renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kurban Enişteyi Biz Hiç Unutmadık, Kurbanlarınız da Sizi Unutmasın

Bazı makaleler vardır, daha başlığı görür görmez vurulursunuz. Her şey bir yana, başlıkla beraber neredeyse yazının tamamını okumuş kadar da olursunuz.. Yine, bazı gözler vardır esrarına dayanamayıp içindeki boşluğa dalar ve kaybolursunuz. Sonra bakışları ile hemhal olarak daldığınız derunî tefekkür coğrafyasındaki puslu iklimin sisine rağmen, içinde kendinizi ve o güne değin taşraya katarak yitirdiklerinizi elinizle koymuş gibi bulursunuz... Ve yine bazı insanlar vardır ki, Kurban Enişte gibi yanına vardığınız anda huzur ve sekinete gark olursunuz.

Birkaç sene öncesinin Kurban Bayramı vesilesi ile kaleme alınmış bir köşe yazısının başlığı " Kurbanların Bayramı " şeklinde kayda geçirilmişti. Nitekim bayram; İbrahim ve İsmail as gibi, kıymetlilerimizi Allah'a kurban ve feda edebilmeye rıza ve teslimiyet gösterebileceğimiz ölçüde bayram olacaktı bizim için. Bu sebeple Kurban bayramı bir nevi kurbanların/kurban edebildiğimiz yanlarımızın bayramıydı ve nihayetinde kurban edebileceğimiz kadar mübarek olacaktı. Kurban'ın ruhu, İbrahim ve İsmail as'ın hikayesindeki teslimiyet ve rıza ile varolup, yine onların bedenlerinde ete kemiğe bürünerek tasvir edilmişti. Bu tasvire göre insan için ancak feda edebildikleri/edebilecekleri kalıyordu yanına. Beşer feda edebildiği kadarı ile insanlık varoluşumunu gerçekleştirebilecekti. İbrahim ve İsmail as, iki tarafı da keskin olan bıçakla çetin bir imtihana tabi tutulmuştu. Bıçağın öte tarafını evladının da arasında bulunduğu taşraya vurarak onlardan vazgeçecek, yada bu işe rıza göstermeyerek bıçağın diğer tarafını kendi varoluşumuna sürerek insanlığını katledecekti. Baba elindeki demiri kulluk koordinatlarına doğru tutuyor, oğul aynı bıçakla hak ve batılı şöyle bir ölçüp biçiyor ve her ikisinin de taşraya saplamaya karar vermeleri üzerine kazanan muhabbet ve yakınlık oluyordu. Artık onlar birer Halil olarak Allah'ın dostuydu. Allah cc İbrahim as'ın isteği üzerine, öldürdüğü kuşları gözleri önünde tekrar dirilterek yaratıcı oluşu hususunda Halil'inin kalbini yatıştırmıştı !, Şimdi Halil'i olarak kalbini yatıştıran Halık'ına teslimiyetini gösterme sırası O'na gelip çatmıştı. Kabe'nin duvarlarını imar ederken sergiledikleri hoş halleri ve yüreklerindeki takva duygusuna meftun olduğum, dualarındaki tevazu ve samimiyeti muhabbetle müşahede ederek imrendiğim O iki mübarek insan el ele verip bu zorlu sınavı da başarı ile vermeyi bilmişlerdi. Zira imtihan Dünya'sında yeri geldiğinde malı da vermek vardı canı da. Bunun için bazen kendini, bazen de en çok sevdiğin kıymetlilerini gözden çıkarıp feda etmen gerekebilecekti. Sözün özü, insan zaten feda edemeyeceği hiçbir şeyin maliki/sahibi de değildi.

Gözlerindeki derinlikte kaybolduğum, buğusuna sirayet eden hüzün ve garipliğe/kurbiyetine imrendiğim ve yüzünün her kıvrımında ayrı bir hikaye gizlediğini düşündüğüm derin bakışlı insan da Deniz Feneri Derneği'nin Ramazan abisidir. Yazarın eleştirel yaklaşımı ile " şehre ruhunu kat " mayanlardandır o.. Taşra yerine yaptığı mukaddes göreve bulaştırarak ruhunu bereketlendirdiğini düşünürüm. Memeleri gözündedir onun. Fidanı ekmekle yetinmeyip, göz yaşları ile sulamayı ihmal etmeyecek kadar verimlidir göğüsleri. Münbit bir toprağın solmayan çiçeği.. Her şeyin bir ruhu olduğunu anlatır kendi lisan-ı hali ile. Bir çiçeğe baktığınız zaman hissettiğiniz şey onun ruhundan bir parçadır. Siyah bir taş bile bünyesinde bize hatırlattıklarının ruhunu misafir ederken yaşamaktadır. Ruhu olmayan bir nesne, yada ruhumuzu katamadığınız bir eylem varoluşsal olarak yok hükmündedir. Bu alemde hiçin bile hakikat-i mukaddesten yana büyük bir payı olduğu söylenegelir.
Sevgi katılmadan pişen ekmeğin acı olduğundan bahseder Halil Cibran.
Kuran, başa kakılan sadakanın talihsizliğinden dem vurur.
Analar ellerinin öpülmesinden ziyade çocuklarının gözlerindeki sevgiyi görmeyi ister ya.
Sevgisiz büyüyen çocukların " beni büyüttünüz ama sevginizi vermediniz " derken müşteki olmaları bu sebepledir.
Sevgili (as) duygusu ve ruhu ikame edilmeden kılınmış namazları buruşturulup yüzümüze çalınacak paçavralara benzetir..
İşte Mushaf tam da bu yerde; Kurbanların etleri ve kanlarının değil, ancak yüreklerde göğeren takva duygusunun Allah'a ulaşacağının haberini verir.

