renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kırklar Sofrasının Menüsü

İki aylık periyotlarda yayınlanan, genel yayın yönetmenliğini İbrahim Tenekeci’nin, yayın danışmanlığını Hüseyin Akın ve Ali Emre’nin, editörlüğünü ise Ahmet Murat ve Selçuk Orhan’ın yaptığı Kırklar Dergisi’nin mayıs-haziran sayısı (Yedinci Sayı) çıktı. Önceki iki sayıya göre yani -beşinci ve altıncı sayı- daha zayıf bir dergi olmuş. Beş ve altıncı sayıların çalışkan isimleri vardı, örneğin, Mustafa Akar, Emine Edibe ve Hakan Şarkdemir. Beşinci ve altıncı sayılarda Hakan Şarkdemir ve Emine Edibe gerek yazı, gerek çeviri ve gerekse de şiirleriyle bu sayılarda ön plana çıkmışlardı. Hafızam beni yanıltmıyorsa beşinci sayı ile başlayan Hakan Şarkdemir’in “Eleştirinin Anatomisi” adlı çevirisi yedinci sayıda devam etmemiş, ki bu çevirinin altı sayı devam edeceği söylenmişti.

Bu sayının içeriğine göz atacak olursak;

Dergi, Hüseyin Atlansoy’un “Güller tanır” adlı şiiriyle açılıyor. Atlansoy’un Kırklar’da yayınlanan ilk şiiri bu.

“İntihar ilacında tek bir hüzün kelimesi geçmiyor
Gözlerimizi kapatıyoruz bu yüzden kör oluyoruz.”

Ardından Mustafa Akar’la İsmail Kılıçarslan’ın Giresun’daki atışmaları geliyor. Bir hayli enteresan bir atışma olmuş. Atışma yada şiirin adı “Giresun’da birdenbire bir merdiven”

Mustafa Akar şöyle başlıyor şiire;

“sen bu şiiri eninde sonunda yazacaksın İsmail
yamalı askılı tulumunla, en arka sırasında bir otobüsün”

İsmail Kılıçarslan’ın cevabı;

“ben bu şiiri eninde sonunda yazacağım mustafa, sert bir şey olacak
bir merdiveni çıkınca birdenbire bir küçük adayla karşılaşmak gibi olacak”

Mustafa Akar’ın şiirinin finali ise şöyle bitiyor;

“bırak kocasın dünya, nasıl olsa cennet otuz iki yaşında”

İsmail Kılıçarslan ise şöyle bitiriyor şiiri;

“gece ağırlaşıyor mustafa, zaman doluyor, sonu geliyor her şeyin ve lahavle”

İsmail Kılıçarslan belki de duymuşsunuzdur, 2003 Cahit Zarifoğlu şiir ödülü aldı, 2003 yılında Birun Kültür Sanat’tan yayınladığı “Ablam Uzak Ülkede” adlı şiir kitabıyla.

Hakan Şarkdemir yedinci sayıya “Cengsiz kalmış erlere ağıt” adlı şiiriyle katılıyor.

“Söylenirdik, boş yere hep uzatırdık söyleşiyi
Söylenirdik, ama bi’ilgisi yoktu söylenenle
Söylesek de birdi çünkü söylemesek de
Söyleyen denk değildi hiç söylenene”

Bir sonraki şiir ise Hüsrev Hatemi’ye ait olan “Kasırga vurgunu çocuklar”
“Beni bırakın, unutun beni
Siz denizi seyredin, kurşuni”

Bu şiirlerin ardından , Fatma Karabıyık Barbarosoğlu “Bahar Temizliği” adlı öyküsü ile Kırklar’ın sofrasında yer almış.

Ardından Kamil Yeşil Adaş/sızlar adlı öyküsü ile yer alıyor.

Kırklar bu iki öykünün ardından Vural Kaya’ya ait “Yargıç Çiçeği” adlı şiirle devam ediyor yoluna.

“Tıklım tıklımız koçanlarımızda
O arkhe vakti hava su ve ateş
Ne işe yararsa”

Bu şiirin ardından Berat Demirci “Zamane Tasvirleri” adlı denemesiyle Kırklar sofrasında yerini almış. “Bir anlam zayıflaması”, “Zamane ve nesil”, “Züppe ve zamane”, “ Züppelik ve aşk”, “Seferberlik züppesi”, “Zamane piçi”, “Mektepli ve ‘doğaçlama züppe’”, “Bilmem ki ne demeli, işi nasıl bağlamalı” adlı bölümler haline ayırarak anlatmış düşündüklerini.

