
uyku
Bütün gün kuyunun karanlığında dinlenen uyku, gecenin rengiyle birlikte evimize geçer de ona uğramazdı.
Gecenin koyu karanlığında, kan çanağına dönmüş gözlerle sorardı hep:
‘Bir dilim uyku alabilir miyim?’
Cevap alamayınca da yazardı, kendisinden kaçana yaklaşmak için.
Uyku, erkekler için, kadın demekti. Güzel koku. Tohumu ilk gençlik yıllarında atılmış bir ağacın hayat veren meyvesi. Ten.
Kadınlar için, erkek demekti. Güzel koku. Tohumu ilk gençlik yıllarında atılmış bir agacın kollarına kurulan mutlu bir salıncak. Güven.
Uyku, karanlığını rüyaların aydınlattığı sessiz bir yoldu. Mezarlıkların etrafını dolaşan bir yol.
Uyku, kusursuz bir tasarımdı ve bilincine yalnız uykusuzlukta varılırdı.
Şöyle derdi: 'Yitirdiğin uyku, gecenin çölünde gözlerine kaçan kumsal.'
Bilirdi, kaçan uykunun değer kazandığı yer, sadece, arzın merkeziydi.
Çünkü orada gözler özyaşı ile yıkanırdı.
Ve, son olarak, hep, bir çift söz:
'Uykunun kokusu rüyadır.'
'Ölümüyse, ebedi uykusuzluğa geçiş.'
zaman
Bir kez daha tutukluyorum dedemi. Kendi gözlerimle. Hep aynı senaryo. Hep aynı sendrom. Belki de her defasında farklı bir park içinde bulunduğu. Sallanıyor. Sendeliyor. Derken, dede yeleğini ıslatan, bir kaç damla göz yaşı. Çocukluğunun kumları mı yoksa? Gülüyor ve yürüyor. Bir yüzü ayna olan köstekli saat elinde. Sakallarını gözyaşlarıyla besleyen; aklaştıran dedem, içinde saklıyor karlar altında kalanın anlamını. On iki sayı. Bu mudur zaman? Aynada suretin aksi. Kulağını çağrıya ayarlıyor. Bilinçli alışveriş. Saate bakıyor. Derin bir merakla. Bir saaten çok kahve fincanın içine bakar gibi. Zamanla yüzleşiyor. Geleceğini mi arıyor? İmtihan sonuçlarını mı merak ediyor? Ölümü zamanın aynasında görmeye çalışıyor. Bir şiire, bir resme, bir ruha hitap ediyor. Ders veriyor.
oda
Kaderinin kendisini sürükleyip, içine yerleştirdiği izbe otel odasında, oturmuş düşünüyor. Öyleyse varım demeden. Bir koltuğun üzerinde oturmuş. Kişisel tarihlerin taşıyıcılığını yapan renkleri, tamamen solmuş bir koltuk. Toza-toprağa sünger olmuş. Oturuş gayet iğreti. Bir otel odası koltuğundaki gözü yolda yolcu oturuşu. Hafif bir karanlığın içinde. 'Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında.' Uzun bir yolculuğun parçalanmaz akışında. Gözü yolda paramparça bir oturuşa cephe: paslı buzdolabı üzerinde beli bükük, çelimsiz mum. Ateşin aydınlatmaya çalıştığı odada renklerini kaybetmiş eşyalar, kişilikleriyle beraber şekillerini de yitirip belli belirsiz karaltılara dönüşüyor ve tedirgin ediyor tüm benliğini. Ateşliyor sonsuzluk endişelerini. Renk yok. Koku yok. Bilinç bir mum, sürekli eriyor karanlığın içinde. Titrek ışık karşısında. Karanlıkla aydınlığın aralığında. Bütün vücudunu sarmallayan elektrik akımının avuçlarında. Kendinden, dünyadan uzaklaşıyor. Birileri, birşeyler mekan/zaman ötesinin boşluğuna çekiveriyor, ateş-fitil ilişkisi içerisinde. Kimbilir kimler vardı? Geçimini yol'dan sağlama pahasına böyle izbeleri uğrak edinenler... Acı derinleşiyor bir mısrada. 'Gelip geçen her yüzden gizli bir akis kalmış küflü aynalarında, küflü aynalarında' Bu nasıl bir kalabalık!? Seçilemiyor. Son derece silik ve kişiliksiz. Korkuyor mu? Sorular tahrip yüklü. Hasta bir kumarbazın cebinde kalan son bozukluk, dolap altına kaçmış. Herkesin arayıp da bulamadığı katilin kanlı elleri, önünde dikildiği tıkalı lavobada yıkanmış. Sigaraların boğucu dumanı etrafa sinmiş. Korku derinleşiyor bir mısrada. Kötünün kötüsü bu. Karşısında asılı olmasına rağmen bakmaya cesaret edemediği, dizelerdeki meşhur ayna . Ürküyor korkunç akislerin yuvalandığı karanlıklar diyarına çekilivermekten. Beti benzi solmuş eşyaların bir parçası oluyor her dakika korkusundan solarak. Her şey - içi ve dışı- beyin kanamasına fon teşkil edebilecek nitelikte.Kaplan pençesi yemiş ceylanın kurtulmadığı - iki dünya arası- o tanımsız acı. Nefretle sevincin birleştiği, güçlü, kan kokan bir vuruş. Denge kaybı: süresi uzatılan eter, topraktan bir matem elbisesi, kaçınılmaza zamansız boyun eğiş.
Yorumlar
birleşmiş sayfalar
Salı, 08/01/2008 - 00:07 — aysun yollardagezersayfa
güçbirliği ettiğinde defter olan ve üzerinde taşıdıkları yazarını rahatsız ettiğinde kopan, ayrılan. bir vitrin, kalemin süsüyle cazibe kazanan. elden döküleni toplayan. dile gelemeyeni üzerinde konuşturan.
üye
evvela okuyan. okuduğunda kendini arayan, bazen bulan bazen bulamayan. bulduğunda heyecanlanan. tepkisini saklayamayan.
yorum
yazara verilen karşılık, içte tutulamayan. herkes duysun denilen ama herkesin anlaması gerekmeyen.
UAB
kendisine eline sağlık denilen, kısa yazan, öz yazan.
baglayici zaman
Cts, 12/01/2008 - 17:22 — zeyneb FerdaRasim Özdenören'inin denize acilan kapi isimli bir kitabi vardir,
kücükken okumustum kitabi da ilk hikayesi kalmisti icimde..
büyükken tekrar okudum ve yine ilk hikayesinde öylece kalakaldim.
'kapiyi vuran kim' etkilemistir beni.
edebiyat kategorisinde oldugu icin söylüyorum yazinizda ayni dili gördüm.
etkileyicilik, konusu nedeniyle kisiye göre degisecektir elbette. ama dil öyle..
saygilar
...