Ramazan ağabeyi Kurban Bayramı dolayısı ile anmamın sebeplerinden biri, hissettirdiği samimiyeti ile yaptığı işe ruhunu katıyor olması ise diğeri de hizmet ettiği kesimin fakir ve bir kısmının da modern şehir kültürünün kurbanlarından mütevelli oluşundandır. Babanın terk ettiği ailelerin perişanlığına, ana babanın sokağa attığı çocukların çaresizliğine, evlatların bakmadığı ana babaların hicranına şahit olurken, bir yandan da bu kimselerin şehrin sahte ve acımasız tanrılarının kurbanları olduklarını düşündürür insana. Lâ deyişlerimizdeki kifayetsizlik ve kurbanın ruhu ile varolamayan kurbiyet/yakınlık yapışıverir yakalarımıza.

Kurban Bayramı vesilesi ile andığım, yanında sekinete gark olup huzur bulduğum kişi ise ismindeki tevafukla Kurban eniştedir. Gurbet görüp de garip, hacca gidip de hacı olamamış nice kimseler vardır. Buna mukabil varmak isteyip de varamadığı halde yüreğindeki ateşe hac ettirmiş ve bir öte köye ayrılamadığı halde gariplik mertebesine yükselmiş insanlar da vardır. Gurbete gitmeden garipliğin/kurbiyetin sırrına mazhar olduğunu düşündüğüm ender simalardan biridir O. Gerede'deki evinde birkaç saatliğine misafir olduğum halde ismini, yüzünü ve tavrını hiçbir zaman unutamadığım bu gurbet/kurbiyet insanının o mübareklerden biri olduğunu düşünürüm hep.. Öyle ahım şahım anlatacağım bir hikayem var zannetmeyesiniz sakın.Yüzü asık bir ev sahibinin yanından ayrılışımızın akabinde, nefsinin ağırlık yapan yanlarını muhabbet bıçağı ile kurban eden Kurban enişte gibi birinin misafiri olmak çok şeyler öğretip anlatmıştı yine de. Kurduğu fakir sofrasına tebessüm eden yüzü ile sevgi, ve içtenlikli buyur edişleri ile de bereket katmayı ihmal etmemişti sadece. Diğer kapıda olduğu gibi " bu işte bir aşksızlık var " dedirtmedi birimize. Var olan tüm fakirliklerin içine ruhunu katarak zenginleştirebilmenin basit formülünün sevgi, saygı ve hürmet olduğunu öğretmişti. Sevgi katılarak pişirilmiş yavan ekmeğin ne kadar tatlı olduğunu ispat etti bir de. Kurban enişte fakir sofrasında karnımızı, gönül sofrasında da ruhumuzu doyurmayı bildi velhasıl. Misafir ağırlamanın elden geldiğince maddi ve manevi tüm gereklerini yerine getirdiği için biz onu hiç unutmadık. Diyeceğim o ki dostlar siz de ruhunuzu, aşkınızı, sevginizi, teslimiyet duygunuzu katmayı unutmayın ki, kurbanlarınız da hiiiç unutmasın sizi. Kurbanınızın ruhunu ete ve kana, kargaşa ve telaşa kurban etmeyesiniz sakın. Unutmayın ki onların ne etleri ne de kanları ulaşmaz Allah'a, varsa yoksa ancak bi takva. Aramızda hasıl olan yakınlıktan/kurbiyetten ötürü Kurban Enişte'nin bol veya dar gününde her zaman başımızın üstünde yeri vardır. Siz de kurbanlarınız ile kurbiyet kurun ki, zor anınızda başları üstünde yeriniz olsun. Sırattan geçerken sizi sırtına alıp uçursun. Yada ayaklarınızın tökezlediği bir andan tutsun ellerinizden

Kurbanlarınız makbul ve bayramınız mübarek olsun dostlar.