Her gece yatağa uzanıp ellerimi başımın altında bağlayıp tavanı izlerken caddeden gelen sesleri dinliyorum. Duyduğum seslerin sahiplerine bir rol biçip tavanda kurduğum sahnede onları izliyorum...
Hayal kurmak niye hep soğuk bir kış gecesinde caddedeki tüm evleri, yağan karın arasından izlemek gibi oluyor. Karlar, esen rüzgarla bir sağa bir sola doğru gidiyor, bazen de hiçbir yöne aldırmadan rastgele yağıyorlar.
Kimisi saçlarım ve kirpiklerimde birikirken kimisi de evlerin bacalarından çıkan gri duman arasında eriyor...
Ben de isterdim masmavi bir suyun içine ayaklarımı uzatmış, iki elimi çeneme dayamış bir elimle suya taş atarken bir taraftan da neşeli insanların gülüşlerini duymayı. Benim dünyamda ellerimi göğsüme bağlayarak kış soğunda güzel hayaller kurmak varmış, giden arabanın arka camından el sallayan çocukları izlemek varmış, soğukta üşüyen aç kedilerin merhamet isteyen gözlerine bakmak varmış...
Ne zaman yaşamanın dayanılmaz olduğunu düşünsek ısınmak için bir kibrit yakıyoruz. Yaktıkça donmuş anılarımız canlanıyor, sevdiklerimiz ellerini bize uzatıyor, hayal kırıklıkları bitiyor, hayat daha adaletli oluyor, daha merhametli oluyor...
Hayat bu işte, yoksullara sınırlı sayıda kibrit vermiştir; her kötü gün için bir kibrit, her soğuk için bir kibrit, her umutsuzluk için bir kibrit, her umut için bir kibrit...
Hayat bu işte, yaşamak yok hayal kurmak var, unutulmaktan, yalnızlıktan kurtulmak için yanan alevin içine donuk gözlerle bakmak var, yoldan geçenlerin sana aldırmazlığı var, evde bizi bekleyen annemiz var, küçük bir çocuğun özlemleri var, hayatın içinde yokoluşu var, tutanamayışı var, zorluklara acımasızlığa karşı yenilgisi var...
Bu kadar büyük bir dünyadan istenilen çok küçük bir şeydir aslında. Her bakış biraz soğuk, biraz yardım çığlığıdır, birazda kimsesizliğimizde eriyip gitmektir...
Ama kibrit çöplerimiz bir ömür kadar uzun değildir. Biraz sonra parmağımızı yakmaya başlar, daha güzel hayallerin bedeli biraz acı, biraz iç çekiştir. Ve kurulmuş bitmiş düşlerimiz dizlerimizin yanındaki sönmüş kibrit çöpleri kadardır. Zayıf, kara ve güçsüzdür...
Umutlar bittikçe, ayaz ağırlığını gittikçe artırdıkça, sokaklar tenhalaşıp sokak lambaları yandıkça, neşeli sesler artık evlerin kapısından duyulmaya başladıkça hayatınızın merdivenlerine tek başına oturmuş bulursun kendini...
Sona yaklaştığını artık güzel bir sevinçle içinde hissetmeye başlarsın. Cebinden çıkardığın kibrit kutusunun içindeki kibrit çöplerini hayatın aldırmazlığına karşı büyük bir gürültüyle yakmaya başlarsın, ellerin ısınır, hayatın ısınır, kalbin ısınır. Her alev sarıp sarmalar seni, için için yakar tüm kötülüğü, bir çocuk gibi özlemek gözlerini yaşartır; meğer hayattan istediğin şeyler ne kadar çokmuş, meğer sevgiymiş her kibritin yanışında gizli olan, meğer anılarmış her günü yaşatan, her günü güzel kılan...
Kibrit çöpleri tek tek yanar, alevlerin arasından köprüye yağan karlar görünür...
Acaba son kibrit söndüğünde cennetten bir melek gelip elimizden tutarak bizi götürecek mi, merdivende hayata gözlerini kapamış, kardan bembeyaz olmuş çoçuğu göstererek bizi avutacak mı, geride bıraktıklarımızın üzülmeyeceğini söyleyecek mi, iyilerin yerinin yanı olduğunu söyleyecek mi...
Hayat küçük bir çocuğun hayallerini taşıyamayacak kadar zayıf mı, mutluluğu hayallere hapsedecek kadar acımasız mı, zalim mi...
Biz küçük bir kız çocuğu kadar masum muyuz, onun kadar güzel hayaller kurabiliyor muyuz, onun kadar hayattan beklentilerimiz az mı, onun kadar güçsüz ve merhamete muhtaç mıyız...
İyiler neden merdivenlerde hayal kurarken yağan kar altında ölürler...
Bazı masalların sonu niye mutlu bitmez...
Bizi cennete götürecek bir melek var mı?
Yorumlar
Hayat, bir cocugun
Cum, 26/09/2008 - 04:24 — merve tunaHayat, bir cocugun hayellerini tasımayacak kadar zayıf olmasıydı,hayat mutlulugu hayellere hapsedecek kadar zalim olmasaydı, yetikinler bir kız cocugu kadar masum olsaydı ve hayeller kurabilseydi en az o kız cocugu kadar,hayattan enbuyuk beklentileri güclu olmak degil de merhamet duygusunu yeniden kazanmak olsaydı ve iyiler merdivenlerde yagan kar altında degil de, kar yagarken hayel ettikleri yerde ölseydi ve masalların sonu hep iyi bitseydi..
bizi cennete götürecek bir melek var mı diye sormazdık ki..
yazınızı okudugumda,
herzorluga, haksızlıga, adeletsizlige ragmen bizi ayakta tutan ve neolursa olsun, yakacak tek bir kibrit tanesi kalıncaya kadar umut etmemizi saglayan sey degil midir, bizi cennete götürecek bir melegin beklentisi.. diye dusundum..
Ellerinize saglık cok guzel bir yazı olmus..
Bakara 214
Cum, 26/09/2008 - 23:15 — yusuf baybars"Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?"
Deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa, ne biçim bir dünyadır burası!
Andrei Tarkovsky ( Nostalghia )