
Kumdan kaleler yapıyorum, dalgalar savursun tanelerini sahile. Bir iz kalmasın ardımdan, bir hayıflanma işitilmesin, derin ah sesleri yükselmesin sinelerden. Kumdan kaleler inşa ediyorum, öyle ki eserim ben bu sahilden gidince ardımdan bakıp durmayacak , zemine, zamana, denize, göklere kafa tutmayacak. Benim kadar , ben olduğum sürece var olacak, benimle birlikte defteri dürülüp kaldırılacak arşive. Kumdan kaleler inşa ediyorum bu benim evim, vatanım, yurdum demeyeceğim, yapıtım bana, ancak bir mola miktarı vakti olan yolcu olduğumu hatırlatacak.
Kumdan kaleler yapıyorum dalgaların varlığını bile, bile. Dalgalar dev bir canavarın köpük saçan ağzıdır, bunu bile, bile. Dalgalar peşimden seğirten canavardır, dalgaların soluğunu ensemde işite, işite inşa ediyorum sığınağımı ve bu bana ölümü hatırlatıyor. Kumdan kaleler inşa ediyorum beka derdim yok. Bir kum tanesi olup, karışayım istiyorum bana sonsuzmuş gibi gözüken bu yalnızlık sahiline.
Kumdan kaleler inşa ediyorum bi-muntazam ; Hendese-i musatta dan ümit yok , geometri semtimizden uzakta. Kumdan kaleler inşa ediyorum hesapsız kitapsız. Terazisiz, cetvelsiz, çekülsüz yükseltiyorum sütunlarını, metresiz, gönyesiz, pergelsiz atıyorum temellerini, trigonometrisiz şekillendiriyorum bu bir günlük yapımı. Sekizinci harikayı inşa etme iddiam yok, bu yüzden boy ölçüştürmeyeceğim eserimi, babilin asma bahçeleriyle, firavunların piramitleriyle, halikarnasın mozolesi, iskenderiyenin feneri, artemisin tapınağı ile. Yarını hesap etmeden bu günü ölçüp biçmeden örüyorum duvarlarımı, tıpkı bir ipek böceği misali
Biliyorum burun kıvıracak bana, Ad , semud , medyen halkları, yüksek sütunlar inşa eden irem şehrinin sakinleri, pompeinin kibirli insanları , dağlara oyuklar oyan, göğe kuleler yükselten, kalın surlarla yeryüzünü ikiye bölen adları unutulmuş yeryüzü mimarları. Alkışlamayacak kimse eserimi ve takdir de edilmeyeceğim. Adım yazılmayacak en büyük mabedi yapan mimarlarla birlikte, en yüksek kuleyi diken kalfalarla, en dayanıklı gökdelenleri yükselten mühendislerle, adım anılmayacak ikiz kulelerle
Kumdan kaleler yapıyorum , dalgalar yüzüme vursun diye. Kumdan kaleler inşa ediyorum tenimin tuzu ve denizin tuzu bir birine karışıyor, et tırnak, tuz ekmek, kan ve şarap gibi birlikte anılacaklar bundan böyle. Saçlarımı deniz yalasın, rüzgar tarasın istiyorum ve bu bana yetiyor. Kumdan kaleler yapıyorum toprağın ve suyun hikmetini kavrayayım istiyorum, ya toprak(kum) olayım ya suya karışayım.
Sahilde göreceğin en büyük kale bana ait değil. Sonsuzluk özlemi ile kuma çimento, çeliğe su, toprağa ateş değdirtmedim. Estetik çizgilerle donanmadı eserim. Ben ve oğlum burada en sıradan, en bilindik , en bize ait bir kale inşa ettik. Burada idik ve kulemizi , kalemizi , evimizi inşa ettik. Birazdan buradan ayrılacağız ve başına bir bekçi dikmeyeceğiz baş yapıtımız için.
Biteviye vuruşlarla üzerime doğru geliyor hayat. Ölüme koşan kalp gibi kesintisiz vuruşlarla ard arda. Rap , rap yürüyen askerler gibi korkutucu. Dum di dum. duridum dubida*
Bugün deniz kıpırtısız , yarın ise elbet kuduracak. Oturup karşısına ibret ile seyredeceğim kendisini.
* “dum di dum
duridum dubida
kendi kalbimle zamanım arasındaki sarkaç
püskürtüyor beni dünyaya” (İsmet Özel)
Yorumlar
Hayat-kumdan kale
Per, 08/11/2007 - 23:58 — Fatma CanlıHayatın bu derece dayanıksız ve ömrü kısa olduğunu hatırlatabiliyorsa eğer bir "kumdan kale" -ki ondan daha yakışan bir örnek olamazdı bence-ne güzel.her an dalgalar gelip yıkacakmış korkusuyla yaşamak, hiçbir darbeye senin elin destek olmadan dayanamayacakmış gibi ya hani kendini onun yerine koymak ve seni tutan sana sığınak olan o eli hatırlamak...farklı bir pencere kazandım doğrusu bu yazıyla.hayatta bir yapıt daha varmış "hayat" kavramına misal olabilecek.çok güzel elinize sağlık.teşekkürler gerçekten...vesselam....
Fatma Canlı