
Canı sıkkındı başkoyunun. Ne vaatler, ne icraatlarla getirildiği makamının aslında bir gölge oyunundan daha kıymetsiz olduğunu anladığında iş işten geçmişti. Ne ki katlanmak vardı yazgısında. Bir dizi toplantı, bir deste celse, bir düzine kıyam sonrası tüm koyunların gözleri önünde çıktığı kürsüde, zafer sarhoşluğunun verdiği esriklikle neler söylediğini hatırlamıyordu bir türlü.
Tek bir tümceydi aklında kalan:
“Sevgili koyunlarım, makamın gururuna değil, hizmetin onuruna talibim.”
Hepsi bu. Aradan üç ay geçmiş, koyunların serzenişleriyle şikayetlerinin biteceğini beklerken tersine ayyuka çıkmasından artık kendisi de koyunakıllı endişe eder olmuştu.
Topladı bir gece yarısı kabineyi. Merada çember oluşturan üyelerine baktı. Ayışı sızıyordu içeri. Baygın gözlerini ayrık otlara dikerek isteksizce konuştu:
“Dostlarım, bu böyle olmayacak. Hem koyunluğumuzdan şikayet ediyor hem de bunu değiştirmek için hiçbir çaba göstermiyoruz.”
Bu siteme karşılık üyelerden mera işlerine bakan’ı söz aldı:
-İyi de efendim, biz ne yapabiliriz ki!
Onu aileden sorumlu bakan’ı destekledi:
-Nüfusumuz her geçen gün artıyor.
Başkoyun, dolgun ciğerlerini kristalize şulelerle süzüp cevap verdi:
-Kast ettiğim bu değil sayın koyunlar… Sürü psikolojisi mahvedecek bizi.
Kendisine taş atıldığını gören sürüden sorumlu bakan araya girdi:
-Sayın Başkoyunum, öyle demeyiniz. Kabinede görev aldığımız süre zarfında, sadece onüç sürü vakası görülmüş ve bu vakalarda ise yalnızca otuzüç koyunumuz vefat etmiştir ki bunların da otuzu ümitsiz vaka olup yalnızca üçü gümbürtüye gitmiştir.
Dedikten sonra elindeki belgeleri üyelere uzatıp sustu. Bunu fırsat bilen çobandan sorumlu bakan devreye girdi:
-Üstelik çobanımız da, toplu eylemlerimizden haberdar gibi. O da okumuş olmalı ki koyun haklarını bize daha âdil ve insaflı davranıyor.
Diğer üyelerin birbirine karışan melemelerine aldırış etmeksizin ayağa kalktı Başkoyun ve; “Müzakerelerimize kaldığımız yerden yarın gece devam ederiz” deyip kabineyi bir geceliğine feshetti.
Ama sıkıntısı gitmemiş bilakis daha da çekilmez hale gelmişti. Çareyi, bilgekoyuna gitmekte buldu. Pınar başında bağdaş kurmuş, gökteki yıldızları izleyen bilge-koyun, başkoyunun kendisine doğru geldiğini görünce hiç istifini bozmadı. Koyunların seçilmiş başı da olsa, saygıda kusur etmemek için hafifçe öksürdü başkoyun ve usulca mırıldandı:
-Bilge, sen bilirsin tek ahvalimizi, bana bi çare deyiver nolursun.
Bilge, elindeki asayı üç kez tıkladıktan sonra alatava geniş bir daire çizdi ve:
-Yazgıya müdahale ne mümkün oğlum, dedi.
Başkoyun ısrarcıydı ama:
-Fakat bilge, sonuçta ben liderim ve halkımı gözetmeliyim, öyle değil mi?
Bilge, hiçbir şey demeden evet anlamında başını sallamakla yetindi. Bunun üzerine başkoyun, bağdaş kurup bilgenin başucuna yerleşti ve pervasızca ünledi:
-Lütfen efendim, sizin aklınız yücedir!
Bilge, kayıtsız gözlerini, başkoyunun dalgın yüzüne dikip sordu:
-Halinden şikayetçi misin?
-Lider olduğumdan beri.
-Niçin?
-Çünkü ben bir liderim.
-Eeee?
