renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kod Adı Tesettür!

LÜTFEN BAŞINIZI AÇIN

“Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zînet yerlerini açmasınlar, bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar, zînet yerlerini, kendi kocalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttalî olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. ” (en-Nûr , 31)

İslam dini, insanlığın saadet ve kurtuluşu demektir ve tüm ahlaki ve fıkhi hükümleri bu amaç doğrultusunda nazil olmuştur. Gerçekte Yüce Allah'ın tüm öğretileri insanın ruhsal, fiziksel, maddi, manevi, bireysel ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir. Dolaysıyla kadının örtünmesi ile ilgili hükümleri de aynı amaç doğrultusundadır.

Tesettür meselesi çok eskiden beri, dünyanın dört bir yanında bilginlerin ve düşünürlerin ilgi odağında olmuştur. Bu çerçevede yapılan tartışmalar bazen öyle bir aşamaya gelmiştir ki bazı düşünürler tesettürü, kadınların islami toplumlarda kısıtlayıcı ve haklarını göz ardı eden etken olarak tanımlamış ve bu yüzden men edilmesini veya en azından seçiminin serbest olmasını istemiştir. Kimileri de bu olguyu yanlış veya uygunsuz savunması ile ilk grubun haklı görülmesine sebebiyet vermiştir.

Arapçası hicab olan tesettür bir anlamda giyinmek, örtünmek ve perde demektir ki bu arada perde anlamı daha çok geçerlilik arzetmektedir. Tesettür demek Tekbir giyimin bayanlara dayattığı diz boyu etek altına uzun çizme üstüne dar bir badi ve renkgarenk bir eşarp değildir.

Ya da havalar ısınınca çaktırmadan – affedin- göbeklerini açan başıörtülüler de tesettür mantığıyla tamamen ters bir orantı içindedirler. Onları hayret ve ibretle seyrediyoruz ki onlar da aynada kendilerine baktıklarında zannımca iç dünyalarında bir karmaşa bir kaos yaşıyorlardır.

Hani bir söylem vardır burası Türkiye diye hakikaten de dünyanın başka neresinde vardır bir yanda inandığı gibi yaşamak isteyen ,saçlarının bir telini bile göstermeden okumak isteyen ve bu yüzden okullarından kovulan,cop yiyen, işe alınmayan,alınsa bile görünmemezlikten gelinen, vasıfsız eleman muamelesi yapılan tesettürlüler diğer yanda ise tesettürün anlamını bilmeyen ve yahut bilen ama işine gelmeyen kısa etekli, uzun çizmeli,eli sigaralı, kaşı güzel gözü boyalılar…Bizim başımıza takmaya kıyamadığımız başörtüsünü bacaklarına bağlayanlar … Dar kotunun altına on santim topuk giyen ve tabanlarını vura vura yürüyenler…Konserlerde sahnede duran , ne dediği belli olmayan ,hiç tanımadıkları adamlara bazılarının nikahlı eşlerine bile çekinerek kurduğu aşk cümlelerini kendini parçalayarak bağıranlar… Terbiyeden, ahlaktan bi haber , başındakinin kıymetini zerre kadar bilmeyenler ……….

Kainatın Efendisi Peygamberimiz yaşasaydı , ümmetinin bu halini görseydi tekrar tekrar ağlardı herhalde “ümmetim ümmetim “ diye?..

Öte yandan örtü ailesel bir gelenek haline gelmiş ve olsa da olur olmasa babam kızar mantığıyla hareket eden bazı çevreler şu sıralar kamusal alanlarda sanki evlerindeymiş gibi hareket etmeye başladılar. Tüm bunların körüklediği kimlik krizi bu insanları kararsız ve güvensiz bir duruş sahibi yapmaya başladı. Ve bu duruş bu insanları “marjinalleşme” ile “herkesleşme” arasında bir seçime zorluyor anlaşılan. Özellikle son yıllarda bir şeyler oldu bazılarına. Tanımlanmamış bir gök cismi kafalarına mı düştü bilemiyoruz ama yollarda şarkılar söylemeye, yürürken sigara içmeye, güzelim örtüsünün içindeki yüzünü çıldırmış gibi boyamaya başladılar. Sanki birbirleriyle yarışıyorlarmış gibi “bakalım hangimiz daha kısa etek giyeceğiz yada hangimizin ince çorabı daha desenli “ gibisinden bir yarışa girdiklerini tahmin ediyoruz ki hep sokakta birbirlerine bakaraktan başlattıkları bir yarışma bu galiba!

Yarış devam ediyor? Birilerinin bu ahlaki yozlaşmaya dur demesi lazım.Başörtüsünü siyasi bir simgedir diye yasaklayan zihniyetten yardım mı istesek acaba? Her şey onların yasaklarıyla başlamadı mı? Büyük örtüsü ile okula giremeyen bazı kız öğrenciler yavaş yavaş toplumda kabul gördüklerini sandıkları kıyafetlere sığınmadılar mı? Bu kostüm değişikliği sonun başlangıcıydı değil miydi!..

Gelelim yasakçı zihniyetten ne istediğimize; mesela okula başıörtülü ama aynı zamanda kısa etekli arkadaşlar alınmasın ya da başıörtülü ama aynı zamanda dar pantolon giyenler de okula alınmasın ya da örnekler çoğaltılabilir. Yani anlatmak istediğim Yök’e ve topluma yaranabilmek için bazı arkadaşlar kendilerini rahat bıraktılar ve olan tesettürün anlamına oldu!...

Tabii ki örtüyü ailesel bir gelenek haline getirip , kostüm şeklinde takanlarla yani varoş insanıyla , yasakçı zihniyetten dolayı önce topluma sonra okula alınmayan ve alınmadıkları için davranışlarında ve örtülerinde şeffaflaşmaya giden arkadaşları ayırıyoruz. Ama bu ahlaki yozlaşmaya bilerek ve isteyerek dahil olan genç kuşak tesettürlülerle yani örtünün , örtünmenin anlamını bilen kültür sahibi tesettürlülerle ,varoş kültürünü aynı kefeye koyabilir miyiz? Tabii ki koyarız! Sonuçta ikisi de marjinalleşmeye çalışan ve tesettür kelimesinin içini dolduramayan insanlar ki şimdi bu haldeler!..

Tesettürün anlamını kendilerince yorumlayan herkes bir şeyler yazıp çizmeye başladı. Türkiye’nin en çok satan gazetelerinde köşe başlarını tutan bazı yazarlarımız fırsatı kaçırmadılar ve ;

“Ne zaman Fethi Paşa Korusu'na gitsem, başörtülü genç kızlar, yanlarındaki yeni yetme oğlanlarla laubali biçimde fingirdeşiyorlar.

Bakıyorum, karşımdan bir bayan geliyor. O da ne? Başını örtmüş, gerisi açıkta. Gülmek geliyor içimden, fakat üzüntü ağır basıyor.

Şu başörtüsü işi böylesine sulandırılmamalıydı. Bir şey maksadından soyutlanarak algılanırsa olacağı budur. Bunda en büyük suç, tesettürü kadının kişiliğini öne çıkaran bir onur değil de erkeği kadından koruyan bir emir olarak algılayan geleneğimizin ve geleneksel kafalarındır. “
diye haklı olarak yazmaya başladılar teker teker… Bunu yazdıranlar kınanmalı…

Yolda yürürken bazen yanımızdan geçen sözde tesettürlülerin başından bu imanımızın simgesi olan örtüyü çekmemek için kendimizi zor tutuyoruz. Ve diyoruz ki; Başörtüyü hak etmeyen takmasın!... Aile baskısı ile kapanan, kapanmanın, örtünmenin tadını ,anlamını daha idrak etmemiş/ edememişler lütfen başlarını örtmesinler!..Hep beraber açsınlar onlar da rahatlasın, biz de rahatlayalım ve inşallah vicdanları da rahatlar! Ya da anne babalarına seslenelim kızlarını sıkmasınlar, İslamı öcü gibi göstererek zorla bir şeyler yaşatmasınlar. Cehennemin ateşi ile korkutmak yerine cennetin güzelliklerini anlatsınlar. Çünkü kimsenin tesettürlülerin adını kirletmeye ve “asıl bunlardan korkacaksın” veya “ geçen bir tesettürlü gördüm açıktan daha açık daha dikkat çekiyordu demek ki bunlar zorla kapanıyorlar ” söylemlerine kimsenin beni/bizi muhatap etmeye hakkı yok !

Ve çünkü böyle giderse Fethi Paşa Korusu hikayeleri çoğalarak devam edecek gibimize geliyor… Bırakın Fethi Paşa Korusu’ nu son zamanlarda Eyüp Sultan’a , Sultanahmet’e giderseniz göreceğiniz manzara ; Ellerinde koka kolalarıyla kolkola girmiş bayanlar, etekler diz boyu altına pantolon onun altına kırmızı pembe çoraplar aynı renkte henüz bağlama biçimlerine bir isim koyamadığımız tarzda bir baş bağı onun altında bir iç rahatlığı var mı o biraz muallak!..

Bu manzaraları üzülerek seyrediyoruz. Ve onlara dua ediyoruz.

Peki tüm bunlar ne adına yapılıyor? Modernlik adına mı? Modern kadın, dişiliği erkekler tarafından tepe tepe sömürülmek amacıyla kişiliği yok edilen kadın değil mi? Eğer Müslüman kadın, tesettürü kişiliğin öne çıkarılması için dişiliğin örtülmesi olarak görmeyip, onu dişiliğini öne çıkarmanın bir aracı kılıyorsa, o tesettür tesettür mü?. Sizin yaptığınıza tesettür değil de tarz desek daha doğru olmaz mı?

