renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kirlenen Şiir Algısı ve Şairin Özgürlüğü

Geçmişten günümüze Dünya Edebiyatı’nda sair ve şiir hakkında çok söylendi ha keza Türk Edebiyatı’nda da bu konular defalarca irdelendi. Sair kimdir? Durusu, hayata bakisi nasıl olmalıdır? Sair nasıl olunur? Şiir nedir? Şiirin günlük hayattaki yeri nedir? Şiir ve sair insanlığa neler katmıştır? Bu soruların cevapları hep arandı halen aranmaktadır. Yüzlerce sair kendi “poetika”sıyla ilgili cevaplar verdi. Düşünürler ideolojilerine ve hayat algılarına göre bir tanımlama yapmaya çalıştılar. Tabii genel bir şiir algısı ve sair tanımı yapmadılar fakat bu asgari müştereklerde birleşmelerine engel değildi. Konuyu dünya ölçeğinden Türkiye özeline indirgediğimizde söyleyecek sözümüzde artıyor.

Türk şiiri ve şairi bugün ne durumdadır? Bu soruya objektif yanıtlar vermek zor fakat görünen bir gerçeklik var nedir o ? Öncelikle bunu içtenlikle ifade etmek istiyorum Türk şairi bugün özgür değildir. Türk halkının şiir algısı da kirlenmiştir. Neden bu sonuca varıyoruz? Birinci yargımızı açalım; şairimiz neden özgür değildir? Şairliğin tabiatında bir muhaliflik vardır. Hayati anlamlandırma, güzelleştirme, en güzelin peşinde koşma vardır. Mazlumun yanında durma, söylenilmeyeni söyleme vardır. Söyle bir düşünelim ikinci yenicilerden sonra toplu bir şiir hareketi var midir? Aradan sıyrılan birkaç şairi saymazsak çeyrek yüzyıldır bu topraklar güçlü bir şair yetiştirememiştir. 80’lerden sonra şair sistemle barışmıştır. Bugün iktidar partisinde dört tane şair milletvekili vardır. Bu vekiller edebiyata ne gibi katkılar sağlamışlardır. Zor imkanlarla ayakta duran Cemil Meriç’in “hür tefekkürün kalesi” dediği dergilere yardımda bulunmuşlar midir? Sistemle barışık derken sunu da es geçmeyelim yazdığı şiirler yüzünden içeri giren şair yok mudur? Elbette vardır ama sunu kendimize soralım: bu şairleri şiirleri mi popüler etmiştir yoksa içeri girmeleri mi? Günümüzde aradan sıyrılan popüler şairleri, şiirleri değil, ideolojileri ve es-dost çevresi meşhur etmiştir. 80’lerden sonraki apolitikleşme sürecinde iyi şair “etliye sütlüye” dokunun şiirler yazmaktan vazgeçmiştir. Toplumsal şiirler yok denecek kadar azdır şair iç dünyasına çekilmiş ben merkezli ve kapalı şiirlere yönelmiş okuru arkasından sürüklemiştir. Burada okurda da yazar dada suç vardır ama en büyük suç tabi ki piyasa sisteminindir. Kirlenin şiir algısı dediğimiz mevzuu tamda budur. Bugün modern Türkiye’de şiire teveccüh en maksimum düzeydedir. Internet’in en büyük arama motorunda en çok aranan on kelimeden biri “şiir” dır. Her etkinlikte her programda her laf arasında şiirler okunmakta yada atıf yapılmaktadır. Bir çok şarki arasında şiirlere yer verilmekte radyolarda şiir programlarından geçilmemektedir. Şiir yarışmaları almış basını yürümüştür. Bu yarışmaların jürilerindeki şaircikleri kimler belirlemektedir? Velhasıl bir şeyin şayisi ne kadar artarsa niteliği o nispette düşermiş, nitelikli şiirde bugün mumlu aranmaktadır.

Şairler bu kadar çok şiir ihtiyacına cevap v eremediklerinden ve yeterli ve kaliteli şiir çevirileri yapılamadığından ortalık şairciklerle dolmuştur. Bu şairciklerin artmasının bir diğer nedeni de Internet siteleridir. Denetimsiz hiçbir edebi kaygı taşımayan telif haklarına riayet etmeyen bu siteler maalesef modern şiire en büyük kötülüğü yapmaktadır. İsin üzücü tarafı hala Türk şiirinden umudumuzu yitirmememizi sağlayan birkaç şair bir araya gelip buna dur dememektedirler. Bugün hangi şair bulvar gazetelerinde yen alan “yurdumun şairleri” bölümü için dava açmıştır? Hangi şair şiirini izinsiz kullananları sürüm sürüm süründürmüştür? Güya toplum haklarını savunacak şairlerin kendi haklarını savunacak durumları yoktur. Bu ülkenin Başbakanı bir şiir okumuştur şiir onu yüceltmiştir. Yunus Emre’nin yazdığı şiirler dilden dile gezmektedir. Şiir kendini yücelteni yüceltmiştir. Şair özgür değil demiştik devam edelim; Ümit Yasar borcunun silinmesi için banka müdürüne şiir yazmıştır, Bugün şairler köse yazarlığı yaptıkları gazetelerin patronlarına firmalarına laf söyleyememektedir. Şairimizdeki ekonomik kaygı, sanatsal ve toplumsal kaygının önüne geçmiştir. Hant Dink için bir araya gelip ortak şiir yazan yetmişimi şaircik neden İslamcısı, sağcısı, solcusu ile Sivas’ta yananlar için yada Filistin’de olup bitenler için yada Rachel Corrie gibi hunharca öldürülen barış gönüllüleri için şiir yazamamıştır çünkü birileri onlara bu konuda yazacaksın dememiştir.

Son dönemde milyonlarca satan şiir kasetleri piyasaya çıkmıştır, şair değil ama şiir yorumcuları çok büyük paralar kazanmıştır. Şairin neden kendine faydası yoktur. Şairimiz toplumdan kopuktur, pısırıktır, şairimiz iplerini başkasının eline vermiştir. Bir şeylere “dur” demek için nereden geleceği belli olmayan –nedense belli konularda hiç gelmeyen- “ilham”a teslim olmuştur. Geçmiş dönemin şairleri ayni zamanda büyük düşünürlerdi. Halkın sorunları hakkında kalem oynatırlardı. Bugün artık şairlik ve düşünürlük birbirinden ayrılmıştır. Laf kalabalığı şairlik olmuştur. Her devrik cümle şiir sayılmıştır. Bu kirlenmede kitap başımın kolaylaşması da büyük bir etkendir maalesef kitapsız şairler, “Kitap”lı şairleri al aşağı etmiştir. “Ne versen kabul eden” bilinçsiz okur karşısında, şiir şairi değil şair şiiri meşhur eder olmuştur.

Şiire Yönelen kitleleri nitelikli şiirden uzaklaştırmak yine “toplum mühendisleri”ne kalmıştır. 28 şubat post modern darbesinden sonra düşünsel ırmaklardan biri olan şiiri tıkamak görevi şiir yorumcularına verilmiştir. Bir çoğu anlatı-hikaye olan aşk meşk şiirleri yorumcular nezdinde halka şiir olarak lanse edilmiştir. Bugün Yılmaz Erdoğan’ı, İbrahim Sadri’yi, Bedirhan Gökçe’yi, Ahmet Selçuk İlkan’ı, Uğur Arslan’ı tanımayan kalmamıştır. Medya şiirde ki kapital birikimi görmüş kendi şairlerini üretmekte geç kalmamıştır ve tabii Halkın şiir damarını keserek muhalif yanını da köreltmiştir.

Peki gerçek şiir ve gerçek şair ne alemdedir? Gerçek şiiri gömeli yıllar oldu başında birkaç şair vardı ağlayacak halleri yoktu, ağlanacak halleri çoktu.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

damlacık...

Türkiye'de bir ya da iki kişi dışında şair olduğunu pek düşünmüyorum. Onların dışındakilere "şaircik" demek bile içimden gelmiyor açıkçası. Yazınızı ıkınmadan okuduğumu söyleyebilirim. Daha uzun olmasını beklemedim değil; zira çözüm bölümünde verdiğiniz bikaç somut isim üzerine gitmenizi bekledim.
"Şairin neden kendine faydası yoktur. Şairimiz toplumdan kopuktur, pısırıktır, şairimiz iplerini başkasının eline vermiştir" bölümüne katılmasam da -uzun bir açıklama yapmam gerekiyor, belki ileride- genel itibari ile yazının içeriğine katılıyorum.
eyvallah.. kaleminize sağlık...

İnternet Şiiri Üzerine Birkaç Söz

Selam ile.

Sayın Said Ercan'ın yazısını baştan sona okuduğumu belirteyim önce. Haklı olduğu, görüşlerine katıldığım yerler olmakla birlikte, katılmadığım boyutları da var. Onları da kısaca, kendimce belirtmek istiyorum naçizane.

"Bu şairciklerin artmasının bir diğer nedeni de İnternet siteleridir. Denetimsiz hiçbir edebi kaygı taşımayan telif haklarına riayet etmeyen bu siteler maalesef modern şiire en büyük kötülüğü yapmaktadır. İşin üzücü tarafı hala türk şiirinden umudumuzu yitirmememizi sağlayan birkaç şair bir araya gelip buna dur dememektedirler."

