renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kırık Kanatlar ya da Fransız Kurtuluş Savaşından Tablolar

Kırık KanatlarKüfür ettiğimde, “amma bozuk ağzı var bu İsmail Kılıçarslan’ın” diyorlar. Ancak, bu güzel ülkede öyle şeyler oluyor ki, küfür etmeden, ağzımı bozmadan yaklaşamıyorum olaylara. Ne yapayım?

Kimse kusura bakmasın; kusura bakacaklar yazının bundan sonrasını okumasınlar. Zira, fena halde ağzımı bozacağım. Çünkü bu “köksüz” zihniyeti, bu “pislikleri” ağzımı bozmadan anlatmak zor.

Neden bahsedeceğim? Dün akşam Kanal D’de 9. bölümü yayınlanan “Kırık Kanatlar” dizisinden.

Dizi, yetim ve öksüz kalmış üç kızımızın bir çiftlikte verdikleri yaşam mücadelesini anlatıyor temelde.

Ne yalan söyleyeyim, Kanal D “İstiklal Savaşı dizisi” diyerek Kırık Kanatlar’ı anons etmeye başladığında sevinmiştim. Sonunda, bir büyük kanalımız, anlatılması gereken, aktarılması gereken gerçekleri fark etmişti işte. Fakat, bu sevincimin kursağımda kalması gecikmedi. Dizi, daha ilk bölümünden “ben bu İstiklal savaşı hadisesinden hiçbir şey anlamadım” diyen gerizekalı bir düzleme oturup kaldı.

Bir kere, olayın nerde, hangi şehirde, hangi tarihte geçtiğini duyan bilen yok. Sadece belli belirsiz “büyük taarruz öncesi” bir Ege kasabasında olduğumuzu hissediyoruz. Oysa, tarihi dizi yapacaksanız, özellikle yer ve zaman çok önemli iki kavramdır.

İlk bölümde görülmesi gereken en önemli sahne, bir Osmanlı kızının nişanıydı. Kızımız, yedi kat yabancının önüne transparan bir elbise ile çıkıyordu. "İstiklal savaşı yıllarında bir Osmanlı kızı ve transparan elbise", belli ki çok iyi fikirdi diziyi yapan salaklar sürüsüne göre.

Ardından, akıl almaz diyaloglara geldi sıra. Bir Türk subayı bir amcaya “kazanacağız ihtiyar” diyordu mesela. Yani “hey man we will win ha.” İngilizce düşünüp Türkçe yazarsanız olacağı buydu zaten.

Dizide yaşanan aptallıklar bunlardan ibaret kalsa idi, bu yazıyı yazmaya değecek bir toplama ulaşamazdım gene de. Ancak, bir Osmanlı kızının bir Yunan subayına aşık olması ile gelişen olaylar, meseleyi çığırından çıkardı. Evet evet, bu topraklarda doğmuş, okumak için Atina’ya gitmiş, zorla Yunan ordusuna alınıp Anadolu’ya sevk edilmiş bir Rum evladımız, ordudan kaçıp çiftliğe sığınıyordu. Evin küçük kızı ile fırtınalı bir aşk yaşamaya başlayan Hristo, bu memleketi o kadar seviyordu ki, baba yadigarı yüzüğünü Hilal-i Ahmere bağışlayıp Türk hükümetine bağlılıklarını arz ediyordu. Ancak, geri kafalı adi yobaz muhtar, bu yüzüğü çalıp zimmetine geçiriyordu utanmadan. Mesele bununla da kalmıyor, bu muhtar olacak adam, kasabanın İstanbul hükümetine ve hilafete bağlı yobazın yobazı imamını kandırıp çiftlikteki kızları linç ettiriyordu. "Vurun Kahpeye" bir kez daha sahneleniyordu.

Neresinden başlasam elimde kalacak bu mesele. Bir kere, dizide askerler ve transparan giyip tango yapan aydın Türk kızları dışında bir tek iyi/doğru karakter yok. Muhtar ve imam ekseninde şekillenen kasaba halkı, askerden kaçmayı marifet bilen, kasabalının malına, canına, ırzına tecavüz etmeyi marifet belleyen, eşkıya tipli adamlardan oluşuyor. Yani, gerizekalı senarist ve aptal yönetmen, adına İstiklal Savaşı denilen hadiseyi halkımıza rağmen askerlerimizin kazandığı tezini ileri sürüyor. Sanki o askerler, o kasabadaki gibi insanların çocukları değilmiş gibi davranmayı tercih ediyorlar. Köksüzlük damarlarına işlemiş çünkü. İstiklal Savaşını Fransız Devrimi ile karıştırıyorlar çünkü.