Hakikaten biz kendi değerlerinizi dalgaya alıyoruz galiba. Böyle giderse bizi kim ciddiye alsın ki ?

Anayasanın değiştirilmesi mümkün olmayan maddeleri gibi hayatımızdaki yerinin de değiştirilmesi imkansız olan en azından bizim öyle zannettiğimiz din adamlarının boşalttığı yeri ne yazık ki modacılar doldurdu . Ve dilimize yeni bir isim tamlaması yerleştirdiler: Tesettür Modası!

Bir zamanlar pardesü ve eşarptan oluşan Müslüman kadının giyimi, yeni bir sektör haline geldi. Avrupa'nın Armani'si, Chanel'i varsa, tesettür modasının da Tekbir Giyim'i vardı.

Başörtüsünü ve kapalı giyinmeyi ilke edinen tesettür modası, aslında İslam'ın en temel taşı olan 'gösterişten uzak kalmayı' ne yazık ki gözden kaçırdı. Tesettür modasına göre parlak taşlı elbiseler, şeffaf başörtüler, mücevherler v.b. giyimler ne yazıktır ki kaçınılmaz ve vazgeçilmez oldu.

Tesettür; kadının çekiciliğini örtmek, kadını gözlerden uzak tutmak değil miydi?

Pekiii...

Salonlara doluşarak, televizyonları çağırarak, gazetelere haber vererek, bunun "defilesi" ne oluyor?..

Kadını iştahlı gözlerden sakınmayı amaçlayan “tesettür”ün kelimenin tam anlamıyla bir teşhir seansı olan “defileye” konu olması, başlı başına bir çelişki değil mi?

Eskiden pardösü ve başörtüsü reklamlarında değil podyum üzerinde yürüyen mankenler kadın resmi bile kullanılmazken şimdi spotlar makyajlı tesettürlüleri (!) aydınlatıyor…

İslamcı görünüm altında burjuva yaşam sürenlere, burjuvalaşmak için çırpınıp duranlara hünerlerini sunmak için podyumlarda arzı endam eden mankenler ,üzerlerindeki tesettür kod adlı elbiselerle ne kadar da çekici görünüyorlar değil mi?

Hatırlar mısınız eski kandil gecelerini? Bizi o güzel sesiyle büyüleyen hafız İsmail Biçer’ i , Kur’ an ziyafetlerinde sesiyle yeri göğü inleten Mısırlı Abdülsamed’ i , televizyon programlarında sürekli izlediğimiz, görüşlerine başvurduğumuz Cevat Akşitler’ i ,Hayrettin Karaman’ı, Süleyman Ateş’leri ve hatta hatta Ayşe Özgün’ün programında sürekli “ Hocam okeyde taş çalmak caiz midir? “ veya “ Geceleyin tırnak kessem günaha girer miyim?” gibisinden sorulara boğduğumuz Yaşar Nuri Öztürk‘ ü hatırlıyor musunuz ? Hani nerdeler onlar? Ya da onlar oldukları yerde de biz mi yokuz artık? Öyleyse ne diyelim güle güle Süleyman Ateş, hoş geldin Yıldırım Mayrukkk

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Dişilik / Kişilik

Bir küçük katkı olması dileğiyle...

Değerli bir ağabeyimizin kadın için tesettürü

"kadının dişiliğini evde bırakıp kişiliğiyle dışarıya çıkması"

olarak tanımlandığını işitmiştim.

Sanırım yerinde bir tanımlama.

Tesettür'ün yerini Başörtüsü alınca...

Tablo net; Tesettür'ün yerine Başörtüsü hassasiyetinin öne çıkartılması bu tablonun "bence" asıl nedenidir.

Basit bir riyaziye dili bile meseleyi açıklama yeterdi oysa ki; Tesettür kapsar başörtüsünü, başörtüsü kapsamaz tesettürü...

Mesela yani...

....

Vesselam

ENDÜLÜS

Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler

Tesettür / Başörtüsü

Yerinde bir tespit olduğunu düşünüyorum. Getirmiş olduğunuz bu açılımın üzerinde durulması gerekiyor kanaatimce.

Bu konuyu daha önce Münib Engin Noyan Vakit Gazetesindeki peşpeşe üç yazısında işlemişti. İlk yazı Türbana Hayır ismini taşımaktaydı, ikincisi Başörtüsüne de Hayır idi ve son yazısı Tesettürün İslamisi adındaydı.

İlgi ve tetkiklerinize sunulur...

bu işin kökü nerededir bilir misiniz?

Okuma bayramlarında minicik çocuklara makyaj yapan, dansöz gibi oynatan muhafazakar ailelerin: biz de sizdeniz mesajı vermesi yüzünden, kızların örnek alacak sağlam birini bulamamalarından, televizyon başına hapsedildiklerinden dolayı oradaki dünyayı gerçek zannetmelerinden, Kuran'ı anlatan bir insanla karşılaşmadıklarından, nüfus kağıdı müslümanlarının çocukları olduğundan...
tesettür devri kapandı artık. bence de açılsınlar. yazıktır. birçok faaliyetten uzak kalıyorlar. kızlara özgürlük!!!
not: tesettürlü kızlar icebergin görünen kısmı, ya erkekler... onları diğerlerinden ayırt edecek bir işaret gören var mı...
ellerinize sağlık. çok güzel olmuş.

Başörtünüzü Çıkarın Çıplak Oynayın!

böyle yazmıştı bir ara birisi. yazdığınızı okuyunca o yazı ve vurucu başlığı geldi aklıma. yeniden okumak lazım.

http://www.cemaat.com/?q=node/1225

Çok Doğru

Sadece okuma bayramlarında değil anasınıfının gösterilerinde de aynı durum söz konusu...
5 yıl evvel bir gösteri: Erkekler Amerikan kıyafetlerinde ve kovboy şapkalı, kızlar ise dansöz kıyafetlerinde ve bol makyajlı... Kızının anasınıfı gösterisinde dindar bir dostuma bunu sitemle ilettiğimde "Aman canım, bu kadar bağnaz olma; onlar daha küçük ne var bunda" demişti. Üstelik aynı zamanda eğitimciydi kendisi... "Ağaç yaşken eğilir" temcidini en çok bilmesi gerekenlerden yani...

Şu an o kız çocuğu 4. sınıfta ve geçenlerde tırnaklarını ojeli gördüm. Dostuma hiç bir şey demedim artık, çünkü cevap hazırdı: "Ne var bunda!" Uyuşturucuya insanlar birdenbire alışmazlar; yavaş yavaş doz artırılır, en sonunda ölüm vuruşu!

Şimdi o dostum kızı büyüyünce "Nerede hata yaptım?" diye şaşsın dursun. Tabii kendisi de alışmamışsa hala...
Doğru tespitlerinize şunu da ekleyebiliriz belki sayın Yollardagezer: Çizgi filmler!...
vesSELAM
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!

çizgi filmler çizdiler haritamızı...

bu çizgi film konusunda da sinema konusunda da muhafazakar insanların çok fazla eksiği var. yaptıkları en iyi film minyeli abdullah. the imam için the felaket desem yeridir. birileri bu sinema sayesinde bizim dindar, ses geçirmez güvenli evlerimize giriyorlar. kültür hipnozu ya da kültürsüzlük... amerikanın her çizgi filminde bir mayasız, ne bileyim hanukkah kutlanıyor. bizde çizgi film zaten yok, dizilerden bahsetmek istemiyorum bile. ama ben buna seyirci kalmıyorum. çizgi film yazıyorum şimdi. konu depolaması aşamasındayım. inşallah faydası dokunur çocuklara gençliğe geleceğimize...