Bu kısmı yukarıdan kopyaladım. Çünkü bu cümle, yani bu görüş yıllanmış şairlerde ekseriyetle mevcut olan bir görüş ve ben kabul etmiyorum bunu. Yani şairlerin artmasının kötü birşey olmasını ve bunun bir diğer nedeninin de, hatta en büyük nedeninin İnternet siteleri olmasını. Sevdiğim, üstad kabul ettiğim birkaç değerli şair abimin de (nitekim yakınen tanıdığım çok şair yok) genellikle görüşü budur, yani İnternetin genç şairi yıprattığı, gelişimini ketlediği, ve kesinlikle uzak durulması gerekilen bir fakulte olduğu bahsi. Bana da yazdığım birkaç dergide üstadlardan bu minvalde tavsiyeler geldi, internetten uzak durmam için. Şair abilerime saygı duymakla birlikte nazikçe bir rest çekiyorum bu mefkureye. Kınayanlar çıkacaktır elbette. 97-99 gibi yıllar arasında bir-iki İslami dergide birkaç defa yayınladığım çocukluk şiirlerini saymazsak, ilk şiirimi İnternette yayınladım; ikibinlerin başlangıcıdır. Hatta bu site komşu bir sitedir cemaat'e. Sayha.com. İntizar şiirimi yayınlamışlardı, ülke dışındaydım o zaman, (hale öyleyim) koşup arkadaşlara haber vermiştim şiirimi yayınladılar diye. İlk kez yayınlayanlar bilir bu coşkuyu. Bizim gibi ilim tahsil eden arkadaşların ekonomik gücü çok yüksek değil ise, memleketten dergi ısmarlayıp her ay takip etme şansları olmuyor, dolayısı ile dergilerde yer alan, mazi ve şimdiki zaman parelelindeki edebiyat ve şiir kritiklerini, yeni şairleri, eski şairleri, diğer edebiyat janralarını okumaktan mahrum kalıyoruz. Bu durumda bizim gibi (çünkü biliyorum böyle büyük bir çoğunluk var dışarıda) edebiyata susayanlar ya da Saik Faik Abasıyanık gibi "yazmasam ölecektim" diyenler bu açlığını gidermek için ucuz ve ulaşılması kolay olana hicret ediyor. Burası İnternet.

İşte bizde ilk önce internette başladık birşeyler yayınlamaya, gel zaman git zaman yine kitapçılardan değil, (çünkü burada memleket kitapçıları yok) internette yaptığımız taramalarla önüme gelen edebiyat dergilerini isminin asortikliğine ve cazibesine göre seçerek, ortaya bir tür karışık misali, sağcı-solcu-muhafazakâr vesair bilmeden göndermeye başladım ne yazıyorsam. Şiir, öykü, deneme gibi şeyleri. Bunlardan yayınlananlar oldu, yayınlanmayanlar oldu ilk zamanlarda. Sonra yazdığım bir kaç dergi memleketten dergileri ücretsiz olarak göndermeye başlayınca, kendi kimliğime yakın olanları tanıdım ve diğerlerini aheste aheste bıraktım. Mesala Yedi İklim ve Sonra Ay Vakti yıllardır dergileri yazsamda yazmasamda ücretsiz olarak gönderiyor ve bu hakiki edebiyatı, yada kısmen bizim mahellenin edebiyat çerçevesini ve çevresini müşahede etme ve ilerleme noktasında çok istifade etmemi sağladı. Ama bu da yeterli gelmiyor. Kitap ısmarlıyamıyorsanız memleketten susuzluğunuzu gidermek için, çaresiz internete koşuyorsunuz.

Evet internette çok kötü edebiyat yapan, meşhur olmak için takla atan bir sürü site ve isim var, doğru. Ama iyi edebiyat yapan, site ve isimlerde var. Sırf yazdıklarını ilk kez internet ortamlarında yayınlamaya başlayan daha sonra girdikleri polemiklerle pişen, acı çektikçe acıya bağışıklık kazanan, (bakın mesala dergiler arasında cereyan eden polemiklerden daha fazlasını internette icra edebilir ve izleyiciye daha kısa zamanda ulaşabilirsiniz; aylarca beklemeniz gerekmiyor diğer derginin gelecek cevabını) kendi üslup ve zevklerine göre izledikleri şair, edip, yazar vesair kişilerden kaptıkları mimesislerle, sonra oluşmaya başlayan kendi üsluplarıyla, kısaca zamanla bunların bir edebiyat mefkuresi oluştu ve şimdi sadece benim izlediğim bir çok isim sağ-sol-muhafazakâr dergilere her ay eser çıkarıyor.

Bakın, genetik potansiyel varsa kişide (özellikle edebiyat alanından bahsediyorum) bu adam nerden beslenirse beslensin, sosyal şartlar bu kişinin gelişimini engellemeyecek, zamanla kendi yatağını bulacaktır. Yani şimdi salt dergiden yetişen edebiyatçılar, ve illaki şairler internete bulaşmadıkları için iyi şiir mi yazıyorlar, büyük şair mi oluyorlar? Cevabı herkes biliyor sanırım! Usta dediğimiz zatların, özellikle şairlerin, hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun -ki bu kişiler internetin olmadığı bir zaman diliminde yetişmiştir-, şimdi asetik bir yaşamın içine, inzivaya çekilerek, onlara saygı duyanları, onları izleyen yeni nesli yüz üstü bırakıp, şiir adına hiçbir şey söylememeleri, ya da kıylü kalden şeyler söylemeleri matbu edebiyatla yetişen eski-yeni şairlere ne derece etki etmiş, kaç arpa yol aldırmıştır? Önceden edebiyatın farklı alanlarını deneyerek, hemen hemen her telden çalmak misali, öykü, deneme, şiir ve hatta roman da yazdım (ki iki ele üç karpuz sığmıyor pek geç anladık pratikte bunu) sırf müslüman kimliğim sebebiyle yine bir internet edebiyat forum sitesinde (ki kemalist ve sol kesimin ağırlıkta olduğu bir yerdi burası) yazdığım şiirlere kişisel kimliğim aysberk misali su altında bırakılarak yapılan aşırı saldırılar, beni dergilerin etkileyemediği kadar etkiledi, ve ben onu bunu bırakarak sırf şiir yazmaya başladım. Kendi çapımda da birşeyler başarmaya çalışıyorum. Ve İnternette böyle çok arkadaş var.

Mesala İzmirli Şair, Dize dergisinin editörü Veysel Çolak (birçok şiir yarışmasında yer alan jurilerle ve bazı yayıncılarla tuttuğu sıkı ilişkileriyle tanınır) bir kaç şiir yarışmasında, önüne gelen şair dosyalarını, iyi şiir çıkarsalar dahi, sırf internette şiir yayımladıkları için yarışmalarda dereceye girememiş ve Çolak'ın internet şairi adı altında antipatisini kazanmışlardır. Bu düşüncedeki şairlere de saygı duyuyorum, ama statik gelenekçi düşünce bu. Sığ kalmaya ve yerinde saymaya mahkum düşünceler. Ki Veysel Çolağın imge ocağında yetişen ve yarışmalarda dereceye giren, kitaplı birkaç yeni nesil şairde internette şiir yayımladı çok kere, şimdi insiyaki olarak kanaatimçe yine Çolak'ın emriyle bu sahadan geri çekildiler.

Bunu daha önce başka bir yerde söylemiştim, yeniden zikredeyim, çok değil on ya da yirmi yıl sonra kütüphaneler müze olarak ziyaret edilecek diye. Bakın eski kuşak şairin yeni dünya düzeninin getirdiği nimet, internetle bir takıntısı, bir savaşı var. Sahip oldukları gelenekçi tecrübe ve bilgiyle ve birazda hadi haddi aşalım dogmalarla, internetin negatif bir etki olduğunu düşünüyorlar yeni nesil şair adayları için. Osmanlı ulemasının bisiklet ilk çıktığında "şeytan arabası" demeleri gibi birşey bu biraz. Bu şairlerin bir çoğu e-posta okumaktan bile aciz. Böyle şairlerde var yani. Google'da nasıl tarama yapılacağını bilmeyenleri var. Tabi bunların haricinde internet kurdu olan şairlerde var yine internete karşı olan. Mutlaka herkesin özellikle yaşça benden büyük olanların oluşmuş bir dünya mefkuresi ve tecrübesi var, saygı duyuyorum, onlarında haklı olduğu nazarlar var mutlaka, ama internet benim nazarımda dengeleri bozan, yeni nesil, ucuz ve çok hızlı erişilen, edebiyat tartışmalarının daha hızla yapılabileceği ve matbu dergilerin ulaşabileceği (ki ortalama 1000-1500 basar ülkemde bir dergi) sayıdan kat be kat fazlasına ulaşabilecek bir e-dergicilik anlayışını getirdi; bundan daha fazlasını da getirecek. Şairler birazda Grek kâhinleri ya da Kenan müneccimleri gibi geleceği görebilmeli teşbihte hata yapmazsak eğer.

