulut bey haddini fersah fersah aşarak, fütursuzca ve câhiliyeye mahsus küstah bir edebsizlik içinde şöyle bir iddiada bulunuyor: “İslâm’da şeytan eşittir kadındır”! Dehşetengiz bir iddia bu! Üstelik yanızca iddia değil düpedüz yalan!

Dese ki bu haddini bilmez adam: “Müslümanların arasında kadına sanki şeytanmışçasına davranan sapkın bir zihniyete sahip kimseler vardır” ya da “Kadın eşittir şeytan sapkın düşüncesi Müslüman toplumlarında da yaygın olarak gözlemlenen bir sapkınlıktır”, başta ben olmak üzere hiç kimsenin itirazı olmaz, olamaz. Ama böyle bir sapkınlığı Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, celle celâluhu, dîni olan İslâm’a maletmeye kalkışmak ağır bir suçtur! Bu suçu insana ancak zifrî karanlık ve iflâh olmaz bir cehâlet işletir. Bir de kudurma raddesine varmış azgın bir İslâm düşmanlığı.

Faik Bulut bey bu ağır suçu işlemeyi besbelli bir alışkanlık haline getirmiştir. Nitekim Faik Bulut beyin, TEMPO mecmuasında “yayımlandığı tarihte büyük ilgi görmüştü” diye tanıtılan “İslâm’da Cinsel Büyüler” kitabına seçtiği ad bunun en somut delilidir. Çünkü, “Büyü ve büyücülük İslâm'da yasaklanmıştır. Kur'an-ı Kerîm'de büyücülerin iflah olmayacağı (Tâhâ, 20/69) belirtilmiştir. Kâfirler, kendilerini haklı çıkarabilmek, Allah'ın elçilerini yalanlamak için onları büyücülükle, büyü yapmakla suçlamışlardır.

Büyücülükle suçlananlar arasında Hz. İsa (es-Sâf, 61/6); Hz. Musa (ez-Zuhruf, 43/49); (ez-Zâriyat, 51/39), Hz. Süleyman (el-Bakara, 2/102), Hz. Muhammed (el-Hicr, 15/6) zikredilmektedir. Başka bir ayette, inanmayan kişilerin bütün peygamberleri büyücülükle suçladıkları görülmektedir (ez-Zâriyat, 51/52). Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadisinde
‘Yedi şeyden sakınınız’ buyururken ikinci sırada ‘sihir yapma’yı zikretmiştir. (Buhârî, Iiasâya 23; Müslim, İman,144). Başka bir hadiste büyü yapan kişinin küfre girdiğini belirtmiştir. Muhabbet için efsun yapmanın, ipliğe okumanın, büyü yapmanın şirk olduğunu da belirtmiştir (Nesâî, Tahrim 19). Büyüye inanan kişinin Cennet'e giremeyeceği de (Ahmed İbn Hanbel, II, 83; IV, 399) belirtilmiştir.

Başka bir hadiste de büyücüye, müneccime, gaibden haber veren kimseye inanan kişinin Kur'an'ı inkâr etmiş olduğu belirtilmektedir. (Ebû Davûd, Tıp, 21).”
Faik Bulut beyin, en azından akademik ciddiyet gereği, kitabının adını “Müslüman Toplumlarda Cinsel Büyüler” koyması icâb ederdi.

Faik Bulut beyin, Müslüman toplumlarda gözlemlenen birtakım sapkınlıkları Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, celle celâluhu, dîni olan İslâm’a maletmeye kalıkışan iki sınıf taifeden hangisine dahil olduğunu en iyi kendi bilir.
Eğer Faik Bulut bey gerçekten de “araştırmacı” sıfatı taşıyan bir “yazar”sa, İslâm’a dair her türlü beyânatını önce mubârek Kur’ân’a, sonra da Muazzez Peygamberimizin (s.a.v.) sahih hadislerine dayandırabilmesi gerekir. Aksi halde müfterî ve kezzâb, yani Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’a, celle celâluhu, ve son Rasûlü Hz. Peygambere (s.a.v.) “yalan isnâd edenler”den olur. Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, celle celâluhu, dîni olan İslâm’da yalancılık haramdır ve şiddetle yasaklanmıştır.