Açın bakın Tarık Buğra’ya. Açın bakın Kemal Tahir’e. Bu savaşı kimlerin nasıl kazandığını bir güzel anlatıyorlar.

Bu köksüzler, gözümüzün içine baka baka bize Manisa müftüsünü, Aydın müftüsünü, Şerife Bacıyı, Sütçü İmamı, Mehmet Akif’i unutturmaya çalışıyorlar.

Nazım Hikmet, Antep direnişinde destanlaşan Kara Yılan’ın camide imamlık yapan bir molla olduğunu bile bile Kara Yılan için “Çukurova’da marabaydı” yakıştırmasını yapar. Yani ister ki İstiklal Savaşını hocalar, alnı secde gören vatan evlatları değil de işçi sınıfı kazanmış olsun. Bunların da istediği bir bakıma bu. İstiyorlar ki Türk subayından çok Fransız subayına benzeyen (bir Türk subayı savaşın ortasında sevgilisiyle vals yaptığını hayal ediyor) tipler kazanmış olsun savaşı... Tarihi çarpıtmak istiyorlar. Kendi güdük, hödük, piçleşmiş algılarını bize de dayatmak istiyorlar. Ama yemezler. Biz, İstiklal Savaşını kimlerin verdiğini biliyoruz. Biz, İstiklal Savaşını verenleri seviyoruz. Kendimizi onların torunları ve gerçek mirasçıları olarak görüyoruz. Bu salaklar sürüsü, ellerinde bulundurdukları kültürel iktidarla meseleyi mecrasından çıkarmak istiyor olabilirler. Ama yağma yok. Biz bu vatanın; bir Rum delikanlısına gönül indirmeyen, valsten tangodan anlamayan Anadolu insanı tarafından kurtarıldığını biliyoruz. Evelallah bu salaklar sürüsüne de öğretiriz vakti zamanı gelince.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Ezbere tarih ezbere

I

Ruh kökünden habersiz
Millete "Yaban"
Yalan "Yeşil Gece"ler
"Vurun Kahpeye"de zûlüm
Zira güdümlü yazın

II

Bir de "Küçük Ağa" var
Bizi anlatır
Ezber bozar "Küçük Ağa"
Ve "Gül Yetiştiren Adam"
Çekilmiş bahçesine
Dışarısı yabancı ah

III

Ölen biz
Yaşayan onlar mı ?

İstiklal Değil Mücahade Savaşı

İsmail Kılıçarslan, pek saf davranmışsınız,pek bir inanmışsınız doğrusu.Bunu şu paragrafınızdan dolayı söylüyorum:
"Ne yalan söyleyeyim Kanal D "İstiklal Savaşı dizisi" diyerek Kırık Kanatlar'ı anons etmeye başladığında sevinmiştim.Sonunda bir büyük kanalımız,anlatılması gereken,aktarılması gereken gerçekleri farketmişti işte.........."
Yazının üzerinde durmayacağım,çünkü;bu adamlardan bu tarz filmleri ve yalan senaryolarını sürekli duyacağız gibi geliyor.Hele bu dizinin izlenme oranlarında artış olursa bir kaç tane daha böyle film çıkar piyasaya.
Önceliği gerçekleri anlatma iddiası taşıyacaksa bu film yada filmler,adamlar başlık olarak İstiklal Savaşı zamanında ....vs. olarak duyurmazlardı.
O dönemi yaşayan insanların dediği gibi Mücahade Savaşı olarak girilirdi konuya ta! en başından beri.
Bu belirgin ifade, en azından bir gerçeği masaya koyardı .Bu Mücahade Savaşı'dır!!!
Amaçları eğer gerçeklerin bir kısmını anlatmak bile olsa yüzlerinde nur'dan bir işaret,bir iz olurdu.
Oysa görüyorum ki,onların ellerinde ki paralardan ve bindikleri lüks arabalardan camlara sadece siluetleri yansıyor,o da bazen görülüyor.