Alın şiir yıllıklarını bir kenera, okuyun mümtaz, usta şairlerin seçkilere giren şiirlerini, yıllıkları bütüncül bir bakışla inceleyin, sonra girin google'a bir kaç kalite e-dergi , e-edebiyatforum vesair sitelerde yayımlanan şiirleri çek edin ve verin kararınızı sonra. Evet berbat şiirler var daha çok internette. Çünkü editör elinden bir yayın kurulundan geçmiyor çoğu. Fakat bazı adamlara kapılarını tamamen kapamış matbu dergiler, poetik anlayışlarına uymayan dergiler, yada matbu dergilerde yazdıklarını yayınlama fırsatı bulamamış kimseler, beleş ve karşılıksız ve direkt anında görüntü sağlayan e-mekanlarda çıkarttıkları işleri yayınladıklarında önce evet ortalamanın üzerinde her ilk eser yayınlayan şairin girdiği hava gibi havayla dolduruyorlar ciğerlerini ama, bu adamların da üzerlerine geliyorlar, onları da kendilerince eleştirenler çıkıyor, ve bu adamlardan bazıları (hepsi demiyorum) aldıkları eleştirlerle pişerek, daha iyiyi, daha güzeli bulmak için çalışıyorlar ve bazıları yine hakikaten suyun yüzeyine çıkmaya başlıyor zamanla, sessiz ve çaktırmadan. Belki matbu dergiler alem olmuş isimlere yer vermekten, yeni kalemlere pek teşvikiyet sağlayamadığı için bu adamlar ömür billah matbuata küsebiliyor, ve belki de bir değeri, iyi bir kalemi kaybediyor sanat dünyası. Aslında kaybolan birşey de yok. Edebiyat karın doyuran birşey değil çünkü. Ruh doyurmak isteyenlerin iştigal ettiği bir sevda.

Ve yine istikrar sağlayamamış, yada fi tarihlerinde sağlamış, fakat sonra hem istikrarı hem kalemlerini kaybetmiş dergiler yada birkaç kalemle ayakta dikilmeye çabalayan dergiler, internette bu bitip tükenmez, her geçen gün gittikçe büyüyen bu e-sanatçı kitleye karşı bir önlem almak zorunda hissediyorlar kendilerini. Evvelden yazılarına yer vermedikleri fakat kendilerini takip eden bir zümre, internet denen bir mucizeyle tanışınca, bu dergileri bir çığlığın uçurumuna bırakıyor, dolayısıyla dergiler ekonomik dengesizliğin altında kepenk indirmek zorunda kalıyor, ve tabi bu editörler, sanatseverler ömür boyu ezeli bir düşman olarak internetin kalbe, gözlere, beyne ve zekaya olan zararlarından konuşuyor dost, talebe meclislerinde.

Dergilerin çoğunda, (bu gelenekçi muhafazakâr, gelenekçi sol, liberal, merkez vs. olsun) bir mutlakiyetçilik var. Herkes bir ismi kendi markasından çıkarma telaşında. Bakın bu adamı ben adam ettim demenin hevesi içindeler. Vefasız insanda iyi değildir, Allah affeder, edebiyat affetmez belki. Fakat bu mutlakiyetçilik, Cemil Meriç'in ünlü sözüne muhalif biraz, "Dergiler hür fikrin kalesidir" ama bir dergi değil yani olay, dergiler. Bir şair patlama noktasına gelmişse artık, Abasıyanıkça, yazmazsa ölecekse, bir dergi paklamaz artık onu. Bazı eski şairlerin ağzına pelesenk olmuş bir muhabbet var, önüne gelen fabrika gibi şiir çıkarıyor (hadi şiirimsi çoğu bunların) ama benim ülkemde yılda beş şiiri zor çıkaran şairim ne yapacak durumu. Bu saplantılı bir statiklik. Böyle adamlar iflah olmaz. Yılda beş şiir çıkaran bir şairin işi bitmiştir kardeşim. Artık beyaz bayrağı göndere çekip, kürsüye çıkmalı şiir sohbetleri yapmalı, genç nesille fikir-şiir teatisi yapmalıdır. Tabi burada fabrika gibi şiir üreten şairlerden atfedilmek istenen kesim ekser internet şairleri. Evet internet şairleri diye bir kavram oluştu artık.

Bence bu gücü, bu kitlesel ve hatta evrensel gücü görmesi gerek eski şairin. Dergilerin. Matbu ve İnternetin ortak platform oluşturup yeni, hiç denenmemiş şeyler gerçekleştirmesi lazım. Mesala bırakalım başka e-siteleri, sadece burada, yani Cemaat'te yavaş yavaş, zaman aktıkça nasıl eskiden dergi mutfaklarında yoğrulanlar olduysa, öyle yoğrulacak, bir edebiyat damak tanı alacak, başkalarına, hatta sırf buradakilere öykünecek ve sonra kendi çıtasını dikerek üslubunu gelişterecek pek çok kalemin Büyük Türk Edebiyatının nufüs hanesine gireceğine inanıyorum. İman ediyorum hatta buna. Çünkü olması gereken olur, kaçınılmaz olan durdurulamaz.

"Denetimsiz hiçbir edebi kaygı taşımayan telif haklarına riayet etmeyen bu siteler maalesef modern şiire en büyük kötülüğü yapmaktadır."

Evet doğru çoğu denetimsiz, özellikle edebiyat forumlarında word dosyasından copy-paste yöntemi ile anında görüntü sağlanıyor. Ama nerde görülmüş edebi kaygı güden memleket dergilerimin yazara, şaire telif ödediği. Çoğu istemez bunu bir, istese bile ayda 500-1000-1500 satmaya çalışan dergiler ayakta zor dururken nasıl kalemlerine telif ödesin? Üçüncü dünya ülkesi Pakistan'da bir gazetenin çıkardığı edebiyat dergiciği bile yazarına telif öderken, koskaca Büyük Türk Edebiyatının mutfakları, hür düşüncenin kaleleri kalemlerine telif ödeyemiyor.

Bunun bir çözümü şöyle olabilir belki! Önce halkı edebiyatla barıştıracaksın. William Wordsworth ve arkadaşlarının İngiltere'de romantik akımı başlatarak sanatı saraylıdan halka indirmesi gibi dili, edebiyatı halka indireceksin küllen. " İnternet'in en büyük arama motorunda en çok aranan on kelimeden biri "şiir" dir." Said Ercan böyle söylüyor. Bundan güzel birşey olabilir mi şiir adına? Ne yani şimdi herkesin cebinde üç-dört dergi alacak parası mı var memleketimde? O kadar aç, işsiz, evlenemeyen, evini terkedip kendi hayatını kuramayan ama edebiyat sevdalısı o kadar adam, kadın yok mu? Bu kitlenin ulaşabildiği yer neresi? İnternet ucuz, çünkü bedava. Şaire telif ödemeyen, ödeyemeyen dergi, internette şiirini görünce sen ne yapıyorsun hemşehrim muhabbeti mi yapacak? İnternette en çok arama yapılan kelimelerden birinin şiir olması, halkın edebiyatla küllen olmasa da şiirle barıştığının bir nebze alameti farikasıdır. Yani zaten halka inilmiş bir derece. Halk şiirin ayağına gelmiş. Şimdi kimse kalkıp halkın şiir zevkini köreltiyorlar, şiir anlayışlarını nevrozluyorlar filan muhabbeti yapmasın. Şiir okuyucusuna kimse bu iyi şiir bu kötü şiir diye dikte ettiremez. Şiir bir bilim alanı değildir, her ne kadar Aristo Poetika'sında şiiri tarihten üstün tutsada. Öznel olan bir sanatta kimse bu iyi bu kötü muhabbeti yapmasın. Buna okuyucu karar verir. Kimse Mecnun'un Leyla'sına çirkin diyemez, ama Leyla hiçte güzel bir kadın değildir aslında. Yani okuyucunun da bir leylası, leylaları ve zalim sultanaları oluşacaktır kendi mefkuresinde. Zaten dünya görüşü şiirle başlamıyor. Evrensel şiire de inanmıyorum, yarı-evrensel şiir olabilir. Yani şiir okuyucusu şiirin karşısına bir dünya görüşüyle geliyor zaten, siz bu adama sizin şiirinizi dikte ettiremezsiniz, görüşünüz bu adama yaramıyorsa, kendi ideolojisinin algısına uyan kötü bir şiir onun için sizin tarafınızdakinin süper-hit şiirinden daha iyi gelecektir. Böyle çok tartışma oldu, özellikle sanal platformlarda. Şiirin ideolojisi var mıdır, şiirin ideolojisi olmaz diye. Boş muhabbetler bunlar. Herkesin dikildiği bir kaya var dünyayı seyretmek için.

Çenem düştü benim. Saat burda biri geçti. Yarında şiirden imtihanım var. Muhabbete daldım. Yaprak açmadım daha sınav için. Bu yazı zamanımı çaldı. Hayırlı geceler,

muhabbetle.

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Matbu, internet ve tabular

İnternet şu an için bir basamak. Fakat geçmiş dönemlere baktığımızda da gücü katlanarak büyüyen, minyatür bir Çin.

İnternet; hayatın her alanına nüfuz eden, her evin köşe başında kurulu bir dünya. Bu dünyada edebiyat yekün teşkil ediyor. Bunu es geçmeyelim diyorum.

Kalite bağlamında matbu dergileri çıkaran isimlerle, internette domain işgal eden isimleri karşılaştırdığımızda, elbet de bir uçurum söz konusu.
Bir de şu var; büyük dergiler de internette arsa kapatmaya başladılar. Çünkü ''ne hali varsa görsün'' denilemeyecek kadar önemli bir mevzuu internet.

Hakan Bey, internette yapılan edebiyatın şu an için elle tutulamadığını söylemiş ve Antoloji'yi örnek vermişti. Doğrudur, internet günümüzde edebiyat bağlamında mihenk taşı olamamıştır henüz. Fakat yazımın başında da belirttiğim gibi, internet hızla büyümektedir. Türkiye'de ise kullanıcı sayısı gün be gün artmaktadır. Sanırım çok kısa bir süre sonra, gençlerin sohbet meclislerinde futbolu sollayarak ilk sırayı alacaktır. Ve bu genç nesil, 20 yıl sonra hayatın her alanında boy gösteren toplumun ana katmanını oluşturacaktır.
Fatma K. Barbarosoğlu bir köşe yazısında şöyle bir tanımlama yapmıştı: ''YouTube Gençliği''

Yirmi yıl önce 2000'ler bilgi çağı olacak deniliyordu. Fakat bu beklentinin içeriği doldurulamıyor, sadece iddia derecesinde kalıyordu. Yirmi yıl önce hayal edilemeyen/edilemeyecek bir noktaya geldik! Gençlik farklı mecralara akıyor. Ve edebiyat da, bundan nasibini alıyor/ daha da alacak.