mehdinin geçmişinin özü

Mehdi, Mehdi olmazdan önce bir elinde iyi kafa yapan çift kağıtlı, bir elinde köpek öldüren şarabıyla dolaşan sıradan bir üniversite öğrencisiydi. Şakirde bir kıza kafayı takınca lise yıllarından miras İslami bilinci uyanmaya başlamıştı .Ama o bildiklerini, müsbet hayatıyla yüzleştirince çelişkiler çıkmazında kafaları yemeye başlamıştı bu sefer...Üstelik hoşgörüyle boş görünün, müsbetle musibetin birbirine ne kadar karıştırıldığını hayretler içerisinde izlemişti.
Bu yıkımdan sonra düştüğü boşluğun beyaz karanlığında, yeniden içmeye başladığı votkaya artık Cola Turka katıyor, viskisini Ülker çikolatalarıyla yudumluyordu. Saç ve sakal uzunluğunun neredeyse eşit olduğu bir yaz gecesi sahilde demlenirken eski abilerinden birisi selamünaleyküm dedi ve dişlerini gösterdi gülerek...
_Aleyküm selam! Ama dişlerimizi göstermeden gülebileceğimiz bildirilmedi mi çok önceden!
_Kardeş ne haber,bu ne hal?
_Bihaber ve bedhal abi! Ama hoş görmeliydiniz, şimdi incittiniz beni...
_Haklısın kardeş,hakkını helal et!
_Haksızlar hakları olmadığı için helal edemezler. Ben ise helal etmediğim sürece haklı kalabilirim. Ne yapabilirim?!
_Saçmalıyorsun,sanırım belleğini yitirmişsin!!!
_Tabii sizin bellekleriniz çok formda!...Hepiniz diplomayı bir an evvel alıp hizmette sınır yoktur anlayışıyla yaşamaya başlamak istiyorsunuz. Altılının üçüncü ayağında Sontayın sürpriz yapmasını bekliyor,Hakan Şükürün kaçırdığı gollerden dert yanıyor,Özlem Tekin;in son klibindeki agresif ögelerin ön planda olmasını itici bulup Adana-C hisselerinin nasıl olup da değer kaybettiğine akıl sır erdiremiyorsunuz. Zevceleriniz ne yapıyor?Aker eşarplarının kalite özelliklerini saydıktan sonra takiyyeci bir TVden yemek tariflerini dinlediğini belirterek bugün kaç sayfa risale okuduklarını övünerek anlatıyorlar. Üstelik ellerinde bir bankanın yayınevine ait kitapla dolaşarak herkese ne kadar sanat sevici ve kültürlü bir insan olduklarını,aynı zamanda da İslamın Türk versiyonunu(!) temsil ettiklerini ima
ediyorlar. Sizden Sümeyyeler çıkmayacağı gibi Altın Nesil de gelmeyecektir Hoşgörünüz batsın, ben gidiyorum. Bu yolda ölecek bir kişi varsa o da ben olmalıyım. Yoksa O beni hoş görmeyebilir.
Dedi ve abinin şaşkın bakışları arasında,sallana sallana gözden kayboldu.
O gece yıkandı;sakalını çevirip saçlarını ortadan ikiye taradı.
Sabaha kadar namaz kılıp Kuran okudu. Cuma namazı için Sultanahmete Eminönünden yürüyerek gitti.
Namazdan sonra Beyazıt Meydanı yine hıncahınç doluydu. Ve bağırıp duruyordu insanlar,hiçbir işe yaramıyordu.
Başlarını açanların okula alındığını duyan bir kız, gözyaşları içinde ve hemşire olmam gerek;diyerek ağır çekim, başörtüsünü soyundu. Bunu diğerleri takip etmeye başladı. Bütün meydan, durdurulmuş bir film karesi gibi;kanları donmuş bir şekilde ortada diz çöküp başörtülerini çıkaran kızları izliyordu ki Mehdi serii hareketlerle ortaya geldi, ;Durun; diye bağırdı yalnızca... Herkes durdu...Kızlar korku ve umut arasında gidip gelen gözleriyle Mehdi;ye susarak yalvardılar. Kocaman meydanın çıldırtan sessizliğini Mehdinin arka cebinden çıkardığı sustalının çıt sesi bozdu. Sustalıyı havaya kaldıran Mehdi: Bunu bizim için değil, çocuklarımız için yapıyorum;diye bağırdı. Sonra zarif bir hareketle çizdiği sağ bileğinden sızan kanla, şehadet
parmağını aşağı doğru eğip kalem yaptıktan sonra, ilk önce başını açan kızın beyaz başörtüsüne La İlahe İllallah;yazdı ve ;Allah-u Ekber; diye haykırdı.
Gerisi kendiliğinden geldi.

"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!

Sabır taşı

Bir yaz ikindisinde buluştuğunda pembe çicekler mermerlerle , bir ılıman iklim olurdu gönlümüzde. Sohbet çıkışlarındaki bu mevsim bitti ve derdimizin debreşti. Kimi imanın simgesi der aşar, kimi mini etek üstü giyer şaşar. Herkes yorulmadan yorum peşinde. Hakikat ? işte bizim yitik hazinemiz. Kültürümüz'dede var, saltanatın önde gideni, paranın eşek yüküyle taşınanı. Şimdi eksik olan ne ? 28 numaralı otobüsün her pazar bizi fatihe taşırken gönlümüzden geçen heycan , dönüşteki iklim. Eksik budur derim.

Kişiliklerimizi düzeltelim tesettürümüz kendiliğinden düz

Allah razı olsun.Bu konuya ne kadar çok değinirsek o kadar çok vicdan muhasebesi yapıyoruz.Bu hepimizin yarası ve suç az yada çok farketmez hepimizin...
Bana kalırsa bu temelinde tesettür değilde bir çeşit kişilik problemi.Tesettür "bayanların dişiliğini evde bırakıp kişiliğiyle dışarı çıkması" olarak tanımlanırsa, ki ben bu tanımı çok yerinde buluyorum, bizim kişilik oluşumumuzdaki problemin tesettür açısından dışa vurumudur bu. Ortaya çıkaracak sağlam bir kişiliğe sahip değiliz ki. Biz derken sadece kadınları değil tüm müslümanları kastediyorum.Çünkü bayan_erkek farketmeksizin müslüman kişilikler olma konusunda çok ciddi problemerimiz var ve en küçük çatlaklardan bile çok ağır kayıplar veriyoruz.Tesettür algılayışımızdaki bozukluk bu hastalığın (bu kişilik hastalığının)belirtilerinden, hastalığın kendisi ise bizim kişiliklerimizde mevcut. Biz müslüman olarak tekrar tekrar kendimize dönüp bizim kişiliğimizi kimlerin, nelerin inşa ettiğine dikkat kesilmeliyiz.
Allah'la aramızdaki hicap perdelerini kaldırabilmek ve O'nun razı olduğu bir biçimde hicablanabilmek duasıyla...
Vesselam...

Hasbinallah!!!!

İlk önce müsade ederseniz yazınızın beni ne kadar boğduğunu belirtmek isterim.Sürekli aynı şeyler tekrara tekrar yazılmış.Zaten çıldırtan konular dönüp dönüp başa gelince buhranlarım buhrana girdi.

Bugün bir arkadaşımla bu konuyu konuşup sinirlerimizi alt üst etmiştik halbuki şimdi ne gerek vardı birde bu yazıyı okudum bilemiyorum.Üsküdarda evimden çıkıp Beşiktaş'taki okuluma gelinceye kadar çektiğim ızdırap okula gelince bir kat daha arttı.Allah'ım bu insanlar el ele verip sana isyanda ne kadar ileri gidebiliriz diye bir deneme yapıyorlar galiba diye kendi kendime mırıldandım.

Bu konuda daha fazla konuşmanında aslında pek manası kalmadı.İslam ilk gün ki gibi bütün gerçekleriyle apaçık ortada.Değişen ise hep aynı şey,İslam'ın üzerine çekilen bir asırlık örtü.Biz kendimize gelip bu örtüyü yırtmadıkça,parçalamadıkça bu düzen amaçladığı yere göre adım adım gidecektir.Üstadın hitabesi geliyor kulaklarıma yazıyı yazarken;

"Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
'Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! ' şuurunda bir gençlik... "

Anayasanın değiştirilmesi mümkün olmayan maddeleri deyip bizim bugünlere gelmemize sebep olan üç beş hoca(!) ismi zikretmişsiniz.Evet anayasanın hiçbir maddesi değiştirilemez ama sadece İslam Anayasasının,diğer bütün anayasalar yıkılmaya mahkumdur.

Tesettür cazibeyi kendinde

Tesettür cazibeyi kendinde odaklama değil, tam tersine cazibeyi tenden uzaklaştırıp tine(deruna) yöneltmektir. (Hüseyin Akın)

Hedef kitlesi tesettürlüler olan ve tesettürü cazib hale getirip(nası bi halse bu)ticaretini yapanlar sadece tekbir giyim olsa yine iyi. Bu ilginç tesettür modellerini aşinalaştıran,büyüklü küçüklü o kadar çok modaevi(!) türedi ki.. (Tabi burda tek taraflı eleştiri olmasın, bu da sonuçta arz-talep dengesinin bir sonucu)

Ve bu kıyafetlerle daha çok ilgi ve dikkat çekilebildiği için örtünenleri(!) gördükçe de fevkalade inciniyorum.. bu sadece kadını ilgilendiren yüzeysel bi mesele de değil işin kötüsü.
Zira "kadın sendelerse cemiyet yüzüstü düşer" diyor ya hani üstad Necip Fazıl, sendeliyoruz galiba..

neler çeker bu gönül, söylesem şikayet olur,
söylesem söz olur,
söylemesem dert...

Tesettür neyi örter?

Namaz kılmayan genç kızın hayatını karartan kampanyalar yok. Yalan söyleyen öğrencilerle ilgili partilerin, resmi kurumların tuttuğu bir tempo da yok. İslamın en temel prensipleirnden en tartışılmaz değerlerine kadar yüzlerce-binlerce konudan hiç biri "kadın"a bu kadar saldıran "odak" konu haline gelmiş bir başka sorunda yok.

Türban-Başörtüsü-Tesettür artık kendi bağlamında değil...Anlamlandırma sembolü ve gerçekten de bayraklaştırılan bir tatminsizlik objesi haline geldi/getirildi.

Allahtan korkmasak kelimei tevhidin ve şehadetin unsuru haline getireceğiz!...

Türban-Başörtüsü-Tesettür artık dine saldırmak isteyenlerin meydanda tuttuğu tavşan kaç tazı tut oyunu parçası olmaktan çıkıp; İslami duyarlılığı olan kesimlerin ayıplarını, sorunlarını, gerçeklerini, açmazlarını, tatminsizliklerini, üretemeyişlerini "örten" bir anlamlandırma krizi yatağı haline geldi.

