renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kıssa Üzerine Düşünme Niyeti: Sonsuzluk Hecesi / LÂ

Nazan Bekiroğlu'' Sen orada kan dökücü, fesat çıkartıcı birini mi yaratacaksın? '' Bakara - 30

Karadeniz ikliminin saray havasına mensup nazenin yazarlarından Nazan Bekiroğlu son kitabı Sonsuzluk Hecesi: LA ile kitap dünyasına hoş bir sada bıraktı geçtiğimiz günlerde. Bu sefer konusu insanlığın en karmaşık masalıydı: Âdem ile Havva. Yaratılışın aşk hamuruna bu kez Nazanca tatlar bıraktı.

Dünya sürgünlerinin en hüzünlüsünü yaşayan iki kahramanımız vardı tuvalimizde. Âdem’i kışkırtan günahkâr kadın olarak bilinen Hz. Havva, Nazan Bekiroğlu'nun kaleminde boz zihinlilere - olması gerektiği gibi - gerçek yüzünü gösterdi.

Konu Kuran-ı Kerim'de kıssaya uygun olarak hikâyeleştirilmişti yazar tarafından. İlk yaratılış, secde bahsi, şeytanın itirazı ve asiliği, Havva'nın yaratılışı, Havva-Âdem aşkı, ilk günah ve şeytanın ilk günaha sürükleyen fısıltısı, dünya sürgünü, Habil ve Kabil çekişmesi ve son olarak Kabil’in kardeş katliamı...

'' Âlemlerin Rabbi bu toprak bedene
nefesinden nefta
suretinden suret
ruhundan ruh verdi.
Ona, ruhumdan, dedi.
Söze harfe, rakama sayıya sığmaz ilişki. Böyle bir gramer kime nasip olmuş ki ? ''

İlk günah ve dünya sürgününden önce kitabında yoğun bir şekilde bahsettiği bu ilk aşk risalesine biraz değinelim istiyorum. Aynı özden yaratılan, aynı ruhun temsilcileri. '' Havva böğründen çıkıp da yanına uzandığında, anlamsız erkek oluşu bir anlam kazandı. Varlığın özü muhabbet; gizliydi Âdem, aşikâr kılındı.'' Nazan Bekiroğlu ilk aşkı kendi tılsımlı üslubuyla kısaca böyle anlatıyordu. Konu edebiyatın en önemli iki konusundan biri olan aşktı ve bütün bu yaşanılan zıtlıkların muteber olduğu bu konular diğer önemli bir konu olan insana aitti. Âdem-Havva bütün insanlığın hikâyesiydi.

''Rabbiniz size bu ağacı, sırf siz melek olursunuz veya cennette ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı.” (A’raf 20)

Yazar bütün edebi gücünü kalem kaslarına yükleyerek okuyucuya bir nevi kendi öz hikâyesini okuduğunu hissettiriyor.19. yüzyıl romantik yazarlarından meşhur Victor Hugo'nun söylemindeki gibi ''Ben beni anlatırken sizden bahsederim aslında.'' Hikâye bizimdi, asıl hikâyemiz sürgün edilişimizle başlardı.

Kuldu Âdem, fıtratındaki merak hissi fazla taşmıştı, kalbini delip tenini bile istila etmişti. ''O ağaç'' ve bilmek merakı oydu beynini Âdemin. ''Kutsal ruhla balçık arasında geri dönen bedeniydi'' Âdem ilklerin insanıydı lakin bu ilk sınav hiç bir kula nasip olmayan ağırlıktaydı. ''Bu kadar çok hayır diyebilmek için ne kadar büyük bir evet demiş olmak gerekirdi.''

İlk anda dikkat çeken kitabın adı oluyor aslında. Neden ''LA'' yı kullanmıştı yazar? Onun açıklamasını ilk başta kitabının ''La Sahibesi'' bölümünde yapıyor. Kendi kanaatimce yazar bu kıssayla Kabil bahsine odaklanmış ve kitabın adını seçerken bile bu bahisten etkilenmiş, çünkü İllallah demeye La ile başlarız. Demek ki yok diyerek başkaldıracak sonrasında bilinçli kabul kelimesini ardından getireceğiz: İllallah

Âdem itaatkâr kul yoluna giderken önce La durağına uğramıştı yasak meyveyi ısırarak. Yazar Âdem’in isyanını en gerçekçi haliyle anlatırken vurgulamak istediği ve sonsuzluk hecesinden kasıtı aslında Kabil'in isyanı oluyor. Asilikte kardeşini öldürerek liste başı olan Kabil'i bu sebeple hikâyesinin gizli en önemli kişisi yapıyor. Bana göre; La bahsinin elinden en sıkı tutan Kabildir.

