renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kıyafetlerle İlgili (1)

Kıyafet

şehrimizde hastanelerin oraya veya şehrin giriş kısımlarına gidince, eski kültürlerini hala muhafaza eden köyden gelmişlere rastlarım. onlara dikkatlice bakar ve biraz üzülürüm. çünkü bilirim gördüklerim bir kültürün son temsilcileridir. uzun bir ömürleri kalmamış üstlerinde taşıdıklarının. uzak olmayan bir zamanda onlardan eser kalmayacak.

küreselleşme bir katil. kendi değerlerinden başka bütün herşeyi yok etmede acımasız davranıyor. onun bu zalimane tavrı bir yana, insanlar da ona meftun ve pervane olmuşlar. ve bundan zevk duyuyorlar.

bir garip hal bu. beni adem kendini tek bir kültürün esiri yapmaktan çok mesut. niye. taklit ettiği kültür galiplerin kültürü olduğundan mı. galipler malum taklit edilir. ama burada bir tercihsizlik ve şahsiyet erozyonu yok mu. bir şeyi sadece popüler olduğu için sahiplenmek, onu değerlendirmemek, kendi mihenklerine vurmamak, yok oluşa işaret değil mi.

* * *

eski kültürün belirgin bazı hususiyetleri var. ilki; süslü bir kültür. kadınlarda bu daha belirgin ama erkekler de ondan nasiplerini almışlar. kadınların elbiseleri güllü, çiçekli ve parlak kumaşlardan. erkekler de eskiden bizim yörede efelerin süslü başlıklarından takarlarmış. günümüzde o süs kalmamış. bir sadeliktir hükümran. hele erkeklerde. süs tamamen gitmiş. burada bir anekdot aktarayım. malum ll. osman maktul padişahlardan. yeniçeriler, paşalar ve validelerden oluşan bir çetenin marifetiyle yedi kule zindanlarında boğdurulmuş. çok direnmiş ama kar etmemiş. onun tenkid edildiği bir konu da sade giyinmesiymiş. sade, halk gibi, afra tafrasız giyindiği için küçümsenmiş.

kanuni'nin çok süslü arap fistanlarını andıran giysisi tarih kitaplarında mevcut olduğundan herhalde görmeyen yoktur. bir halı kadar desenlidir kanuni'nin mintanı. galiba osmanlı ve eski insanlar, özellikle şarkta meskun olanlar; onların içinde de özellikle osmanlılar; giyimin süsünde aşırıya kaçmışlar. hem bu çok şeye sirayet etmiş. mesela kavuklara. kocaman kavuklar kullanmış osmanlı ricali. belki de bundaki niyetleri, kıyafetlerini devlet-i aliye'nin haşmetiyle denk getirebilmekti.

osmanlı'nın herşeyi aşırıydı; kuvveti gibi. ve bu ilk zamanlar sırıtmıyordu. hatta bir uygunluk arz ediyordu. ne zamana kadar. devlet güçten düşene dek. ondan sonra o ihtişamı bedenlerde gösteren aşırı kıyafetler, komik gelmeye başladı. ve ll.mahmud ile terkedildi.

mezkur padişahın giyimi, aşırı derecede sadedir.

ll.mahmud'dan sonra osmanlı'da bir giyim komikliği başlar. altı başka, üstü başka bir şey söyler giyimin.
mesela ıı.abdülhamid devrinde bütün memurlar neredeyse, bizim meclis başkan vekilleri gibi giyinirlerdi. arkada redingot; uzun setreli ceket. onun altında beyaz ve kolalanmış yakalı gömlek. boyunda papyon. elde baston ve başta işi tam bir komediye çevirten fes. bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirtecek cinsten bir kıyafet.

ll.mahmud memurların sakallarını kısaltmalarını ve pantolon giymelerini mecburi hale getirmiş. devlet dairelerine masa ve sandalyeler aldırmış. ve önemlisi, fotoğraflarını devlet dairelerine astırmış. bu adet şarkın bugün de kurtulamadığı bir hastalık. filistin'de arafat'ın, iran'da imam humeyni ile hamaney'in, libya'da kaddafi'nin, suriye'de esatların, türkiye'de atatürk'ün v.s. -uzatılabilir- fotoğrafları her yeri kaplar. niye. buna sebep ne. ne gerek var. garp'ta böyle bir şey yok. dünyanın başka hiçbir yerinde böyle bir şey yok. latin amerika'da yok, güneydoğu asya'da yok. bizde bıktıracak kadar çok.