Hayatı örten, hayatı örtüde boğan, hayatı çekiştirilen örtü haline getiren bir hasta toplum olup çıktık...

Tesettür farkında mısınız bilmem çoğumuzun sosyal duruşlarını örten maske olarak daha çok kullanılmaya başlandı.

Bence tesettür tartışması özellikle "ergen duruş"a sahip erkek ve/veya kadınların üstlerine çektiği örtü haline de dönüştü.

Kaldı ki tesettür ve/veya tesettür sayılmayacak her türlü giyim-kuşam bir cinsellikten çok önce bir "cinsiyet" kültürü ve duruşu sonucudur. Cinsel ve ahlaki sonuçları olabilir her giysinin; ancak biz tesettürü ve dışındakileri "cinsellik" ve "günah" merkezli izah ettiğimiz için; iflah olmaz parçalanmaları örten bir konu olarak kullanmaya devam ediyoruz.

Tesettürü kaldırdığınız da altında sadece bizim İslamla ilişkilerimizdeki kirlilikler çıkacaktır. Maksadı zorlayabilir ama; nasıl ev tozlarını halı altına iten bir ruh hali vardır, aynı şekilde bizlerde İslama ait her türlü sorunları, günahları "örtü" altına iten bir ruh haline kapıldık gidiyoruz.

Çocuklarımız "türban" diye yaftalanan örtüyü başına geçirince hayatına saldıran bir toplumla karşı karşıya. Yalan, günah, adalet, saygı, ahlak, namus konusunda hayatını rahatlıkla sürdürebildiğini gören çocuklarımıza İslam adına hiç bir şey sunamayan/sunamayanların iş/oluş "tesettür" olunca İslamı bu ibadette anlamdıran siyah-beyaz tonlarda bir hayat sunmasının adı İslami duyarlılık olamaz.

Türban siyasallaşamanın daha sonra da siyasallaşanın akideleştirildiği bir tesettür "başı" haline geldi.

Tesettüre cinsel ve ahlak sınırları olarak bakmakla; her türlü giyim kültürüne cinsel ve ahlaki sonuçları olabilen bağlamda bakmak arasında fark vardır.

Tesettürün dişilik yerine kimliği ön plana çıkardığı doğrudur.Ancak dişilikle "kadın" arasındaki farkı yok edecek kadar "kimlik" tanımı geliştirmek; olsa olsa tesettürü üstüne örtü olarak çeken sorunlu bir cinsiyet duruşuna sahip ruh halidir.

Teşekkürler...

Servet Bey;

Yorumunuzu dikkatle okudum ve de diğer yorumları da dikkatle okudum.Bu vesile ile yazımı okuyup yorum gönderen ve katkıda bulunma nezaketini gösteren herkese çok teşekkür ediyorum. Sadece Bilal Üçpınar Bey'e cevaben şunları yazmak istiyorum : Yazıda " Bizim bu günlere gelmemize sebep olan hocalar " gibi bir cümle yoktur. Saydığımız isimler ekranlarda çok fazla yer aldıkları ve herkesin bildiği isimler olması sebebiyle yazılmıştır. Selam ve dua ile...

anlayamamışsın

herkesten herşeyi anlamasını beklememeliyiz ama müslümanlardan da kimlik ve özelde hicap 'ı anlamasını beklemeliyiz. kardeşim, tenimizin rengimi, gözümüzün rengimi bizi müslüman yapan, sayan,ayıran? kimliksiz müslüman olunuyor mu daha açık soruyorum kaçınız müslüman doğdunuz? nedir müslümanlık kimliğinden bağımsız, bazılarının keyfi yorumlarımı yoksa özünden soyutlanmış belli bir coğrafyada yaşayan entellerin dededen kalma sosyolojik tanımı mı?üzücü ifadelerle karşılaşıyoruz göbeği açık yorumlar bunlar; lütfen kelimelerimizin adabına da dikkat edelim. selamün aleyküm

acaba diyorum...

Acaba, bizler ve onlar icin en onemli gundem maddesi olan basortusu, turban ve tesettur guncelligini yitirirse....Bizler ve onlar neyle mesgul olacagiz? Neyi konusacagiz... Merak ediyorum... kangiren bir durum var ortada.. Yozlasma, bozulma, aslinda uzaklasma var olan bir gercek. Lakin yozlasma her alanda kendini gosterirken, bundan tesetturun de nasiplenmemesi mumkun muydu? Bu yozlasmadan bilincsizce ve baski karsisinda ortunenlerin mi yalniz etkilendigini saniyorsunuz?

Acaba ortuleri mi acmak lazim? Gercegi gormek icin....

Ortada bir sorun varsa elbette bu sorun üzerine cümleler kurul

Ortada bir sorun varsa elbette bu sorun üzerine cümleler kurulacak. "Başörtüsü ve Türban güncelliğini yitirirse neyle meşgul olacaksınız" türü bir tavır hiç hoş değil.

Bu geçici bir meşgale değildir ve olmamalıdır. Bunun üzerine daha fazla cümle kurulmalı, sürekli gündemde tutulmalı ve sorun kadar da çözüm yolları da ele alınmalı.

Yani bu kadar çok konuşulması rahatsız etmemeli bizi. Aslında yeterince konuşulmadığı da görülmeli. Daha önce dediğimiz gibi; mesele TÜRBAN veya BAŞÖRTÜSÜ düzleminden TESETTÜR düzlemine çekilmelidir.

Vesselam

ENDÜLÜS

Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler

kod adı tesettür

Selma Karakoyun-İstanbul

Gerçekten çok yerinde bir tespit yapmış Tülay Hanım tebrik ediyorum. Herkesin kafasından geçenleri ortaya koymuş. Kimse kendi üzerine alınmak istemese de az ya da çok hepimiz payımıza düşeni alıyoruz bu hatalar zincirinden...

Yavaş yavaş, farketmeden değişim içine giriyoruz... Bir süre sonra alışıyoruz, sorgulamadan devam ediyoruz. Ben kendi adıma bu yazıdan sonra daha da dikkat etmeye karar verdim ne yaptığıma, nasıl yaşadığıma... İnşallah muvaffak olurum. Rabbim bizi doğru yolunda sabit kıl... Amin.

Selam ve dua ile...

En Büyük Şeytan Nefistir.

Merhaba

Çözüm bu mudur yani,
Lütfen başınızı açın!

Ben müslümanım deyipte nice içki içen,kumar oynayan,yani günah işleyen insanlara Lütfen hristiyan olun! ya olduğunuz gibi görünün yada göründüğünüz gibi olun deyip işin içinden çıkalım mı yani.Kendi
nefsimiz için diğerleri hakkında hüküm verip sırf kurunun yanında yaşta yanıyor diye kendi nefizlerimizi tatmin için bu hükme varmak da
yanlış bence ''Kendimiz için istemediğimizi başkası için istemedikçe
gerçekten iman etmiş sayılmayız.'' Bilinçli yada bilinçsiz bu şekilde giyinen bayanların ben inanıyorum ki birgün özlerine döneceklerdir.Bu da dini bilgi donanımı yürek veya nefis fethi ile olacaktır inşaallah Allahın izni ile bizlerin de onlara köstek olacağımız yerde yürek devlet
i ile yani bu sorunu onlarla beraber çözmemiz gerektiğine inanıyorum yoksa 1400 yıl önce verilen mücadele bunun için değilmiydi.Hidayeti verecek olan Allahtır.Yazınızda yerden göğe kadar haklısınız fakat sabır herşeyin ilacıdır ve ben bu bayanların da birgün Allaha gerçek anlamı ile teslim olacaklarına inanıyorum.

Saygılar...

gerçek

Gerçek kaç tanedir ? Ya doğrular ? İki sorunda cevabı tektir. Çünkü doğrunun kaynağı tektir. Sorunmu var? bu tek kaynağa yöneliriz. İçkili bir müslüman ne yapamaz? Namaza yaklaşamaz.Bu onu islamdan mahrum bırakmaz. Namazdan mahrum kalır. işığı söndüren karanlıkta kalır. Karanlıkta yürüyen sonucuna katlanır.

Bilir misiniz eskilerin hani

Bilir misiniz eskilerin hani başını iğnesiz ve önden perçemleri gözükecek şekilde ( şimdinin tabiri ile ninelerimiz gibi ) örten genç hanımlar vardı, hani etekleri dizlerinde olup şöyle uzun kollu gömlekler giyen ama başında vakko markalı o minnacık fularımsı eşarpları olan...

Sizce onlara ne oldu dersiniz ? Bence onlar hala yaşıyorlar ...
Hani nerede diye sormayın ...O kısa etekli başları muntazam şekilde düzgünce bağlı olduğu halde tesettürlü tesettürsüzler var ya işte onlarının dönüştüğü hal budur...
Çağa ayak uydurma dediğimiz şey...Onlar eskiden çarşaflı ve pardesülü hanımlarımızdan o kıyafetleri ile ayrılırlardı , şimdide bu şekilde ayrılıyorlar...

Yani tesettürlüler değişiyor mu diye kaygıya kapılıp gündeminizi gereksiz şeylerle işgal etmeyiniz...Dün neyse bu günde daha modern!!! kılıkla bu şekildeler...

Aslında sorun giyside değil...Bunu gündem etmede...Temcit miydi o pilavın adı o misal , ısıtıp ısıtıp gündeme getirmede...Konuyu açan kardeşimizden özür diliyorum , ama gündemimizde sorunlara çözüm yoksa konu kayda değer değildir...

