akif cumhuriyetten sonra mısır'a gidip yerleşmiş. uzun süre orada yaşamış. vefatından kısa bir süre önce türkiye'ye gelmiş. bu sürgünde de konumuzla ilgili bir bölüm var. "akif'in gidişine şapka sebepmiş. istiklal şairi şapka giymemek için vatanından gitmiş." akif'ten söz etmişken bir meseleye değinmek istiyorum.
o zamanın diyaneti akif'le kur'an'ın mealini hazırlaması için anlaşmış. akif istemediği bu işi dostlarının yoğun ısrarları sonunda kabul etmek zorunda kalmış. tamamlamış da. ama gönlü bir türlü mealinin mükemmelliyeti konusunda ikna olmuyormuş. bir de o aralar türkçe ibadet, sirkleşmiş memlekette gündeme gelmiş. meşhur bestekar sadettin kaynak ayasofya camiinde, kadir gecesi frakla minbere çıkıp halka hitap etmiş. bütün bu korkular akif'in mealini yaktırmasına sebep olmuş.
şapkanın bu kadar meseleye konu olması ne kadar tuhaf.
yakın geçmişte, -8o darbesinden önceki yıllar- öğrenciler okula şapka ile gitmek zorundaydılar. eski fotoğraflarda öğrenci akrabalarımızın başlarında kocaman şapkalar görmek tuhaf ve komik.
şapkaya niye o kadar tepki gösterildi. basit bir serpuş'a niye o denli önem verildi diye bir soru akla gelebilir. meselenin ağırlık noktası dini. efendimiz'in -malum olduğu üzere- şöyle bir hadis-i şerifleri var: "kim kendini hangi kavme benzetirse, onlardandır." şapka, garbın ve haçlının önemli bir aksesuarıydı. bugün dahi onu sıklıkla kullanırlar. modaları vardır. her toplandıda giydikleri ayrı şapkaları bulunur.
milletlerin, dinlerin ve kültürlerin sembolleri olur. hilal islam'ın önemli bir sembolüdür. ve minare ve kubbe. sarık da onlardan. eski zamanda bir sarıklı müslümandı. bir şapkalı gayr-ı müslim.
giyim için dışa yansımasıdır. kıyafet görüşten haber verir. ikisinin birbirleriyle kopmaz bir bağları vardır. batıcıların gardroptan işlerine başlamaları o kadar köksüz veya saçma addedilmemeli. düşünceleri şuydu: biz bu insanların içlerini zorla değiştiremeyiz ama dışlarını değiştirmeye muktediriz. hem dışlarını değiştirirsek, zamanla içleri de ona uyar.
içle ile dış daima aynı renkte olur. farklı olamazlar.
dışları değişenlerin içlerinin de bunu takip edeceğini biliyorlardı ve yanılmadılar. bugünkü hal bunun itiraz kabul etmez bir şahidi.
bugün memleketimizde ciddi bir kültürel zıtlık var. bu, ikilemde bırakıyor. özellikle de gençleri.
fikri yapımız bir tarzda. yaşantımız başka bir tarzda. gençlerimizin bir avrupa ülkesindeki yaşıtlarından giyim ve kültür olarak az bir farkları var. ama büyükler tarafından onlardan eski kültüre has bazı davranışlar bekleniyor. bu ise muhale yakın. yaşantı nasıl ise hareketler ona göre olur. dış görünüş içi peşine takar.
yaşadığımız bir çok sorunun altında bu ikilem var. en basiti "töre cinayetlerinin en önemli sebebi bu." dış yaşam ile iç yapı ve büyüklerin değer yargıları uyuşmuyor. genç bu ikilemde kendi seçtiği yabancı yolun kurbanı oluyor. ya da kendi yaşantısının.
islamlar ne de bedbahtlar. hayatları çalındı ellerinden. iradeleri prangalandı. kendi istedikleri gibi yaşama selahiyetlerini yitirdiler.
bir medeniyetken peykleştiler. kutupken silindiler. beyken hiçleştiler. neden. bu erime ve kudretsizleşme niye.