selam ve dua ile

Küfürbaz

Memleketin birisinde çok küfreden bir adam varmış.Bir iki ikaz etmişler. Olmamış. Şikayet etmişler çaresiz.
Hakim meseleyi anladıktan sonra adamı müşahade altına almış, bir kenara oturtmuş. O esnada bir başka dava görülüyormuş. İlgili kişi Hakime bir soru yöneltmiş: "Hakim bey, benim anam öldü. Babam bir kadınla evlendi. Şimdi babamda öldü. Ben o kadınla evlenebilirmiyim diye. "Bu soruyu duyan küfürbaz aniden yerinden fırlayarak "İşte Hakim bey böylelerine..."demiş. Hakim bakmış ki küfür yerli yerindedir, beraat kararı almış.
Fakat genede küfretmeseniz iyi olur. Mesela samanyediyi falan seyredin. Onlar diğer tarafta sizin ecdadınıza ne derlerse desinler. Kalp gözünüz açık olsun.
Erzurumda medfun Mübarek Naim Hoca için çok maça giderdi diye anlatırlar. Alim adam maça gidiyor fakat küfredemiyor. Yanında da dostlarından genç Mümin var. Maç içinde sırası gelince "Mümin küfret , Mümin küfret " derdi diye naklederler.
Bu bir vakıa bilindiği üzre. Böyle madur binlerce insan var, küfredemez. Derim ki bir sanal başvuru merkezi olsa ve bu sorun giderilse...Şöyle bir site mesela www.küfürbazismailefendi.com

Doğruyu Bilenler Utansın!

Evet, her dönem filminde yalan tarih gözümüze sokulur. Olmayanı olmuş gibi aktaran ve provokatif senaryolar, bizim hiç de yabancısı olduğumuz birşey değil. Yalnız şunu belirtmek isterim; madem bu ülkede tarihi hakkıyla bilenler var, madem bu tür senaryolara bu kadar kesin ve keskin bir tavır var yani madem gerçekler biliniyor, peki o halde neden kimse kılını kıpırdatmıyor? Bu ülkede senaryo yazan kişilerin hepsi böyle midir acaba? Ya da doğruları bilen, doğruları benimseyen yazarlar, senaristler nerede? Yalancılara bu kadar laf etmek oldukça kolay ama bir de çözüm üretebilsek ve ürettiğimiz çözümü uygulayabilsek bunlara takılmaya da gerek kalmayacak. Daha etraflı düşünmek lazım.

Doğruyu Bilenleri Utandırmayalım.

Karanlığa küfredeceğine sende bir mum yak der,Konfiçyüs.
Bu küfür çizgisinden kendimizi beri tutarak:
Her dönem içerisinde mutlaka bu söz de söylene gelmiştir.
Bilenler niçin kılını kıpırdatmıyor ?
Gerçekten bilenler kılını kıpırdatmıyor mu,hiç mi bir şey yapmıyorlar?
Hayır,meseleyi bu şekilde algılamamak gerekir.
Bilen/Bilici/Bilmek fiilini edilgen kılan kişiler, dediğimiz zaman;İslam tarihinde yer alan şahsiyetlere bir göz atmak gerekir.Esasen "Bilmek ve bilen kişi olanı görmek" için,(bu kavramların içini dolduracak zat'ı muhteremler) orada İslam tarihinde özellikle dururlar.
Durmayı susmak gibi anlarsak "durmak" bir eylemsizlik hali midir?
Bu noktada daha etraflıca düşünmek lazım.
Eğer birileri(bilmek fiilinin edilgen hale getirenler) birilerine (bildiği halde başka yön gösterenler) yanlış yaptığını söylüyorsa,söyleyenle söylenen kişi arasında ki münakaşa bu nokta da bitmiştir.
Asıl soru şu'dur:Peki bundan sonra ne olacak?