Eğer sorunları ayrıntılı okumak isteyen varsa Fatma Karabıyık Barbarosoğlu'nun "Şov ve Mahrem" ve benzeri bir çok kitabını tavsiye ederim ...

Çözüm ise , kendi söylemlerimizin içine önce kendimizin sığması, önce kendi "ene"mizden başlayarak daha sonra başkalarının enesel hareketlerine söz söyleme hakkına sahip olalım...Kişi nasılsa çevresindede o tarz insanlar toplanacaktır muhakkak...Çevremizden rahatsızsak önce kendimizi bir düzeltelim bakalım...

Ey nefsim sözüm önce sana , kaç kez süslenmek için baktığın o aynada , yüzünün aslında olmadığını hiç farketmedin mi?
O yüz alnı secdeye değen bir mümine mi ait ?
Ait diyorsan ,iş ahkam kesmeye geldiğinde değil, hayatının A'dan Z' ye her şeyinde ,müslümanca düşünme ve yaşamanın neresindesin ?
Başkaları hakkında söz söylemeye ne kadar sahipsin ?

Ve unutmayalım ki Osmanlı bir yeri feth edeceği zaman önce çok az kişi gönderirmiş ,belki bir ülkeye bir iki insan ...Onlar oradaki kişileri İslam'a ısındırır , yaşam tarzları ile , İslam'ı sadece sözde değil pratik hayatta yaşayarak , kendileri örnek birer insan olurlarmış ...Ve o yerler feth olurmuş kolayca...Sizler varsanız bizler varsak, var olduğumuzdan da eminsek bulunduğumuz çevre tabirimizle rezaletse bizler yokmuşuz aslında ...

Her sözüm önce kendimedir...

Derdim kimseyi gücendirmek değildir, benim ki hasbihaldir...

Sevgili Servet'in Hakkı Var!

Aslında burada tartışılan sorun ve sorunun altında yer alan daha derin bir mevzuya Sevgili Servet bu yazıdan önce sitede yer alan yazısında dikkati çekmiştir. Gayet doğru bir gözlemle, Müslüman kadın ve erkek kimliklerinin altında yer alan, ama hiçbir zaman dile getirilmeyen "cinsellik ve cinsiyet" olgularının yerini belirlemek istemiş ve bu konuda okurdan gelecek katılımla bir sonraki bakışının yerini belirleyeceği beyanında bulunmuştur, yazısının sonunda. Ama okur, tercihini bu yazıdan yana kullandı. Neden, çünkü bu konu daha çok işine geldi gibi. Acaba, Servet Bey'in yazısında yer alan "cinsellik ve cinsiyet" kelimelerini Müslüman kimlik olarak "yüz kızartıcı" bulduğumuzdan mı, Servet Bey'in ısrarla beklediği hususları tartışmaktan kaçındık? Eğer, tesettür sorununa bir yanıt aranılıyorsa, o yanıt önce kimlik sorunun çözümünde yatmaktadır. Hele bu kimlik, yorucu ve ağır bir biçimde modern sürecin baskısı altındaysa, o zaman öncelikle kimlik sorusunu yanıtlamak gerekmektedir. Bunun içinde nasıl olmamız gerektiğinden ziyade önce ne olduğumuzun tanımamamız şarttır. Bu yüzden değerli okur kardeşlerime haddim olmadan öncelikli bakışın bu yazı olmadığını belirtmek isterim.

İkinci bir husus ise, neresinden bakarsanız bakın bu yazı metedolojik olarak yanlıştır. Çünkü bu yazı bir provokasyon eyilimi taşımaktadır. Dikkat edin, yazı bir ayetin başa alınması ile başlar, ardından yazar olanca hızıyla insanların duygularına yüklenir. Bunu da en azımasız biçimde yapmaktadır. Hatta yer yer kendisi kaptırarak nutuk da atıyor. Madem, yazarımız bir şeyin ciddi biçimde kavranılıp uygulanmasından yanaysa, bir şeyin gerçek anlamda doğruluğunun peşindeyse, gelenekçi zihniyetten beslenenleri, babasının zoruyla örtünenleri, burası Türkiye diyenleri, varoş tavrı içinde olanları eleştiriyorsa ve yasakçı zihniyette karşı savaş açmışsa demek kendisini bütün bunların üzerinde görmektedir. Hay hay, hakkıdır da. O zaman sayın yazardan bizim de bir ciddiyet talebinde bulunma hakkımız doğmaktadır. Kur'an'da ve Peygamberimizin hadislerinde "örtünmekle" birlikte "yazı, yazı yazan insan, alim, okuyan insanla" da ilgili ayetler ve sözler bulunmaktadır. Madem sizin hassasiyetiniz var, işte benim de hassasiyetim bu noktada kendisini açığa çıkartmaktadır. İslam ilmlerinde değişmez bir kural vardır: Kur'an üst bakıştır. Alimin görevi, kalemiyle ve düşünceleriyle Kur'an yerini yaşamın her alanında belirgin kılmaktır. Şimdi siz kalkacaksınız, yazının başına bir ayeti kerime oturtacaksınız altını da dolduracaksınız kendi hissi açıklamalarınızla. Böylece, yazınız kutsal hükmünü kazanacaktır. Açıklamalarda maşallah. Her satır bir kitap dolduracak tez değerinde. Geleneği yeriyorsunuz, varoşa karşısınız, baba korkusundan örtünenlerin inancına müdahale ediyorsunuz, yanınızdan ötüp geçen kapalı bayanları sizin örtü anlayışınıza ters düştüğü için kınıyorsunuz (hatta, örtüsünü bile çekip üzerinden almak istiyorsunuz; maşallah insafınıza kalsa çıplak bırakacaksınız) ve aynanın karşısında vicdanı hür bir mahlukat gibi boy gösteriyorsunuz. Merak ediyorum, bütün bunların doğruluk derecesini belirleyen ne? Yazının yukarısına koyduğunuz ayet mi? Peki siz Kur'anın mantığına sadık kalarak mı yazı yazıyorsunuz? Madem bütün bu eleştirdiğiniz kimliklerin yanılgı içinde olduğunu düşünüyorsanız, o zaman doğrunun yerini belirlemeniz gerekir.

Mesele şu ki, (ister bana zübbe, kendini beyenmiş, ukale herif, ne derseniz değin) kolayı seçiyoruz. Bu yazı aslında hakarettir. Muhtemelen gençsiniz ve canınız yazı yazmak istedi. Sitenin sağına bakındınız, soluna bakındınız ve kendinize şöyle dediniz: Aaaa, konuyu buldum: Başörtüsü veya benzeri mevzular. Nasıl olsa bilmeden, okumadan ahkam kesenler odusu Cemaat.com'da pusuya yatmış ağızlarına düşecek tat arıyorlar. İşte bende ilk yazısıyla en yoğun ilgi görmüş yazar kimliğimle arz-ı endam ederim. Evet, haklısınız sayın Tulay Ayhan. Aslında doğru olan da bu. Peygamber "örtünün" dedi, "ilim için Çin'e gidin demedi (!?)". Peygamber sıkı sıkıya kapanın dedi, "beşikten mezara kadar okuyun demedi (!?)". Peygamber "ziynetlerinizi gizleyin dedi", "en büyük ziynetin akıl olduğunu demedi (!?)". Peygamber "yüzünü mümin kadınlara çevirip ayetleri okurken tefekkür namına tek satır etmeyin dedi (!?)". Evet, siz varın geleneği küçümesyin. Bu geleneğin bir dünyaya hükmettiğini umursamayın. Evet, siz televizyonlardaki programları iyi izleyin. Yaşar Nuri'ni arayın (ki, kendisi küçümsenecek bir isim değildir) ve bir sonraki duygu sömürüsü ile karşımıza çıkın. Yanlış yolda olduğumu biliyorum, bunu bana birkez daha hatırlattınız. Allah razı olsun.

Nadir Bey;

Nadir Bey;
Yazdıklarınız sizi bağlar beni değil...

Muammer Bey;

Bu sitenin bilgi ve birikim ispatlama sitesi olduğunu sanmıyorum. Yazılan tüm yorumları dikkatlice okuyor, almam gerekeni alıyor, kendi içimde değerlendirmesini yapıyorum. " Yazılan her yoruma cevap vermek zorunludur" diye bir kaide olduğunu da zannetmiyorum. Ben sükut'u tercih ediyorum...
" İnsanın sükudu, biteviye evrenin sükutuna karışmakta. Sükut insana seslenmekte;gökkubbe ve mezartaşları yoluyla, ölüm anı, doğum öncesi , söylenmeyen sözler ve dile gelmeyen duygular yoluyla. Sükut kelamın tümüdür aslında. Biz sükut'a mecburuz, o bize değil. Ama, yine de, o bizi alıp götürecek..."

Selam ve dua ile...

Nefis Nefis Dedikleri...

