renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak

Abant Platformu

Bu sene toplanan Abant Platformunda "Kürt sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak" başlığı altında ülkenin önemli meselelerinden Kürt sorunu masaya yatırıldı. Katılan aydınlar fikirlerini söylediler. Manifesto niteliğinde bir sonuç bildirgesi yayınladılar.

Meseledeki her şey şunu söylüyor: "Kürt sorunu çözülmeli." Çözüm de silahla olamaz. Silahsız çözümün yolu ise konuşmaktan geçer. Konuşulunca çözümsüz sanılan sorunun aslında çok fazla hal yolunun olduğu görülecektir.

Toplantıda Bolu valisi Halil İbrahim Akpınar 9 sene doğuda görev yapmanın verdiği tecrübeyle güzel bir tespitte bulunmuş: " Problem, halkın arasında yaşanan değil, bürokratik elit ile halkın arasında olan bir problemdir..." Halkların onca drama rağmen birbirleriyle kardeşane ilişkilerini sürdürmelerinde ve istenilmeyen hadiselere sebebiyet vermemelerinde bu etkili. Zira onlar biliyorlar, bu sorun onların arasında değil. Ve onlara kalsa kolaylıkla çözülür.

Türkiye’nin bugün en acil sorunlarından biri "bürokratik elitin hâkimiyetinden kurtulma meselesidir." Ülkenin devasa iki probleminin ana nedeni bu savrulmuş kesimdir. Muhafazakârlara baskının temelinde de bu mütekebbir elit var, Kürt sorununun derinliklerinde de.

Halkın iktidarı sağlanmalıdır.

Kürt sorununun bugün en muhtaç olduğu şey samimiyettir. Devlet zihninin arka planındaki şablonlardan kurtulmadıkça attığı güdük adımlar hiçlikten kurtulamaz.

Çıkış noktası kardeşlik projesi ve iyi niyet olmalı. "İpe un serme" türündeki yaklaşımlar sadece aradaki güvensizliği uçurumlaştırır.

Cumhuriyet’in temel argümanlarından biri yok saymaktı. Kürtler yoktu. Muhafazakârları ise yok etmeye çalıştı devrimler. Batılılaşmış, Avrupa’ya iman etmiş köksüz ve kopuk elitin zihinlerindeki ideal oydu. Ama sosyal gerçeklikler zihni operasyonlarla realiteş(e)medi.

Abant Platformu toplantısı Diyarbakır’da yapılmak istenmiş yalnız bu gerçekleşmemiş. Keşke bu talep hayat bulsaydı. En azından platform ve kararları daha ses getirir ve daha fazla gündeme gelirdi. Lüzumlu girişimin bir şansızlığı bu; ikinci şansızlığı, tam da Ergenekon operasyonuna denk gelmesi ve onun gölgesinde kaldığından yeterince konuşulmaması oldu.

DTP milletvekillerinin platforma katılmaması ve Ak Parti'den sadece bir Kürt milletvekilinin iştirak etmiş olması da girişimin bir başka eksikliği.

DTP’lilerin kendileri katılmamışlar. Nedense tavır göstermişler. Keşke katılsalardı. Sorun bazı hesapları göz ardı etmeyi gerektiriyor.

Kürt sorunundaki aciliyet "silahların susturulmasıdır." İki Müslüman millet artık evlat acısı yaşamamalılar. Buna son verilmeli. Bunun için gerekenler yapılmalıdır.

İmam Humeyni Irakla barış imzalarken “bu bir bardak zehir içmek kadar bana zor geliyor” demiş. Anlaşmalar savaşların acıları üzerine bina edildiklerinden çok zordular. Ama en acılı antlaşmalar dahi savaşlardan daha az ıstırap taşırlar.

Kürt sorununda sulh ve çözüm yönünde atılacak adım da; muhakkak içinde acılar taşıyor olacaktır fakat hiçbir barış ve antlaşma savaşlardan daha fazla elim değildir.

Halklar arasında bu kadar uzun süreye rağmen çatışma gibi bir sorun olmaması çok önemli. Lakin şuan çok ciddi bir problem boy veriyor: “Ayrışma.” Kürtler ile Türkler birbirlerinden ayrışıyorlar. Zihnen, fikren ve fiziken bu görülüyor. Bu aynı zamanda devletin korktuğunun gerçekleşmesi anlamına geliyor. Aklen ayrışanları kim bir arada tutabilir.

