renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kırgınlık

bir kız
ince uzun tekinsiz, ingiliz gibi, tay gibi, sevimsiz
çirkin, kırılgan, kırgın, bir yanı zaten eksik
hiç öpülmemiş, hiç sevilmemiş, beklediği olmamış
masal okumamış, kimseye değmeden yaşamış gibi

bir kız
ve onun, beni bir erkek yapan ustalıklı ayak bilekleri

bir kız
radyoda bir tanburi şarkısını bitirince ölecek
bir yolu yok yaşamanın tanrım, bir yolu yok daha uzun

bir kız
yaşamamış aslında hiç belki de yani o kız işte bildiğiniz
sallüaleyhivesellimuteslima dedirten çatlamış dudaklarımıza

bir kız
doğduğunda kokusuyla, doğduğunda annesinin memesini

yazarak kendimi öldürmek istiyorum. yazarak kendimi. yazarak. yazdığım yerden bozarak.

bir kız
usulca sokulup yaşıyor mu diye nefesini dinleyeceğim
burnu bana benzese de benzemese de

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bu şiirde şair ne demek istemiş?

Merhaba şair kardeşlerim sözüm şiire değil. Sözüm size olacak! Şimdi okuyucu bu şiiri niye okumalı? Etkileyici müzikalitesinden dolayı mı, söyleyişteki özlülükten dolayı mı, çok metafizik koktuğu için mi?, tarihsel imalarından dolayı mı, hı?, mi, mı?, mi?, mi? Bu Mı'lar Hı'lar benim uydurduğum, yazdığım şey. O da ne! Şiirde yeni bir aruz mu oluştu diye düşünülmesin! Sadece sorulacak soruların bir tonluğunu ima etmek içindir.

Ya da bu şiirde, yahu "küfür yok bu şiirde" öyleyse ahengide yokmu diyelim! Şiirin özlülüğünü de bir kenara atalım, anlamına mı bakalım? Öyle ya şiir biraz da anlam demektir değil mi? Sahi, "radyoda bir tanburi şarkısını bitirince ölecek/ Bir yolu yok yaşamanın tanrım, bir yolu yok daha uzun", "çağrışımı, kızın, kırılması, ince uzun tekinsiz, ingiliz gibi, tay gibi, sevimsiz çirkin, kırılgan, kırgın, bir yanı zaten eksik, hiç öpülmemiş, hiç sevilmemiş, beklediği olmamış masal okumamış, kimseye değmeden yaşamış" gibi sözcükler, kelimeler size neyi anlatıyor? O incecik, kepkeskin, kıldan bir çelik olan sırat köprüsünden geçerken size böyle bir şiirin anlamı sorulsa ne yaparsınız ey şair kardeşlerim hiç düşündünüz mü? Tanrı, hepimizi böyle zor, çetrefilli, çıkalmaz bir sınavlardan korusun.(AMiN) Eğer sabrınız kalırsa şair hanım ve bey kardeşlerim bana, biraz da şu "bakışı ile güneşi söndüren ömer'i , Kuyunun dibine atılmış Yusuf'u, ona hasret kalan ve kokusunu duyan yakub'u, oğlum osmanı..." üzerinde kafa yoralım derim. Şair kardeşlerim! Biliyorum, engin sabrınızı ve hoşgörünüzü ben sizin günde 1453 kez şiir okuduğunuzu... Sizler, sevgili meslektaşlarınızı yani şairlerimizi yüzüstü bırakmak istemezsiniz. Ne yapar eder, bu hercümercden manidar bir küfür, bir argo çıkarırsınız yine de... Ya da Araplar'ın "şiirin anlamı, şairin içindedir" sözünemi itibar etsek! Hadi bakalım kolay gelsin...

Dostlarda pazarda SATILIR oldu...

O ifadeler bana şunu hatırlatıyor

" Sahi, "radyoda bir tanburi şarkısını bitirince ölecek/ Bir yolu yok yaşamanın tanrım, bir yolu yok daha uzun", "çağrışımı, kızın, kırılması, ince uzun tekinsiz, ingiliz gibi, tay gibi, sevimsiz çirkin, kırılgan, kırgın, bir yanı zaten eksik, hiç öpülmemiş, hiç sevilmemiş, beklediği olmamış masal okumamış, kimseye değmeden yaşamış" gibi sözcükler, kelimeler size neyi anlatıyor? "

Mesela;

Cinsiyeti belli olan ana rahmindeki bir kız bebeğe yazılmış olabilir bu ifadeler.

ya da doğumdan hemen sonra küvözde yoğun bakıma alınmış bir kız çocuğunu anlatıyor da olabilir.