Matbu dergilerin günümüzdeki gücünü yadsımıyorum. Ancak bir tsunami dalgası gibi önüne gelen her geleneği dümdüz eden teknolojiye karşı gardımızı almalı değil miyiz? İnternetin dizginlerini sıkıca tutmalı değil miyiz?

Mevcut fil dişi kulelerde, perdeleri kapatmak hiçbir şeyi değiştirmez ki. Ömer Karaoğlu bir söyleşisinde, onu batı tarzı müzik yapmakla eleştirenlere karşı şöyle demişti: Biz bu işe başladığımızda kucağımızda bu müziği bulduk.

Büyüklerimiz bir araya gelse, internet ve edebiyat hakkında yazılar yazsa, paneller düzenlese, bu konuyu daha çok gündemlerine alsa diyorum!

Herkesin kolayca erişebildiği internet meydanında daha çok kalem şakırdatsalar mesela!

Bir not: Hakan Arslanbenzer'in (ve internette boy gösteren diğer abilerimizin) edebiyatla alakalı olarak istifade ettiğim bilgilerinden internet olmasaydı, ben büyük olasılıkla mahrum kalacaktım.

cemil meriç in şöyle bir

cemil meriç in şöyle bir sözünü hatırlıyorum. "ben imzalarını attığım yazılarda yaşayacağım" sanırım bunun gibi bir sözdü (google mı baksaydım:))

işte aslolan imzadır. dergideki yazınızın altındaki imzanızın üzerine derginin kapağının mühür gibi kapanması kalıcı olmak için ve ileriki yıllarda da hatırlanmanız için başlıca şarttır.

internette çabuk tanınırsınız ama yazmaya devam etmezseniz çabuk unutulursunuz. dergilerde belki geç tanınır ve kabul görürsünüz ama unutulmazsınız.

bir diğer husus; yine cemil meriç şöyle demişti, "büyük eserler, büyük sancılar sonucu ortaya çıkar" eğer iyi şeyler ortaya çıkmıyorsa yazar ya da şair anlattığı konuyu kendine yeterince dert edinmemiş demektir. bu açıdan da bakmalıdır derim. başka bir husus ise; yine cemil meriç "her aklıma geleni yazmamam gerektiğini anladığımda " diye başlayan cümleler kurar, bu sözden yola çıkarak şunu da rahatlıkla söyleyebilirim
" niteliksiz yazıların ve şiirlerin temelinde; her akla gelenin süzgeçlerden geçirilmeden sunulması ve internette böyle bir yazının yayınlanmasının daha kolay olması yatabilir."

ama iyi olanı bulmak için aramak da şarttır derim; dergide veya internette...

"eddai"

matbu ve internet şiirine ek not

Merheba

Yarında Batı Medeniyetleri Tarihinden bir imtihanım var, uzun yazamıyacağım. :)

Evet biraz ironik görünüyor sanırım anlattıklarım, dergah'ta şiir yayınlamış biri olarak. Ya da başka dergilerde. Fakat Türkiye'de sadece Dergah, Yedi İklim, Fayrap, Yasakmeyve, Mortaka vs. gibi iyi dergiler yok, Türkiye'de gırla giden, ulusal ve taşralı envai çeşit edebiyat dergisi var bu dergiler gibi istikrar tutturamayan ya da istikrar kaybeden.

Cümlelerimin bir yerinde değinmiştim, "vefasızlığın iyi bir şey ya da erdem olmadığını" Matbu dergileri, özellikle bu işi bilinçli yapanları şu anki internet edebiyatı ile kıyaslayamam. Fakat İnternet Edebiyatı'nın zuhurundan sonra (kıyamet alameti olabilir) birçok matbu dergi trajını düşürdü, ekonomik gücünü kaybetti, kimisi internette sayfa açıp isim değiştirdi vesair şekillerde devam etti, kimisi pes etti.

Mortaka'nın yönetmeni Yaşar Bedri Usta, geçen Ocak-Şubat-Mart kış sayısını çıkarırken, dergiyi zor şartlar altında çıkardığını, şayet sponsor bulamasaydı, dergiyi kapatarak internetten çıkarmaya devam edeceğini söylemişti. Bunu söylediğinde hakikaten üzülmüştüm. Şu anda Postmodernizm ve Şiir konulu dosyayla bahar sayısını çıkarmak üzere sanırım.

Böyle maddi olanaksızlar sebebiyle kapanma ile yüz yüze gelen pek çok iyi dergi var, yani böyle bir realite var memleketimde.

Ben zaten matbu dergiler kapansın, internet dergileri okunsun demiyorum, yukarıda geçen bir cümlemde kısaca, matbu dergilerin ve e-dergilerin bugüne kadar hiç denenmemiş şeyler yapması, ortak bir platform oluşturmasından bahsettim.

Bakın mesela sizin cemaat'te çıkan yazılarınızı kaçırmadan okuyorum, yorumlarınızla birlikte. Fayrap'ı burada duydum ama okuma fırsatım hiç olmadı, neo-epik şiiri de ilk burada sizden dinledim, gittim kendime göre araştırma yaptım google'da , Emre Şimşek, Eren Safi polemiğini, Osman Özbahçe'nin "Şiir Savaşmaktır" başlıklı sıkı yazısını vs. neo-epik bahsinden sonra araştırarak okudum.

Yani internet nimeti olmasaydı belki okul bitene kadar neo-epikten, fayraptan, arslanbenzer'den haberimiz olmayacaktı. Yani kısaca hepimiz internetin sağladığı nimetleri görüyoruz.

İlk heyecanlı dönemlerimde bir çırpıda yazdığım şiirlerimi direkt forumlarda yayınladığım olmuştu filan fakat, 2006'dan beridir matbu ve editörü, bir yayın kurulu olan birkaç e-dergi de şiirimi yayınladıktan sonra, yayınlayacaksam birkaç forum da yayınlıyorum şiirimi. Bu şiirlerin ekserisi evvela matbu da yayınlanmış oluyor yani.

Çünkü, ekseriyet çürük şiir yazıyor, ya da Osman Özbahçe'nin dediği gibi salak bir şiiri yazıyor. Heyecanla direkt kitlelere ulaşmak isteyen bu kalabalık kitle, tahsise girmeden, sıcak sıcak şiirimsilerini koyuyor e-mekanlara.

Ama internetin şöyle yararları da var. Mesala genelde şairler bir, en fazla iki şiir çıkarıyor bir ayda, çıkardığı şiirleri de beklemeye alıyor, yada çöpe atıyor, ve ya kırıklayarak başka şiirlere imge olarak yamalıyor. Yani bir daha ki aya kadar belki de şiir yazmıyor çoğu. (istisnalar hariç)

Fakat sanal ortamlarda toy olarak şiire başlayan bazı arkadaşları şahsen mülahaza ettim, çok basit, kırık imgeler kurarak şiirimsiler çıkaran bazıları, sürekli yazdıkları için, (bazıları her gün bir şiir yazıp asardı mesala) ve bu tür şiir yazanlar çok eleştirilirdi, zamanla bu arkadaşlardan bir kısmı idmanlı oldukları ve eleştirileri kaale alarak kendilerini pişirdikleri için, iyi işler çıkarmaya başladılar bir kaç sene içinde, bunlardan bazıları matbu dergilere geçip interneti bıraktı sonra, kimisi bir süre göründü ortalıkta sonra kayboldu, fakat bunun sebebini de altyapı eksikliği olarak düşünüyorum, salt şiir yazarak, poetik bilgisini geliştirmedikleri için belli bir süre sonra tökezleyenler çok oldu.

Fakat ilk yazdıkları basit, bozuk şiirleri (öykü ve denemecilerde var)
internette yayınlamaya başlayıp sonra evrilen, zamanla matbuata geçen bir çok arkadaş oldu, farklı ideolojilere sahip.

Yani sözlerim de yanlış anlaşılmasın. Evet Türkiye'de bir çok dergi statik gelenekçi bir izleğe sahip derken sözlerimin arkasındayım, fakat bu işi iyi yapan bir çok dergi de var, ifade etmeye çalıştığım şey, matbuatla sanalın bugüne kadar denenmemiş, başka şeyler yapması gerektiği.

güzel şeyler.

muhabbetke

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Gedicht starb! (Şiir Öldü)

Nietczsche, ‘Tanrı Öldü.’ nazariyesinde “cinayetin failleri, yani Tanrı, metafizik ve varlık konularında iki bin beş yüz yıldır kendini tekrarlayan, yeni bir şey ortaya koyamayan ve mevcudu tüketen beşeriyet, tabiatıyla böyle bir şuurdan mahrumdur. Dolayısıyla bu büyük cinayet kolektif bir şuur tutulması neticesinde işlenmiştir.” fikrini savunuyordu. Bu durumu günümüz şiir meselesine yoracak olsaydık ve dünya ikinci bir Nietzsche’ye gebe olsaydı muhtemelen toplum olarak şiirin öldürülmesinden şikayet edilecek, edebiyatımızdan örnek alınmadığından dem vurulacak, şiir kalıp ve usullerini dahi bilmeden şiir yazma iddiasına bürünenlerin karşısına da bir Bakunin çıkarıp edebi bir ihtilal hasıl olacaktı.