konuyu dağıtmadan; yalnız osmanlı alışkanlığından kolaylıkla vazgeçememiş. büyük, kocaman ve uzun kavukları atmışlar lakin bu kez sırma ve nişanlara tutulmuşlar. osmanlı paşalarının göğüslerinde sırma ve nişanlardan boşluk yoktur.

eski kültürün elbiseleri süsülüydü ama tek tipti. her bölgenin kendine göre bir biçimi vardı ve onun dışına çıkılmazdı. şuan kuzey ırak'taki kürtler gibi. malum onların tek tip elbiseleri var. bu konuda araplar neredeyse "mit"tirler. afganların milli elbiseleri de tek tip gibi. uzunca bir gömlek ve onun altında bolca pijamayı andıran altlık.

afganlar'da bazı konulara değinmeden geçmek olmaz. ilki onlar hala genellikle başlarını kapatırlar. milletlerinin aidiyetleri çoğunlukla başlıklarından anlaşılır. mesela özbekler, aşağı kısmı biraz kalınca büyük bir takke gibi bir serpuş takarlar. şehid pençşir aslanı ahmet şah mesut'un başında onlardan vardı. peştunlar sarık kullanırlar. burhanettin rabbani ve hikmetyar sarık sararlar.

yeri gelmişken bir hadisi şerif aktaralım. efendimiz "erkeğin ziyneti ikidir. sakal ve sarık" diye buyurmuş.
tarihin hiçbir döneminde erkekler, başları bugünkü kadar açık bir dönem geçirmemişler. daima başlarında bir şeyler olmuş. avrupalılar şapka, yahudiler fötr, müslümanlar ise sarık, takke ve fes gibi serpuşlar kullanmışlar. bu dönem, bu meselede tek.

hem eskiden buna pek önem de verilirdi. yaşlı insanların serpuşsuz gençlere onu sorduklarını çok görmüşüm. "şapkan nerde" suali onlar için ne kadar normal idiyse, gençler için o denli şaşırtıcıydı.

türkiye bu konuda başka bir garabet yaşadı. zorlama. dünyada insanlarının başlarına neyi giyeceklerini zorla belirleyen başka bir devlet olmuş mu. duymadık. olamaz da. ama bu topraklarda oldu. ilk uygulama inkılapçı padişah ll.mahmud'dan.

ıı.mahmud, kocaman kavukları attırarak yerine cebren fes'i getirdi.

sultan onu zorla memurlarına giydiriyordu. ve sarıkları attıtıp festeki bu cebri uygulaması, adını "gavur padişaha" çıkardı. sonra fesin yerine şapka zorla giydirildi. türkiye'de jandarmalar acaba şapka giymedikleri için kaç insan dövdüler ve kaç keçeden ve festen yapılma başlığı yırttılar.

fesle ilgili bir anekdot aktarayım. meşhur gazeteci hüseyin cahid yalçın'ın "siyasal anılar" isimli kitabında geçiyor. yazar ittihat ve terakki'nin hızlı kalemşorlerinden. 31-mart vakası gericilere(!) mal ediliyorlar ya. vaka bastırıldıktan sonra, istanbul'da feslerinin üstüne sarık saranların korkularından sarıklarını çözdüklerini ama fesin üzerinde kalan izden tanınıp yakayı ele verdiklerini övünçle belirtir.

bir başka sahne. o kadar ilginçti ki; can dündar'ın "mülkiyeliler belgeselinde" yer alıyordu. istanbul'dan önemli zevat geleceğinden, ankara'nın önemli zevatı istasyonda onları karşılamak için bekliyorlar. ama o kadar komik, ilginç ve ibretamiz bir şekilde ki. görülmesi gereken bir sahneydi.

hepsi bizim meclis başkanvekillerinin giydiği uzun etekli frak tarzı elbiseler giymişti. ama en önemli aksesuarları şapkalarıydı. tümünün başında sam amcanın büyük, lengervari ve derin fötr şapkası vardı. gerçekten inanılmaz bir sahneydi. şoke ediciydi.

bir milletin savrulmasını herhalde o sahne kadar gösterebilecek ibretamiz belge yoktur. bir millet nasıl bu derece rüzgarda bir yaprak oldu akıl sır erdirebilmek mümkün değil.

