renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Komploculuk Üzerine

Türkiye'de meseleleri, olayları anlamanın ve çözüme kavuşturmanın önündeki önemli engellerden birisinin onları "komplo teorileriyle" yani "komplocu" anlayışla izah etme çabası olduğunu düşünüyorum. Aslında buna çaba dahi denilemez. Çünkü komploculuk herkesin kolaylıkla kullanabileceği şablon.

Türkiye özelinde komploculuk son yirmi, otuz yılda had safhaya ulaştı. Amerikan filmleri ve romanlarıyla da iyice köpürtülen ve revaç bulan komploculuk aynı zamanda iyi bir geçim kapısı halini aldı. Hangi kamptan olursa olsun herkes komploculuktan istifade etti, ediyor.İleride yüksek okul seviyesinde tedrisi dahi düşünülebilir-susurluk myo vs-.

Karşılaşılan her olayı "aslında o, o değil" şeklinde izah edememe anlayışı neden bu kadar arttı. Neredeyse bütün toplumu saran hastalıklı seviyeye nasıl ulaştı?

Komploculuğun nedenleri arasında ucuzculuk, kolaycılık, soyut düşünememe, güce tapınma ve daha başka bir çok mücerret sebeb gösterilebilir. Ben somut sebeplerinin de olduğunu düşünüyorum. Komploculuğun toplumda yaygın bir izah biçimi olmasını medya dezenformasyonuna bağlayabilirsek de okuyan, aydın kesim için yakın geçmişimizle yakından ilgili bir durum söz konusu.

Türkiye'nin son elli senelik siyasi hayatında her defasında herşeyi yeniden başlatan darbeler, muhalif olan herkeste büyük travmalar meydana getirdi. Yenilen muhalifler kendileri dışındaki her hareketliliği bir yerlere isnad ettiler. Öyle ya 'devlet istemeden kim ne yapabilirdi'. 'biz yapamadığımıza göre muhakkak bunun arkasında devlet ya da uluslararası güçler olmalıydı'. Özellikle 12 Mart muhtırası ve 12 Eylül ihtilali sosyalist solda derin yaralar açtı. Daha doğrusu SSCB'nin dağılmasıyla birlikte sosyalist sol Türkiye'de muhalefet olma vasfını tamamıyla yitirdi. Sol hareketlerde yetişmiş kuşak yenilgiyi daima dış sebeplerde aradılar. 'Devrimi gerçekleştirememelerinin asıl sebebi dış güçler idi'. Bu bakış açısıyla 12 Eylül sonrası herşeyi izah etme çaba ve propagandası içine girdiler. "yeşil kuşak projesi, kontrgerilla, derin devlet" en temel parametreleriydi. Bütün bunlar 80 sonrası özellikle eski tüfeklerin çıkardıkları yayın organlarında sürekli işlendi. İşe yaradı da. 28 Şubat mağduru islamcılarda geçmişlerinden tevarüs ettikleri (herşeyin arkasında israili aramak gibi) alışkanlıkla bu şablonu sevdiler ve tersinden kullanmakta hiç gecikmediler.

Şimdi herkes karşısındakini bir komplonun parçası olarak görüyor.Komplocu bakış, ortalama vatandaş için ise biçilmiş hint kumaşı. Hoşuna gitmeyen herşey başkalarının oyunu. Uzun lafın kısası ego-santrik bir paranoyanın (son olaylarda olduğu gibi) bütün bir topluma teşmil olması nasıl bir düşünsel düşüşün içerisinde olduğumuzun acı göstergesi.İnsan unsurunu, inanmayı, değeri yok sayan bu anlayışı materyalist olan solcuların sahiplenmesini anlayabiliriz. Ama İslamcıların nasıl Allah yokmuş gibi bir düşünüş, kavrayış tarzını benimsemeleri ise ibretlik.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Ben sorumlu değilim