Yada şöyle düşünelim:
Eğer Allah'ın Resulü,bildiklerini anlattıktan sonra O dönemin insanları Ondan taraf olmasa idi?Yada dedikleri genel anlamda ihmal edilseydi ne olurdu ?
Şükür ki böyle olmadı.
Taraf ve saf olmakla,saf olmanın şartlarını yerine getirdiler,Hak geldi ve batıl yerle bir oldu.
Doğruyu bilenler susmuyor!
Orada öylece duruyor,Eba Zerr'in sükutu içerisindeler.
Fakat Taraf olanlar ne yapıyor,işin ilginç kısmı bu.Çünkü kim ne derse desin tarihin akışını doğruyu bilenlerle bilmeyenler yön vermiyor.Doğru ile Yanlış arasında TARAF olan insanlar belirliyor.

sevgili ismail ağabey..

ağabey,

örtülerin masaya yapışması mühim değil.
bizi konuşturup durumu dejenere etmeye uğraşıyorlar,
bilmiyorlar ki değiştiremeyecekleri tek şey "tarih"!

güzel halkımız, istediği kadar kanmış görünsün, izlesin bunları.
ilk kurşun sıkıldığında bütün hatırındaki ortaya çıkacak.
benim ümidim çok, korkum yok!
biliyorum ki bu örtüler bu masalardan düşecek!

kime kızacağını bilmek

Kanal D'ye onun yapımına niye kızılır ki? bu bile bile lades değil mi? evet vurun kahpe'yi yazana da kızmıyorum.. kendi dünya görüşü bağlamında anlatacak düne, bugüne, yarına ait olan ne varsa.. yalan söyleyecek.. ve hiç sıkılmayacak.. lanetullah iblis Adem'i aldatmak için neler yapmadı ki? öyleyse şeytanın vesveselerine kulak tıkamak dururken şeytandan hakikate ait birşeyler duymayı ummaktan kurtulmak "aptal kutusu tv."de kendi dünya görüşü bağlamında birşeyler yapmaya çalışmak daha anlamlı olmaz mı? kızılacak biri varsa iblisin yardakçılarının medya araçlarının tüketicisi olarak onları yaşatan kendimize kızmak daha anlamlı olmaz mı

Daha neler var neler...

Maksatları Kurtuluş Savaşı efsanesini işlemek değil kılıçaraslan kardeşim .Maksatları kafalardaki imajları silip yerine kendi yaptıkları cicili bicililerini yerleştirmek.Düşündünüz mü hiç neden Kemal Sunal filmlerinde aptal adamların ismi –ramazan,şaban-hep dini isimlerdir? Düşündünüz mü hiç neden camiden çıkmayan , namazını geçirmeyen mahalle bakkaları- ali şenin hayat verdiği roller- sahtekar ve müraidir.Anadoluya öğretmen olarak atanan genç kız -çalıkuşu (reşat nuri güntekin)- köy kahvesini dolduran , karılarını gavur gibi çalıştıran bu adamlar ilime irfana neden hep karşı çıkarlar ve sonunda “kusura bakmayın hoca hanım bizi affedin,siz bizi karanlıktan aydınlığa çıkardınız” diye nedamet getirirler.Neden Demokrat partili muhtar –yılanların öcü (fakir baykurt) -işçiye emekçiye zulmeder?

Polat şarabın alasını içerken neden hiç şadırvana oturup çoraplarını çıkarıp takunyalarını giyip abdest almaz,namaz kılmaz hatta değil cumaya bayram namazına bile gitmez?Neden sofraya oturduklarında bismillah çekmezler?Neden dizilerde-çocuklar duymasın- noel coşkuyla kutlanır?Neden hemen her dizide ramazan bayramı değil de şeker bayramı kullanılır?Neden dizilerde başını örten tek kişi fi tarihinden kalma babaannelerdir?Neden bacak kadar çocuklar flört ederlerler?Neden çocuklar yazın kur'an kursuna gönderilmez gönderilse de hoca -vizontele- aptalın tekidir?Neden hocalar hep üfürükçü,muskacı ve üçkağıtçıdır?Durup düşünmek lazım…

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''

Bolca küfür yuvarlamak dünya'ya ve İsmail Kılınçarslan

Selamlarımla...

Her sözün ardına nokta bolluğunca küfür ekleyen bir genç varmış. Gençte dayanamaz olmuş bu duruma... Yakınlarının tavsiyesi ile bir hocanın maharetli ellerine teslim etmişler onu.

Hoca açmış ağzını gencin, sıkıştırıvermiş bir bakla tanesini damağına... "Ağzını her açtığında bu bakla'yı hissedeceksin ve küfür etmeyeceksin" diye de tembihlemiş. Tutmuş bu numara ve genç yavaş yavaş küfür etmeyi boşlamış. Ağzını her açtığında baklayı hissetmiş ve küfretmekten vazgeçmiş.