''Adem cümlenin daha başında ''la'' diyecek, reddecek özgürlüğe sahip olduğu halde ''illallah''a varmasıyla yaratılmışların en güzelidir. Mümkünler âlemindeki o en esrarlı heceyle, kendiliğinden değil bile isteyedir. ''

Yazar, resim ve şiirin imkânını sonuna kadar bu kıssa üzerinde kullandığını görüyoruz. Tasvirlerle görüntüleri kitap üzerine yansıtarak okuyucuda gerçeklik hissi uyandırıyor. Üslubundaki şiirsellik okuyucusunun konudan kopmamasına vesile oluyor. Hatta bu tarzıyla yazar dimağlarda hoş esintiler bırakıyor.

Nazan Bekiroğlu anlaşılmamak için yazan bir yazardır aslında. Bu haline ''Nun masalları'' ve ''Cam ırmağı Taş gemi'' hikayelerinde alışığız. Lakin bu kitapta hiç beklemediğim sadelikte bir Bekiroğlu gördüm ve bu sadeliğin ona farklı bir endam kazandırdığını düşünüyorum.
Sonsuzluğa uzanan çok lezzetli bir La bahsi sizi bekliyor. Bence Bekiroğlu sofrasında hemen yerinizi alın!

''La hiçlik mesabesi öyleyse sonsuzluk ekidir''

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Birinci Husus

Birinci Husus;
Araf Suresi'nden verilen ayet, 20.ayet'nin sadece bir kısmıdır. Ve yanlış anlaşılabilir. Ayet böyle okunursa, ağaç hakkında Adem ve Havva'ya verilen bilgi'nin kaynağı değişiyor.Öncesi ve sonrasıyla vermek daha uygundur.

19. “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.”

20. Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.”

21. “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.

22. Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi.

İkinci Husus;
'' Âlemlerin Rabbi bu toprak bedene
nefesinden nefta
suretinden suret
ruhundan ruh verdi.
Ona, ruhumdan, dedi.
Söze harfe, rakama sayıya sığmaz ilişki. Böyle bir gramer kime nasip olmuş ki ? ''

ve

'' Havva böğründen çıkıp da yanına uzandığında, anlamsız erkek oluşu bir anlam kazandı. Varlığın özü muhabbet; gizliydi Âdem, aşikâr kılındı.'

şeklinde ifade edilen konularda Kur'an da bu türden açıklamalar yoktur. 'ruhumdan üfledim'buyurur Allah.

Hicr 28,29: Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.

Sâd 72: “Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin.

Ve Bakınız:
Kıyamet 36. İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.
37. O dökülen meniden ibaret az bir su değil miydi?
38. Sonra bu, bir “alaka” oldu. Derken Allah onu yaratıp güzelce şekillendirdi. *
39. Nihayet ondan da erkek ve dişi iki eşi var etti.

'İnsanı kendi suretinde ve Havva'yı,Adem'in böğründen veya kaburga kemiğinden yaratmak' diğer dinlerden İslâm'a bulaşmıştır.

Kur'an Havva'nın nasıl yaratıldığını açıklamamıştır. Doğrusunu muhakkak Allah bilir.

Hatırlatmak istedim.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

yaratılış bahsi ödevi...

dikkate alıp ayetlerle yorum yapmanız çok önemliydi...
bahsettiğiniz havvanın yaratılma mevzusuna güzel bir ışık tuttunuz...bu konuda daha cok arastırma yapmam hususunda bana ön ayak oldunuz...

ben daha cok direk temasa kitapla gecip kitapta olan mevzulara değinmiştim.
bir nevi kitabın tanıtımı şeklindeydi.
bazı hususlar kuranda gecer gibi anlatılır ve biz hep yanılgıya düşüp arafta kalırız.
bu çok fazla arastırmaya eğilimimiz olmadığındandır...

işte bize bir ödev düştü...
yaratılış bahsi üzerinde çok düşünmeliyiz...

eyvallah seçkin deniz...

Gül Çiğdem

Zümer 6

Zümer 6 .O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan(onun türünden) eşini var etti. Sizin için hayvanlardan (erkek ve dişi olarak) sekiz eş yarattı.2 Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç (kat) karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk (mutlak hakimiyet) yalnız onundur. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

la...