Es-Selam

Yazınızı okuyunca tesettür meselesinin özünde nefs gerçeğini düşünmemiz gerektiğini bir kez daha anladım. Mesele orda başlıyor, orda bitiyor, erkek veya kadın farketmiyor, ikisi de nefs taşıyor sonuçta. Bir çeşit negatif faktör. Hakkını vermemiz gereken, ama hakkından ziyadesi bize yük getiren bir muamma. Ve tesettür, o yüce kimlik, bu ziyadeden bizi muaf tutmaya çalışıyor. Hakiki manasıyla düşünürsek, bu muafiyet için çalışmalı aslında. Sorun nerde acaba diyoruz, içimizde olanı başka yerlerde arıyoruz. Sorun nerde diyoruz, yahu yapmayın etmeyin diyoruz, dinletemiyoruz. Sorun nerde diyoruz, bir bilene sormalı diyoruz.
Herkes kendi nefsinden mes'ul. Hesabı verecek biziz. Bunları biliyoruz, ama bilmiyor gibi davranıyoruz. Sanki alfabeyi öğrenen ilk mektep talebesi gibi "aaa" diyoruz.
Aaa tabi, hayret etmek gerek, hem de ne hayret...

Nefis nefis dedikleri
Birkaç heva u hevestir
Bakma sen onun yüzüne
İçi tümden mülevvestir...

Selam ve muhabbetlerimle...

... Mutluluk anlamaktır ...

tesettüre besmele çekelim!

Ne kadar çok konuşulsa o kadar çok eksilir mi, ne kadar çok konuşulsa o kadar çok uzaklaştırır mı bizi nefsimizden, ya da ne kadar çok konuşulsa o kadar çok iyileşir mi bilinmez ama, bulunduğum düzlem ikisi arasında orta noktada durmayı yeğletiyor. Derin acılar dilsizdir ifadesi modern zamanların Müslüman sorunsalları üzerinden en çok da tesettürde anlamını buldu.Tesettür üzerinde kaç ayrı fikir çıkar kaç ayrı grup oluşur hayret edersiniz.sakın bizim konuşmalarımız da dahil hepsi bir “ulvi amaca” hizmet ediyor olmasın.Dikkat edin “kadın sorunu” diye bir ucube/ dandik sorunlar yumağı içerimize zerk edildi sonra Müslüman kadına ait ne varsa sırayla deşifre edildi.başörtüsünün bir “sorun” nitelemesine maruz kalması da işte tam bu yüzden.kadınlığımızı önce sorgulatıyorlar “mümin kadın kimdir?” sorusunu tersinden cevaplatmaya çalışıyorlar.feminist Müslüman kadın platformları oluşturuyorlar.sonra öncü bu bayan ablalarımız başörtüsünü savunmamız gerektiğini sadece kaville belirtiyorlar.çünkü halin yansıyışı perme perişan, yerlerde.Çünkü küresel yaşam dayatmacıları bunu böyle istediler.Nerede sorunun kaynağı?Din eğitimi veren resmi ve gayri resmi kurumlarda!İki ayrı ucu temsil ediyorlar. Bütün samimiyetimle söylüyorum bunu. İlahiyatçılar arasında bir anket yapın ve tesettüre ve bunun bu hale geliş serüvenine kaç kişinin hassasiyet gösterdiğini görün. Diyanete gidin aynı şeyle karşılaşacaksınız. En önce onlar alışır ve uyum sağlarlar. Peki araftakiler ne yapıyor.Çözüm kimin eliyle olmalıydı?Geçen günlerde bir ilahiyat mail gruptaki basit, gereksiz bir bayan giyim kuşam tartışmasına şahit oldum.hanımefendiler -mastırlılarda dahil- “erkekler önce kendilerine baksın” ucuz kavilciliğinden öte cümle kuramıyorlar.ben böyle bayanlar eliyle dini değerleri nasıl yaşayacağım?Oryantalist bakışın yıllardır hakim olmaya çalıştığı dini eğitim kurumlarının müfredatı sadece feminist Müslüman yanında uyumlu bir yumoş müzekker Müslüman tipi üretiyor. Dini dünya geçmişimizdeki baskı psikolojisi zıddına inkilab etmiş ben özgürüm tafralarında yaşam tarzı Müslüman’ı üretmiştir.”ben niye mahrum kalayım” hikayelerini “biz din adamıyız yapamaz mıyız?” “Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır” “en çok da bizlerin bastırılmış duyguları var” baskılı afili cümleleri kuranlar peygamberi duruşun, dünyanın hazineleri, yeryüzünün tüm nimetleri ve Ahiret sunulduğunda “Ben Ahireti tercih ettim” kelamında ifadesini bulan mütevaziliğini uzaklara itiyor ve çığırından çıkan bu ucube duruşa hiç aldırış etmiyorlar!Bin parçaya bölünmüşüz sadece tesettür üzerinden.Konuşmalıyız fakat sadece başı örten tesettürü değil gözün, aklın, kalbin,dilin,ruhun tesettürünü ve aynı anda kalbin setrini de .fakat kesinlikle hepsini bir arada konuşmalıyız.asla “ahlak elden gidiyor başörtüyü çok abarttınız.daha önemli meseleler var bu dinin bir cüz’üdür.namaz kılmayanlar,her türlü çirkinliği işleyip de Müslüman geçinenler var.bunları önemseyelim ” fikriyle değil.hepsi aynı derece aynı şekil önemlidir.İlahi buyrukların hiçbirine kendimiz derecelendirme yapamayız.Allah (cc.)’ın alanına giriyormuşuz gibi bir tehlike duygusu kaplamıyor mu içimizi?Hatta abartalım.Abartılması gereken zamana denk düşmüş ki abartıyoruz!diğer Abartılması gerekenler gibi aynı anda aynı şekilde abartalım.Çünkü iç dışı dış içi yansıtıyor.Bendeniz bir şey daha diyeyim müsaadenizle. Önce örnek aldığımız, İstanbul’dan yayılarak gelen dini camianın büyük büyük bayanları, matbuat aleminin değerli büyükleri ve sonra herkes, sizler/ bizler örneğiz arkamızdan gelenlere de uzaktan bakanlara da. kadına dayatılan estetik görünme paranoyasını,(aşırılığa kaçan estetizm cemaatinden bahsediyorum) modernitenin sosyal alanda var olmaya çalışan mümin kadın üzerindeki izdüşümlerini/daha rahat olma felsefesini bir kenara bırakarak en önemlisi herkes kendi hikayesini yazıyor paranoyasından kurtularak müminlerin birbirleri için birbirlerine kenetlenmiş bina gibi oluşunun nebevi işaretini aramızda tatbik ederek ancak sağlam yapıların yıkılamıyacağını bilerek bir helezon çizmenin vaktidir. Derim ki İstanbul bozulursa her yer bozulur İstanbul dirilirse Anadolu dirilir.İstanbul’u nolur öldürmeyelim. bu konunun burada konuşulması dirilişin ayak sesleridir.Konu gayet basit.Hiç lafı dolandırmadan Nur/31’i kendimize uydurmadan ,biz ona uyacağız kalbimizi Nur’a yazacağız ve bu En Büyük İradenin buyruğudur deyip nasıl sınır çizmişse ona göre davranacağız.Bizler Nur suresinin ve Ahzab suresinin devam etmek istesek Nisanın, Talakın ve dahi Tahrimin tabiî ki de bütünüyle vahyin yeryüzü temsilcileriyiz) yani anlayacağınız tesettürün enteli, moderni olmaz tesettür tesettürdür!!!kendimize bakalım yeter….

''Allah ve peygamber sevgisi olmayan bir yürekte siyah bir yalandır yaşamak''

Tekerrür eden konu TESETTÜR

Esasen böle tekerrür eden bir konu bu tesettür konusu.bazıları artık aa yeter ama işte çözümü yokbu işin niye sürekli konuşuluyor diyebilir ,ama ben tam tersi diyorum ki evet çok güzel tek değiliz.

Bu konu sanki sadece biz bayanların konusu,sadece bizim sabr etmemiz lazımmış gibi düşünülüyor.bu ben müslümanım diyen her erkeğin ve her bayanın sabretmesi ve güçbirliği etmemiz gereken bir konu.yani bir müslüman erkek bu yasağa tepkili ise oda koyacak tepkisini öle beleş iş yok .ben nasıl mücadele ediyorsam .ben nasıl kendime mahrem olan birine saçımı göstermemeye ve Rabbimin vermiş olduğu bu emre sahip çıkıp, nefsime uymamaya çalışıyorsam.erkeklerde yapıcak.birişyerinde bi tesettürlü kardeşinin ezildiğini aşağılandığını ve sırf türbanlı olduğundan orada barınamayıp işten ayrıldığını gören bir erkek kardeşimiz var ve bunları idrak etitği halde orda duruyorsa bu olmaz. oda koyacak tepkisini basıcak istifasını.yada sınavlarda türbanını çıkarıp şapka takan peruk takan kardeşini görüdüğünde ona aşağılayacı gözle bakmayacak eğer bakacak kadar sahipsen sen bu davaya ozaman sende girmiceksin.
yani bu el birliğiyle aşabileceğimiz bir konu.tamam türbanı çıkarırsam günahı benim boynuma ne annem ne babam sorumluolur bu günahtan ama bu ezilmişliğe direnmeyip sabr göstermeyen destek olmayan hiç bir erkek kardeşleriimden yada bayan kardeşlerimden ben razı değilim.rabbiminde razı olacağını sanmıyorum.

Gül sevgin yeter bana Ey sevgili Resulum,öyle muhtacım sana ne verirsen kabulüm...

Tepeden tirnaga, markasiyla,

Tepeden tirnaga, markasiyla, rengiyle, modeliyle santimetresine kadar periodik zirkrediliyor mübarek tesettür.
Agzi dili olsa, herhalde : "Yeter artik, yetti, nedir bu cektigim cekismelerden!", diye bir ciglik atardi herhalde.
Lakin ne yazik ki, kendsi var, dili yok iste.Yapilan bazi yorumlara bakarak da, tesettürün adi var, kendisi yok da diyebiliriz galiba...