Hodri meydan Faik Bulut bey!
Mubârek Kur’ân’da ya da Muazzez Peygamberimizin (s.a.v.) sahih hadislerinden birinde “Kadın eşittir şeytan” mânâsına gelen bir ifâde bulup gösterin! Bunu yapamazsanız –ki asla yapamayacaksınız- “kartvizit”inize bundan böyle
“Araştırmacı – Yazar” yerine “Kezzâb-ı bî-hicâb” yazmanız gerekecek.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Yirmi sekizli rakamlarla

Yirmi sekizli rakamlarla telaffuz edilen, hani şu konu İslam ve İslam'a saldırı olunca ağzı olanın konuştuğu malum ve lanetli süreçte zuhur etmiş bir hayli araştırmacı ve İslamcı! yazara sahip olmuştuk. Planlandığı üzere o günün şartlarında prim yapmaları da sağlanmıştı lakin kullanıldıktan bir süre sonra yine bir kenera atılıp unutuldular. Muhtemelen, eski şaşalı günlere teşne olmuşlar.

Müstearı, şahsına münhasır kelime ve cümle kurgusundan kimliğini çıkartmakta zorluk çekmediğim sevgili abimin, İslam'ın kadın ile şeytanı bir tuttuğunu iddia edecek kadar hamakat sahibi birine meydan okuyor olmakla ne denli isabetli bir iş yapmış olduğu hususunda şüpheliyim.

Her zaman olduğu gibi, yüreğinden yüzüne vuran samimiyet ve yakınlığı cümlelerinden hissettiğim bu hasbi şahsiyeti burada görmekten dolayı duyguğum memnuniyeti dile getirmek isterim. Hoş gelmişsiniz.

selam ve dua ile..

Bu ilk değil son da olmayacak

Faik Bulut'un bundan önce de çok değerli (!) çalışmaları olmuştu. Faik efendi "alevi aydınlanmasına katkı" amacıyla yazdığı "İslam'da Özgürlük Arayışı" olarak sunulan 1997 yılında yayınlanan kitabında neler döktürmüş neler;

…Çünkü Hz. Ali Alevi değil, Sünniydi: o camide namaz kılarken öldürülmüştü.

-Alevi fikriyatının başlangıcından bu yana Ali ve Ehl-i beyt ile ilgili olmadığını; dolayısıyla Alevilik inancının aslında sünni olan Ali’siz başlayıp devam ettiğini kanıtlamaya çalıştık.

-Sözün özü Muhtar hareketi, Alevilik fikriyatının tabanına oturuşunu temsil eder; şiilik çizgi ve motiflerinden uzaktır.

-Mezopotamya Alevi fikriyatının ilk ocağı, ilk yatağı sayılır.

İnsan İslam'a bu kadar düşman olunca böylesi zırvaları "bilimsel araştırma" diye takdim ederek utanmadan yayınlayabiliyor.

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

Gerillacılıktan ateistliğe Faik Bulut

Faik Bulut hakkında konuşacaksak önce "Faik Bulut Kimdir?" sorusunun cevabını bulalım.(Belki de hakkında konuşmaya gerek kalmayacaktır) 22 Haziran 1999'da Fuat Akyol tarafından hazırlanmış olan ve Zaman gazetesinde "ÖZEL DOSYALAR/Maskeleri Düştü" başlığı ile yayınlanan araştırmadan bir bölümü dikkatinize sunuyorum.

"Faik Bulut

O da Perinçek'in Aydınlık'ından gelme.

FKÖ kamplarında kaldı. MOSSAD sorguladı ve 7 yıl hapis yattı. İlginç olanı, Türkiye'ye gelince FKÖ ile değil din, ordu, Alevi yazılarıyla dikkat çekti.

Gazete ve dergi haberlerini toplayıp "kitaplaştırması" ile tanınan Faik Bulut, gazeteci olarak adlandırılmasını gerektiren hiçbir özelliği olmamasına karşılık, 1950 öncesinden bu yana Türk basın dünyasından birçok ismin bile erişemeyeceği hızla 18 ayrı kitaba imza attı.

Bir kitabının biyografisinde, "1985'lerden itibaren basın alanında çalışmaya başladı ve çeşitli basın yayın organlarında muhabirlik, köşe yazarlığı yaptı" denilen Faik Bulut'un hangi gazetelerde muhabirlik ve köşe yazarlığı yaptığını bilen yok. Sadece, 1980'de İsrail'de 8 yıl tutuklu bulunduğu ceza evinden salıverilmesinden sonra geldiği Türkiye'de Doğu Perinçek yönetimindeki Aydınlık dergisinde yaptığı "üç aylık" muhabirliği biliniyor. Bu kadar kısır bir gazetecilik geçmişine rağmen Faik Bulut'un nasıl bu kadar "velut bir yazar" olup çıktığını anlamak için Bulut'un dramatik hayat hikayesine ve kitaplarının isimlerine bakmak gerekiyor.

Faik Bulut kimdir?