Sırattan geçerken bu şiirin anlamından sual olunursa eğer, kastedilen bunlardır denilirse eğer, geçiş mümkün olur mu acaba sırattan Yuşa Bey?

şiirde saklı bir bebek

Merhaba

İsmail abi demek ki kız geliyor. Allah analı babalı büyütsün.

hamiş: boş ver abi burnunu, "allahumme salli ala seyyidina muhammed" desin kafidir.

selamlar

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Nietzsche'nin Süpermenleri

Merhaba

Yuşa bey kardeşim, şiiri yazmak ve sonra şiiri anlamak, Adana sokaklarında sivri burunlu ayakkabı üzerinde, cigaralık sarmaya benzemez.

Ya şiiri şakkadana anlarsın ki bu senin dahi olduğunu gösterir! Ya da düz yazı okuyup uçağa binmeye devam edersin. Biz de kanatlarımızı açıp Nietzsche'nin süpermenleri olarak uzayda uçmaya devam ederiz.

Zira Hakan Arslanbenzer'in de önceleri cemaatte bir yerlerde demiş olduğu gibi, "artık şiiri şairler ve şiiri en az şairler kadar iyi anlayan şiir okuyucuları için yazıyoruz"

selamlar

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

IQ

şakkadan anlasak bir mesele anlamasak bir mesele, şiir değil mübarek IQ testi :)

küsmeyin de...

Kuran'ın Çiçekleri*

Sayın Mustafa Burak Sezer. Hakan Arslanbenzer doğru demiş. Velakin bakın bir de Octavio Paz ne demiş:

"Dil, bir yandan sadece gazetecilerin ve teknisyenlerin cılız ve cansız jargonuna dönüşüp gün geçtikçe bozulmakta, diğer yandan da şiirin kendisi bir ihtiyar eylemi halini almakta. Modern çağın ilk ışıklarıyla birlikte başlamış olan sürecin sonuna geldik artık.

Modern dünyanın önlerine dikmiş olduğu duvarları yıkmaya çabalayan pek çok şair yitik dinleyicileri arayıp durdu : 'İnsanlara gitmek'. Ama artık ortada insanlar yok, örgütlenmiş kalabalıklar var. Ve artık 'insanlara gitmek', bu kalabalıkları örgütleyenler arasında bir yer kapmak demektir. Şairler artık memurdur. Ne şaşırtıcı bir değişim. Geçmiş zamanların şairleri, peygamber veya din adamları, beyler veya asiler, soytarılar veya azizler, hizmetkârlar veya dilencilerdi. Bürokratik düzen, yaratıcılarını, kültürel cephenin tepesine yerleştirdiği ücretlilerden oluşturmayı uygun buldu. Evet bugün şairin toplumda bir yeri var peki ya şiirin?"

Ayrıca şiiri anlayabilmek için metafizik melekeler ve süpermenvari mükemmellikler müstesna, şairle dirsek teması kurmak vechesinin mevcudiyetinden ötürü, hiçbir şiirzede yahut şiirzâde, şiirin anlaşılmamasını anlaşılamaz karşılayan bir durum değerlendirmesine gidecek hakka sahip değildir. Hâfız der ki: "Öyle biridir ki şair dediğin / Bir kaşığa doldurur ışığı" . Ne kaşığın halihazırda bulunabilirliği yekpâre olarak kurtarıcıdır ne de hedefi-kaynağı belirlenemeyen ışık tutma hüsnüniyeti. Eğer şiir, topluma İsrafil'in surunu Mozart'ın piyanosundan ya da Tevfik'in neyinden fısıldamayı temenna eden bir melodram sanatı ise, yeknesak bir rutin gibi her melodramı alkışlayacak kadar megaloman şakşakçıların yontma taş devrinden günümüze dek kavimler göçü gibi hicret ettiği bir dogma ise, bu kukumavvari robotların her söze karşı davul-zurna ile kutsal kutlama ayinleri yapması günümüz edebiyat locasının bir ritüeli ise, bırakın birileri de borozan ve trompet enstrümanistliğine soyunsun. Şiir denilen anksiyete dünyası, alkışçılarını methedip kafa tutanlarını yererek gelmedi bugünlere. Laik olanı değil lâyık olanı yapmanın adıdır şiir. Diğerinin adına guantanamo meşrepli akrostişperverlerin turuncu anorak giyebilme eğilimi diyoruz. Schopenhaur usta da bu anorakperestişlere 'philister**' diyor.