* * *
her şey küreselleşti günümüzde. ticaret, para, hayat tarzları ve giysiler. ve hepsi küreselleşmenin alamet-i farikası olan "teklikten" nasibini anladı.
insanlar günümüzde hiç etmedikleri kadar seyahat ediyorlar. herkes her yerde. herkes kendi ülkesinin vatandaşı olduğu kadar dünya vatandaşı. batının kıyafetleri, dünyanın ortak kıyafetleri oldu. hakim, her yere rengini verdi. güç, tercihleri etkiledi.
bir dereceye kadar sınırları kalkan dünyanın sınırsız kıyafetlerinin olması normal. kimse mahalli elbiseleriyle kalkıp amerika'ya gidemez. böylelikle kendini bayraklaştıramaz.
bilinmek istenmeyen insanoğlunun kamufle olma isteğine cevap veriyor bugünkü küreselleşen giyim.
seyahatlerde batı tarzı giyimin tercih edilmesi bir dereceye kadar normal karşılanabilir. peki ya evlerin içerisinde bile esirler gibi hareket etmemize ne demeli.
marks kömünist ideolojisinde "hayatı ekonominin şekli belirler" demekle oldukça kuvvetli bir tespitte bulundu. yalnız marks şu hatadan kaçınamadı. ekonomi diktatörüne arka çıktı. halbuki tam tersi yapılmalıydı. bu hayatımıza kıyan ekonomi canavarının kollarına bir kelepçe vurulmalıydı. hayatımızı heder etmesinin önüne geçilmeliydi. bizden daha fazla çalıp çırpmasının önüne geçilmeye çalışılmalıydı. marks ise onun hegemonyasını pekiştirme yoluna gitti. ona karşı çıkmadı. onun dümen suyuna gitti.
* * *
medeniyetin rengi kadınlardan anlaşılır veya niteliği. kadın bir memleketin hali hakkında şaşmaz habercidir.
sanayi inkılabı, bu gezegenin gördüğü en büyük ve kapsayıcı inkılap. ekim devrimi onun yanında güdük kalmaktan kurtulamıyor. 89'ihtilali de büyük, etkileyici, tesirli bir ihtilal ama sanayi inkılabının eline su dökemez. iran islam devrimi de şüphesiz büyük. bir özelliği; istediklerini hayata geçiremedi. doğarken yeşerttiği umutları susuz bıraktı. belki de bütün sayılan bu menfiyatların sebeb: islam devrimi şahlanamadı. şahlanamayınca ondan beklenen ışıkları yayamadı.
sanayi devrimi; evrensel. dünyanın mecrasını değiştirdi. yönünü, gidişini ve herşeyini. ona yeni bir düzen verdi ve intizam. bu en bariz şekilde kadınlarda görülür.
her şey değişti o inkılapla, her şey. baştan sona. özellikle de kadınlar.
kadınlar o inkılabın kazananı mı, kaybedeni mi. zor bir soru. ve çok cevaplı. büyük bir tartışmaya davetiyeli. cevabı üstünde bir mutabakata varmak da imkansız.
ilk ve en önemli şey; kadınlar bu inkılapla ekonomik bağımsızlıklarını kazanma imkanını elde ettiler. iş sahibi olabildiler. kendi ayakları üstünde durma imkanını kazandılar.
bu iyi olmamış olabilir mi. saçmalık değil. her kazancın bir bedeli olur. her nimetin bir külfeti. bu avantajların bedeli ne oldu. kadınlar bu zafer için neyi kurban ettiler. neye bastılar bu itila için.
şüphesiz büyük bir bedel verdiler. çok büyük. devasa.
bir dereceye kadar ruhları alındı onlardan. erkeklerin hükümran oldukları meydana, onların özelliklerini edinerek, onlarlaşarak çıktılar, çıkabildiler. bu onlar için bir zaferdi ama aynı zamanda ölüm.
***
dünyamız çok şeyi tekrar yaşamış yaşlı ve tecrübeli bir gezegen. harpler dikkatini bile çekmiyor. sefahetler onun için sıradan. roma öyle sefahate daldı ki ve yunan; bu göz kapakları gözlerine düşen ihtiyar, sefahate dönüp bakmıyor bile. piramitler ve çin seddinden sonra hiçbir yapı onu şaşırtabilme hünerine sahip değil. ne felaketzede ikiz kuleler, ne malezya'nın elele tutuşmuş gökdelenleri, onun başını çevirtemiyor.
bu gün görmüş ihtiyar bir şeyi ilk defa görüyor. tek bir şeyi. kadınların bugünkü hallerini. kadınlar tarihin hiç bir döneminde böyle olmadılar. buna yaşlı gezegen de hayret ediyor. aldırmazlık en bilinen hususiyeti olan bu pir-i fani de buna şaşırıyor.
kadınlar yaratılıştan bu yana hep mahremiyet perdesinin arkasında oldular. korundular, sakınıldılar ve kıskanıldılar. bu her kültürde böyleydi. doğunun haremi meşhur; batıda bu konuda çok aldırmaz değildi.
haçlı seferine çıkan askerlerin kadınlarına reva gördükleri muamele iğrenç olduğu kadar bir düşünceyi ele vermekle de ilginç.
sanayi inkılabı bunu değiştirdi. kadınların mahremiyetini bitirdi. onları dünyalarından aldı.