La! Sonsuzluk hecesi, büyülü bir ifade ama bir o kadar iddialı, kendisinden sonra gelenle birleşip cümleye olumsuzluğu bir balyoz gibi indiren, ağırlaştıran hece...

Nazan Bekiroğlu'nun büyülü, hikayemsi, masalsı peşi sıra okuma heyecanı veren bir kitabı daha. Cümlelere ard arda kullanırken okuyucuyu soluksuz bırakma hali ama kitabı hiç elinden bırakamama hali...

Kitabı okurken bazen; "dokunmaması gerekirdi" dediğim çok oldu. Hani Peygamberlerin dokunulmazlığına el değdirmiş gibi incindim, sanki kırıldı aklımda, sınırlarına hiç girmediğim, Kur-an'da verilen sınırlara nüfuz etmemem gerektiğine inandığım, ayrılmaz parça, ikili; Adem-Havva çiçekli bir fanusta kalmalıydı.

Aşkın besmelesi la

Bir aşkı yazmak istiyorsan; önce bir yoktur çekeceksin, ondan önceki herşeyi yok etmek için. Sonra açılan sonsuzluk gibi bomboş sayfaya bir tek O'nun adını yazacaksın. Bir tövbe gibi...

Konu güzel, üslup güzel...

Tüm Yazı ve Yorumlar Üzerine

Sonuç itibariyle yazı bir kitap tanıtımıdır. Haliyle bu yazının müellifine hücum manasız bir tavır olur. Ancak bazı şeylerin kalbimizde ve beynimizde ateşlenmesine ön ayak olması sebebiyle iki kelam da ben edeyim dedim.
İlk olarak Seçkin Bey'e teşekkürlerimizi sunalım isterim. Girifleştirilen ve hayal dünyası, beklenti ve kaçışla yani -insan-la çetrefilleştirdiğimiz duygusal yorumlara ve N. Bekiroğlu'nun bakış açısına en net ve en sert cevap olur Allah Kelamı.
Nazan Bekiroğlu nasları fısıltıya çevirmekte usta bir kalem. Beni bağlayan özelliğide sadece bu. Eserlerinin edebi yönü ve dili kullanış kabiliyeti fevkalade.
Fakat Hristiyan-Yahudi veya geleneksel kırıntılar(masal ve halk hikayeleri)tasavvuf etkisiyle oluşan düşünüş ve hissedişin bizi hak yoluna götüreceğini sanmıyorum.

'' Sen orada kan dökücü, fesat çıkartıcı birini mi yaratacaksın? '' Bakara - 30
Evet. Burada bir öngörü de var.Şeytanın bu şeklilde öngörüsünü sağlayan nedir?
Yani şeytan sadece ona saygı gösterilmesi ve melekler taifesinden üstün yaratıldığının beyanı üzerine mi insanı sırat-ı müstakimden döndürecek.
Hayır.
Çünkü yaratılan Adem değildir. Yaratılan özgür iradedir.
Şeytanda olmayan da buydu.Yada Hz. ademden sonra olan'da bu. Yada sadece biz özgür irade tuzağına düşerek bunu böyle algılıyoruz. Şeytan sadece özgür iradeyi kamçılayan bir neden olarak yaratıldı.
Buna Allah-u Alem deriz. "Size herşey bildirilmedi" hitabı esasında meleklere değil insana da bir mesajdır.
La mevzu ise çok net.
Uzatmak bulandırmak ve tasavvufi yorumlarla bu sert ve harikulade mesajı görmek istememek de sanırım özgür iradenin işi.
Din yasaklar.Sonra Gerçeği ya da altarenatifi verir. Dikkat buyrun.
La ilahe(ilah yoktur) illallah(Allah'tan Başka)
Esasında MÜmin her gönülün klavuzu olacak gerçek amentü budur.
Baki Selam

yoktur

konu ve üslup bakımdan güzel bir kitaptı. Öneriyorum. Ama şeytan tasvirini şimdiye kadar daha sert cümlelerle okuduğum için kitaptaki tasvir bana biraz tuhaf geldi.

zaten şeytan da bir melekti daha önce. evet öyle birşeyler de denilebilir.

iyi oldu. bitirebildim. epey de not aldım.

Şeytan Cinlerdendir

Es-Selam

Yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da İblis'i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir.