Uzun lafin kisasi, tesettür konusunda birseylerin yamuk gittiginin farkindayiz, cok sükür mü desem?

Peki care nedir?, diye soruyorum. Ki tesettürün ünvayi cesit
tanimlamasi var birde."Tesettür" denildiginde her müslümanin
aklina ayni sInIrlar ve tanimlama gelmiyor,geliyor mu?
Durum böyle iken, nasil cikilir bu sorunun icinden?
Üstelik batil bir sistemin cuntasi icindeyken, nereye kadara bayanlarin üstüne yüklenmek dogrudur? Yani islami zemin
yeterlimi ki, veya varmi ki,"tesettürden" basliyoruz sorunularin
cözümüne? Ve nerde ifrat ve tefrit icinde bogulmaktayiz?

Bayanlarin tesettürü sürekli gevelenirken, ki yanlis demiyorum bu sorgulamalara, erkeklerin tesettürü göz ardi edilmekte degilmidir? Baska sekil sorayim, erkeklerin tesettürü cok mu yerinde acep?
Ben cevreme bakiyorum, hic de yerinde oldugunu görmüyorum.
Elinizi kalbinize koyun, söyle bir bakin cevrenizin durumuna.
Kac kiside sakal, sarik var? Nedenini sordugunuzda, duyarsiniz, "iste farz degilde efendim, su degil bu degil..., isimden asimdan olurum, isim geregi giyinmeliyimde..." Bahaneler hazir, peki efendim, peki.

En az bayanlar kadara erkek müslümaninda giyim kusham hatasini görüyorum. Her iki cinsde bir nevi inancin kurallarini yerine getirebilme ugrasiyla beraber, bulundugu batil sistem ile sümbioz icinde yasamaya alismis, alistirilmis. Bu beraberligin neticesini göz ile görünür ilk giyim kusamda, hal ve hareketlerde izleyebiliyoruz iste.Oysa durum giyim kushama,hal ve harekete düsene kadara,
"ic dünyada" bir seyler coktandir rotasindan cikmistir.

Diyecegim su ki, müslümanlar semptom (= örnegin burda tesettür) tedavisi pesindeyken, hastalik (= bulunduklari batil sistem) tedavi edilmedikce (=ortadan kalkmadica, kalkmasi cogunluk tarafindan istenilmedikce), sanirim daire icinde dönüp dolasacak müslümanlar, taki yanlis tedavi edilen "hastalik" BIRGÜN kendilerini yerin dibine sokana kadara.

Ne olursa olsun,ölümümüz arpadan mi olsun...?

Aceba!

tesettTür-k...

cemaat.com'da gözümden kaçan konulara dair üç beş kelama devam edeyim.

tesettür...
hani şu kadınların başlarına, dinimiz gereği bağladıkları,
bağladığı andan itibaren de tesettürün felsefesini idrak ettiğini kabul ettiğimiz / sandığımız , ve hayatlarını böylesi bir tercihle idame ettirdiklerinden dolayı yüreklerinde küşayiş rüzgarları estiren örtü...

başkent sokaklarında olağan bütünden müfrez hâlde dolaşan,
çoğu na-tesettür halde dolaşanlardan daha yüksek volümlü sesle konuşan,
basit ve ucuz espriler yapan,
soğukta bile tez gevşeyen,
cahil olan; ve kendi gibi yaşayan;
cahil olduğu için kızamadığım ve kendi içinde doğal yaşıyor dediklerimden bahsediyorum...
ne ki, "o zaman başındaki örtü de neyin nesi.." diye, kendi derdim yetmiyormuş gibi onun yerine kendi felsefesini (!) ben yapıyorum.

ve toplumun giydiği giysinin şekil değiştirdiğini gözlerken,
henüz,
dün,
öğle saatinde,
"NOEL BABA" kıyafetile kızılay'ın göbeğinde bilet satan mütemayiz(!) bir ahmak'a şahit oldu gönül...ve bir gelip, bir giden müşteriler.
unutmadan, yanında da normal giysili, biraz da döküntü bir halde bilet satan ve müşterisi olAmayan bir amca. HEY !

hı,
tesettür m diyordum...
diyelim.
diyelim ama ne demeyelim'i vurgulayarak...
"badi" demekle aslında ekmeklerine yağ sürüyorsunuz.
dar giysi diyelim.
türkçe konuşalım ki yattıkları ranzalar sallanmaya devam etsin.

bir de ne demeyelim biliyor musunuz ?
"peygamberimiz yaşasaydı..." ile başlayan cümleler sarf etmeyelim.
onun nebi olduğunu hatırdan uzak tutmayalım.
onun ölmediğini, hâlâ yaşadığını ve tüm olanları da gördüğünü söyleyelim.
damarlarımıza sirayet eden cemiyet içerisindeki bu zehre engel olalım.
geniş düşünelim mesela.
tesettürün renkleri ile ilgilenmek yerine,
o renkli tesettürün altındaki hafsalayla ilgilenellim; "daha çok..."
vakit kalmadı diyelim.
müsmir çabalara yelken açalım.
Panislamizm diyelim.
cemaluddin afgani diyelim.
ne bileyim abdullah sahraverdi diyelim.
ütopya olsa da...

virgül...

Kur'an Ahlâkına Özgürlük

şu an ki gelinen noktada -bazı- müslüman sıfatlı insanların, acaib sitelerde acaip fotoğraflarla yer edinmesi ne kadar vahim. üzülerek, düşünerek ve biraz da kahır ederek bakın lütfen;

http://www.komikler.com/y/kr/21:30667

geçtiğimiz yaz hasbelkader yukarıdaki yorumlarla aynı minvalde kaleme aldığım yazıyı "tekrarda fayda var" diyerek yeniden hatırlamak iyi olacak galiba.

KUR’AN AHLÂKINA ÖZGÜRLÜK

Aslında başlık “Başörtüsünden Önce Kur’an Ahlakına Özgürlük” şeklinde olacaktı ama hem veciz olması hasebiyle hem de daha genel bir vurgu olması nedeniyle bu kısaltılmış halini kullandım.

Yaklaşık 80’li yıllardan beridir bu ülkede gündemdeki yerini korumuştur başörtüsü. Elbette ki bir hak arayış vardır bu noktada. İnananlar için yerine getirilmesi gerekli dinî bir vecibenin her nerede olursa olsun kulluk edebiyle uygulamaya koyulmasının mücadelesidir. Zaten temelde insanın her farzda olduğu gibi kendi nefsiyle zorlu mücadeleye girdiği düşünülürse başörtüsü emrinde de ayrıca dış etkenlerle de girilen bir mücadele söz konusudur ve daha da zordur. Üstelik bu mücadeleyi verenlerde yaratılış icabı biraz daha zayıf ve naif, hassas olan inanmış kadınlar! Rabbimiz ihlâslarına binaen onlara bu yolda muzafferiyetler versin diye niyaz ediyoruz.

Fakat, her şeyin aşırısı zıddına gider, sözünce -elbette ki istisnaları müstesna- sanki sadece başörtüsüne takılıp kaldık bunca geçen zaman içinde. Bir anda “başörtüsü eşittir İslam”a ya dönüştürülüverdi ya da öyle algılanması istendi.

Bir konferans esnasında Engin Noyan ağabeyimizin salona hitaben “Ben başörtüsüne karşıyım” demesini ve de buna mukabil salondaki o bir anlık buz gibi sessizliği unutamam. Engin Noyan’ın hicivlerini bildiğimiz için fazla uzun sürmedi bu şaşkınlık neyse ki. Az sonra da zaten kendisi açıklayacaktı bu karşı oluşu. Ben, dedi başörtüsüne karşıyım, tesettürü savunuyorum! Ana mantık bu cümle içindeydi işte. Doğal olarak başörtüsü, tesettürün içinde değil miydi? O zaman tesettürü savunmak demek tabiatıyla başörtüsünü de savunmak demekti.

Aslında bundan da ziyade anlatılmak istenen galiba şuydu; İslam’daki tesettür anlayışı sadece baştaki örtü ile sınırlı değil. Baştan ayağa Müslüman kadın olma izzetini ve saygınlığını korumaktır tesettür. Misal vermeye hicab duyuyorum ama bugün çevremizde gördüğümüz sadece başı örtülü ama geri kalan kısmı tesettüre zıt Müslüman gençlerin hali az önce verdiğim “başörtüsüne karşı ama tesettürün yanında olmak” ifadesini en güzel özetlemiyor mu? İslam’ın öngördüğü giyimi ne yazık ki başörtüsü tek başına karşılayamaz.

Ve yine giyim kuşamdan da önemli olan İslamî hayatın özümsenmesinin, başlıktaki Kur’an ahlakının ne derece yaşandığının gösterilmesidir tesettür. Kur’an ahlakı ile ahlaklanmayan birisi istediği kadar başına örtüler bağlasın bu onun hâlâ İslam yani teslim olamadığını ve nefsini ıslah etme yolunda gerekli mesafeyi alamadığını gösterir. Yine gözümüzü ister istemez sokaklara çeviriyoruz ve orada başı örtülü olduğu halde erkek arkadaşıyla gayri İslamî vaziyette bulunanları görüyoruz.

