Kıyamet alametleri:
Câriyenin efendisini doğurması (Müslim, İmân, 1).
Malta'nın ortasına asılmış çamaşırların arasında saklanan çığlıklar uçuştu gökyüzüne. Zerbab seslendi baş efendiye "haber verin hekime Hatçe doğuruyor!". Semra elindeki cezveyi kapıya vuruyor bir yandan da bağırıp çağırıyordu. Mahpushane revirinde taze bir ses kendi türküsünü söylüyordu artık. Hekim Hatice'ye ismi ne olacak bu yavrunun diye sorduğunda, çocuğun fazla bir seçeneğinin olmadığını düşünüyordu. Bora olsun dedi genç kadın, beyaz boyalı karyolasının demirlerinden çözerken ellerini. Kadının gözlerinden gördüğü mavi gökyüzü, kızıl olmuş, ardından beliren yıldızlar dağılmıştı. Adam arkasını dönüp endişeyle gökyüzüne baktı; değişen bir şey yoktu bir tek pencerenin kenarındaki kırlangıç yuvası dağılmıştı. Hatice, tüm hayallerini batıdan gelen güneş gibi bir buluta iliştirdi.
Hayallerinde küçük bir kız çocuğu vardı salıncakta sallanırken rüzgar kulağına şarkılar söylüyordu. Ayaklarındaki kırmızı pabuçlar her yukarı sallanışında güneşi kıskandırıyordu. Salıncaktan inip kısa eteğini havalandırarak annesine koşuyordu. Hatice tüm yaşanmamış çocukluğunu kızında yaşıyordu. Kızı seksek oynuyordu heyecandan yanakları al al olmuştu. Biraz sonra da evcilik oynarlar diye düşündü. Bir bora, tüm hayallerini peşine takıp buluta sürükledi.
Pencerede yeni bir bulut belirdi; tıpkı cami gibiydi. Böyle bir caminin meşrutasında büyümüştü. Annesi yağ tenekesinde ısıttığı suyla çamaşırlarını yıkarken onlar abisiyle mezarların arasında kendi çocukluklarını büyütürlerdi oyunlarda. Tenekenin altındaki çam talaşlarının dumanı onun duvağı olur, çınar ağacından düşen dalda abisinin kılıcı. Filimdeki amca gibi tüm kötüleri bir bir öldürür oda şehzadesine kavuşurdu.
Bir gün iki adam geldi evlerine babalarını aralarına alıp gittiler. Giderken babası dönüp baktı onlara, iki inci tanesi düştü sakalına. Bir cemrede minik Hatice'nin yüreğinin nasibi oldu. Hiç ağlamadı bir daha, yüzünün güldüğünü görende olmadı. Bir dua molası verenlere mezarların arasında, minik kır çiçekleri verirdi. Kimse babası gibi bakmadı, saçlarını okşamadı, çiçekleri uzatırken. Bir mavi anadol kamyonete sığmıştı eşyaları diğer mahalleye taşınırken . Yeni mahallede annesinin yiten aklını aradı bir süre. Abisi önce mıncıka ile korudu onu. Bahçelerde binalar yükselmeye başladığında, abisinin de bir kelebek çakısı olmuştu ay ışığında parlayan. Mahallenin kızlarına sarıldığında iç gıcıklayıcı bir parfüm kokusu abisinin de elleri sararıp gözleri küçülmüştü esrar dumanından. Bir gece yüksek bir kaldırımda diz çöktü abisi, bir haraminin karşısında. Hatice bir karanlığı yırttı, birde adamı, ay ışığında parlayan bu çakıyla. Halbuki evleneli iki ay olmuştu daha.
Benden doğdu ama benden olamadı müdür bey Bora. Kaderinde zindan yazmasın. İnsanlardan intikam alacaktı giderken babası iki jandarmanın arasında söz vermişti ruhuna. Bora gitti. Zerbab gitti, Semra gitti başkaları geldi. Hatta bir gün sakalları çıkan bir kadın bile geldi gitti. Gecelerinde borayı görürdü düş olur uykularına girerdi. İntikamı oğlunun borasının elindeydi. İnsanlardan intikamı onunla olacaktı. Bir kız gelmişti gelip gidenlerle bir onunla dost olmuş, konuşmuştu yeniden. Kız ona şehirde olanları anlatmıştı. O da artık neden sineklerin olmadığını sormuştu, arılar da yoktu. Başta şaşırdı kız belediye ilaçlıyor Hatice Teyze sinekler ölsün diye demek ki onlarda ölüyor. Hatice'nin gözleri parladı. Kız giderken tespihini bıraktı avucuna, al teyze hatıra olsun benden sana. Kavgamı hatırlarsın baktıkça buna, peki dedi Hatice sakince.Sende kocana selam söyle. Ben evli deyilim ki, dedi kız. Hatice'nin içindeki kor yeniden alev aldı, parfüm kokusu bu kızı da sarmıştı. Plan kusursuz işliyordu. Bir öğlen ortasında akşam çöktü Malta'ya kadınlar tencereleri alıp vurmaya başladılar şamatasına. Kadınlardan biri geldi gel Hatice Ana güneş tutuldu seyret dedi, aldırmadı. Umutla yarınlara bakıyordu. Ertesi gece olan depremde de dışarı kaçmadı.o gece bir rüya gördü çölde kurumuş bir ağacın dibini eşliyordu derken ağacın kökleri göründü olanca kuvvetiyle dişlerini geçirdi ağacın köklerine gözlerini kapatıp beklemeye başladı. O geceden sonra "hepinizin defteri dürülecek!" diyip duruyordu zaman zaman. Müdürle hekim Hatice'yi karşılarına oturttular. Müdür başladı söze: "İkimizde yıllardır seni biliriz Hatice, artık senin sağlığın bozuldu yarın ben gidiyorum, gelecek müdür genç biri, yeni başlıyor anlamaz halinden. Gel gönderelim seni bu damdan" dedi. Hatice yorgun gözleriyle ikisine de baktı. "Peki müdür bey beni kurtarabilecek misin bu alnımdaki damgadan. Katil demişler bana, silebilecek misin kayıttan?". Gece koğuşun kapısı gene vuruluyordu. Biri bağırıyordu "açın be açın kadın ölüyor bur da!". Hatice revire giderken nöbetçilerin üstüne ceviz kadar dolular yağıyor, bir yandan da şimşekler geceye şehrin resmini çekiyordu. Sabah olduğunda kapının önüne siyah bir araba yanaştı, yakışıklı bir adam içeri, müdür beyin odasına girdi. "Ben Bora halefinizim" diye kendini tanıttı genç adam. O sırada bir kuş uçtu revirin penceresinden.
Yorumlar
Yorumda yoruldum
Salı, 10/05/2005 - 22:07 — Erkan BAYRAKTARAcının biber aromasında yordum hayatı. Üstüne biraz hüzün doktüm. Bunu çıkınıma koydum çam kokulu bir koy aradım cam bakışlı takamla. Yön yordam bilenlere hep kıldan ince oldu boynum. hiç yılmadım gülleden beni hep dostlarımın gülleri yaraladı. İşte benim hayata baktığım yer tamda burası.