Sözüm deveran eden şaire değil feveran eden sairedir. Nitekim kızıp yaklaşınca yadsıdığım kırılıp uzaklaşınca kanıksadığım bir şair dinamizmi var karşımda. O halde kahrolsun dürbünlerin zürriyeti, yaşasın mikroskopların hürriyeti.

* Bir Francois Dupeyron Filmi
** Zihinsel İhtiyaçları Olmayan

"Cinayete tarafsız kalmak katilin tarafını tutmaktır."
/No Man's Land/

bence yuşa bey bu sözü hak etmedi

bence yuşa bey bu sözü hak etmedi mustafa bey, "Yuşa bey kardeşim, şiiri yazmak ve sonra şiiri anlamak, Adana sokaklarında sivri burunlu ayakkabı üzerinde, cigaralık sarmaya benzemez." zira; Şahsı ile ilgili bilgi verirken bir yorumunda şöyle diyordu kendisi "Bundan 9 veya 10 yıl öncesine kadar her gün arkadaşlarla Adana'da doğum evi denen bölgede yeşilyuva mahallesinde sizin kopuk ve yaramaz dediğiniz arkadaş gurubuyla cığaralık sarar, küfür eder sonra birbirimizin bulmuş olduğu yeni küfürler ile dalga geçer makara yapardık... (Sizleri kendimden tiksindirmek için değil yeri geldiği için söylemiş olmak istiyorum...Halime acıyıp bana dua edesiniz diye yani...) Yani şunu demek istiyorum. Ben küfür ya da argo bilmeyen biri değilim. Şiirde yazarım, makalede, incelemede yaparım, denemede ama bu benim bu anlatımları yaparken şeyini şey ettiğimin şeyi dusturu ile yazı yazmamı gerektirmez." Bu ifadede önceki haline kahr eden ve kendi haline acımanızı istirham eden bu denli bir söze bu yazdığınız sözle adeta öldürmeye değil sakat bırakmaya çalışmışsınız. Niyetinizi bilmiyorum. Ama yuşa bey yazdığınız yoruma dahi sizin o karalamanızı görmezden gelip cevabını tumturaklı, oturaklı bir beyefendi edasında söylemiş olması beni sevindirdi. Kendisini tanıyorum gazeteden çok iyi bir arkadaşlığımız var. Asla sizin benzetmenize benzetmeyle bu tarzda cevap verecek biri değildir ki zaten görmezden gelmiş yorumunda...Bence bu hoş bir uslup değil! çünkü olayı direk şahsına kişiselleştirerek söylemişsiniz. (Allah dilimize hakim olaylardan eylesin)

"Kitabımın kâğıdının bir köşesini her kim nişan için bükerse bana hançer çekmiş, kanımı dökmüş bir katil olur."

Müsade Edinde Şair Olmayı Deneyelim.

Yukarıdaki şiirin ve şairin başlığı altına yazdığım ilk yorumumun şiirle alakalı olmadığını söylemek isterim. Bu zaviyeden şairden özür dilerim. Çünkü ben şiiri yorumlamadım. Çünkü şair değilim. Şiir eleştirme işini şairlere bırakmalıyım… Ama bir şeyi de bilvesile sizlere itiraf edeyim ki birileri bizi uyarmadıkça (mail, telefon veya yorum yoluyla…) okuduğumuz şiirin nerede bitip, nerede başladığını fark edemeyecek kadar da akılsız olduğumuzu düşünülmesi beni çok üzdü… Hâlbuki şairin şiirini okuyunca çok güzel hislerle dolmuştum. Şiirindeki batıla gitmeyen, Allah’a giden, giderken bu yolda sabır deryasına dalmış bir kız çocuğu hayali kurdum… Bu şiirde enfes bir türde üslubun, imgelerin, atmosferin bu kadar içten tutulması kanaviçe gibi işlenmesi kalbimi mesrur etmeye yetmişti…Her ne ise...