kadınlar pantolonu ilkkez ondan sonra giydiler. bedenlerinin bir kısmını açıkta bırakan elbiseleri ondan sonra üstlerinde taşıdılar. denizlerde ondan sonra yüzdüler. açıldılar.
bu denizde yüzmekle ilgili bir kaç söylemek gerek. günümüzde bu fiil sanki farzlaşmış. olmazsa olmaz bir şey gibi addediliyor.
bir kesim bundan mahrum olmamak için şaklabanlığa varan hareketlerde bulunuyor.
halbuki bu işin geçmişi o denli fazla değil. bir asır önce kumlardan şifa umanlar dışında sahillerde yüzen kimse yoktu. bugün bile arap ülkelerinde durum böyle. onların sahillerinde bir kaç turistten başka kimse yok. filistinliler gazze sahillerinde otururlar. veya piknik yaparlar. birleşik arap emirliklerinde sahillerde kimisi atla gezinir.
biz çok kötü bir hastalığa yakalandık. kendimizi batının yaptığı her şeyi yapmak zorunda hisseder olduk. o bir davranışta bulunuyorsa biz de bulunmalıyız. bundan daha saçma bir mantık ve düşünce olabilir mi. ama biz bunu öyle sıkı kavramışız ki.
meşrulaştırıcımız batı olmuş. onun icra ettiği her şey bize meşru, hoş görmediği her şey kerih. bu kadar şahsiyetsizlikle var olabilmek mümkün mü. değil. biz var mıyız.
paralanan kadın, sınırları da paraladı. ekonomik olarak bağımsız olan kadın, diğer hürriyetleri de aldı. en güçlü zinciri kıran kadın, diğer küçük zincirleri berhava etti.
bu zafer mi. bedeline göre zafer mi.
* * *
elbiselerin ruhları değişti. eski elbiselerin amacı, bedeni süslemek, rahat etmek ve kadınlarda cinsiyeti belirsizleştirmekti. en azından bir dereceye kadar. yaşanılan değerler inkılabı burada da kendini gösteriyor. elbiselerin ruhları neredeyse mutasyona uğradı. artık rahatlık bu piyasada tanınmıyor. çoktan maktul. süs yerini koruyor. başka bir şey ise baş köşeyi aldı: cinsellik. özellikle kadın giyiminde bu en fazla gözetilen hususiyet oldu.
hayat zıvanadan mı çıktı. keşke buna hayır denilebilseydi. özellikle bizim gibi en yanlış bir şekilde batı(l)lılaşan memleketlerde.
* * *
eski elbiseler tek tipti ama süslüydüler. süslerinin sebebi galiba tekliklerden gelen dezavantajlarını kapatmaktı.
eski giyim önemli bir özelliği de islamiliği. bu hem kadınlarda göz önüne alınmış, hem de erkeklerde. bir şey daha dikkate alınmış: estetik. bunu göz ardı etmemiş atalar. kullanışlı, estetik ve islami olmasına dikkat edilmiş eski giyimin.
bugün alternatif bir giyime ihtiyacımız var. dikkatli kadınlarımızın elbiseleri islami lakin erkeklerinkinin derecesi tartışılır. gerçi farkındayım bu çok tali bir mesele. sadece yeri gelmişken değinmek istedim. bu konuda dikkatimi çeken bazı şeyleri yazmak istiyorum.
iran, islami bir devrimi gerçekleştirdi. kadınların giyimine bu yansıdı yalnız erkeklerinkinde hiçbir değişiklik olmadı. halbuki onda da girişimlerde bulunulmalıydı. tabi zoraki değil. teşvikle. bu konuda tarihlerinden yararlanabilirlerdi. komşu ülkelerden ve yaşayan yerel kültürlerden. ama görüldüğü kadarıyla yetkililer bunu umursamıyorlar.
mesela iran askerlerinin tıpkı batı orduları gibi giyinmeleri, rus şapkaları takmalarını konuşmak çok mu boş şeylerle iştigal olur.
geleneği korumada arapların üstüne yok. özellikle arap yarımadasındakiler. onlar, büyük oranda kültürlerini muhafaza edebilmişler. develeri hala onlar için vazgeçilmez. çadırları, bedevilik, kemerlerinde taşıdıkları ve "cembeli" dedikleri hançer. bunda iklimin etkisi olduğu kadar arapların gururlarının etkisi de var. araplar mağrurdurlar, kendilerini değerlerini ve beğenilerini üstün görürler. bu onları taklide düşmede bir dereceye kadar muhafaza edebilmiş.
anlaşılmayan şu: kültürde ve özellikle de giyimde esas olan nedir. estetik mi. rahatlık mı.
ikisinde de garb bizden ileri değil.
mesela bence afgan erkeklerinin giyimleri çok estetik. -karzai dünyanın en iyi giyinen lideri seçildi- hele başlarının üstüne attıkları şalvari bir şey var ki... uzun süredir yaslar yaşayan ülkenin erkeklerine çok sahici bir his veriyor. bitmez hüzne düşen kızılderililerin sarıldıkları battaniyelerini andıran bir tarafı da var.
hafif tozlu bir memleket. yaslı insanlar. ölgün gözler ve şallarına sarınmış erkekler.
bir soru: şalvar mı rahat, pantolon mu. cevabı aşikar. peki o zaman bu mağlubiyet.