Faik Bulut 1950'de Kars'ta doğdu. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İş Bölümü öğrencisi iken okulu terk etti ve 1972'de Suriye üzerinden Lübnan'daki Filistin Kurtuluş Örgütü kamplarına katıldı. Kendisini anlatırken, "Deniz Gezmiş'lerin efsanesiyle büyüdüm, Dev-Genç çatısı içinde yer aldım, Aydınlık geleneği içinde yer aldım." diyerek referanslarını sergileyen Faik Bulut, İsrail askerlerinin bir operasyonuyla yaralı olarak ele geçirilip tutuklandı. İsrail'in FKÖ kampına yönelik 1973 operasyonu sırasında kampta bulunan ve aralarında Bora Gözen'in de bulunduğu 8 kişilik Aydınlıkçı grup operasyon sırasında öldürülürken beş kurşunla yaralanan Faik Bulut sağ olarak ele geçirildi. Ele geçirilen Bulut MOSSAD tarafından 20 gün sorgulandıktan sonra İsrail yargı organları tarafından hapis cezasına çarptırıldı ve 1980'e kadar ceza evinde kaldı. Bulut 7 yıl 2 ay İsrail'de tutuklu kaldı.

Orduyla hesaplaşmaya çağrı

Filistinlilerin saflarında İsrail askerlerine karşı çarpışmak için Lübnan'daki kamplara giden Faik Bulut'un 1980'den sonra Türkiye'ye dönmesinden sonra yazdığı 18 kitaba bakıldığında, Bulut'un "özgürlük özlemleri" yerine Türkiye'de "istikrarsızlık ve iç savaş kışkırtıcılığı"na yönelik özlemleri dikkat çekiyor. Örneğin Bulut, "Ordu ve Din" kitabının ön sözünde şunları yazıyor: "Türkiye, başta Kürtler olarak, Aleviler, İslamcılar, demokratlar, sosyalistler, egemen sınıflar ve ordu; hem kendi içinde, hem de birbirileriyle hesaplaşma macerasına giriyor. Kürtler ile devlet (ve ordu), İslamcılar ile devlet (ve ordu), sosyalistler ile devlet (ve ordu), emekçiler ile devlet (ve ordu) karşı karşıya gelmiş durumda. Kürtler ile devlet arasındaki ilişkide hakim unsur silah yani savaş var. Taraflar çarpışıyor, habire kan dökülüyor. İslamcılar ile devlet arasındaki ilişki henüz sıcak çatışma zeminine oturmuş değil, belki bu yöne doğru bir kayış gözleniyordur. Bununla birlikte Türkiye toplumu kendi iç çelişkilerini ve iç hesaplaşmasını yapmaksızın demokratikleşme meselesini çözemez."

"Kürtleri, İslamcıları, sosyalistleri ve emekçileri Türk ordusu ile hesaplaşmaya çağırıp iç savaş çığırtkanlığı yapan" Faik Bulut, Alevi kesimin de bu çatışmalara dahil olması için "Ali'siz Alevilik" kitabında "provokatörlüğünü" en ileri düzeye çıkararak şu cümleleri kullanıyor: "Hz. Ali kafirlerin kafasını kesiyordu. Halbuki o kesilen kafalar bugünkü Alevilerin ata dedeleriydi. Aleviliği Hz. Ali'ye bağladığınız oranda şiddeti de kabul edersiniz... Sünnilerin Alevilere yaptıklarını yapacaklarına, yani keseceklerine inanıyorum."

Aleviler Sünnileri kesecek

"Aleviler, Sünnileri kesecek" diyen Faik Bulut'a cevap veren Alevi kesimin önde gelen isimleri onun içinde bulunduğu cehaletin yanı sıra, bu sözleriyle hangi karanlık çevrelerin sözcülüğünü üstlendiğine de bakılması gerektiğine işaret ettiler. Prof. İzzettin Doğan, Bulut için, "Büyük bir yanlış, daha doğrusu cehl içinde demektir. Çünkü Hz. Ali'siz ne Alevilik ne İslam düşünülebilir. Aleviliğin A'sını bilmiyor demek." Kendisi Alevi olmamasına rağmen, "ateist" olduğunu açıkça söylemesine rağmen, tarihi ve İslami gerçeklerle bağdaşmayan bir kitap yazan Bulut'un, "Alevi-Sünni savaşı" özlemine dikkat çekiliyor."

Gerilla

Ne gazetecisi ne araştırmacısı kendisi TİİKP üyesi eski bir gerilladır. 1965 yılında kurulan ve Türkiye İşçi Partisi'nin bir yan kuruluşu olarak ortaya çıkan Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) 10 Ekim 1969 tarihinde yaptığı 4. kurultayında tüzük değişikliği ile adını TÜRKİYE DEVRİMCİ GENÇLİK FEDERASYONU (DEV-GENÇ) olarak değiştirmiştir. Ekim 1970 DEV-GENÇ kongresinde önderliğini Doğu Perinçek ve arkadaşlarının yaptığı Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) grubu, DEV-GENÇ'ten ayrılarak Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)'ni kurmuştur. İşte Faik Bulut'ta bu örgütün bir üyesiydi.

