Bismillahirrahmanirrahim
De ki : Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir. ( En'am 162 )
Alemlerin Rabbine kayıtsız şartsız bir teslimiyet ile başlayan kulluk yolculuğu, namazımızla neyi, niçin, nasıl yapacağımızı öğrenip hayatımızı kuşatan ve ölümümüzü KURBAN oluşla tamamlatan bir hidayet sürecidir.
Kulluk sözünü veren her fert, kurban olma sözünüde vermiştir. Kulluğun ifadesi, bizzat adanma/kurban olma/yakınlaşma ile karşılığını bulur. Bunun nasıllığı da, Rahman'dan bildirilenin rasullerin örnekliğinde hayatımızı kuşatan bir eğitim-eylem bütünlüğü içinde, adanmışlığımızın/yakınlaşma arzumuzun kabulü beklentisidir.
Kurban zihnimizde, diğer ritüellerde ( namaz, hac, oruç, zekat ) olduğu gibi sembolik olarak ifadesini bulur önce. Kulluk yapma sözünü verdiğimiz Rabbimize nasıl yaklaşacağımızın sembolleri yani eğitim süreci. Bu eğitimi kabul eden : '' iman ettim '' diyen insan; imanını ıspat yolculuğunda Rabbinin öğrettiği sembollerin, bizzat kendi şahsında cisimleşmesi diyebileceğimiz; sembolleri insanın algı ve davranma biçimini şekillendiren hidayete tabii olarak , dalaletin zıddı bir doğru istikamete kavuşur. Bu yolculuk en başından bitişe değin bir tek amacı taşır : kulun, Rabbine yaklaşması = kurban oluş.
Kul, Rahmanın varetmesi ile gözünü açtığı varlık aleminde, varlığının amacını bulmak ve bu amaç doğrultusunda yaşamaktan başka çaresi olmayan bir acizdir; bunu kabul etsin yada etmesin. Kabul etmesi, kendisini gönül rızası ile Rabbine teslim etmesi ve buna mukabil Rabbi tarafından ödüllendirilmesi ile; kabul etmemesi, acziyetini kabul etmeyerek Rabbi karşısında kendini müstağni gören bir azgınlıkla istemesede razı olacağı bir cezayı haketmesi ile sonuçlanacaktır. Çünkü, insan kendini yeterli görüyorsa, her işin üstesinden gelebilir, kimseye ihtiyacı yok demektir; bu süreçte çarptırılacağı cezayıda bertaraf etmeyi deneyebilir, kendi derin yalnızlığında, dipsiz bir ateş çukurunda başının çaresine bakabilir. Konumuz şimdilik bunlar değil.
Allah'a Adanmışlar/Kurbanlar
İnsanlık tarihi, hidayete tabii olanlar ve apaçık düşman ( iblis ) safında dalalete düşenlerin savaşından başkası değildir. Bu savaş, imtihanın kendisidir. İmtihan dediğimiz Rabbe kulluğun ıspat edileceği alan olan dünya hayatımız, bu temel eksen üzerinde safımızı belirleyip, safımız üzre süremiz doluncaya dek göstereceğimiz sebattır.
Bu savaşın bir tarafını iblisin önderliğinde kibirli müstağni benciller; öbür tarafını, Rahmanın gösterdiği yol üzere Rasullerin izinde yürüme sözünü vermiş, acziyetinin farkında, fedakarlık eğitiminin her aşamasını feda olmak seçeneğinden yana kullanan, ben değil biz bilinci içinde, biz için her nimeti ( hesap sorulacak ) sahibine iade edebilecek geniş yüreğe eğitim programına gösterdikleri riayet ile kavuşmuş Rabbe kurbanlar.Bakınız tarih hep bu eksen üzerinde süregelmiştir; her ademoğlu yaşadığı anın savaşına katılıp, safını belirlemiş ve seçtiği tarafın kurbanı olarak Rabbine dönmüştür.