Fakat ne yazık ki, ikisi de edebiyat gibi geçmiş de kaldı. Bu yüzden Türk Edebiyatı şiirin günümüzdeki yerini tartışacak durumda değildir.

Temsili düşünce ışığında yeniden 'Gedicht starb!'

Bu cevabı yazmak durumunda kalmama sebep şudur ki; insanların bilgi ve fikir dünyasını kavrayamayabilirsiniz fakat ahlaki değerlerden ve vicdandan da mı hiç nasiplenmediniz?
‘Şiir öldü.’ başlıklı yorumumda Bakunin ve Nietzsche’den kastedilen kişiler temsil mahiyetindedir. Nietzsche’nin topluma karşı olan Tanrı’nın öldürülmesi şikayeti, temsilde şiiri bir varlık olarak ele aldığımızda halkın çoğunluğunun nitelikli şiire karşı olan duyarsızlığından rahatsız olan ‘kişi’nin topluma ettiği isyandır. İnternet ortamında çok kişilerin şiir bölümlerine yazılarını eklediğine şahit olabilirsiniz, aralarında şiirler de olabilir; ben bunları görmezden gelerek fildişi kuleden meseleyi tahlil etme çabasında değilim. Toplum olarak usullerine uygun şiirdeki estetikten alınan hazzı tükettiğimizden, sosyal yönüyle şiirin ve şiirdeki estetik anlayışının öldüğünden bahsediyorum. Aynı şekilde Tanrı’nın ölmesiyle de Nietzsche, insanların Tanrı’ya inancının öldüğüne işaret ediyordu.
Bakunin meselesinde ise işaret edilen fikir; düz yazıdan bozma edebi meçhullerin ortamdaki çokluğu nedeniyle nitelikli şiirlerin unutulmayla cezalandırılması tehlikesine karşı, ihtilali yok etmek olarak algılayan Bakunin’in siyasi nihilizmini edebi nihilizm olarak temsil eden ‘kişi’nin vereceği onurlu mücadeledir.
Nihayetinde Nietzsche ve Bakunin’i şair olarak örnek vermenin meseleye olan abesle iştigali herkes gibi benim tarafımdan da açıkça görülmektedir.
Son mesele ise bir kavram anlaşmazlığından neşet eden basit bir hadisedir. Herkesçe malumdur ki şiir, tüm bireysel tanımların evvelinde edebiyatın bir türüdür. Doğal olarak edebiyatın şiir hakkında konuşmaması kadar fantastik bir düşünce olamaz. Şiiri kutsallaştırmak başkadır, şiiri tanımlamak başka.
Sevgili Said Ercan’a yazısından ötürü tebrik, fikri mülahazaya vesile olduğu teşekkür ederim.

matbu, internet ve tabulara ek-1

Yazdıklarım internet taraftarlığı veyahut karşıtlığı olarak algılanmasın. Hiç bir tarafta durmuyorum. Sadece çığ gibi büyüyen ve her alana sirayet eden internet'in edebiyat sahasında yol açabileceği değişimleri tefekkür etmeye çalışıyorum.
Mesela Amerika'da yaşananlardan haberim yoktu. Bu vesileyle bilgi sahibi de oldum. İyi oldu.

Bu konuyu dün bir yazar büyüğüme link olarak ilettiğimde bana cevaben: ''Şair/Yazar, dergilerde yetişir" dedi.

Bilemiyorum; belki de sanatsal olarak değil de; toplumsal bazda bakıyorum olaya. Gençliğin aktığı mecralar vs.

Ayşegül Genç yorumunda dedi ki: Aslolan imzadır.
Evet, aslolan imzadır ve sağlam bir imza atabilmek için belirli mecralardan geçmek ve taşları üst üste koymak gerekir. Nitekim bir Mustafa Kutlu'nun imzasının bir dergide veyahut da internette yer alması o imzaya halel getirmez.

İlk yorumumun başında şöyle demiştim: İnternet bir basamak.
Bunda kastım şu idi. Bazı tanıdığım arkadaşlar var. Bu arkadaşlar ilk olarak internet'te ürünlerini yayımladılar, sonra sonra matbu dergilerde boy göstermeye başladılar. Hakeza, ben de ilk olarak bir edebiyat forumunda edebi nitelikli yazılar yazmaya başlamıştım. Daha sonra ise birkaç matbu dergide çalışmalarım yayımlandı. Bu bağlamda internet'i şu an bir için basamak olarak addediyorum.

Geçenlerde elime bir dergi geçti. Yayın hayatına yeni başlayan bir dergiydi. Bildiğim bazı internet dergilerindeki ürünlerle, bu matbu dergideki ürünleri kıyasladığımda internet dergilerindeki ürünleri daha kaliteli bulduğumu söylemek istiyorum.
Köşe başını tutmuş, edebiyat hisarına bir sütun dikmekte muvaffak olmuş dergiler vardır. Ancak bu dergiler çok mudur? Hayır!
Maddi imkanları elinde bulunduran herhangi birileri de, o yayın hayatına yeni başlayan dergi gibi, nitelik bakımından seviye altı dergiler pekala çıkarabilirler.

Bir ikinci not: Hakan Bey'in hatırasını okuyunca bir anda aklıma bir şey geldi. Biz de küçükken arkadaşlarla birlikte dergi almak için Şekerbank'a giderdik:) Hakikaten her birimize ayrı ayrı dergi verilmesi çok hoşumuza gidiyordu.

Sanal Alem Edebiyatı, Şiiri ve İnsan Manzaraları

Yarın da dramadan bir imtihanım var ama, bağışıklık yaptı azıcık birşeyler daha yazayım :)

İnternette gözlemlediğim hadiselerden birini de sizlerle paylaşmak istiyorum. Memleket dışında olduğum için, elimize çok dergi geçmiyor, geçince de ay sonu filan geliyor, siz çoktan derginin öbür sayısını filan okuyorsunuz o zaman. Canım sıkılıyor burada, edebiyat muhabbeti, şiir teatisi yapan hiç memleketli arkadaşım yok, yani Türkçe konuşamıyorum; duvara konuşsam duvar daha anlayışlı olabilir diye düşünüyorum bazen. Dolasıyısle internetin bu edebi forum denen nimetinden yararlanıyorum oldukça. Malum kemalist, sol, liberal, muhafazakâr v.s. türlü, farklı bakış açılarına sahip olan çeşitli e-dergiler ve edebiyat muhabbeti yapılan çeşitli forumlar var. Bunlardan bazılarını sürekli takip ediyorum.

Evvelden dediğim gibi, çalışmaları amatör olduğu için matbu dergilerde yer bulamayan arkadaşlar (genelde eserleri yayınlamnayınca çoğu pes edip, kalemi kırıyor), ya da edebiyattan daha başka bir alanda hobi çalışamaları icra etmelerini söylüyor dergiler onlara; mesala Üstat Necip Fazıl'a, falanca bir genç gelip, şiirlerini okutuyor, üstat okuduktan sonra, "Evlat, şiir yazmasan olmuyor mu?" diyor. Şairler hassas adamlardır, sanatlarının ayağa düşmesini hazmedemezler, dolayısıyla üstad burada bir reaksiyon gösteriyor, ama bence iyi bir şey de yapıyor, o genci hırslandırıyor, ateşlendiriyor.

Genel olarak kalitesi düşük şiirler yazarak forumlarda bunları sergilediğim zamanlarda, özellikle proleter olan bir kesim "sen şiir yazamıyorsun, ama öykülerini çok seviyoruz, şiir yazma, öykü yaz demişlerdi," hep bir ağızdan koro halinde. Aynı şekilde üçüncü romantik kuşağın(İngiltere) birinci tekili John Keats'e de, edebiyat baronları "sen şiir yazamıyorsun, eczane çıraklığına geri dön" (aslında dişçi asistanıdır) demişlerdi. 26 yaşında (sırılsıklam aşık bir şekilde) annesi, babası ve abisi gibi tiberkülozdan öldü, ama adı İngiliz Şiiri Tarihine çıkmamacısına altın harflerle kazınmıştır. Gıcık oldum solculara, kemalist, pozitivistlere v.s. o zaman, aslında şiirde çok iddaalı ve ciddi değildim, zevk olarak yapıyordum bu işi, diğer edebi janraları da icra ederken. Fakat bunu sırf Müslüman olduğum için söylediklerini sezinledim daha çok, her ne kadar ben şiirimi basit bulsamda, takdir eden insanlar vardı, ama aynı şiirleri bu adamlar yere çalıp, öykü yazmamı söylemişti. Bende -gününü göstermek- kabilinden bir nefret oluştu önce. Yolculuğa başladık. İşte bundan sonra daha çok, hatta sadece şiire odaklandım.

