renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kızım Geliyor Aklıma

Sigaram boğazımı yakmaya başladı. Pakette kalan son sigaranın acısı düştü içime. Ne kadar çabuk bitiyor bu sigaralar. Boşluğa bakarken, alnımı ovuşturturken ya da başım iki elimin arasındayken buluyorum kendimi. Kelimeler uçuşuyor zihnimde. Kâğıda dökmeye layık bulmadığım kelimeler. Sonra hayıflanıyorum zihnimin yavanlığına. Keşkelerime keşkeler ekleniyor. Ve ilk defa kırışan ellerimi keşfediyorum. Kırışan zihnimi hatırlatıyor. Utançlarıma yeni utançlar ekleniyor. Her yazdığım satıra nefretle bakıyorum. Yalnızlığın farkındalığı kaplıyor tüm bedenimi. Şiirler yazmak, tüm kelimeleri ve cümleleri yutmak geliyor içimden. Köreldiğimi fark ediyorum. Derde dönüşmüyor kaygılar. Derdi duyulmadan kâğıda düşmüyor dizeler. Kendime kızıyorum. Yozlaşmış duygularıma ve sığlaşan cümlelerime kızıyorum. “Açım! Açım!” diye bağırmak geliyor içimden.

Hani “Hiç keşkelerim olmadı benim” demiştim ya… Galiba keşkeler yaş ilerledikçe oluyormuş. Yaşadıkça ve yaşandıkça oluşuyormuş keşkeler. Şimdi, “Şimdi olsa öyle yapmazdım” dediğim veya “Şimdi olsa öyle söylemezdim” dediğim cümlelerim o kadar çoğaldı ki. Gözyaşı eklenmeyen dizelerin ruhu olmazmış derler ya, şimdi benim “keşke” serzenişlerimin ruhu da tamamlandı. Yaş ilerledikçe bu keşkelere gözyaşı da ekleniyormuş.

Aklıma yine sigara düştü. İçimde son oluşunun acısı. Her şeyin sonu olurmuş ama insan sevgilerin sonunu hiç aklına getirmiyor. Gözümü kapatıyorum. Elimi tutuyor kızımın küçücük elleri. Bir an olsun kaçırıyor beni kelimelerin yavanlığından. Kendime geldiğimde daha çok acı vermeye başlıyor gerçeklik. Tekrar gözümü kapatıyorum. Karanlığım grileşmeye başlıyor. Yaralarımı kaşırken buluyorum kendimi. Kanatırcasına kaşırken ve kanamasından tatlı bir acı duymaya çalışırken buluyorum kendimi. “Kan” kelimesi, en az kokusu kadar çekiyor kendine beni. Bir de “avuçlarım”. Avuçlarımı kanatmak istercesine sıkıyorum… Sonra sebebini bilemediğim bir ferahlık kaplıyor içimi.

Deli gibi anlamlı anlamsız yazmak, karalamak istiyorum tüm satırları. Ona yazmak, onu yazmak, onunla yazmak istiyorum. Ona rağmen ve ona inat yazmak istiyorum. Satır aralarına saklamak istiyorum o’nu. Sadece benim bulabileceğim satırların dehlizlerinde kaybetmek istiyorum o’nu. En devrik haliyle ve mecazlarla boğulmuş, soyut anlatımlardan kurtulamamış, uzun cümlelerin içine atmak istiyorum onu. Sert kelimelerle dövülmüş cümleler savurmak istiyorum… Aklıma kızım geliyor sakinleşiyorum. Nefes almaya başlıyorum. Öyle sıkmışım ki kalemi, kan toplanıyor parmak uçlarıma.

Sonra anlamsızlaşıyor her şey. Tüm karaladığım satırlar buğulaşıyor damla olup akmaya başlıyor sayfanın dibine. Taşımak istemediğimi fark ediyorum o’nu içimde. Taşımadan yazamayacağımı, yazmadan yaşayamayacağımı biliyorum. Aklıma gelen tek ortak özelliğimizin yazmak olduğunu fark ediyorum. Yazarak konuştuğumuzu ve yazarak kavga ettiğimizi hatırlıyorum. Belki de yazarak birbirimizi sevdiğimizi. Tüm kavgalarımızın satır aralarında yapıldığını düşünüyorum. Bir cümle veya bir ünlem için ona küstüğümü hatırlıyorum. Nefretlerim boğuyor sonra satırlarımı. Kalemin bile rengine bürünüyor nefretim. Onu incitmek ve canını yakmak için şiirler yazdığımı hatırlıyorum ve hatırlamaktan nefret etmeye başlıyorum. Sonra yine alnımı ovuştururken buluyorum kendimi. Sonra kızım geliyor aklıma ve sükûnet kaplıyor içimi.