Rasuller
Bütün bir hayatlarını yılmaksızın ve sürekli dua ile ümitsizliğe kapılmaktan imtina ederek, Hakkın şahidliğinin öncüleri olmuşlardır. Her insan gibi, insanı kuşatan koşulların ( imtihan alanı ) güçlüğü içinde, insanlara örnek bir mücadele sergilemişler ve fetihlerinin sonunda : '' izacae nasrullahi velfeth.. '' düsturu ile tevazunun en güzel örneklerini sergileyip; insanlığın kurtuluşu için Rabbe adanmanın örnek öncüleridirler. Tabi bu ifade açılmadığında hep yanlış anlaşılmalara müsaid olmuştur. Özellikle hristiyanlarda somut örneğini bulan bir ifade ile söyleyecek olursak : '' hz İsa, ona inananların günahlarına kefaret olarak seçilmiş bir kurbandır.'' Hayır! Hz. İsa ve tüm Rasuller Allah'a kurban olmuşlardır; ancak hiçkimsenin günahının kefareti olarak değil, bizzat kendi kulluklarının gereği olarak ve ümmetlerine de bu adanmayı tekrarlayıp yaşatmaları, kendi kurtuluşlarının yolunun, yegane çıkışın bu olduğunu öğretmiş örneklemişlerdir. Rasullerin en belirgin özellikleri, yaşadıkları dünyanın efendilerine boyun eğmeyip, Allah' a kulluğun kaçınılmazı olarak, zulüm karşısında en açık mücadeleyi ortaya koymuş kimi zafer kazanmış, kimi yenilmiş, kimi şehadetini canıyla ortaya koymuş, kimi... ama '' mutlak galip Allah'tır '' bilgisini bugün yaşayan bizlere taşımışlar, '' kaçış yok kaçmayalım, güzellikle iade edelim, çünkü başka kurtuluş yok '' gerçeğinin şahidliğini bizzat kendi yaşamlarıyla ıspatlamışlardır.
Sıddıklar, Salihler, Müminler, Şehidler
Adı üstünde, doğruyu, doğrulayanlardır bahsi geçen insanlar. Rasuller ve onlara yardım eden, adanmaya yol arayan, ibadetlerinin amacının Rabbe kurban olmak olduğu bilgisini şahidlikleri ile bizlere taşıyanlar, sözlerine sadakatle hem kendilerini hem yaşadıkları zaman ve mekanı ıslah gayreti içinde, insanların kendilerinden emin, Rabbin razı olduğu kullardır. Maide suresi 109 dan başlayarak, Rasullerin ve ümmetlerin sorgulanmasına ilişkin bir örnek olması bakımından hz. İsa üzerinden olmuş ve olacaklar anlatılıyor. ( yani henüz tevilini bilmediğimiz ama pek yakında yüzleşeceğimiz gaybın bilgisi ) 118. ayette hz İsa Rahmana şöyle diyor : '' eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır ( dilediğini yaparsın ). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin. 119 şöyle : '' Allah şöyle buyuracaktır : Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içlerinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O' ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kazanç ve kurtuluş budur.''
Toparlayacak olursak, İslam bir tapınak dini değildir kardeşler. Elbette ritüelleri vardır ama bu ibadet sembolleri, sembolik tekrarlarıyla '' bonus '' kazandırmazlar. Tekrarlarının amacı, unutkan olan insana gayesini sürekli hatırlatmak ve bu hatırlama içinde onu sürekli eğitmek ve yapması gerekenlere hazırlayıp sevketmektir. İman ve ıslah edici amel ilişkisi yani.
Hacc ve buna bağlı olarak ( aslında tüm menasıklar birbiriyle koparılamaz biçimde bağlıdır. Kopuk algılama bizlerin zihinsel kopukluğudur. ) kurban; mahşer ve mahşere varmadan yapılması gerekenin bir sembolüdür. Mahşere varmadan yaklaşmanın yolunu aramak, kıblesi Rahman olan namazımızda belirtildiği biçimiyle ve içeriğiyle yaklaşmanın / adanmanın / kurban olmanın gerçekleştirilmesi çabası...
