
Kişilerin kendi geliştirdiği ürünlerden daha güvenebilecekleri bir ürün hiçbir zaman olmamıştır. Bu devletler için de böyledir. Hiçbir kişi yahut devlet çıkıp da “ben bu ürünü, cihazı üretemiyorum ancak kendi üretimime güvendiğim kadar dışardan aldıklarıma güveniyorum” diyemez. Diyemez çünkü kendi üretiminin neresinde ne olduğunu nasıl işlediğini kaynak kodlarının ne olduğunu bilir. Dışardan aldığı ürünlerin ise nasıl tamir edildiğini nasıl çalıştığı hakkında kaba taslak bir bilgiye sahiptir o kadar. Ürünün üst bir modeli çıksa gider onu alır kendisine yatırım yapacağına başkalarına yatırım yapar. Belki de bu cihazlar ileride kendisine düşman bir hale getirilebileceğini aklından bile geçirmiyordur. Nitekim ASELSAN’da on yıl danışmanlık yapan Emekli Tuğgeneral Aytekin Ziylan ile yapılan bir röportajda şunları söylüyor:
- Mesela ATAK helikopterinin görev bilgisayarının yazılımı gizli olması gereken bir sistemdir. Uçakların içinde radar ikaz almaçları var. Bu, uçağa yönelmiş bir füzeyi pilota haber verir. Kendisi otomatikman tedbir alır. Şimdi bu radar ikaz almacını yapan yabancı bir firma onun içine küçük bir virüs koyabilir. O virüsü yalnız o bilir ve onu da bulmak imkansız derecede zordur. O virüsü ileride kendisi bir kod göndererek aktif hale getirirse senin o radar ikaz almacın çalışmaz. Gelen füzeyi haber vermez. Dolayısıyla bu sistemin ve bu sisteme ait teknolojilerin gizli olması gereken sistem olarak beyan edilmesi lazım.
İngiltere, Falkland Savaşı’nın ilk günlerinde çok sayıda uçak kaybetti. Araştırıp baktılar ki İngiliz uçaklarının radar ikaz almaçları sadece Sovyet bloku ülkelerinin füzelerini düşman olarak algılıyor. Arjantin’in elinde ise batı füzeleri var. Uçaklar, Arjantin füzelerini dost görüp tedbir almayınca kolayca düşürülüyordu. İngilizler 14 günde sistemlerinde gerekli değişikliği yaptı. Ondan sonra uçak zayiatları azaldı. Birinci Körfez Savaşı’nda Saddam’ın elinde çok güzel silahlar vardı. Çok iyi hava savunma sistemleri vardı. Hiçbirini çalıştıramadı. Bir tek uçak düşüremedi. Çünkü Batı’dan aldığı sistemleri Batılılar körletti. Dolayısıyla ilk Körfez Savaşı’nda Saddam’ın uçaksavar sistemleri, elektronik atış kontrol sistemlerini kullanamadı. Radarla değil, görerek ateş etmeye kalktı. Radarları açtıkları an radar ikazını alan uçak, “radara giden füzeyi” yolluyor, uçaksavar mevziini yok ediyordu.
Amerikan Kongresi’nde yapılan konuşmalar var. Diyorlar ki, "Biz kredilerle başka ülkelere sattığımız silahların yazılımları içine birer tane virüs koyalım. İleride onlar bu silahları bizim amacımızın dışında kullanamasınlar. Ben ABD’nin istemediği bir ülkeye karşı uçağımı kullanmak istersem, ABD buna karşı geleceği için bir kod göndererek o silahı çalıştırmayabilir." Yazar Alvin Toffler “Savaş ve Savaş Karşıtı” kitabında ABD’de konuştuğu generallerin kendisine “Biz herhangi bir uçağı herhangi bir boylamı geçmesi halinde düşecek şekilde önceden ayarlayabiliriz” dediğini yazıyor. Dolayısıyla yazılımı kendimiz yapmamız lazım. Mesela ATAK Projesi’nde görev bilgisayarını TÜBİTAK’taki bir ekip yapacaktı. Ben onları tanıyorum. Fakat ABD “Hayır vermiyoruz, hazır alacaksınız” diye dayattı.-
Aytekin Ziylan'ın da açıklamalarında görüldüğü gibi durum ortadadır. Alınan silahların kaynak kodları bilinmiyor. Hedefi silahı kullanan değil silahı satan belirleyebiliyor. Kendi istemediği bir hedefe atış yapılmaya kalkılsa bunu sisteme gömdüğü virüsleri aktif ederek engelleyebiliyor. Peki böyle bir savunma sistemi ne kadar işimizi görür ya da nereye kadar işimizi görebilir. Ancak bu sistemleri kendimiz geliştirirsek güvenilir, sağlam bir savunmadan söz edebiliriz. Aksi takdirde bu durumda bir harp çıksa olabilecekleri düşünmek bile bizi kahrediyor.
Yorumlar
Zavallıyızzz
Cum, 17/11/2006 - 17:45 — Betul SehrayinÜzerine yorum yapabileceğim bir konu değil. Ama okurken,"ne kadar da zavallıyız"diye düşünmeden edemedim. Dediğim gibi yorum yapamam, bu konuda bizi bilgilendirdiği için yazarına teşekkür ederim ancak.
Acaba Amerika dur! dedikten sonra gerçekten biz bu üretimi yapabilir miyiz?? Bu konuda ne gibi girişimler var? Ya da neler engellendi? Tam zamanını hatırlayamıyacağım, sanırım geçen sene idi, bir helikopter kazası olmuştu. Yazıyı okurken o aklıma geldi!
Ellerinize sağlık...
HAL-İ PÜRMELALİMİZ....
Paz, 19/11/2006 - 02:12 — yusa ırmakKasip bey kardeşim aslında değindin konu çok güzel bir konu ve düşünülecek çok bir tarafı var.. Sizde takdir edersiniz ki, ülkemizin son üç asırdır, ilim, teknik ve fende yüzüne bakılacak hali yoktur. Yüzelli senedir sefalet solukluyor adeta. Son yetmiş senenin halini söylemeye bile gerek yok.. Yok zira böyle birşey, malumu ilam ve israf-ı kelam olur...
Yani ülkemizde o kadar saygın bilim adamına sahip çıkılmadı şu vatanın evlatları gerçekten gayretli insanlar Allah ilimlerini arttırsın şuan vazifelerini ifaa ediyorlar. Ancak bize bizim ülkemize bir faydaları yok... Sahi, niçin bu hale geldi bu ülke? Bir zamanlar Pierre Loti gibilere selviliklerinin gölgesi destan yazmak için yeterli olan bu şanlı medeniyete ne oldu? Neyi ihmal ettik de ihmalimizin diyetini bu şekilde ödüyoruz?
Evet... Evet neyi ihmal etmedik ki!.. İhmallerimizin çokluğu, ihmal etmediklerimize nisbeten o kadar fazla ki, insan bu hale düşüşümüze değil, daha beter olmayışımıza hayret ediyor öyle değil mi?
küççük virüslerin böyük işleri..
Cts, 23/12/2006 - 10:14 — misafircemaat.com'da mazide dolanmaya devam...
ilginç bir yazıydı.
CIA ve FBI'ın aslında Hollywood filmlerindeki kadar masum olmadığını biliyorduk; yazınızla bir teyidi daha oldu.
bu arada,
başlığınızı alıp cemiyet içinde üşümüş bazı kafalara başlık olarak da kullanabiliriz :
"küçük virüslerin büyük işleri !"