Bir gün hoca ve genç sıkı bir yağmurun altında, koşar adım yürüyorlarmış. Bir pencere açılmış ve kadının biri; "Hocam bir dakikanı alabilir miyim?" demiş. "Soru soracak herhalde" diye düşünmüş hoca, durmuş. Birkaç dakika sonra kadın tekrar açmış pencereyi ve "tamam hocam gidebilirsiniz" demiş. Hoca celallenmiş; "Kadın ne diye beklettin peki bizi bu yağmurda?" Kadın; "Komşular dediydi, kuluçkaya yatmıştı bizim tavuk, o sıra da yakınlarda bir hoca olursa bilmem nasıl çıkarmış civcivler, o yüzden beklettim sizi"

Hoca gence dönmüş ve; "Oğlum çıkar artık şu baklayı..."

...

Bazen baklayı çıkartmak gerekiyor, doğrudur. Fakat bunu meslek edinmek, her daim cümlenin başında, ortasında ve sonunda bilimum küfürlere yer vermek ciddi bir sorundur ve bir hocaya görünmek gereklidir. :-)

Bence İsmail KILINÇARSLAN, Karagöz ve Hacivat ile alakalı da bol küfürlü, üç noktalı bir yazı kaleme alsın. O zaman o küfürlerin bi anlamı olur.

Vesselam

ENDÜLÜS

Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler

soyadım hakkında

endülüns!

soyadım KILINÇARSLAN değil KILIÇARSLAN

soyadımı KILINÇARSLAN diye telaffuz etmesine (yazmasına değil, telaffuz etmesine) izin verdiğim tek insan sevgili dostum İbrahim TENEKECİ'dir.

budur.

benim adım da süavi değil

suavi kemal yazgıç
benim adım suavi ama hep süavi yazıyorlar. ismimde ü yok u var. kafa kağıdımda da ismim ü'süz. U'lu...

istiklal savaşından kaçanlarla ilgili

suavi kemal yazgıç
ilk istiklal mahkemesi sadece istiklal savaşından kaçanlarla ilgilendi ve firar ettiği için idam edilenlerin sayısı savaşta şehit düşenlerden fazla idi. istiklal savaşı esnasında neredeyse 20 yıldır savaşta olan bir toplumduk ve askerlik fellik fellik kaçıyorduk. "Şu Çılgın Türkler"in böyle özellikleri de vardı.

tuhaf...

kusura bakmayin ama, kafam karisti.sehit sayisi kadar insan firar ettiyse o ulke nasil kurtuldu?
elime bir kitab aldim "gelibolu 1915" birkac sayfasini okur okumaz kitabi biraktim. Daha fazla yalanlara, edepsizliklere tahammul edemedim.

İstiklal Savaşında Firariler ve Kırık Kanatlar

Selamlarımla...

11 Eylül 1920'de "Firar Ceraimini İrtikap Edenler Hakkında Kanun" kabul edildi. Ordunun arkası sağlam değildi. Her tarafta yağma ve tecavüz olayları artmıştı. Zira, firarlar o kadar yoğundur ki, Ödemiş'te bulunan kumandan firarların oranı yüzde 95'i buldu, birliğin yüzde 95'i firar etti

KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ TARİH BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ Prof. Dr. Sadık SARISAMAN diyor ki; "İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, orduları ayakta tutabilmek için, Firariler Hakkında Kanunu çıkardı ve İstiklal Mahkemelerini devreye soktu; gerçekten de işe yaradı. Öyle ki, İstiklal Mahkemeleri hakkında yapılmış çalışmalarda 100 000 civarında kuvvetin geri kazanıldığı ifade ediliyor. Bu 100 000 şudur: Yani, kaçmıştır, geri getirilmiştir."

ENDÜLÜS

Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler

Ah tekrar izleyebilseniz

Arkadaşlar

Yorumlanız gerçekten çok güzel olmuş.
Ben öncelikle yazının son paragrafının ilk iki cümlesini tam olarak anlayamadım. Bilenler bana mesaj atsınlar.