Uzun süren çözümsüzlük memleketin yapısında urlaşmaya sebep oluyor. Bu göz ardı edilmemesi gereken bir durum.

Abant Platformunun dikkat çekici bir yönü de yayınladığı sonuç bildirgesi. Kanaatimce ona Kürt sorununun manifestosu gözüyle bakılabilir. Bölgede yaşayan biri olarak sonuç bildirgesinin son derece makul ve doğru tespitler içerdiğini söylemem gerek. Bugüne kadar duyulan devletin dinozor fikriyatını yansıtan, gerçeklerden uzak önerilerden çok ayrı bir metin ortaya çıkarmışlar Abant’ta toplanan aydınlar.

Metni okurken şunu düşündüm: Niye devletleri aydınların savundukları fikirler yönetmiyor. Ve niye aydınlar her ülkede muhalefetler. Bütün devletler neden şahin yasakçı zihniyetle yönetiliyorlar. Buna zorlayan realiteler mi. Devlet aygıtını sadece ceberrutane yöntemler mi ayakta tutabiliyor. İnsanlık bir gün sürekli muhalefette kalmış olan ideal değerler tarafından yönetilebilecek mi. Veya öyle bir durum nasıl olacak.

Şunlar toplantının sonuç bildirgesinden seçtiklerim: "Temel prensip olarak, açık bir şiddet çağrısı içermedikçe her fikrin serbestçe ifade edilebilmesini ve tartışılmasını savunuyor; farklı düşünen bütün kişi ve grupların fikirlerini beyan etme hakkına herkesten saygı bekliyoruz.

Her türlü şiddetin ve şiddet içeren yöntemlerin mutlak olarak reddedilmesini, Kürt sorununun çözümü için vazgeçilmez bir önşart addediyoruz. Kürt sorunu, kuvvet kullanma ve güce başvurularak çözülemez. Kürtlere ve diğer unsurlara yönelik asimilasyon politikalarını reddediyoruz.

Barış içinde birlikte yaşama özlemimizin gerçekleşmesi için Kürtlerin yoğun oldukları Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde ekonomik kalkınma büyük önem taşımakla birlikte, yöre insanlarının şeref ve haysiyetlerinin hak ettikleri gibi yüceltilmesi de zorunludur." Bu çok önemli bir tespit.. Devlet zihniyeti sorunu nedense ekonomiye dayandırıyor. Zenginlikle meselenin hal olacağını sanıyor. Bunun yanlışlığı aşikâr. Karadeniz de fakir. Niye orada benzer olaylar yaşanmıyor. Veya İç Anadolu’da da mahrumiyetler çok fazla. Orda da benzer hadiseler var mı?

Kürt meselesinin temeli etnik... Bunu göz ardı eden hiçbir yaklaşım sağlıklı bir çözüm öneremez.

Şu tespit de çok mühim: "Bu cümleden olmak üzere, temel insan haklarıyla ilgili tüm uluslararası sözleşmelerde yer verilen sosyal, kültürel ve siyasi hakların eksiksiz ve çekincesiz kabulü elzemdir."

Şu madde bölge dile getirilenler bölge insanının temel taleplerinden... "Anadile saygı, insana saygıdır. Anadili konuşma, eğitim ve öğrenimde kullanma hakkının vazgeçilmez insan hakkı olduğunu ve bu hakka karşı çıkmanın hiçbir gerekçesi olamayacağını düşünüyoruz."

Hayat sorunları çözmekle güzelleşir. Bunu sağlamak için özgür ve doğru düşünebilmek gerekir. Bütün sorunlarda korkulması gereken doğrular değil, yanlışlar ve örtmelerdir.

Sorunları çözmek isteyenlere güzelliğin yolunu ancak doğrular gösterebilir.

Abant katılımcılarına samimiyetleri için teşekkür borcumuz var.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Herşey aşkımız için...

Lakin şuan çok ciddi bir problem boy veriyor: “Ayrışma.” Kürtler ile Türkler birbirlerinden ayrışıyorlar. Zihnen, fikren ve fiziken bu görülüyor. Bu aynı zamanda devletin korktuğunun gerçekleşmesi anlamına geliyor. Aklen ayrışanları kim bir arada tutabilir: SOPA!

...