İşte dostlar! Şiirin altındaki ilk yorumumun neden yazıldığını merak edenlere gelince; bazı okuyucularımıza ve şaire haksız söylenen “argocu şair, küfürbaz şair” yakıştırmasını kınamamdır. Sözlerimi öyle değerlendirilmesini ümit etmiştim… Ama sadece ümit etmişim anlaşılan...

Evet, bir diğer konu, sensin Mustafa’m. Öncelikle merhabalarımı sunuyorum sana güzel insan! İyi ki şairler var, iyi ki şiirler var yani yoksa senin o eşsiz şiirlerini okumaktan mahrum kalacaktım. Seni ve şiirlerini okurken, herşeye rağmen şiir yazmaya devam eden, hâlâ şiir okuyacak sabrı, nazikliği, inceliği, duygusallığı, duyarlılığı gösteren tüm dostları bütün insanları en içten muhabbetlerimle selamlıyorum... Evet, spor toto kuponları, sayısal loto kuponları, at yarışları oynamak varken, yüksek ücretlerle mesleklerini icraa edecekleri alanlar varken, Nietzsche'nin Süpermenleri gibi uçmak varken, sen gibi şairlerin duygularını buraya serlevha yazdığı ve bizlerle paylaştığı için teşekkür ederim. Sanatçı olunur mu, doğulur mu tartışmasına girmenin bir yararı olduğunu sanmıyorum Mustafam. Bu konudaki kişisel görüşüm, kişi doğuştan sanatçı, şair olsa da, kendini sürekli yenilemek ve geliştirmek durumunda olduğudur. Şüphesiz her alanda olduğu gibi, bu alanda da istisnalar vardır tabii. Eğer söz konusu şair bir dahi şiirlerinde dahiane kelimelerle insanlara hitap ediyor hicivliyor ise onun için kurallar koymanın ya da sanat talimatnameleri yayınlamanın hiç bir yararı olmayacaktır olmazda... Bu yüzden artık şiiri şairler ve şiiri en az şairler kadar iyi anlayan şiir okuyucuları için yazmak şairliktir diyoruz…

Evet Ahmedim, herkesin de kendini dahi zannederek kural, ilke, usul tanımazlık yapma hakkı olmasa gerekir öyle değil mi? Bu bir test değil ayan beyan bir şiir..Bu zaviyeden sen yine de üzülme...Biz senle hep bir ırmakta kürek çekecez…:))))

“Sırattan geçerken bu şiirin anlamından sual olunursa eğer, kastedilen bunlardır denilirse eğer, geçiş mümkün olur mu acaba sırattan Yuşa Bey? “ Şu sorunun cevabını soran ey yolcu… Senin her zaman O’(c.c)nunlaysan küfürden bile Allah çıkarır sıratı geçersin!

Son söz: Artık şiir yazacam! Mutlu olun! Tamam mı?

Dostlarda pazarda SATILIR oldu...

müstakbel şiir

Merhaba

Yuşa Bey, müstakbel şiirlerinizi merakla ve heyecanla bekliyoruz. :)

selamlar

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Sabir diliyorum

Bu yorumlar da neyin nesi? Bu ne curet ya?

Bır ignelemeler, bir assagilamalar, merakla bekliyoruzlar felan. Ben sizin hangi perdeden bu kadar cesaretle insan assagilayabildiginizi bilmek dahi istemiyorum. Bulundugunuz o sozum ona sairlik makami size bu sonradan gorme kustahligi sagliyorsa, musait bir yerde inin bulundugunuz duraktan.

Oyle ya argo dilin bas taci, tabureler bile mekanik sair eyliyor, erotizm buram buram islamiyetimsilestirilmeye calisip basarilamayan siirlerin icine sokuluyor, sonra ben sairim deniyor. Bu ne kustahlik, bu ne aymazlik.