Bu sayının belki de en can alıcı noktasını oluşturan yazı Necati Mert’e ait olan “Sağcılık, solculuk açısından dilimizin dünü, bugünü” adlı derinlikli yazı. Bu yazı genç yazarlara bir tavsiye niteliğinde.

“Şimdi bir uyarı daha: Liberal demokrasiymiş, piyasa ekonomisiymiş, postmodernizmmiş fazla itibar etmeyin. Getirdiği havaya güvenip rehavete kapılmayın. Baksanıza “özleşmenin önüne set çekildi” feryadı basılmakta hala. Dil solculuğu pusuda. Belki dil sağcılığı da.

Bu yazının ardından üç şiir geliyor. İlki Emine Edibe’ye ait olan “Tarz” adlı şiir:

“Bir büyük nefestir verdiği zamanın
Bizi sakinleştiren odur, kendi avunmamız değil”.

Daha sonra Mustafa Tuğrul’un “Fotojenik” adlı şiiri;

“Çünkü ben açılarımı kaybettikçe
Haber değeri düşüyor her şeyin”

Furkan Çalışkan ise “Üşümekte Olan” adlı şiiri ile Kırklar sofrasında:

“Dengesiz bir komi kadar zarif cılk yarası, gece yemekleri
Öte yandan çıkarıp mahrem yerinden şehir meydanlarını”

Ayrıca dergide, Emine Edibe, Muharrem Tuğrul ve Furkan Çalışkan’ın portreleri de var.

Bu üç şiirin ardından Oğuz Kalamış “Milli Fiyasko” adlı öyküsü ile Kırklar’daki yerini almış.

Öykünün ardından Ömer Yalçınova’nın şiiriyle Kırklar devam ediyor yoluna. Şiirin adı “Ölümün arkasından konuşmak”. Şiir bütün olarak güzel ama şiirin giriş mısrası yani “bir varil boşluğunda dağılan” adlı bölüm uymamış diğer gelen mısralara.

“Bir varil boşluğunda dağılan
Dipsiz bir soluk
Çıtırtılı bir ıslık
Kulağa çarpan
Tüm bir cümle gücünde
Dik dik bakan kabartma gözlerinde uzuuun bir ıslık”

Bu şiirin ardından Mustafa Akar’ın bir önemli bir yazısı geliyor. “Bir orta yurttaş şairi: Behçet Necatigil” Gerçekten de Mustafa Akar Kırklar’ın her yeni sayısında yazı çıtasını yükselten önemli yazılar yazıyor. Bu da onlardan biri. Behçet Necatigil’i karşılaştırmalı olarak, yaşadığı devirle ilgili olarak anlatan bir yazı.

Nurettin Durman ise Kırklar sofrasına “Bu böyle devam etmez, buradan söylüyorum” adlı şiiriyle katkıda bulunuyor;

“Sormak isterim elbet: Cani olmak şart mıdır çağımızda?”

Kırklar’ın bu sayıda iki konuğu var. İlki önemli sanat adamı, çizgileriyle bizi düşündüren Hasan Aycın, diğeri ise yazdıklarıyla bizi düşündüren Dücane Cündioğlu. Hasan Aycın’la Asım Gültekin söyleşmiş, Dücane Cündioğlu ile Nihat Nasır.

Şiirlik bölümünde Ali Emre, Ahmet Murat’ın “Kaf ve Rengi” kitabına değiniyor ve kitabının yeterince ilgi görmemesini eleştiriyor. Ayrıca uzun süredir şiir yayınlamayan ve geçen sayıda Kırklar sofrasında olan Osman Konuk üzerine yazılan sözler, Filistin kökenli bir kadın şair olan Naomi Shihab Nye üzerine yazılan sözler, Sivas’ta yayın yapmakta olan Yazıfanzin dergisi üzerine değerlendirmeler ve geçtiğimiz aylarda vefat eden Cahit Yeşilyurt ve onu kapak yapan Hece Dergisi üzerine değerlendirmeler bulmanız mümkün.

Dergide son olarak kitap eleştirileri bölümü var. Mehmet Şah Erincik, Hüseyin Akın’ın “Kumaştan Çalan Terzi”yi, Suavi Kemal Yazgıç ise Levent Dalar’ın geçtiğimiz aylarda Birun Yayınları’ndan çıkan iki şiir kitabını inceliyor. “Bir Fakir Adem” ve “Temsil-i Hayat”.