Ve kendimi hep aynı kelimelerle anlattığımı düşünmeye başlıyorum. Aynı tamlamalar aynı kalıplar aynı mecazlar ve aynı yalnızlık… Aynılarım bile aynılaşmaya başlıyor. Canım çok sigara istiyor. Tek kalan sigarayı bakışlarımla içmeye başlıyorum. Canım süt istedi. Kızıma ısıttığım sütler geldi aklıma. Yüzüme şimdi fark ettiğim bir tebessüm yayıldı. Yüzümün bir organı oldu tebessüm. Gözüm gibi kulağım gibi… İçim ısındı, her ne kadar ürperdiğini hissetsem de.

Son sigaramı da yaktım. Onu bekletmemin acısını gözümden çıkardı. Şimdi bir de onun için yaşlandı gözlerim. Çektiğim dumanı daha derine çekiyor ve daha çok içimde tutuyorum. Çünkü kabullenemedim henüz yalnızlığı. Ateşinin kızıllığı hoşuma gidiyor. Yüzümü yine bir tebessüm kaplıyor. Çünkü bana yine kan’ı hatırlattı. Kendimden korkmaya, kan takıntımdan çocukça ürkmeye başlıyorum. Korktukça ürperiyorum, ürperdikçe tebessüm ediyorum. Kül tablasına bıraktığım her kül parçası benden düşen bir parça olmaya başlıyor. Sigara sönünce yazamayacakmışım gibi bir panik başlıyor ve tashihler bırakarak peşimde koşmaya başlıyorum. Koşuyorum... koşuyorum sonra düşüyorum ve sönüyorum...

Sonra kızım geliyor aklıma ve tebessüm ediyorum. İçim ferahlıyor. Yüzüme yayılıyor tebessümüm ve ben bir tebessüm olarak kalıyorum kızımın bakışlarında. Her zaman hatırlayacağı bir tebessüm.

20.01.2007
Cumartesi
23.45 / 24.45

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Babam Geldi Aklıma

Babalar başkadır...

Her türlü acıyı yaşadıkları halde dimdikdururlar ayakta. Bilemezsiniz..

Gözlerini ufka diker ve susar mesela. Siz onun dünyasında kopan fırtınaları da bilemezsiniz.

Susar koca adam.

İster ki susuşuyla anlaşılsın. O susku anlarında kimse anlamaz onu işte. Lakin uzun günler uzun aylar uzun yıllar sonunda anlaşılır babanın Üsküdar'ın rüzgar yalayan sahillerindeki o an susuşu.

Pantolonundan çekip zorla soktuğunuz bir dükkandan sizi incitmeden çıkabilmenin soğuk terlerini de döken o olur hep. Boğazının düğüm düğüm olduğunu ancak boyunuz onun boyunu aştığında anlayabilirsiniz.

Kahrolası patronun, kahrolası iş ortamının pisliğini eve döndüğünde lavaboda bırakır da alır saçlarınızı eline. Saçlarınızın onu işinde rahat ettiren tek şey olduğunu anlayabilmek için kendi kızınızın saçlarını elinize almanız gerekir sadece.

Cebinde parası olmadığından koskoca Fevzi Paşa caddesini bir başından bir başına yürümek zorunda kalışının adını oyun koymuşluğunu nasıl unutabilir ki babasının omuzunda kalabalığın tepesinde ilerleyen bir küçücük kız? Ben zaten o minibüsleri hiç sevmemiştim baba.

Bazen kaybolur da oyun gereği. Bulamazsınız dev adamı. Yer yarılıp da içine girmiştir sanki. Dünya yıkılır çocuk başınıza. Ama açınca gıcırdayan gardırobun kapağını işte o an bay tebessümle karşılaşırsınız. Annenizin babanıza fırlattığı kızgın bakışlara rağmen, dolap kapağında dünya yeniden kurulur.

Babacığım;

Biliyorum ki sen şu anda her daim bahar kokan bir toprağın altından tebessüm ediyorsun.

Eğer Allah senin ellerini bırakmazsa baba, diğer elinden de ben tutunacağım o günde.

Aklıma düşüyor sevdiklerim

seherin bir vaktinde bu blogu ve yorumunu gözü sulu okumak için kız babası olmaya gerek yoktu lâkin hem kızım hem babam ve hem de kırdığım/kaybettiğim tüm sevdiklerim geldi işte aklıma...

blog için de yorum için de teşekkürler...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...