Bulut 9 TİİKP'linin öldürüldüğü Filistendeki Nahl el Bared kampından yaralı olarak kurtulmuş. israilde 7 yıl hapis yatmıştır. Ama Filistin'e araştırma yapmaya değil gerilla eğitimi almaya gitmişti. Filistin'de 7 yıl hapis yatınca birden Ortadoğu, Sünnilik ve Alevilik uzmanı oluverdi.

Dine düşmanlığı ise Turan Dursun'a dostluğundan ileri gelmektedir.

Faik Bulut sosyalist ve ateisttir.

Şu anda yayın hayatına devam etmeyen ozbelgeler.com sitesinde MEHMET ÖZÇELİK tarafından 11.6.2000 tarihinde yazılan "OLAYLAR VE BİLİNEN MEÇHUL ŞAHSİYETLER" isimli yazıdan bir bölümü de ben aktarmış olayım;

"Faik Bulut; Kendi ifadesiyle:”Sosyalist olup, Atatürkçü değil"[10]

Amcası oğlu feridun Bulut, kendisini bir takım çevrelere iyi görünmek için dinsiz göstermeye çalıştığını ve kendisinin;
"Çocukluğunda Allah’a inanırdı. Ama 1980 öncesinde Filistin kurtuluş örgütü(FKÖ)kamplarında eğitim gördü. Müslümanların yanında,İsrail askerlerine karşı savaştı ve burada yaralanarak esir düştü.”diye tanımlar.[11]

Bir taraftan aleviliğe taraftarlılıkla aleviler kışkırtılırken,diğer taraftan da;yazdığı “Ali’siz Alevilik”kitabı ve paneldeki konuşmasıyla da;”İlk alevileri ateş kuyusuna atarak diri diri yakan”ifadeleriyle Hz.Ali’yi böyle göstermekle bir yandan da bir boşluk ve inançsızlık içerisine yitilmektedirler.[12]

Perinçek-in Aydınlık’ından gelme olup;din,ordu ve alevi konularını ele almakla o alanda oturan ve Prof. İzzettin Doğan’ca da alevi olmadığını söyleyerek kabul etmediklerini ve onun ateist olduğunu açıkça söylediğini nakleder.[13

--------
[10] İftiranın değişmeyen mantığı.L.E.Webb.44.

[11] Bak.zaman gaz.30-6-1999.

[12] Bkn.agg.13-8-ve-14-8-,22-6-1999.

[13] Bkn.agg.24-6-1999.

Çatışma

Sayın T. Yakkuz’un yazısını nasıl anlamlıyız sorunu yaşayanlardan biri olduğumu belirtmek isterim. Aynı sorunu bu sitede ikinci kez yaşadığımı belirtmek isterim. Öyle sanıyorum ortada bir yöntem sorunu vardır. Başlıca sorularım şudur:

1. Öncelikle, bu yazıyı nasıl anlamlıyız?
2. Bu yazıda söz konusu “Kezab-ı bi hicab” denilen şahsın karşısında konumlandırılan Kur’an mıdır, yoksa T. Yakkuz’un kendisi mi?
3. En ilginci, şu meşhur “kadın söylemi” neden hep bir çatışma söylemi içinde değerlendirilmektedir? “Kadın” olgusu fazlaca güncel ve ilgi çekici olduğundan mı, yoksa bir gereksinim olduğundan mı? Belki de “kadın sorunu” fazlaca erkeksi bir sorun olduğundan mı?
4. Kur’an neden bir çatışma söylemi içinde değerlendirilmektedir? Bunun Müslümanlara ne gibi getirisi bulunmaktadır?
5. Kur’an ve Hadis’ten yararlanma yöntemimiz nedir? Bütüncül mü, görüşlerimizi kanıtlayacak nitelikler üzerinde durmak mı, yoksa rast gele bir sığınmacılık mı?
6. "Kezzab-ı bi-hicab" denilen şahıs ne gibi özelliğinden dolayı gündemimizi meşgul etmek zorunda? Herkesin bildiği gibi, bu şahıs bu lafları bugün değil, dün değil, 30 yıldır söylemekte ve kimler adına söylediği de ortada.
7. Yapılan “hodri meydan” çağrısı içinde bizim yerimiz ne?
8. Bir dini, bir düşünceği şahıs üzerine kurgulamak ne derecede doğrudur?

Saygılarımla...