şapka yakın tarihimizde çok yer tutuyor. bir sahnede de ismet inönü var. malum lozan görüşmeleri iki safhaya ayrılır. birinci safhada taraflar anlaşamayınca, görüşmeler kesilir. nihayet ikinci safhanın sonunda antlaşma imzalanır.

ismet inöü birinci safhada kalpaklıdır. ve bütün heyeti umumiye. hepsinin başında "kuvvacıların alameti farikası gri kalpak" vardır.

ikinci safhada şoke edici bir sahne. ismet inönü'nün başında "sam amcanın" tuhaf ve sihirbaz fötrlerini andıran bir başlık vardır. bu ne demek. taviz. taviz sadece bu değil. inönü mevhibe inönü'yü de başını açtırarak beraberinde lozan'a götürmüştür. bu başka bir taviz. mesaj açık. "savaş zamanındaki fikirlerimiz bizi bağlamaz. biz sizin zannetiğiniz gibi değiliz." avrupa mesajı almış mı. almış gibi görünmüş ama gereçekte avrupa tek yerden mesaj alır. menfaatlerinden.

rauf orbay feridun kandemir'in kaleme aldığı anılarında hilafet'in ilgasından söz ederken sözü ismet inönü'ye getirerek "hilafet hakkındaki tutum, inönü'nün lozan'dan gelmesiyle hepten değişti" diye bir beyanda bulunur. sakın ingilizler lozan'daki heyetin baş murahhası inönü'den "öyle bir talepte bulunmuş olmasınlar." veya ona bir telkinde. keşke istiklal harbi'nin bütün safhaları aydınlatılsa. ama tarihimizin en önemli dönemlerinden olan bu dönem kalın bir sis perdesinin altında. mesela son zamanlarda tartıştığımız bir mesele; latife hanım'ın mektupları.

latife hanımla atatürk'ün ilginç bir evlilikleri olmuş. boşanmalarına sebep olan hadise oldukça dikkate şayan. ismet bozdağ gazi ile latife kitabında olayı aktarır. ki bozdağ atatürkçü bir zat. yani çarpıtması veya kötülemek için kendinden bir şeyler eklemesi söz konusu değil. gereğinden fazla uzayacak olan yazıyı daha da uzatmamak için sebebi buraya almayacağım yalnız okuyuculara kitabı tavsiye ederim.

lozan zafer mi hezimet mi?
zaferler tavizlerle kazanılır mı?
vah vatanım.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

bukalemun muyuz

Turklerin kılık kıyafetlerinden bu sekilde vazgecebilmelerinin nedenlerin cok merak ediyorum. ne oldu ki erkekler ve kadınlar 200 yıl oncesinden bu gune kadar boyle hızlı bir donusum gecirebildiler. artık kadını da (dunyada avrupalıların boyunlarından baska bir yerde gormek mumkun olmayan rengarenk ipek basortulerini saymazsak) erkegi de, benzemeye calıstıgı batılı modelden ayırmak zor. batılılar somurgelestirdikleri ya da bir sekilde etkiledikleri ulkeleri ideolojik olarak donusturmek icin o toplumun yapısına uygun cesitli araclar kullanıyorlar. ama ne olmus ki bu araclar bir cok toplumda ise yaramamıs da Turkiye de bu kadar cok ise yaramıs. araplara bakalım mesela onlar da bizimle benzeri surecleri yasadılar pakistan hindistan endonezya vs... ama hala ulkelerinde erkekler ve kadınlar geleneksel kıyafeterini giymeye devam ediyorlar.(bizden daha buyuk oranda) ve bununla da kalmıyor avrupanın ortasında (!) bile batılı gibi giyinmiyorlar. bu kadar igreti bir sekilde mi tasıyormusuz ustumuzde acaba. ya da bizde baskalarında uygulamadıkları ozel yontemler mi gelistirmisler?
merak ediyor insan...
(bu arada konuyu daha kısa bir sekilde yazsaydınız daha etkili olurdu ve konunun onemi daha iyi ortaya cıkardı sanırım... )

Baykal fenomeni/şekilcilik hastalığı ve akıl sağlığımız.