İşte az çalıştıkları için dergilerden müsbet bir yaklaşım göremeyen, eser yayınlayamayan bazı arkadaşlar, beleş ve kolay olan forumlarda şiirlerini, öykülerini, denemelerini, günlüklerini yayınlamaya başladı. Şimdi biz söz vardır, "Her kör tezgâhtarın bir kör müşterisi olur" diye. İşte forumlarda sergilenen bu türlerin de her kesimden, her düzeyden mutlaka bir alıcısı çıkar. Genellikle birbirlerini överler. Hatta emekli olduktan sonra, çığlık atan bir yalnızlığın içine gömülenler, yalnızlığını bu forumlarda paylaşarak kendilerine göre bir sanal dostluk alemi geliştirdiler. 40, 50, 60'ından v.s. sonra şiir yazan, öykü, deneme, hatıra yazan ve hatta çeviriye başlayan bir çok insan tanıdım. Bunlardan bazıları hakikaten ilk başladıklarında dökülürken, azimle, şevkle durmadan çalıştılar, hem okudular hem yazdılar durmadan, şimdi bazılarının çevirileri bir çok matbu dergide yayınlanıyor, mesala öğretmen emeklisi Ümmü kendi hayatının karelerini yazdığı öykülerini ayda üç farklı matbu dergide güzel bir istikrarla yayınlamaya başladı; feslefeden emekli olan başka bir amcam, manicilikten sonra, ciddi anlamda kendince şiire başlayıp, kendini geliştirdi ve bir kaç ulusal dergide zaman zaman şiirleriyle boy gösterdi, öyküzle başlayan çiçeği burnunda Hakkari'de bir bayan öğretmen arkadaş, sanal podyumlarda tedricen şiire yöneldi, şiirde karar kıldı, kalemini sivriltti, şairlerini seçti, mimesislerini yaptı, bir kaç sene sonra bir e-derginin yayın kadrosuna girdi, sonra taşra ve ulusal bir kaç matbu dergi de şiirleri yayınlanmaya başladı, iş bulamamış üniversite mezunu başka bir hanım evde boş boş oturmanın yerine, önce forumlarda dedikodu ve polemiklerle kendini tüketti, sonra önce şiir yazdı baktı olmadı, öyküye yöneldi, taktir topladı, öyküde karar kıldı, hâlâ yazıyor, o forum senin bu forum benim dolaştı, şimdi onunda öyküleri taşra ve ulusal dergilerde zaman zaman çıkıyor, ulusal öykü yarışmalarına giriyor, hazırlanıyor, sanal ortamda yazmaya başlayıp sonra matbu dergicilikle, kağıt kokusuyla tanışan arkadaşlar oldu Anadolu'da, kendilerince dergiler kurdular, tuttu, tutmadı.

Aslında burası, yani internet, matbu dergilerle benzerliği olan bir yer. Burada da insanlar kendilerine göre bir topluluk oluştuyor önce, birbirlerini övüp yine birbirlerini yeriyorlar, dışarıdan bir yabancı araya dalarsa ve özellikle kabiliyeti varsa, gelecek vaad ediyorsa, şair ve yazarlık kıskançlığı denilen dürtüyle topluca yeni geleni önce överler, karşılık bulamazlarsa yerin dibine gömerler. Kimileri kendi halindedir, bireyseldir, kimsenin dedikodusunu yapmaz, kendi işlerine bakarlar, çünkü Necip Fazıl'ın dediği gibi "Bizim acelemiz var gardaş, sokaktaki it kavgalarını elbet bir ayıran bulunur" felsefeleri vardır. Çoğu basittir ama, buradan çok değer çıkmaz, mesala internet edebiyatında süper-ego, enaniyet daha ağır basar. Alt etmek ve zeytinyağı gibi üste çıkmak önemlidir. Mesala bir çok forumda farklı ideolojilere sahip dergilerin kaşarlanmış yazar, şair, çizerleri dergilerde bulamadıkları yankıyı, şöhret ve sıcak kucaklamayı bulmak için akın akın bu ortama girerler. Adam olacak çocuk sorusundan belli olur derler, (rahmetli Barış Manço'^nun da buna benzer bir programı vardı mazide TRT1'de,) işte basit şiirler, basit edebi ürünler vermiş bu kişiler sanalda toplanıp, cerrahi müdehalerle birbirlerine gülümseyip, bir ittifak kurarak birbirlerini överler önce, ama zamanla bu da kâr etmez, kapitalist reklamların onlara empoze ettiği mesala coca cola reklamı ask for more (daha fazlasını iste) gibi daha çok isteyerek varlıklarının tüm olanaklarını seferber ederler, ağzıları iyi laf yapanlar polemikte bulur çareyi. Birilerine çatarak, kaşını, gözünü, eserlerini değilde linguistik-gramatik hatalarını yüze göze sokarlar bir redaktör gibi. Böylece gündemde olacaklarını, dikkat çekeceklerini düşünürler. Ve evet edebiyatı çok bilmeyen ve sanalda kendilerince birşeyler deneyen yeni yetmeler matbu dergilerde piyasa yapamamış bu kişileri bir edebiyat kurdu sanarak bir ilüzyonun içine düşerler ve sürekli bu şahısları överler, böylece övülenler egolarını tatmin eder, ama zamanla bu yeni yetmelerin gözü bir evrekayla açılır, edebiyat görüleri geliştikçe aslında basit, statik bir edebiyatın muhabbeti yapan abilerinin ablalarının boşluğa kürek çektiklerini fark ederler ve onları terk ederek, ustaları keşfedeler. Bu sefer terkedilen vasat altı şair, yazarlar kudurur, kaybettikleri prestiji kazanmak için ne yapacaklarını şaşırırlar ve önce kendileri gibi düşünmeyenleri tüketmeye başlarlar, solcu sağcıya, pozitivist diyalektiçiye çatar, güçlü olan kazanır, buda sona erince bu sefer kendileri gibi düşünenleri parçalamaya başlarlar, bir bakmışsınız bir sene önce komünal ütopyanın pratize edildiği kardeşliğin coştuğu bir sol edebiyat forumunda kıyamet kopar bir gün. Ve bu forum sitesi de tıpkı diğerlerine olduğu gibi sanalın hatırlamayan tarihine geri dönmemek üzere gömülür. Buralardan sağ kalan artıklar başka bir forum açar, herkes yarenini oraya toplar, bir süre orada yeni birşeyler denemeye çalışırlar, prim yaparlar bazen, ama bir kere birbirine takmıştır büyük bir kitle yada küçük elit bir zümre, bunlar birbirini uzaktan izler, gardını alır ve önce nifak tohumları sonra dedikodu, polemik derken kroşeyi indirerek o edebiyat forumunu da birbirine düşürürler. Yani bu bir kelebek etkisinin sonucudur. Sürekli tekerrür eder bu olay. Yani bu adamlar kaskaslanmış adamlardır.

Ama bu ortamlarda darwin'e inanmam fakat, buralarda güçlüler ayakta kalır, zayıf olan yok olur, buraların kanunudur bu da. Güçlü olanlar, kendini yetiştiren arkadaşlar, sürekli yazanlar yavaş yavaş yükselmeye başlar sanal ortamlarla. Önce başka sitelerden davetiye alırlar, futbolcu transferi gibi düşünün biraz. Eğer hakikaten iyiye doğru gidiyorlarsa bu gerçekten birilerinin dikkatini çeker. Mesala hemen hemen farklı ideolojiye sahip, statik, anti-statik, iyi, kötü v.s bir çok dergi editörü ve yazarı bu forumları gerek pasif gerek rumuzlarla aktif olarak ziyaret eder. İstikrarı kaybeden, ya da istikrarı yakalayamayan, ya da yeni ses yeni soluk güzel bir şeydir hesabıyla dergilerine yeni elamanlar, güçlü kalemler ararlar. Bir bakmışsınız tanıdığınız ve tanımadığınız dergilerden e-postalar yağmaya başlar. Davetiyeler alırısınız bu sefer matbu dergilerden. Tabi bu güçlülerin başına gelen bir şeydir.

Bir kaç ay önce ateist ve solcu olan bir dergi editörüyle "Şiir Allah'mıdır" diye bir polemiğe girmiştim mesela bir forumda. Adam resmen şiire tapıyordu. Bunun babası da meşhur bir solcu şairdi. Bu adamın şiirini Baki Asiltürk yky yıllığına da aldı mesela. Adam sürekli polemik yaparak şiirde tutturamadığı başarıyı, prestijle ekarte etmeye çalışırdı. Sürekli "konuşacaksak şiir konuşalım" filan diyen fakat donanımı sıkı olmayan biriydi vesselam. Bu adamın şiiri ilahlaştırmasına kıl, tüy bilumum şey olmuştum. Türk şiirini çok iyi bilmediğim halde, Criticism (eleştiri) ve edebiyat derslerinde az buçuk bir poetik bilgim de vardı İngiliz ve birkaç farklı kültür şiirine dair, bu adamla sıkı bir kapışmamız oldu, solcu olan başka bir eleştirmen özel mesaj atıp, "adamı edebi katlettin" ya da buna benzer birşey dedi. Aynı şair daha sonra gelip dergisi için benden şiir istedi. Bunu neden anlattım, biraz megolomanlık, biraz narsistlik :) ama bu tür dergisini pek satamayan bunun gibi çok dergi editörü var sanal ortamlara gelip, daha matbu dergilerde parlamamış yenetekli kalemleri dergilerine çekmek isteyen. Bu kötü birşey mi peki? Aslında güzel bir şey. Bir tür sanal ile matbunun ortak platform oluşturması için güzel bir adım bence. İlk defa sanalda yazmaya başlayan, zamanla yeneteklerini geliştiren arkadaşlar farklı dergilerden teklifler aldı, tabi bunların donanım kazanması ile ağız tatları da değişti, her davetiyeyi kabul etmediler, iyi dergilerde yazmaya başlayanları olduğu gibi, vasat altı dergilerde yazanları da oldu.

Zaten, bu her yerde böyledir; yani tüm dergiler mükemmel şiirler, harika öyküler yayınlayacak diye bir şart yok, ki Allah herkesi şair olarak halk etmedi, doğa kanunlarına da aykırı bu. Yani matbuatta da sanalda da kendine göre iyiler ve kötüler var. Fakat evet böyle de bir çığlık, hem negatiflik hem pozitiflik var internette. Mortaka da geçen sayılarında internet dergiciliği üzerine bir dosya yayımlamıştı. Söyleşi yaptığı dergi ya da forumlardan bazılarını bilirim şahsen, buradan iyi yazarlar da çıktı, fakat çoğu şu anda yayını durdurdu, ya da istikrarı ve ses rengini kaybetti. Aslında benim gözlemlediğim birşey de, buralarda yetişen bir çok kalem yeterli olmaya başladığı anda, öz güveni sağladığı anda sanalı bırakarak matbu dergilerde yazmaya başlıyor.