(Kehf Suresi 50. Ayet Meali)

Ayet mealinden de anlaşılacağı üzere şeytan önceleri melek değildi, cinlerdendi. Dolayısıyla bu konuda şüpheye yer yoktur.

Selam ve muhabbetlerimle...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

La'dan saptırmalar?

Bu kitaptan ve yazarından kuşkulandım dostlar. Okumadım kitabı. Ama eğer bir okuyucu:"zaten şeytan da bir melekti daha önce" diyorsa okuduktan sonra işler değişiyor. Fatih. M. Tyanşan'ın verdiği ayet herşeyi açıkça anlatıyor zaten. Demek ki yazarın tek kaynağı Ku'ran değil. Havva'nın yaratılışına dair kaynakları da Kur'an değildi.

Bu nasıl kitap o halde? Yeni bir 'Tanrı'nın Doğum Günü' olmayabilir ama aynı yerden beslendiği aşikâr.

Dikkatli olunmalı. Okurken 'tam iman' ile okunmamalı enazından.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

Kuşku Denizi

Selam ile,

Bir yorum yazılıyor ki, sadece son kısmına katılabiliyorum.. İnsan, Kur'an'ın tamamı ve Sünnet-i Seniyye'ye dair muhkem rivayetler haricinde her şeye şüphe ile yaklaşmalıdır, doğru. Lakin, şüphecilik her şeyden ve bilhassa bir yazarın veya şahsın imanından şüphelenmeye ve bunu izhar etmeye sebep olmamalıdır. En azından bu kisveye büründürülmemelidir. Nazan Bekiroğlu Hanımefendi, kitabı yazarken yaşadığı tedirginlikleri ifade etmiştir muhtelif vakitlerde. Hatalı aktardığı veya hakikate mükemmel sadık kalamadığı noktalar olmamış olması gayet muhtemel. Bundan ötürü de, müsbet tenkitte bulunulabilir. Fakat yafta vurur gibi şüphelenmek doğru değil. Bu, onunla Allah arasında. Kalpleri bilenin yalnızca Allah olduğunu belirterek, söylemde ve eylemde itidal sahibi olunması gerektiğini düşünüyorum. Hakikati nasıl bulmamız gerektiği noktasında çoğu zaman üslupta kıvam sorunu yaşıyoruz. Ve neticede bizler dönüp kendimize bakmalıyız. Kuşku, ilk olarak insanın kendisini kapıp götüren bir denize dönüşebilir.

----------------------------
Bir kale ki, yıkıldı içten içe/Bir can ki, yazıldı hiç'ten hiç'e

Kuşku Bârutu

"Lakin, şüphecilik her şeyden ve bilhassa bir yazarın veya şahsın imanından şüphelenmeye ve bunu izhar etmeye sebep olmamalıdır. En azından bu kisveye büründürülmemelidir. Nazan Bekiroğlu Hanımefendi, kitabı yazarken yaşadığı tedirginlikleri ifade etmiştir muhtelif vakitlerde. Hatalı aktardığı veya hakikate mükemmel sadık kalamadığı noktalar olmamış olması gayet muhtemel"

Yukarıdaki parağrafınız eleştirimin ne kadar haklı olduğunu kanıtlıyor. Rica etsem hanımefendiye sorsanız tedirginlik yaşamasının sebebi nedir? Yapmaktan korktuğu bir şey mi vardır? Akaid'in temel noktalarına temas edeceksiniz ve kaynaklarınızı Kur'an olarak belirttiğiniz halde Kur'an dışı kaynakları kullanacaksınız. Okuyuculaırnızın algılarını manipüle edeceksiniz, onları aldatacaksınız ve tedirgin olmayacaksınız? Bu mümkün mü? Madem tedirgin olacaksınız, o zaman neden yapıyorsunuz? Madem yapıyorsunuz bir hesabınız vardır. O hesap nedir?

Şüphe budur. Bu şüphe doğru adına bir şüphedir ve zerre kadar tedirginlik yaşamaz. Kur'an okumayanların bol olduğu bir ülkede bu kitap İslâm'a değil başka şeylere hizmet eder.

Benzetmek olarak almayınız. Ancak; fantastik ve sürreel bir kalp metaforunda boğulanların her tarafı şüphedir zaten. Tasavvuf da öyledir, kelime-i tevhid ile tekerleme yapanlarda öyledir. Şüphe ile bezenmişlerdir. Bizi menettiğiniz şüpheyi azıcık onlara yöneltiniz.