Bu konu, bütünüyle kitabın kapsadığı alan kadar geniştir. Hz. İbrahim örneği önümüzde duruyor. Bir peygamberden oğlunu kurban etmesinin istenmesi; gelecek nesillere anlatılacak bir hikaye olsun diye değildir sanıyorum. Görmek istemeyen göze bile sokulan, kurtuluşun ancak kurban olma çabasıyla mümkünlüğüdür. Bu durmadan süren bir eylemlilik içinde olmanın da zaruretidir. Hz. ibrahim örneğine dikkat edilirse, Nemruda karşı direnişinde ateşe atılmıştı, kurban oluşundan taviz vermemişti. Daha sonraki süreçte yılmadan verdiği mücadelesinde oğlunu kurban etmesini isteyen Rabbine gönülden boyun eğişine tanık oluyoruz.
Hz. Muhammed'in mücadelesinde de, aynı eylemliliğin yılmadan sürdüğünü görmekteyiz. Düşünün, henüz çağrının başında hz.Sümeyye ve hz.Yasir şehid düşüyor, kurban oluyorlar Allah'a. Hz.Ammar'ın tavrı örnek bir tavır olarak lanse edilmiyor, sadece dışlanmıyor o kadar. Anne ve babasının tavrı, örnek bir tavır olarak kayıtlarda yerini alıyor. Bugünle kıyaslarsak iki şehid veriyoruz bir geri çekilen; oysa bugün hep geri çekileni anlatıp duruyoruz heryede, sanki örnek tavır buymuş gibi. Yani, çaresizlik karşısında bugün hepimiz Ammar olacaksak, Bilal kim, Sümeyye kim, Yasir kim olacak? Zulümle kim savaşacak? Evliyalarmı çıkıp tutacak cepheleri? Peki bizler neyi tutacağız? Sanma kalır bu tekerlek tümsekte, bak Lübnanda, Filistinde, Çeçenistanda...bu örneklik durmadan kurbanlarıyla yakınlaşıyor, yaklaşmakta olana...
Hz. Peygamberin hayatına baktığımızda, tavizsiz bir mücadele örnekliği ile karşılaşıyoruz. Egemenler karşısında boyun eğmeyen, çözülmeyen ve çevresindeki insanlara umudu yılmadan taşıyarak bir insanın başına gelebilecek tüm sıkıntılara göğüs germenin örnekliğini sunuyor. Belki bugün için '' gül peygamber '' tanımlamasıyla anılmaktaysada ve bunun doğruluğu pek bir şüpheliysede; söyleyenlerin iyi birşeyler kastettiğini umarak, Rasulün örnekliğine doğru bir tasavvur ve doğru davranış biçimleriyle sahip çıkmak zorundayız. Aksi taktirde, kendini aldatan bir zavallılar güruhu olmaktan öteye geçemeyiz. Çünkü, Rasulün örnekliği bizim garip tanımlarımızda değil; bizzat kan-ter içinde taiflerde taşların hedefinde, bedirde kılıçların gölgesinde Allah'a kulluğun somut örnekliğiyledir. Belki iblisin bizler için en yanıltıcı cümlelerinden biri şu olabilir : '' e tabi, o bir peygamberdi '' Evet kardeşlerim hiç şüphemiz yok elbette o bir Peygamberdi ama seyirlik bir kahraman değil, bizler için bizzat örnekliği anlam ifade eden bir insan-peygamberdi. Yoksa yunan mitolojilerinin ve bilmemne mistiklerinin tasvirlerindeki bir yarı tanrı değildi ve aksine tek İlah olan Allah'a kul olmanın şahidiydi.
Yukarıda bahsi geçenler, entelektüel bir tarih incelemesi ve bizlerde bunların seyircisi değiliz kardeşler. İster seyirci gibi davranalım, ister müdahil olalım; kaçınılmaz son Rabbe dönüştür. Bugün yaşadığımız ülkede sınırlarını kimlerin çizdiği belli bir hayatı yaşamaya mahkum değiliz. Mısırlı köleler bile, bugüne oranladığımızda daha güçlü (!) bir firavun karşısında dikilimeyi göze aldılar, Rablerine ve Rasullerinin doğruluğuna güvenerek. Bizler de, pekala inanıyorsak imanımızın ıspatı gereği, çağdaş firavunların karşısına dikilmeyi göze alalım.