şimdilik te doğrusu bu sanırım.

çenem düştü :)

muhabbetle

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

şiir dili diye birşey yoktur

Bugün okurun ya da eleştirmenin şiirden anladığı -örneğin Arslanbenzer de henüz ve hala ve inatla bunu anlayacaktır- "konvansiyonel" alanın çekip çevirilmesidir. Şeref Bilsel örneğin "dile bekçilik eden" bir şair tipi öneriyordu geçen zamanlarda, Ataç bile becerememiştir bunu! Dil, şiir dili ya da reklam dili ya da günce dili ya da küfür dili ya da N dili diye birşey yoktur. Dil, dildir. Önce bunda bir anlaşalım, sonra kimseyi üzmek zorunda kalmayalım.

Burada şiir hakkında yazan herkes birşeyleri unutuyor (ben bu şeyleri birkaç yıldır "görsel şiir" başlığı altında derledim, toparladım). Çağının gerisinde kalanlara da bunları anlatıyorum. Anlatmaya da devam edeceğim. Bundan sonra yazacaklarım Şiir 101 sınıfından geçmiş olmayı gerektirmektedir.

Şair'in şiir ile ilişkisi nereye kadar vardır, bilemiyoruz. Şiirde konuşan persona(lar) ile şiir metninden bize doğru fırlayan vektörlerin çizdiği şey arasındaki bağı kuran kişi okurdur ya da okur, tam orada kurulur, çatılır. Alt-metinler, hayat hikayeleri, klişeler, ogünün dolar kuru ya da çekirdek çitleme sesleri gibi şeylerin hiç birine vakıf olmadığımız kapkara bir dekor karşısında şiir metnine bakararız. Kağıt, okuru ve yazarı değil, yazılan ile okunanı karşı karşıya getirir.

Internet bir "yer" değildir. Daha önce bu konularda yazdım. Dergi sayfası ile internet ekranı arasında dağlar kadar vardır. "Hızlı tren" "hızlı giden tren" demek değildir (biz böyle anlıyoruz). Daha başka birşey vardır. Bu konuda gerçekten düşünmüyor birçok kişi. Örneğin bu sitenin "görünür" kılınmasını sağlayan şeylerin çoğu (örneğin programlama dilleri, örneğin kodlar vs) "yazı"dan mürekkeptir ve bunların hepsi olmadan, bu yazıyı yazmam mümkün olmazdır. Özetle, internet dili "cismani"leştirir. Şiir, gibi.

Görsel Şiir deneyimi başından ucuna bu sorularla doludur, izleyen için. Dilin cismanileşmesi ne demektir? Çağrışımlara ve birşeyi başka şeylerle anlatmalara dayalı dilin (mecazlar), yazı teknoloji ile çarpıştığı yerde -henüz birçok okurun ve şairin haberi olmadığını düşünsem de- çok hakiki bir deneyim yatar (bkz. hat sanatı). O yüzden "şair öldü" olarak alıyorum soruları. Kusura bakmayın, zaten geçen yüzyıl ölmüştü şair, elbirliği ile öldürmüştük.

Artık çağı "ilericileri" ve "gericiler" olarak ayırabiliriz o yüzden. İlerici şairler -ki size bunlar çok acayip gelecektir ile "gerici"lerin temrinlerinin yer değiştirme toplamlarından oluşan karnaval.

Şiir dili diye birşey yoktur, şiirsellik de yoktur.

Şiir Dili Diye Müthiş Birşey Vardır

Avusturalya vesair ülkelerde görsel şiir yayınlayan ve persona gibi latin kelimeler kullanan Sayın Serkan Işın sanırım İngilizce bir metni çıkaracak kadar ecnebiceye vakıf!

Burada salt Türk Şiiri mi konuşuyoruz, yoksa genel-al şiiri adına mı konuşuyoruz? İngiliz romantik şiir akımının babası Wordsworth ve onun kankası sonradan hasmı olan Coleridge'in, poetik diction -şiir dili- hakkındaki görüşleri üzerine bilginiz var sanırım!!?

Bunun için SAMUEL TAYLOR COLERIDGE'in BIOGRAPHIA LITERARIA'sı (1817), ve William Wordsworth'un Preface to Lyrical Ballads (1800) adlı kitaplarını inceleyerek poetik diction -şiir dili- hakkındaki görüşlerini okuyabilirisiniz. Sanırım Türkçe çevirileri yok!

Plato, şairleri ideal devletinden kullandıkları dil ve imgesel, hâyali dünya için çıkarırken, Aristo Poetics'inde şairleri tarihçilerden üstün tutuyordu. Romalı eleştirmen Longinus, şiir dilinin sublime (yüce, âlâ) olmasından, okuyucuyu bir ekstasiye transfer ederek, kendinden geçirmesi gerektiğini söylüyordu. Poetik Diction -şiir dilinden- bahseden sadece Wordsworth ve Coleridge mi peki? Shakespeare'in şiir dilinden, dili işleyişinden, imzasız bir sonesi ya da Venüs ve Adonis'ten, veya Rape of Lucrece'den her hangi bir stanzası işi bilenin önüne gelse, ya da az çok Shakespeare dinlemiş birinin kulağına ilişşe bunun Shakespeare'e ait olduğunu anlamayacak mı? Bugün şiirde, şu şair Sezai Karakoç'a, şu İsmet Özel'e, şu şair Cemal Süreya'ya öykünmüş derken bunu nasıl, hangi kriterlere göre söylüyoruz. Karakoç'u, Süraya'yı çivi gibi nah diye meydana çakan bir şiir dilinin belirğinliği değil mi?

Şiir dili yoktur derken bunu kazıyeler sunarak ispat etmek lazım. Sağlam dayanaklar sunmak lazım.

"Bugün otobüse bindim." Güzel kurallı bir cümle mesela. Roman ve öykü de kullanılabilir. Şiirde de kullanılabilir, ama ucuz basit bir cümle bu.

"Otobüs bugün bana bindi." derken bunu romanda , denemede söyleyemezsiniz. Günlük cümle içersinde de kullanamazsınız.

Ama şiirde "Otobüs bana bindi / kıvırcık saçlarında otuz üç numara terlik / yanaklarında mor lastik / Avcılar'da indi" (iyi oldu bu imgeleri bir ara kullanayım :) )

Bakın bu mesela şiir dilidir. Bu dili günlük hayatta kullanamazsınız. Görsel şiirde kullanabilir misiniz bilmiyorum! Roman dili basit, akıcı, yalın olabilir ama böyle olamaz.

Reklamın da bir dili vardır. Reklamcılar sembol dilini kullanırlar, sizin bunu bilmeniz lazım, görsel şiir yaptığınız için. Şiirde de sembolizm vardır, mesala 20. yüzyıl şair ve yazarları çok kullandılar bunu. T.S. Eliot gibi mesela. Fakat reklamdaki sembolizm, sembolik dil şiirden farklıdır. Halkı tüketime çağırırken bile değişik söylerken, bunu görsel sembollerle, müzik ve efektlerle derinleştirip, beslerler. Coca cola reklamı "ask for more" -daha fazlasını iste- derken bunda müthiş bir sembolizm, müzik, effekt kullanır. Mesela, yaz sıcağı, çölün ortası, susuzluktan bunalmış, terler akan bir afet, sonra birden müziğin sesi, hobaa, dans cola şişeleri şakır şakır şangırdayıp, buzlu bardaklara doluyor filan. Anlatabiliyor muyum? Bedeva da yahudi ürününü reklam yaptık ama neyse :)

Günce dili derken, filazoflar günce tutmuş ya da mektup yazmışlardır mesela. Nietzche'nin mektupları ünlüdür, ama dili şiirden çok farklıdır, hatta ben bunalırım okurken, adamın deliliğinden olmalı! Bir şairin, güncesi, mektubu, deneme ve öyküsü de diğerlerinden farklıdır, kullandıkları dil şiirseldir daha çok, daha akıcıdır.

" Burada şiir hakkında yazan herkes birşeyleri unutuyor (ben bu şeyleri birkaç yıldır "görsel şiir" başlığı altında derledim, toparladım). Çağının gerisinde kalanlara da bunları anlatıyorum. Anlatmaya da devam edeceğim. Bundan sonra yazacaklarım Şiir 101 sınıfından geçmiş olmayı gerektirmektedir."

Yani siz bunları derken görsel şiiri sanki ilk siz icra etmişsiniz gibi konuşuyorsunuz dünyada. Görsel şiir İsa'dan önce Grek'te ve Romalılarda da icra edilirdi. Tutmadı pek bu. İngilizler de kullandılar fi tarihlerinde. Arzu ederseniz isimlerini, tarihlerini de çıkartırım sınavlardan sonra. Saat 02:30 oldu drama için çalışamadım henüz.

Yani görsel şiir derken sanki şimdiki şiir çağın gerisinde kalmış gibi konuşuyorsunuz. Yani bu meslek ısıtılıp, ortalığa sunulmuş bir şey tekrardan. Tabi ki sevenleri, izleyenleri vardır. Saygı ve taktir ederim. Sanatın her alanına açığız, seviyoruz.

"Internet bir "yer" değildir."