İkinci olarak
Birde orada iletişim ve teknolojinin son ürününü gözden kaçırmışsınız.
Gazi konuşuyor köylü kadınlar ağlıyor.
Bu haftaki bölümün tekrarını izleyin bidaha.

Ayrıca
Eğer bişeyin içinde yanlışlıklar varsa onu koruyabilmek için daha fazla yanlış yapmak ve daha fazla yalan söylemek ve daha fazla olayları anlaşılmaz hale getirmemek gerekir.

Ama tüm arkadaşlar a yorumları için teşekkürler.......

"SAKIN!"mak gereken "ahlaksızlık konsorsiyumu"

İsmail'in yazısının girizgahını okuduğumda "eyvah!" dedim.seneler önce ne tesadüf(!)ki yine "kanal d" radyo'da zırvalayan fatih altaylı'ya cevaben hasan karakaya'nın bir cevabı olmuştu akit'in tam orta sayfasından hem de tam sayfa.."onun benzeri mi geliyor" dedim..tüm yazıyı okuduğumda gördümki ona nispeten ismail kılıçaslan'ınki mevlit gibi kalmış:)
Kendimi ve "çoban"ı olduğum ailemi,ahlak erozyonundan ve dezenformasyon yağmurundan uzak tutmak adına kestirme yollar izlemeye çalışırım.işte bunlardan biridir kanal d+atv+show+star+vb.. "ahlaksızlık konsorsiyumu"nu izlememek.7x24=168 saat var 1 haftada ve bunların ve fazlasının toplamının evime giriş çıkış saati 8 saati bulmaz bile.o nu da "yalan/mübalağa olmasın " diye "istisna kabilinden" bırakıyorum..
ntv+cnn turk+hilal tv+tgrt haber+kanal 7+el cezire+zdf+bbc+vb.. den de haberleri aldıktan ama hucurat/6'yı unutmamaya çalıştıktan sonra ben zaten o şer konsorsiyumuna ne gerek kaldığını da anlamıyorum..ayrıca bir yazı konusudur bu biliyorum ama alakadr olan varsa ben şimdi bambaşka bişi sormak istiyorum okuyan kardeşlerin basiretine güvenerek..
şimdi araştırmacı yanı olan hemen herkes bilirki bu konsorsiyumun 1.haber editörlerinin.2.senaristlerinin.3.birlikte çalıştıkları anlaşmalı reklam ajanslarının.4.dizileri çevirttikleri yönetmenlerin.5.organizatörlerin.6.koordinatörlerin.7.dizileri ithal ettikleri şirketlerin yöneticilerinin ve daha da fazlasının tamamına yakını 1.ya aktif ateisttir 2.ya bu ideolojiyi din bellemiş kemalisttir 3.ya ahlaksız bir gaydir 4.ya loca bağlantılı seküler bir elittir 5.ya kendisini oralara getirenlere ilah muamelesi yapan bir köledir 6.ya cinselliğini meta olarak kullanan bir "şey"dir 7.ya sabetaisttir ya da bunların birden fazlası veya tamamı olmuş "toplum dejenerasyon mühendisi"dir.
ben yanlış anlıyorsam ismail veya birisi beni düzelttsin ama ismail kılıçaslan'ın yazısında o "toplum mühendisliğine" bir isyan varki ben ismail'in tartışılabilir "açık sözlülüğünü" çok iyi anlıyorum " o ruhaletine sık yaklaşan" biri olarak.
yalnız sorum şu:benim kafamda hayli zamandır(çocuklar duymasın'ı duyduğumdan beri) " en çok seyrettiğimiz yabancı medya : türk medyası ! " konu başlığıyla lansmanı yapılabilecek ve üstteki maddelemeleyi delillendiren bir kitap yazmak var.çocuklar duymasını çevirten rotaryenlerden başlayan selanikli semra hanım'a uzanan kalın bir kitap olur sanırım ama..
sorum da bu ya..sizce nasıl olur..ismail'inki kadar "açık sözlü" yazmamak şartıyla tabi.. :)

şahane olur!

Fatih TEZCAN'a

Kitap düşünceniz hakikaten heyecanlandırdı beni. Medya hakkında konuşulan, konuşulmayan çok mesele var ve ehil, Cemaat'ten birisinin bunları derlemesi, emek vermesi ve bize sunması 'şahane' olur. Allah yardımcınız olsun.