Her sairin arkasinda belirmek, baska birisi yazsa ve okusaniz derununuzda esamesi dahi okunmayacak siirleri, sirf sozum ona marka olmus sair statusunde degerlendirisiniz... Kelimede yigin, icerikte bombos yorumlar, fikirler,fikirlenmeler.

Bu sekilde yarenlik komisyonu kurulmamali. Peh

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

işte Yuşa Irmak şiirleri...

Yuşa Bey zaten cemaatte farklı başlıklar altında iki şiirini yayımlamış. aynen buraya alıyorum linkleriyle, buyrun:

Anacığım...

Hangi kaynaktan sızar bu itina?
Hakikat şu ki: ödenemez hakkın ana...
Hangi satıra döksem,
Hangi mısra ile anlatsam seni?
Acep devran döner de,
Bir daha duyar mıyım;
Ninni terennüm ettiğin sesini?
Ana, satırlara sığmazsın hakikat;
Ruhuna zerkedilmiş inceden şefkat...
Anacığım,
Bir belalı cepheye düştük ki;
Uhud misâli!...
Uzat ellerini;
Bir elinde dava iksiri,
öbürüyle sarıver,
Kırık kanatlarımızı!...
Sonra sıvayıp arkamızı;
İşaret et Uhud'un sırtlarını!...
Anacığım, sen şefkat-i ummansın;
Beni kudsi davete doyuransın...

Kardeşlerimi Düşünüyorum...

Kardeşlerimi düşünüyorum
Uca tepelerinde Karabağ'ın
Kızgın sahralarında Cezayir'in
Ve köpek Sırp'ın pençesindeki...
Bosnalı çocuklara
Dua ediyor Bosnalı çocuklar
Soğuktan üşüyen günahsız elleriyle
Karanlıkta sabahlayan körpe yavrular
Güneşi görecekler masum gözleriyle...
Geceler artık daha güzel geliyor bana
Isınıyor kardeşlerim inananların duasıyla
Nasıl gülüyorlar bilmem âhlâksızca
Çekilen acıların utancıyla...
Söyleyin ne olur güneşe doğmasın bir daha
Acılar içinde inleyen dünyaya
Beni de ısıtmasın bundan sonra
Bosnalı çocuklar ısınmadıkça...

http://www.cemaat.com/node/2488

http://www.cemaat.com/node/758

selamlar/sevgiler

ulvî ukdenin câm nedâmeti

-- http://tenkafesi.com --

yazma yûşa yazma...

aman yûşa kardeş; "şiir yazma!"... nasıl şiir yazmayacağını sen çok iyi biliyorsun. yani, öyle yazacaksan hiç yazma... varsın adın şairler listesinde yer almasın, bir şey kaybetmezsin bilakis kazancın olur. ayrıca, bir şiiri eleştirmen için şair veya şiir eleştirmeni olman gerekmiyor. okuyucu olman, bir şiiri "kendi bakış açına göre" yorumlama hakkını sana verir. ki, şiir eleştirmenlerinin çoğunun "şiir yazmadığını" veya "yazamadığını" göz önünde bulundurursak eğer, sen aslında şiir eleştirmeni olmak için "biçilmiş kaftansın" : ) / esselam...

çıplak ayak fetişizmi

"bir kız
ve onun, beni bir erkek yapan ustalıklı ayak bilekleri "

halk müziğimizde varlığını sanırım ilanihaye sürdürecek olan çıplak ayak ya da ayak bileği fetişizmi modern türk şiirinin de içinde varlığını sürdürecektir. zaten modernlik birazda budur. gizli erotizm hangi şairin şiirinde yoktur ki. öyleki modern şiir, bu gizli itici gücün tahrikiyle hareket alanı yakalar. bu durum modern türk şiirini iyi okuyup değerlendirememişler için bir handikap sayılabilir. ve fakat iyi bir şair bu itici gücün tahrikiyle iyi şiirler çıkarmaya da devam edecektir. açın zarifoğlunun "çoğalmak" adlı şiirine bakın. orda okuduğunuz mısralar sonucunda acaba zarifoğlu gibi islamı ve ahlakı hayatının orta yerinde bayraklaştıran birine sapık gözüyle mi bakacağız. ya da ismet özelin "köleler gördüm karavaşlar/ hayaları burkulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalar/ mısraları karşısında bir tiksinti mi duyacağız yoksa burdaki vurgunun dahiyaneliğine mi hayran kalacağız.? cinsellik ve erotizm modern şiirin itici gücü dediysek de bu cemal süreya gibi erotizmi her satırın içinde kör göze parmak misali kullananları ya da küçük iskender gibi eşcinselliğinin pis döngüsellliğinden çıkamayanları baş tacı etmek anlamına gelmemelidir. zarifoğluyla cemal süreyayı birbirinden ayıran erotizm duyarlılığı; biri bu kanala bakarak oradan hayati bir çıkış noktası arar ya da bulurken diğeri ise orayı bir bataklığa çevirerek kendi boğuluşuna sebeb olur.