şark savaş meydanında kaybetmedi. zihninde kaybetti. harb etmeden mağlup oldu. mübarezeye burun kıvırdı. mağlubiyeti sevdi. savaşmadı.
şalvar bugün niye komik. buna sebep bizatihi o değil. gerçek sebep mağlup olan zihnimizin savrukluğunda. ortaçağ avrupa külotunun biraz değişmiş bir şekli olan pantolonla istihza edeceğimize, onun hürriyeti düşünmeyen bir esiri olmuşuz.
biz zihnen kaybettik, bedenen ve değeren değil.
en çirkin, güzellik tahtında ve başında taç. zalim hakim olmuş. adaletin dağıtıldığı kürsüde adalet öldürülüyor.
kazanmamız meydanlarda olmayacak. biz onlarda hiç yenilmedik ki. zihinlerde olacak. zihnin zincirlerini tuzla buz ettiğimiz gün eski sarayımıza kurulacağız.
savaş meydanından kaçıyoruz. savaşmıyoruz.
garp küstah, şark utangaç. ve her utangaç ezik.
* * *
insanoğlu güzel mi, çirkin mi. ruhen ayrı ama bedenen pek güzel değil beni adem. belki kısa bir zaman dışında. o da çocukluk.
çocukken güzeldir insan. yani masumken. o zaman güzellik ruhla ilgili bir şey; elbette. çirkin ruhlu güzel olabilir mi.
elbiselerle çirkinliğimizi gizlemeliyiz. biz elbiseleri güzelleştirmiyoruz. onlar bizi güzelleştiriyor. kendimizi onlarla kamufle ediyoruz.
güzellik çocuklarda ayandır. ve sanki zıttı ihtiyarlarda. hele ihtiyarların o değerinin gitmesinde ruh da yıllarla kolkola vermişse, ortaya gerçekten elbiselerle saklanılması gereken bir durum ortaya çıkar. savruk ve garb'ın gerçekte edaniyet olan sahte medeniyetlerinin kurbanı ihtiyarlar, -özellikle de kadınlar- açık giyindiklerinde keşke ne halde olduklarını bilselerdi. ve keşke başkalarının gözüyle kendilerine bakabilselerdi.
elbiselerle kendimizi süslüyoruz. onlar bizim ziynetimiz. ve şu rahatlıkla söylenebilir: ziynetlerimiz bollukları oranında bizim onları giyme amacımıza hizmet ederler. bol giyinmiş olan bir ihtiyar ne kadar güzeldir. ve dar giyineni keşke durumunun farkında olabilse.
örtülü bir bayan mı güzeldir, yoksa açık bir bayan mı. elbette örtülü bir bayan. örtü, güzelliği gizler evet ama ona bir efsun da katar.
bunları yazarken hatırıma ahmet haşim'in biri haremlik-selamlık ve onun kadının güzelliğine kattığı değer, diğeri çalışan bayanların durumlarıyla ilgili olan iki makalesi geldi. kitap şuan elimde olmadığından onlardan bir şey aktaramıyorum yalnız okunmalarını tavsiye ederim. (bütün eserleri, fıkralar bölümü)
* * *
biz fikren mağlup olduk.
ilk fikir kalemiz düştü. diğer kaleler ondan sonra.
kendimize mağlup olduktan sonra, garb'ın karşısında ricatı yaşadık.
büyük yani içimizdeki cihaddan kaçtık. esarete böyle düştük.
üstümüzdekiler, esir kampının elbiseleri gibi. mağlubiyet üniformalarımız.
garb küstah olmakta haklı.
bütün galipler küstah.
deryalar bir günde oluşmaz. boynumuzdaki zincir sene sene örüldü. kılıçlarımız bize ihanet etmedi. savaş meydanında ricat etmedik. hele denkken hiçbir zaman.
ellerimiz cehaletle prangalı.
Son yorumlar
1 sa. 26 dk. önce
6 sa. 18 dk. önce
6 sa. 21 dk. önce
6 sa. 38 dk. önce
6 sa. 49 dk. önce
16 sa. 48 dk. önce
15 sa. 54 dk. önce
18 sa. 28 dk. önce
19 sa. 12 dk. önce
19 sa. 51 dk. önce