Bir kere kafanızdan şunu çıkarmanıza yardım etmek istiyorum. '' Kiminle? '' diye sormayın hacılar. Önce Rabbinize güvenerek, İbrahim olmayı göze alarak kitapta yerinizi yani koordinatlarınızı bulun; Rahmanın vaadi var ve bende şahidim ki O gayret edenleri yollarında buluşturacaktır. Bir kere Rahmandan başkasına karşı bir ezikliğimiz ve sinikliğimiz olamaz deyip bir silkinelim ve doğruyu telaffuz etmeye dillerimizi alıştıralımki, ardı sıra Rabbim ellerimizide güçlendirsin. Doğruyu eğip bükmeden adam gibi konuşabilen kullardan olabilmeyi nasip etsin ve bizde doğruyu telaffuz edebilmek için önce onu şahitliğin gerektirdiği biçimiyle öğrenme gayretinde olalım. Lafı uzatmanın gereği yok.
Mübarek kurban bayramı yaklaştı. Keseceğimiz kurbanları Allahımız kabul etsin. Ama bizde şunu unutmayalım ki, kurban olma sözümüzü hatırlamak zorunda olduğumuz bir bayram daha geliyor. Bunun ehemmiyetine bakınız ki, bayram olarak niteleniyor. İki bayramımız var kardeşler, biri Kuran Bayramı öteki Kurban Bayramı!
Bayramınız mübarek olsun!
Selamünaleyküm
Yorumlar
Yaklaşmak Adına
Çar, 27/12/2006 - 14:17 — Fatih M. TiyanşanKurban...
Kulun Rabbe kurbeti... O kurbet ki uzak namına varolan şeylerin yakın kılınması, Rab için "Namaz kıl!" emrinden sonra "Kes!" emrinin vücuda gelişi...
Yola düşüştür kurban, yola baş koymadır, kesin bir karardır, öyle ki tüm kararlar bir anda kesilip atılır, feda oluş dile gelir durur...
Bir şuurdur kazanılan, idrak edilen ve hayata akseden, imanın gereği olarak ortaya konan bir tavırdır bu feda ediş, sıyrılmaktır masivâdan, haberdar olmaktır maverâdan...
Kurban bir çağrıdır, kula ihsandır hakeza, farkında olmak adına adamaktır kendini Hak yoluna, hakikate ram olmaksa ancak bu kıyamla mümkün...
Yüce Allah (cc) kurbanın hakikatine ulaşmayı nasip etsin bizlere...
Kurbanımız kurban, bayramımız bayram ola inşaallah...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
perde
Per, 28/12/2006 - 00:02 — cemalcalikHz. İbrahim'in Allah ile arasındaki perdeydi İsmail. Allah ile arasındaki perdenin ne ve neliğini kavrayandı İbrahim. ve ne yapması gerektiğini bilendi. yerine getirendi. iş başa düşmüştür: Allah ile aramızdaki perdeyi/perdeleri keşfetmek ve gereğini yerine getirmek borcudur boynumuzun. ne mutlu borcunu ödeyenlere.. hürmetler..
cemal çalık
bir dörtlük, çok arz-u hâl...
Per, 28/12/2006 - 23:30 — misafirBazen iki dünya sığar içime
Bazen iki güneş doğar içime
Bazen gam yağmuru yağar içime
Sen beni ararsan beni de çağır.
**********abdurrahim karakoç****
Teşrik tekbirleri
Cts, 30/12/2006 - 14:32 — misafirArife günü sabah namazından sonra başlayan ve kurban bayramının dördüncü gününün ikindi namazına kadar farz namazların hemen arkasından getirilen teşrik tekbirlerini ihmal etmemek gerekir.