Hayır! İnternet bir yerdir. Yer mekân demektir. Mekan boşlukta yer kaplayan bir cisim, kütledir. İnternette kozmosta bir yer kaplar. Düşünce de bir yer kaplar fakat biz bunu elle tutamayız, ama düşüncenin de işgal ettiği bir mekan vardır. Mesela arkadaşlar arasında hadi bizim mekana, bizim yere gidelim deriz. İnternette sıkça takıldığımız bir siteden bahsederken, hadi mekana dalalım deriz mesela. Katliam yapalım biraz filan :)

Ama evet haklısınız, dergi sayfası ve internet ekranı arasında (dağlar) kadar fark var.

"Görsel Şiir deneyimi başından ucuna bu sorularla doludur, izleyen için. Dilin cismanileşmesi ne demektir? Çağrışımlara ve birşeyi başka şeylerle anlatmalara dayalı dilin (mecazlar), yazı teknoloji ile çarpıştığı yerde -henüz birçok okurun ve şairin haberi olmadığını düşünsem de- çok hakiki bir deneyim yatar (bkz. hat sanatı). O yüzden "şair öldü" olarak alıyorum soruları. Kusura bakmayın, zaten geçen yüzyıl ölmüştü şair, elbirliği ile öldürmüştük."

Dil görsel şiirde cisimleşmez. Cisim elle tutulan bir şeydir daha çok. Resimde çizdiğiniz kareler de cisimleşmez, kopyayı kopya edersiniz sadece. Bu açıdan resim ve şiir aynı şeyi icra eder belli bir yere kadar. Şiir zaten baştan başa, meteforlar, alegoriler, sembollerle doludur. Roman ve öykü de dolaylı yoldan anlatmak için alegori ve sembolizmden yararlanır. Mesela George Orwell'in nobel ödüllü romanı Animal Farm "Hayvan Çiftliği" sembollerle örülü alegorik bir romandır. Yani hat sanatı, görsel şiir, ve şiir ap-ayrı şeyler. Görsel şiir resim sanatına daha yakın bir şey. Yani şair öldü diye bir iddia atarak ortaya, şiiri öldüremezsiniz ki! Üstelik şiir sadece Türkiye'de yazılan, yaşatılan bir şey de değil. Bunu görsel şiir diye bir şey de diriltecek güce haiz değil. Yaptığınız sadece farklı söylemek, farklı bir şey yapmak, farklı bir hobi, sevda, sanat olur.

"Artık çağı "ilericileri" ve "gericiler" olarak ayırabiliriz o yüzden. İlerici şairler -ki size bunlar çok acayip gelecektir ile "gerici"lerin temrinlerinin yer değiştirme toplamlarından oluşan karnaval. Şiir dili diye birşey yoktur, şiirsellik de yoktur."

İlerici ve gerici şair kavramları güzel. Fakat gerici ve ilerici şiir yazan şairlerin verdiği eser, arz talebe göre tirajını ve prestijini değiştirir. Mesela sizin gerici şiirden kasttetiğiniz anlama göre görsel olmayan, klasik olan şiir anlayışını anlıyorum ben, yanılmıyorsam! Ki bu şiir yani benim bildiğim klasik usül (klasik kastım kağıt-papirüs-deri üzerine yazılan şiir, modern şiir muhabbeti ile karışmasın) yazılan şiir, Greklerden beri en çok okunan türdür.

Anlamda çok önemli. Şimdi sizin yüce mânâlar icra ettiğiniz görsel şiiri anlayacak potansiyel çok çok az ise ülke de, ya da kozmosta sesiniz büyük bir kitleye ulaşmaz, sadece görsel şiir diye birşey de varmış denir, "la Hasan bi gidek, görek la, bizim Aşık Osman Emmi de şiir söyler, öyle birşey olmasın?" filan gibi muhabbetler olur.

Ama imgesel ağır bir dili, romantik, alegorik, metoforik, sembolik, didaktik bir şiir dilini daha kolay anlayan daha büyük bir kitle var görsel şiirle kıyaslarsak! Tabi bazen çok basit görsel şiirlerde oluyor, kaotik olmayan, şakkadana anlıyoruz o zaman. Ama İsmet Özel, sırf millet düşünsün diye anlaşılmayan zor şiirler yazıyor mesela. Tabi görselin de kaotikleri var ama semboloji eğitimi filan almak lazım, sanat tarihi okumak vs. bunlarla bir zevk alabiliriz izlerken sanıyorum.

Yani açıkçası manyak, dehşet bir şiir dili vardır, şiirsel roman, şiirsel aşk, şiir gibi kadınlar da vardır, ama şiir dili farklı birşeydir, vesselam.

Muhabbetle

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

poetic crashcourse

görsel şiir yazmıyorum, pardon göstermiyorum diye mi, sahi ne yapılır görsel şiir, fiili ne?

Aradan bana gelmiş birşeyler ama burada uzun uzun anlatsam mı yoksa mahrum mu bıraksam birçok kişiyi bilemedim. Görsel şiir ile "göstermek" arasında kurulacak ilişkilerin hepsi "yazı"dan geçer. Türk'ün kayıp hazinesi, İngiliz'in Çin'den Pound sayesinde öğrendiği şey. İki sayılık Blast'ın geri kalmış İngiliz modern sanatının yüz akı olması acıdır ve bizler tarafından nedense çok es geçilir.

"Görsel Şiir" konusunda ise oldukça fazla malumat www.poetikhars.com adresinden edinilebilir. Gerisi bildiğimiz şeyler, Burak Sezer dinlesin.

Konvansiyonel ifadesini hem içerik hem biçim hem de malzeme olarak üzerinden "uzlaşılmış" olan şey olarak kullandığımı da hatırlatayım. Mesela "şiir dizelerden oluşur" gibi. Oysa Türk Şiir'inde bu tür uzlaşmalar mısra/dize, eski/yeni, öykü/hikaye vb. çatallaşmalar yüzünden pek de mümkün değildir, dil düzeyinde.

Hz.Hubble'ın Rüyaları

Poetik Nutuk ve Poetik Dil

Yarın edebiyat eleştirisi ve ertesi gün edebiyat tarihinden iki imtihanım var, ondan sonra kısmen özgürüm inşallah.

Hakan Arslanbenzer'e meslektaş olarak :) paylaştığı müthiş bilgilerden ötürü teşekkür ediyorum. İstifade ediyorum ziyadesiyle. Poetic Discourse ile daha çok poetik vaaz, poetik hutbe, söylev, nutuk kastedediyoruz, Wordsworth poetic diction'u şiir dili veya şiir söylemi olarak kullanıyor. Zaten Coleridge'de Wordsworth'un poetic diction hakkındaki görüşlerine bir çok itiraz sıralıyor bahsi geçen kitapta. Edebiyat tarihi dersinde A. Pope'u işledik. Fakat daha çok yazdığı eleştiri kitapları, heroic couplet'le yazdığı şiirlerini filan işledik, fakat edebiyat kritiğinde Pope'a değinmediğimiz için çok bilgim yok hakkında. Cismen tipsiz, kambur, çok kısa boylu ve yarı özürlü olduğunu biliyorum :) Allah'ın kulu tabi. Halimize çok şükür.

Şu an Victoria Çağına başlıyoruz yani. Romantiklerden sonra, henüz İngiliz şiirinde neler oldu, neler değişti çok bilmiyorum. Postmodernist dönem ve modernist dönemin genel olarak farklı sanat ve edebiyat janralarıyla, şiirini de incelemiştim ucundan azıcık. Bu konuda bir yazım kısmetse Mortaka'da çıkıyor, çiçeği burnunda. Poetic Diction ne tür badireler atlattı Victoria çağında bekleyip görecez inşallah :)

Dün J.A. Cuddon'ın meşhur çalışması "Dictionary of Literary Terms and Literary Theory" (Edebiyat Terimleri Sözlüğü ve Edebiyat Teorisi)'nde "poetic diction" -şiir dili- ibaresinin tanımına iki-buçuk sayfa ayırmıştı, bugün onu çevirip paylaşmayı düşünüyordum fakat az önce bir Türk arkadaşı evlendirdik memleket dışında, düğünden geldim, fakat arzu ederseniz, cumartesi akşamı çevirip paylaşabilirim? Sanırım J.A.Cuddon'ın bu çalışmasının Türkçe çevirisi yok! :) İlk baskıyı 1977'de Amerika'da yapmış, Türkçeye çevrilirse münekkitlerin ve edebiyatçıların oldukça istifade edeceklerini düşünüyorum.

Eflatun'un 10.kitapta epikçilere defneden taç giydirdiğini bilmiyordum, eyvallah, istifade etmiş olduk. Oğuz Atay ve Bilge Karasu'nun kitaplarını da kısmet olursa bu yaz İstanbul'da araştırırım inşallah.

muhabbetle

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

efkarlı adamlar

"efkar,fikir kelimesinin çoğulu...İçinde hüzün olsa da,hüzün kelimesinin eşanlamlısı değil.çok düşünceli,dalıp gitmiş insanlara efkarlı deriz.Her fikre saygı duymak zorunda değiliz,ama her efkarlı insana saygı duymak zorundayız" (ibrahim paşalı-istanbul kriterleri kitabından)
şiirde sanırım efkar işi,efkarlı adamların ,bayanların yazdıkları her daim okuyucusunu buluyor,gerçek şair gerçek şiir onu Allah bilir,biz kulların sadece gerçekliği var o yüzden bu memlekette,şiir antolojilerimiz tartışma konusu,bu memlekette şiir biter mi peki şu popüler kültür halimizde bile vazgeçmediğimize göre,bitmez... meryem karagöz