son olarak modernlik işte böyle bişeydir ya da tarantino bütün filmlerinde filmografik bir kare olarak kadın ayak parmakları imajıyla ne anlatmak ister bize diye bir soru sorsak hangi cevabı bulacağız yanımızda..

kızım...oğlum...


gözlerimin önüne ultrasonda parmaklarını izlerken içimin titrediği o küçük varlık geldi..

zor iş,yürekte titreyen telleri,dizmek sitelere...

ben bu şiiri anladim sandim.

Söz Uçar (mı)...

Dilimize pelesenk ettiğimiz o mübarek! latin deyişini hepimiz biliriz: Söz uçar, yazı kalır. Ne için denilmiş olursa olsun ama söz uçmaz abiler, keza yazı da.. Yahut uçarsa da, bir yerde durur. Bundan dolayı, gelin ey dostlar, sözlerimizi uçurmayalım, sonra kanatlarımız kırılabilir (son kez konacağımız! yerde).. Kırık kanatla da Sırattan karşıya.. Gerisini sen tam(an)la..

Baki muhabbetle..

BC

Düşünüşler, düşüşlerden evvel olmalı...

üzgünüm, çok üzgünüm

Ey Ehl-i Cemaat!

Hem "Yaklaşan", hem de "Kırgınlık" isimli şiirlerimin altında sürdürülen ve beni de, şiirlerimi de hiç mi hiç alakadar etmediğini düşündüğüm tartışmalar için sadece üzgünüm, çok üzgünüm.

Adım İsmail Kılıçarslan. Şairim. (Gerçi vaktiyle "şairim" dediğim için bile beni eleştirmeye kalkışan arkadaşlar olmuştu burada.) Şiir yazıyorum. Yazdığım şiirleri de Türkiye'nin çeşitli edebiyat dergilerinde ve çeşitli internet sitelerinde yayınlıyorum. Ancak, ne olur kimse bunu şahsi olarak üzerine alınmasın, "bu düzeysizlik" artık ruhumu acıtıyor. Eleştirinin hakarete, hakaretin küfre dönüşmesini izliyorum burada sıkça. Öznesi ben olayım ya da olmayayım.

Ey Cemaat. Ben hiç olmazsa sadece şiirlerimde küfrediyorum. Siz "senin ananı" demeseniz bile adına "yorum" dediğiniz yazılarınızla birbirinize "küfretme", "geçirme" yarışına girmiş durumdasınız.

Ben, uzunca ara verdiğim cemaat serüvenime, bu düzeysizliğe inat devam edeceğim. Kimseyle de buradan ve İsmail Kılıçarslan ismiyle herhangi bir polemiğe, tartışmaya girmeyeceğim. Sadece yazımı, şiirimi yayınlayıp çekileceğim kenara. Meselem olan arkadaşlarla da e-mail atarak, telefon açarak falan halledeceğim meselemi. Yani, kendi tartışmama cemaati şahit etmeyeceğim.

Giderek, "daha az bilen, daha çok zırvalayan" bir topluluk haline geliyor Türkiye'de bizim mahalle. Bu gidiş, iyiye, hayra, isabete giden bir gidiş değil.

Tekraren söylüyorum. Geçmişte bu tartışmalara pek çok kez katılmış, bu tartışmalara pek çok kez özne olmuş bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Bunu yapmamalıyız. Bunu yapmamalıyız. Bunu yapmamalıyız.