Ortada bir kitap var ve tavsiye ediliyor. Kitap silinmez bir haykırıştır. Ve sorumluluğu büyüktür. Bu sorumluluğu kaldıramayanların işi de kusura bakmayınız, bildikleri daha başka şeyleri yapmaktır.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

Anlaşılamayan..

Selam ile,

Anlaşılamayan veya benim anlamadığım şey şu: Bir mevzu hakkında fikir beyan edilmesin demiyorum elbette. Fikir beyan edilmeli, hatta eskilerin tabiriyle "müsademe-i efkardan barika-i hakikat doğar." Müslüman ve mü'min bir insan, su-i zan'dan ve ötesinde zan'dan sakınmalı. Bu tür şeyler takva artırıcı etki göstermez, göstermedi de. Yanlışı ortaya koyup, doğrusuna işaret etmek lazım. Yazıyı yazanın şahsına değil. "Kalbini açıp içinde neler döndüğünü göremediğimiz" tüm insanlar hakkında "şöyledir, böyledir, şuna hizmet ediyor demek ve bunu da şüphe uyandıran üslupla yapmak, zannederim kullar nezdinde olmasa da Allah nezdinde bizim adımıza büyük bir felaket olabilir. İnsanları adres göstermektense, fikirleri adres göstermek ve onlar üzerinden fikir beyan etmek çok daha mantıklı ve makul. Birilerinin münafık veya kafir olduğu veya günahkar olduğunu beyan etmek kimseyi abad etmemiştir ama sözün sahibini, sözlerinde yanılması durumunda büyük bir felaketin beklediği kehanet değildir. Herkesin düştüğü bir an vardır, mühim olan, düşeni tekmelemek değil, tutarak kalkmasına yardımcı olmaktır. Yorumlarımıza zan hakim oluyor. Ve ben hep düşünürüm: "Ya zannedildiği gibi değilse!" Ayette öyle buyurulmuyor mu: "Kalplerde gizli olanı ancak Allah bilir." Niyet okumaktan vazgeçmeliyiz Seçkin Hocam.

Selam ve sevgi bizden.

Niyet Okumuyoruz.

Niyet okumuyoruz, Zekâi Bey. Böyle yakışıksız bir şeyle hitap etmeyiniz,lütfen.

Düştüğünü kabul eden varsa elinden tutmak üstümüze vazifedir. Bu tür kitapları yazmak,düşmek değildir. haddi aşmaktır. Biz tekmelemiyoruz, uyarıyoruz. Üstümüze düşen bu.

Biliyoruz ki; bu konulara vâkıf olmayanlar bu tür kitapları büyük bir iman ile okuyorlar. Allah ve gayb hakkında zanda bulunuyorlar. Bu ayetlerle de bellidir. Allah'ın vermediği bilgi ile Allah'ı tartışmaktan menediyor Allah.

Bunu söylemek her müslümana farzdır. Siz işe bu kısmından bakmıyorsunuz, bakana da gereksiz uyarılar(!)da bulunarak eleştiriyi örtüyorsunuz.

Bunun aksine katkıda bulunmanızı beklerdim. Size düşen budur. Haksız yere niyet okumakla suçlamak değil.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

O Halde..

Şöyle yapılsa daha iyi olur,

Girift ve kısır tartışmaya girmektense, kitabı okuyun evvela. Ben de tekrar okuyayım, sonra yanlış gördüğümüz yerleri ayetler ve hadisler yardımıyla aydınlatalım. Doğrusunu gösterelim. Hatta anekdotlarınızı bizimle bir yazı aracılığıyla paylaşmış olursunuz ve zihinlerdeki istifhamlar giderilmiş olur az veya çok. Daha güzel olmaz mı?

Selam ile.

Okusaydınız...

yorumları bilmem ama, kitap ve yazar hakkında okunmadan yorum yapılması çok da münasip olmaz sanırım.

Okusaydınız?

Hüseyin Bey,

Kitabı okumak veya okumamak meselesi değildir bu. Rica etsem yukarıdaki yazınının müellifi kardeşimiz Gül Çiğdem'in yorumuma verdiği cevabı okuyunuz ve en az onun anladığı kadar itirazımı anlayınız.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

evetler ve hayırlar

Bu kadar hayır diyebilmek için ne kadar büyük bir evet demiş olmak gereklrdi.
s.103