Şüpheyle yıldız yüklü göğe baktı Başkoyun. Bilgenin umarsızlığına, sükunetine daha fazla dayanamadı ve kendini tutamayıp bağırdı:
-Ne yani koyun olmak mı tüm suçumuz!
Geceye bulaşan başkoyunun melemesine karşın bilgenin sesi gayet sakindi:
-Sen, koyunların; çomar, senin; çoban, çomarın; sahipleriniz, çobanın; ağa, sahiplerinizin başı olup bu aidiyet histerisi tespih tanecikleri gibi uzayıp gider. Zincirin bir halkası açılanda, tüm tanecikler bir anda biter…
Sustu bilge, dudaklarını gözeneğe değdirip çıkardı. Başkoyun, meraklı gözlerle kendine bakarken kaldığı yerden konuşmaya başladı:
-Liderlik; derin bir ruh, yüce bir karakter, engin akıl ister. Bu vesileyle lider dediğin, yapamayacakları üzerine kafa yormaktansa, yapabileceklerini gündemine almak ister. Hasılı kelam, bizler koyun olduktan sonra ister baş ol, ister kıç ne fark eder!
Bilgenin sözleri karşısında hayal kırıklığına uğrayan başkoyun yakarı dolu nefesiyle mızmızlanır gibi oldu:
-O halde bana yapabileceklerimi haber ver!
Bu isteğe karşılık bilge, hafifçe doğruldu yerinden ve asasına tutunmuş kalkarken ona şunları söyledi:
-Koyun yasaları belli, teamülleri açıktır. Ne ki fıtrat değişmedikçe ne söylersek söyleyelim boştur. İşbu sebepten kendini boşuna telef etme oğlum!
Bilgenin kalkıp gittiğini gören, başkoyun son bir gayretle seslendi peşi sıra:
-İyi de bilge, bu sürü psikolojisini sen nasıl yendin?
Aksayan arka sol bacağını gösterip cevap verdi bilge:
-Bir kurt saldırısında baldırlarımı kaybettim ben. İşte o günden beri, sürüye yetişemez oldum.
Eee ne demişler; sizin şer bildiklerinizde hayır, iyi bildiklerinizde kötülük vardır…
Asasını havaya kaldırıp son kez geldi dile:
-Evlat, sakın sürüden ayrılma. Aksi takdirde maazallah, kurdun biri abanır üstüne. Sonra benim gibi dangadak kalırsın bir başına!
Yitip giden bilgenin siluetine bakıp kendi kendine hayıflandı başkoyun. Ardından bir; sürü halde uyuşan koyunlarına, bir kafesinde mayışan çomara, bir de gökteki yıldızlara bakakaldı öylece.
Ama kafasına koymuştu artık, yarın geceki ilk kabinde istifa edecek, ilk fırsatta sürüden ayrılacak, ilk saldırıda bir kurdun dişlerine bilenecek ve ilk olarak bireysel mutluluğu için postunun bir kesiminden vazgeçecekti.
Tek bir endişesi kalakalmıştı zihninin en ücra gerisinde…
O da, kurtların bunu bilip bilmediğiydi…
Yorumlar
koyun dan etlerle duvar örmek
Cts, 02/06/2007 - 21:24 — Ali ŞerPratik eylemselliği öğrenen koyun, bedel olarak bacaklarını kaybetmişse
bedel vermenin anlamı ve önemine binaen bilgelik hırkasını giymişse, tavsiye edeceğide eylemsellik ve
kazanımlarına karşı bedel vermek olmalı. Ama kime karşı kim için nasıl? koyun ve sürü olmanın farkındaysanız kurt veya kurtlarla karşılaşmak kaçınılmaz ise kurtları alt edebilecek cesur koyun profili tutmazmış çünkü kurt gibi dişleriniz olmalı:) ama netice itibari ile çoban ve ilişkide olduğu kasap ta hesap dahilinde tutulmalı derim...
Ağzım açık okudum...
Per, 07/06/2007 - 21:54 — Oğuzhan TANRIVEROsman Hocam, gerçekten bugüne kadar olan mantıklı, anlamlı, düşündüren yazılarınız içinde en mantıklısı, en anlamlısı ve en düşündüren yazınızdı. Emeğinize sağlık...
Oğuzhan Tanrıver.