Düşünen insanlar bulmanın zor olduğu her dönem gibi, bulunduğunda umut yeşerten bereketini de gözden kaçırmamalıyız.
Negüzel sorular bunlar? Sorumluluğa dair, kendini sorumlu addetmeye dair.
Hayatımızı yönlendiren davranışlarımızın arkasındaki düşünceyi sorgulamadan, nasıl sorumlu tutabiliriz ki kendimizi; o zaman suçlanacak biri bulunmalı değil mi? Onun yüzünden! İblis kurgusu bu. Hem kurgunun kendisi, hem kurgunun dayandığı önerme ve karşımızda hiçte sorumlu olmadığımız bir hayat bulduruveriyor bizlere...Hep düşünmüşümdür, iblis hangi cüretle '' andolsun beni saptırmana karşılık...'' önermesini kurabilmiştir? Sonra da, insanlar hangi dayanakla ''kadercilik'' inşa etmişse, aynı cüretin sonucu olduğunu farkettim. Komploculuk, komplonun kendisi ile de ilgilenmez; neden komploya bulaşmaması gerektiğinin günah çıkarma ayinidir de; çünkü o sorumlu değildir!
Tıpkı türk sinemasında işlenen kötü karakter gibi bu iş de...Öylesine kötü Erol Taş, Tecavüzcü Coşkun, Gazoza ilaç Nuri... tiplemeleri işlendi ki, insanlar kötülüğün kurgusal boyutundan, gerçekliğe dönemediler ve erol taş kadar kötü olmadıklarında iyi olduklarına kanaat getirdiler. Abartılmış iyilikle abartılmış kötülük arasında gerçeği okuyamayan bir insanın, zihne de ihtiyacı kalmıyor; duygusal refleksiyle şekillenen davranışlarının sorumluluğunu da mizaç, karakter, gen, kader adı altında Allah'a havale edince geriye parçaları birleştirmek için komploculuğun yumuşacık göbeğine yaslanıp bir hikaye okuma rahatlığında yaşayabiliyor hayatı, yada bir film izleme tadında...Karizmatik lider beklentisi, mehdi beklemenin ve hikayeden çıkmanın son adımı, bakalım öylemiymiş, henüz hikaye tamalanmadı...
Yabancılaştırılmış, nesneleştirilmiş insan; nesneleştirilmek için yabancılaştırılmış insan; yabancılaşmaya direnmediği için nesneleşmeye teslim olmuş insan! Silkelen ve bak bakalım kimin hesabına, kimin iktidarına çabalıyorsun, kimin kulusun?
Namlusu akla çevrilmiş sahra topları...Bu toprakların mistikleri de, pozitivistleri de, rasyonalistleri de... aynı kurguyla, anafikirle yaşadılar ve yaşattılar atalar dinini; duygu depolarından çoşku apar, akla düşman ol; insan ek toprağa diri diri iktidar devşir-meler düzeni, bürokratlar, köleler; neden hayaları burulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalar acaba? Ve neden ben sustum hep? Çünkü ben de, bu iğrenç paltolu casusun eşliğinde sıramı bekliyorum, iktidar payımı, aslan payı olmasa da...
SELAMÜNALEYKÜM

unuttuğumuz

selam ve dua ile;
gündemini kendisi belirlemeyenler, başkalarının belirlediği gündemler içre soluk alıp verenler ister istemez olup-bitenlerin öyle olup-olmadıkları kuşkusu içinde olacaklardır. ki zaten sonraları öyle bildiklerinin öyle olmadıklarına şahit oldukları ortadadır. en yakın zamanlarda bir 11 eylül hadisesi.. afganistanın, ırakın işgali için bizzat "olayın mağduru" görünümündeki kişiler tarafından mı yapıldı yoksa suçlanan kişi ya da gruplar tarafından mı? öyle ya da böyle gündemi belirleyen müslümanlar olmadıkça tutunulan dalın ne olduğu hakkında nasıl bir yargıda bulunulabilir ki?
işin bir başka boyutu da bize ulaşan haberlerin söylenildiği gibi olup olmadığının araştırılmasındaki savsaklama.. biz " size bir fasık haber getirirse onun doğru olup-olmadığını araştırın. yoksa bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz" (49/6) buyruğuna, düsturuna hakkıyla kulak veriyor muyuz? gerek grup-topluluk olarak gerekse kavim olarak kulak veriyor muyuz? yine yakın zamanlarda bir gazeteci öldürüldüğünde bir kısım insanlar sokaklara taşıp "mollalara irana" diye bağırdığında öldürülen gazetecinin kimler tarafından öldürüldüğü biliniyormuşcasına bir tavır sergilenmemiş miydi? o tavrı sergileyenler karşısında kendi mezhebinin farklılığını vurgulamak için "onlar şii" diye çıkış yapan gruplar olmadı mı? halen de olmuyor mu?
c.ç

Unuttuğumuz

Kardeşim eline sağlık. Haklısın düşünmedikce sormadıkca sorgulamadıkca araştırmadıkca koyun sürüsü gibi başkalarının buyruğu altında yaşarsın.Türkiyede dahil tüm müslüman dünyasının durumu budur.