Hz.İbrahim(a.s)'den rivayet edildiği üzere;Cebrail(a.s), Allahın lütfu olan kurbanla geldiğinde,Hz.İsmail'in kurban edileceği endişesiyle "Allahu ekber" diyerek nida etmiştir.Buna karşılık Hz.İbrahim "La ilahe illallahu vallahu ekber" diye cevap vermiştir.Kendisinin yerine bedel olarak gönderilen kurbanı gören Hz.ismail ise "Allahu ekber ve lillahil hamd" diyerek şükretmiştir.
Teşrik tekbirlerinin mahiyetinin bu olduğu bilinmektedir.Dile getirilirken sabır,tevekkül ve teslimiyet dairesi üzerinden yeniden düşünülmeye ve hissedilmeye çalışmalıdır.
Hepimizin bayramı mübarek olsun.
Musab Yasir'in
Cts, 30/12/2006 - 16:11 — rüştü hacıoğluBayramı mübarek olsun, tüm cemaati müsliminle beraber. Fatih Burak Cebri ninde.. ancak küçük bir sorun var. Sevgili kardeşler ben size ulaşamıyorum. Nasıl olcak bu iş? Şu bayram münasebetiyle tanışsak diyorum. arzu ederseniz elbetteki..Tabi, bu kardeşlerimiz ulaşılamayanlara örnek teşkil ettikleri için andım özellikle. Tanışma arzusundaki her kardeşimize gönlümüzün kapılarının açık olduğunun da açık bir beyanı kabul edilsin lütfen
Selamünaleyküm
Kurbanların Bayramları Mubarektir
Paz, 31/12/2006 - 11:10 — Musab YasirGüzel kardeşim.
He ân'ın mubarek olsun inşaAllah.. Haritanın hemen heryerinde, gurbette bayram geçiren İHH gönüllülerinin ve Allah'a Hizmet uğruna şanlı bayrağımızı, İslâm ve Türk kültürünü oralara taşıyarak öğrencilerin bilinçlerine akıtan, anlatan ülkücü muallimlerimizin de bayramlarını, en hassas zamanlarımda akan gözyaşlarımla gönderdiğim hayır dualarının ardından kutlamak isterdim. Ama bu hâl yok şimdi.. Evet dostum. Hâlsizim. Hâl kayboldu. Allah'da yok olmak varken, dünyada var olmuş bir okçu gibiyim. Sakallarımı kaşıyıp haber bültenleriyle savaşıyorum, tartışıyorum. Yatsıyı ne zaman kıldığımı bilemiyorum. Herhalde imsaktan evveldi.. Oysa biz o zamanlarda teheccüdlerin ardındaki vitirleri okuyup hayret ederdik..
Bir insan kendi özbenliğinde olanı değiştirmedikçe, Allah onun hâlini değiştirmez..
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
daha önce de mail
Paz, 31/12/2006 - 20:19 — fatih burak cebridaha önce de mail atmıştım ama herhalde dikkatinizden kaçmış.
biz bayramı taşrada geçiriyoruz. okul döneminde ankaradayız zaten. iletişim nasıl olur bilmiyorum.
fatihburakcebri@hotmail.com
adresinden iletişim kurabiliriz.
selametle
Yaziniz Ali Seriati'nin Hac
Cts, 30/12/2006 - 18:21 — Ahmet InamYaziniz Ali Seriati'nin Hac kitabini animsatti bana. Ali Seriati'yi severim, Hac kitabini da. Bu yaziyida sevdim, yalniz edebiyat ile araniz pek yok gibi bir hissiyat da dogmadi degil yaziniz sayesinde (yaniliyor olabilirim de).
Ben edebiyati da severim. Resulullah(sav), Hz.Aise(ra) ve Hz.Ömer(ra) vs. sevdigi icin de severim.
Cemaat ehlinin bayrami mübarek ola...
Keyf ve Kehf'iniz bol ola...
selam ile...
Umutsuzluga kapilanlar, lügatte IBLIS kelimesine baksinlar!