Hepinize saygılarımla.

sen yazmaya devam et

sen yazmaya devam et sevgili ismail kılıçarslan, ben de hiç olmazsa yazamadığım ama anladığım, hissettiğim şiirler okuyayım. şiirlerine teşekkür, dizelere verdiğin her cana teşekkür, her cümlene teşekkürler ismail kılıçarslan. nefesin daim oldukça şiirlerini yaz ki bizde her parçasını itinayla, edeble mutluluk ve teşekkürlerle okuyalım.

saygılar ve dua ile.

''Hayattan umudu çıkarınca umut kalıyor gene: hayatın içağacı. şiirin görünmeyen damarı.sözcükleri namluya süren el demek yani.'' NURİ PAKDİL

alakasız

şahsen ben de şiir ile alakalı olmadığını düşünüyorum zorunlu olarak verilen yanıtlar da mecburen şiirin altına yapılıyor oluyor ne yazık ki... bunun için bir çözüm varsa, konuşulacak herhangi bir konunun o konu başlığı altında konuşulması-tartışılması ve bahsettiğiniz üzere, küfürleşilmesi veya geçirilmesi daha uygun olacak sanırım. mesela hala şiir ve edebiyat içerisinde varolan ve yazılagelen bir argo-küfür konusu var ve üzerinde sağlıklı bir konuşma gerçekleştirilmiş değil lakin bunun konuşulması da gerekiyor. bununla birlikte bu konuyu konuşmak için bir şiirin altı değil, özel bir başlık olması da gerekiyor (veya gerekiyordu)... bu konuya dair bir girizgah yapılırsa eğer; orada yazma imkanı bulabiliriz. zira söyleyecek çok şey var; başlığımız yok. / esselam...

Sağ olsun,var olsun

Yaklaşan şiiriyle Kırılgan şiirini yazan kişinin aynı olduğuna inanmak mümkün değil nerdeyse.Ne şiirde,ne yazıda ne de konuşma dilinde argoya karşı olan biri değilim.Sadece tıpkı “Amerika” şiirinde olduğı gibi İsmail Kılıçarslan’ın protest duruşunun,argoya yönelme eğiliminin suni olduğunu hissediyorum.Bir şiir okuyucusu olarak tabi.

“İyi bir şiir okuyucusu gizli şairdir”demiş İsmet Özel.Oysa buradaki şiirlerin altına girilen yorumlardan bir kaçını istisna tutmak kaydıyla,iyi bir şiir okuyucusu olma yolunda fazla yol alamadığımızı görüyorum.Modern şiiri klasik şiir anlayışından ayırmak noktasında sıkıntılar yaşadığımızı,ilkokuldan üniversitelerin edebiyat fakültelerine varıncaya kadar,hala “bu şiiri nesire çevirin” ya da “bu şiirde ne anlatılmak isteniyor açıklayın”sorularını soran bir zihin yapısının etkisinden kurtulamadığımızı,modern şiiri anlamayı salt, Pazz’dan,Eliot’tan ya da Baudlaire’den alıntılar yapmaktan ibaret zannettiğimizi görüyorum.

Oysa anlatılabilir bir durum için yazılmaz şiir.Şiir,bir insanın yaşadığı hali herhangi bir iletişim vasıtasıyla ortaya koyamamasından dolayı bir iletişim imkanı olarak sanatı araya koyma çabasıdır.Modern şiirde nesir ve konuşma dilinde olduğu gibi anlatma gayesi güdülmez.Modern şiir sırtında değerler taşımaz. Bu yüzden şiirden diğer sanatların yaptığını beklemek yanlıştır. “Bu şiirde ne anlatılıyor şimdi” diye sormak da yanlış bir bakış açısı olacaktır.
Şiir yeniden var edilemez,zaten vardır,bağışlanmıştır.Kendi içerisinde varlığını sürdüren bir mahluktur.

Ben İsmail Kılıçarslan’ın geleneğin kaynaklarından beslenmiş,dilin imkanlarını zorlayan,kamusa son derece hakim,neoepik ya da neosatirik,adı konması şu an için gerekli olmayan tarzını seviyorum.Ve kötü taklitlerinin arasında sıyrılarak Türk modern şiir tarihi çizgisinde,hak ettiği yere oturacağına inanıyorum.Şiirlerini burda paylaştığı için de son derece memnunum.