Metni okurken şunu düşündüm: Niye devletleri aydınların savundukları fikirler yönetmiyor. Ve niye aydınlar her ülkede muhalefetler. Bütün devletler neden şahin yasakçı zihniyetle yönetiliyorlar. Buna zorlayan realiteler mi. Devlet aygıtını sadece ceberrutane yöntemler mi ayakta tutabiliyor. İnsanlık bir gün sürekli muhalefette kalmış olan ideal değerler tarafından yönetilebilecek mi. Veya öyle bir durum nasıl olacak.

...

Ayrışma, iktidarın korkusu değil; aksine, arzusudur. ayrıştırma arzusunu gerçekleştirebilen iktidar, ceberrutluğunu da açığa çıkarabilecek ve iktidarını ilelebet payidar kılabileceği inancıyla kendini güvende hissedebilecektir. Bu aynen işçilerin sendikal faaliyetleri ile patron ve oligarklarının mücadelesine benzer. Tüm patronların ve oligarşilerin en büyük korkusu ayrışma değil birleşmedir. Kontrol edemediği birleşme, iktidarın hiçbir muktedirlik barındırmadığı sembolik bir 23 nisan patronluğudur ve bilindiği üzre 23 nisan koltuklarının ceberrutluk gücü yoktur. Kontrol yoksa belirleme de yoktur ve bu iktidar değildir, gücü olmadığı için, uygulanabilecek bir şiddetten de bahsedilemez. Üzerinde kuvvet uygulanamayacak -en azından savaşmayı göze almadan- asgari birliktelikler, şiddete karşı koyabilecek bir direnme gücünü barındırır ve iktidar için en yakın tehtid budur. yalnız adam merdivendir, hiçbir yere ulaşmayan, zorbanın keyfiyetine mahkumdur. ''döversen itaat eder, seversen şımarır'' iktidarın realitesidir; dolayısıyla birini dövebilmek için, yalnız yakalamak lazım. İktidarlar, dövemeyecekleri adama '' aşiretin gelsin lan!'' külhanbeyliğini yapmazlar, çünkü yapamazlar. Aşireti(birliği) olan adamı dövemezsiniz, ancak savaşırsınız yani dövüşürsünüz; içteştir, mütekabiliyet barındırır, çok risklidir.
İktidar-ceberrutluk ilişkisi, nedenselliktir; yani, neden sonuç ilişkisidir. Bir süre sonra paradoksal bir kutsiyet(!) ve dövülebilenler nezdinde meşruiyet(!) kazanır; çünkü adamın aklını alıncaya kadar döver ve aklı alınmış adam sopaya aşık olur. Bu paradoks, bu aşk ilişkisinin temini için vardır ki bu, ''ilelebet iktidarın''(!) teminatıdır. Tüm bu darmadağın edilmişlikten yani kaostan yeni bir düzen doğar ''NOVUS ORDO SECLORUM''; yabancılaştırılmış, kırılıp dökülmüş yalnız ve herzaman dövülebilir adamların ortak aşkı...
Muhalefete gelince; iktidar olmak için, daima gerçeği söyler; iktidar olunca, ''gerçeğin-hakikatin-doğruluğun gereği''ni değil, iktidarın gereğini yapar! İktidardan düşenler, yeniden toparlanmak için gerçeği söylemeye başlarlar, bandajlanmış kafalarıyla; taki, bandajlar çözülüp, ''dövme gücü''nü kazanıncaya dek. Zavallı aşıklar için, gözlerini kör eden aşktan kurtulmadıkça patronun kim olduğunu farketmek önem arz etmez, evde barındırılmak, tavan arasında kalabilmek, tarlaya dönmemek en büyük lütuftur....
Yazılarınız ve çabalarınız için teşekkürler.
Selamünaleyküm

Devleti realiteler mi ideal değerler mi yönetecek?

Devleti realiteler mi ideal değerler mi yönetecek?? Bu çok kuşatıcı bir soru. Ne ideal değerlerden vazgeçilebilir, ne de realiteler göz ardı edilebilir. Bu iki ucun bir şekilde bütünleşmesi gerekmektedir."Abant"tan sadır olan görüşler bu bütünlüğü yakalayan akl-ı selim görüşlerdir. Abant Platformu çalışmaları her yıl entellektüellerimiz açısından yüzümüzü ağartmaktadır.