O zaman insanın aklına demek sadece başörtüsüne özgürlük yetmiyormuş diyesi geliyor. Bunun yanında Kur’an ahlakına da özgürlük getirilmesi gerekliymiş ki Müslümanca direnişin Hakk katında layıkıyla değeri olsun. Elbette başörtüsüne özgürlük verilsin, elbette inananlar inançları gereği yaşasın ama her şeyden önce inananlar inançlarını kendi hayatlarında tabiri caizse kendi beden ülkelerinde ikame edebilsinler, fiiliyata geçirebilsinler. Çünkü bu yolda cidden pek çok Hakka sevdalı gönül çile çekmiş ve başörtüsüyle beraber hem bedeni hem de ruhî tesettüre riayet ederek İslam’ın bayraktarlığını yapmışlar hâlâ da yapanları var. Hem kulluk vazifesi gereği hem de onlara saygı açısından başörtülerin bedenî ve ahlakî tesettür ile tamamlanması gerekiyor. Bunun içinse yine hepimize görev düşmekte… Arkadaşlarımızı, kızlarımızı, eşlerimizi… vs. bu doğrultuda güzellikle ikaz edersek Rabbimizin rızasını kazanacağımızı ümid ediyorum.

Hazret-i Fatıma (ra) annemizin “Benim cenazemi gece toprağa verin, çünkü cansız da olsa kimsenin benim bedenimi görmesini istemem” mealinde vasiyetinin inceliğini anlayabilmek duasıyla...

işte bu fotoğraf !

tam da verdiğiniz linkteki fotoğrafın negatifinden bahsediyordum ümit demir...ve aklıma özdemir asaf'ın bir sözünü getirdi bu kare :

"çekilin önümden !
ay'ı göremiyorum..."

Tez-et(tür)

Birkaç sene önce Ankara Sıhhiye meydanında idik. Hani şu onbinlerin toplanarak, hep bir ağızdan söylenmececilik oynadığı mekânlardan birisinde yani!
Kendimizi esen rüzgâra ve elindeki mikrofonla atmamız gereken sloganı söyleyen sunucuya kaptırmış, gene Ankara'nın puslu havasına boşa tüketilen nefesler vermiştik.

Vakit geç olmuş, programın sonu yaklaşmış, pankartları tutan eller yorulmuş, ve gitme zamanı gelmişti. Özel vasıtalarıyla gelenler çoktan alanı terketmişti. Çeşitli vilayetlerden gelen otobüslerin şoförleri de uf'layarak ve puf'layarak yolcuları alıp gitmek için sabırsızlanıyordu. Nitekim alan boşalmış, evli evine, köylü köyüne dağılmıştı her zaman olduğu gibi!.. Biz de dağılanlardan idik elbette.

O mitingte (devşirme bir kavram olan meeting yani) Mazlumder'in o zaman ki başkanı Ayhan Bilgin hatırladığım kadarıyla şu manâya gelen bir söz sarfetmişti: ''Biz erkekler, size karşı mahcubuz!''
Evet, baskıya mağruz kalan mü'mine'lerimize karşı yapılan haksızlıklara sesi soluğu çıkmayan biz erkekler, onlara karşı mahcuptuk.
Peki ya bugün! Ne var ne yok?
Evet, tek şey var; o da değişmeyen gerçekler, söylenmeceler.

Suskunluk...
Puskunluk...
Yutkunluk...
Ve zaman zaman depre'şen': ''yasağa hayır'' terennümleri...

Bir erkek olarak, kendimi tesettür davasında konuşmakta yetkili görmüyorum, çünkü konuşan, konuşacak, nutuk atacak o kadar hemcinsim var ki, bana sükut düşüyor.

/kimseyi kastediyor değilim, kendi içimdeki açmazlara değiniyorum sadece ve sadece./

''Yozlaşan tesettür'' konusunda birkaç cümle sarfetmek istiyorum.

Tesettürün yozlaşmasına karşı fevri çıkışlar yapılmadan önce biraz gerilere gitmekte fayda görüyorum.
Toplumdan dışlanma, ve tecrit edilme kapsamına alınan tesettürlü hanımların durumunu göz önünde bulundurarak hangi girişim yapıldı? Hangi girişimden netice alındı? Hangi miting bir çare verdi?
Keşke, kendi kendime sorduğum bu soruların cevabı ''KOCA BİR HİÇ'' olmasaydı. Ki maalesef tek cevabımız bu; ''KOCA BiR HİÇ''.

Popülist söylemler ile günü karalamak, oportünist yaklaşımların etki alanı içine dahil olmak fayda vermiyor ne yazık ki!

Sosyal olayların gelişim sürecine bakmadan kesin yargılarda bulunmamak gerek!
Hayattan tecrit edilmek istenen hanımlar... ve bugün; hayatın kapsama alanı içerisinde kendi varlığını hissettirmek isteyen, tecrit edilmek istemeyen hanımlar.

Kimsenin tarafında değiliz; safımızdayız bilâkis!..

Sonsöz:
''Söylemlerimiz zihinlerimizin haliçlerinde gerili bulunan zincirlere küfretmek şeklinde değil; o zincirleri hayatın etkisiz elemanı haline getirmek şeklinde olmalı... İşte o zaman yüreklerimizi emzirecek çok maveramız olacaktır!..''

Kadınların tesettürü

Allah herkesi cehennem azabından korusun.

Kadınların tesettürü kesin olarak açıklanmıştır. Tesettürle ilgili âyet-i kerimeleri Peygamber efendimiz açıklamış, âlimler de bizlere bildirmiştir. Bu husustaki tartışmalar kasıtlıdır.

Kur'an-ı kerimde genel olarak her şey, kısa olarak bildirilmiştir. Bunları Peygamber efendimiz açıklamış, o günden beri uygulanmıştır.

Kur'an-ı kerimde mealen, (Sakın ana-babana öf deme) buyuruluyor. (İsra 23)

Bir kimse, ana-babasına öf demese, fakat sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demediğim için, Kur'anın emrine uydum) dese, bu kimse Kur'ana uymuş mu oluyor? Âyet-i kerimenin manası, (Ana-babanızı üzmeyin hatta onlara öf bile demeyin) demektir. (Beydavi)

Bunun için Kur'an-ı kerimdeki bir âyetin hükmünü öğrenmek için Kur'an tercümesine bakmak çok yanlış olur. Herkes Kur'an-ı kerimden hüküm çıkarabilseydi, hadis-i şerifler lüzumsuz olurdu.

Hırsızlık suçtur. Bir hakim, kanunları esas almadan, sırf Anayasaya göre bir hırsıza ceza veremez. Çünkü hırsızlığın cezası açıkça Anayasada bildirilmemiştir. Birçok hükümler kanunlarla açıklanmıştır.

Bunun gibi, dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur'an-ı kerime bakıp anlayamaz. Kur'an-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslam âlimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kur'an tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Bir okuyucu "Kur'an tercümesi, okuyarak dinsiz oldum" diye acı bir itirafta bulunmuştu.

Tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kur'an tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilaç kullanan ölebilir. Fakat yanlış hüküm çıkaran imanını kaybedip, sonsuz azaba düşebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kur'anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai]

(Kur'anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur.) [Mekt.Rabbani]

Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [Saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]

Bu âyet-i kerimeden kadınların başörtüsünü sadece yakasına örteceği, baş ve vücudunun diğer yerlerini örtmenin gerekmediği anlaşılabilir. Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat nedir? Kına, sürme boya mıdır, altın, gümüş gibi ziynetler midir? Bu hususlar açık değildir, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Bir âyet-i kerime meali de şöyle:
(Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbablarını [dış kıyafetlerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza görmemelerine daha uygundur.) [Ahzab 59]

Bu tercümeye bakıp "Kadın, tanınıp eza edilmemesi için dış elbise giyer. Tanınıp eza edilmezse, çıplak gezebilir" diyenler çıkmıştır. Bu âyetleri Resul aleyhisselamın nasıl açıkladığına bakmalıdır.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni]

Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça bildiriliyor. Kur'an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tâbi olun) buyuruluyor. Allahü teâlânın Resulüne tâbi olup Onun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir!

Hazret-i Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah efendimiz baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud)

Hazret-i Âişe validemiz buyurdu ki:
(İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen futalarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai)

Kadın avrettir, tesettürü farzdır. Âyet-i kerimeyi kendi görüşüne göre tefsir edip bu farzı inkâr etmek küfürdür.

Bir kadın açık gezse kâfir olmaz. Fakat kapanmanın lüzumsuz olduğunu söylerse kâfir olur. Günah ile küfür farklıdır.

Sual: "Teferruat" diyerek saçları açmak uygun mu? Sokağa çıkarken peruk takabilir miyim?
CEVAP
“Teferruat” diyerek saçları açmak haramdır. Hele kapanmaya önem vermeyenin imanı gider. Sokağa çıkarken peruk takmak zaruretsiz caiz değildir. Erkekler arasında başını açmak zarureti olduğu zaman, kadının peruk kullanması caiz ve lazım olur. Zaruret, başka çare bulamamak demektir. Sadece zaruret halinde peruk takabilirsiniz.

Sual: Namaz, oruç, zekat ve hac ne zaman farz oldu? Tesettür ne zaman emredildi?
CEVAP
Beş vakit namaz, miladi 621 yılında ve hicretten bir yıl önce mirac gecesinde farz oldu. Mirac’dan önce, yalnız sabah ve ikindi namazı vardı.