Yazının başında da belirttiğim gibi, derginin yeni sayısı güzel ancak beşinci ve altıncı sayılardaki yoğunluk bu sayıda yok.

Her şeye rağmen Kırklar yoluna devam ediyor… Bu önemli bir şey.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Herşeye rağmen..

Herşeye rağmen kırklar devam ediyor" diye bitirmişsiniz yazıyı. Herşeye rağmen devam etmeli; İslamcılar edebiyat konusunda türkiyede zirvedeler. Bu işi en iyi islamcılar yapıyor. Ve bir çok edebiyat dergisi süslüyor artık rafları.
Ama bir eksik; bu dergilerde şiirler yeterince iyi seçilmiyor. Dergide yayınlanan şiir sıradan şiir olmamalı. Bir dergide üç şiir yayınlanır; üçü de yapılı, ağır olmalı. Peki var mı bu kadar ağır şiir? Bence var. Dergiler bir kaç kişi üzerinden hareket etmeyi bırakırsa var.
Eyvallah

?

Dergilerle yeni yeni tanışan birisiyim. Belki fikirlerimi söylemek için henüz çok erken ama ben de aynı izlenime kapıldım. O kadar güzel şiirler okuyorum ki net gibi ortamlarda tanınmadık isimlere ait olan, dergilerde yayımlananlara bakınca şaşırıp kalıyorum. İsim meşhur ve bilindik olabilir ama yayımlanan şiirde iş yok. Bir de sanki bu dergiler artık zamana ayak uydurarak bir parça parsellenmiş gibi geldi bana (Hepsi ve tüm kısmı değil elbet). Bir derginin ağırlığına hiç te uyum sağlamayacak hafiflikte yazı ve şiirlerle karşılaşıp ta " bu kim " diye sorunca, meşhur birinin oğlu, kızı vs'si olduğunu öğreniyorum.. Belki, yetiştirmek gayesi ile fırsat tanındığı mazereti ileri sürülebilir. Bu durum pek inandırıcı gelmiyor bana. Daha iyileri varken, onlara ( hısım ahpaba ) fırsat ve imkan tanınmış olması durumundan bahsediyorum yani.

Tespitlerim asla aynel yakin derecesine ulaşmış değil, benim için üzerine konuşmak belki henüz çok erken. Dergilerle sıkı fıkı olduğunu bildiğim arkadaşların burada bulunuyor olmasından cesaret alarak yazdım. Çünkü, şayet sözlerimde bir hata varsa onlar bu durumu düzeltip izale ederler. Başka yerde yazmam açıkçası. Hatta gelin bu tespit dediğim şeyleri soru olarak kabul ediverin siz.

Doğru evet, Kırklar'ın son sa

Doğru evet, Kırklar'ın son sayısında şiir olarak beni heyecanlandıran bir şiir olmadı. Sadece Hakan Şarkdemir'in şiiri var.

Biraz değil ben dergilerde de cemaatleşme görüyorum. Okuntu'dan Ali Bayram'da bunları söylemişti bana. Abilerimizin elimizden tutmasını beklemek yanlış olacak bizim için diye.

Eklemeyi unuttuğum; İbrahi

Eklemeyi unuttuğum;

İbrahim Tenekeci, Hüseyin Akın, Ahmet Murat, Ali Emre gibi derginin lokomotiflerinin şiirlerinin olmaması ve yine editörlerden Selçuk Orhan'ın yazı bağlamında katkısının olmaması Kırklar'ın bu sayısını zayıf kılan bir sebeptir bana göre.

edebiyat&islam

Beyler edebiyatın islamla birlikte anılması güzel ama bence Sanatın dili-dini ve ırkı olmaz.

Birileri sol edebiyattan bahs

Birileri sol edebiyattan bahsediyorsa, birileri Atlılar'ı, Kırklar'ı, Dergah'ı görmezden geliyorsa, sanatın da ideolojisi yapılıyor demektir. Sen yapmazsan başkaları bunu çok iyi yapar. Hem de öyle bir yapar ki!

Önerim her cepheye idi...

Sevgili dost edebiyatta-sanatta ideoloji yapılmasın diyorsam biz kadar "onlara"da diyorum...
Eğer yapılacaksada biz en iyisini yaparız hemde öyle bir yaparız ki...

Not: yolhikayesi.com Üstad necip fazıl kısakürek'in 100. yaşına atfettiği özel sayısı yayında.