Bunun elbet pek çok nedeni var ama ben konjonktür itibariyle bir tanesinin üzerinde durmak istiyorum. Diyelim ki, yüksek öğretimde doçent, askeriyede General olmak istiyorsunuz, o halde ilk önce belli kalıplara uygun olmak zorundasınız. Eşiniz örtülü olmayacak en başta. Tamem böyle bir kanun yok ama teamül var. Şahsen örtülü biriyseniz Hakim'lik bir yana bir İlkokul'a müdür dahi olamazsınız. En fazla ayak işleri. Var olmak için şeklinizi bir kalıba göre ayarlamak zorundasınız. Siz bunları biliyorsunuz.. o halde neden söylüyorum. Demek istediğim şu, bu ülkede bir asırdır elitist oligarşi denen bir zihniyet var ve söz sahibi olabileceğiniz makamlara sizi sokmak istemiyorlar. Var olma çabalarınızın önüne engeller koyuyorlar. Şekil ve şamalinizden dolayı aşağılanıyorsunuz. Bu nedenle kendinizi az buçuk gizlemek için formlarınızı değiştiriyorsunuz. Örtünmek avam olarak görünmeniz için yeterli. Sakal bırakmaksa küçük görülüp aşağılanmanız için. Öyle entari falan demeyin, adamı tefe koyuyorlar. Kolay değil. Kılık kıyafet denen ....(noktalama işaretli yerleri siz doldurunuz) bir devrim yapılmış bu ülkede. Bu argümandan yola çıkmak dahi vakıayı anlamamıza yeter. Bu nedenle binlerce insan dar ağaçlarında sallandırılmış. Tarihe kayıt edilmiş bunlar. Mesela Hindistan'da neden olmamış bu değişim. Adamın oradaki tek derdi ekonomiymiş.. sömürüymüş. Kimseyi kılık kıyafetinden ötürü asmamışlar. Pis farelerin dolaştığı kaptan neden su içiyorsun diyen olmamış. Ellerini kesmişler ama.. ustaların ellerini. Sadece kumaş piyasasını ele geçirmek için yapmışlar bunu. Ustaların kıyafetleriyle işleri olmamış. Ülkemde ise özel siyasi konumu nedeniyle bir zihin dönüşümü planlanmış ve malesef bu dönüşüm formlar üzerinden yapılmış. En büyük problem de bu zaten. Şekle takılıp kalınması. Bunun bir adım ötesine de geçilememiş. Bir süre sonra, planlanan zihin dönüşümü dahi unutulmuş ve sadece mücadelenin şekilsel yanı kalmış. İlerici! aydın! olmanın tek şartı bu norm oluvermiş bur anda. Kimse bunun farkına bile varamamış. Çünkü bu ülkede Deniz Baykal fenomeni denen bir şey oluşmuş. Çünkü bu ülkenin siyasetçileri ve öğretim görevlileri Deniz Baykal zihniyetine talim etmişler. Bir şey üretmek yerine şekillerle uğraşmaya adamışlar kendilerini. İlerici olmanın ilk ve sonra da neredeyse tek şartı haline getirmişler bunu. O kadar şekilci olmuşlar ki, şekiller asıl oluvermiş. İlkel algı biçimleri nedeniyle şekli kaybettiklerinde malup olduklarını düşünecek kadar ütopikleşmişler. Evet, Ayşenur Hanım; bu ülkede şekil üzerinden yapılan tek taraflı bir mücadele var ve bence bu değişimin ciddi nedenlerinden bir tanesi de bu. Şekillerden ideoloji üretme hastalığı var. Elbette ülkemizin Avrupa'ya yakın olması, dünyevileşme, küreselleşme gibi etkilerin bu değişimdeki payı büyük. Konjonktür itibariyle buna değinşmek istedim ama. Diğer benzer ülkelere gelecek olursak. Benzeri ne kadar husus yaşanmışsa o kadar değişim olmuş. Mesela Tunus.
Baykal fenomeninin son konjonktürdeki çıkışlarının akıl sağlığımı tehdit etmesi nedeniyle siz benim işaret ettiğim yere fazla takılmayın yine de.