renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kürt Sorunu ve Vatansız Aydınlar


Son günlerde, özellikle de bir erimizin kaçırılmasıyla beraber ve PKK olaylarında yaşanan artışla birlikte, “aydınlarımız(!)” bir takım önerilerde bulunmaya başladı. Kabaca ve özet olarak bu öneri “kürtler için iyileştirici yasal düzenlemeler ve barış” olarak karşımıza çıkıyor. Peki bu isteğin altında yatan anlam ve gönderme yapmak istediği değerler nedir? İbareye bakacak olursak; şöyle incelemek mümkün. Herşeyden ve hepsinden önce, vatandaş ne demektir, gerçek ırkçılar kimlerdir, iyileştirici yasal düzenlemeden kasıt nedir, mevcut durumda neler vardır daha barıştan niçin sözediliyor ve sonuç olarak karşımıza çıkan tablo nedir bunları bir kez daha inceleme zorunluluğu zuhur etmiştir.

Vatandaş nedir?

Hepimizin de bildiği üzere, terminolojik tabirlerden de uzak durarak, vatandaşın bir ülke devletinin uyrukluğuna mensup olan kişi olduğunu söylemek mümkündür. Mevcut durum içerisinde, Kürt tebanın vatandaşlığından (TC vatandaşlığından) şüphe etmemiz de söz konusu değildir. Öyleyse istenen iyileştirici yasal düzenlemelerden kast edilenin, aslında bir çeşit imtiyaz olduğunu görürüz. İstenen bu imtiyaz, Kürt alt kimliğini taşıyan, TC vatandaşları için istenmektedir. Yani aslında bütün demokratik haklarını diğer alt kimliklere mensup olan vatandaşlarımızla aynı ölçüde kullanan hatta zaman zaman daha fazla sosyal imkan sunulan vatandaşlarımız için istenmektedir. Yapılan bu kşkırtma ve istenen bu talepler de malesef kendini aydın olarak gösteren ve birbirlerini körler ve sağırlar misali ağırlayan vatansızlar tarafından ileri sürülmektedir. En üzücüsü ise bu aydınlanmaya muhtaç insan yığınının gerçekleri görmezden gelerek ve at gözlüğü takarak olaylara bakmasıdır.
Bütün haklarını kullanabilen bir kitleye sırf alt kimlik taşıyorlar diye, imtiyaz vermeyi teklif etmek bölücülük değildir de nedir?

Gerçek ırkçılar kimlerdir?

Bu aydınlarımız, dileklerini dilerken, her fırsatta ulusçu unsurlara da dokundurma yapmadan edemiyorlar ve onları suçlu ve aşağılık göstermek için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar. Bunun sonucunda oluşan tablo ise, karışıklık ve huzursuzluk ortamından başka bir şey olmuyor. Bayrak olaylarında sessiz kalan, olaylardan bir kaç gün sonra ayağa kalkan zavallı medyamız ve “aydınlarımız” bunun bir başka çeşidi olan Van’da yaşanan olaylarda sessiz kalmayı tercih ediyor ve duyarsızlığını en üst düzeye çıkarıyor. Peki sebep nedir? Bu kışkırtıcı aydınlar, gazete köşelerinde veya sayfalarında (-ki buralar halkın nabzını tutan yerlerdir) bu habere (vandaki olaya) fazlaca değinmemek yolunu tercih ederek ve aslında halkın gazını almamış oluyorlar, dolaysıyla ortalık iyice kaosa doğru sürükleniyor...
Her fırsatta ulusçu (ki bunlar ırkçı bile değildir) unsurları eleştirmekten geri durmayan aydınlarımız, özgürlükler ve eşitlikten bahsederek, aslında bölücülük ve eşitsizlik yaratıyorlar. Bir nevi kürt ırkçılığına soyunan bu bölücü tayfası acaba neden çerkez unsuru için yahut laz unsurlar için bir eşitlik talebinde bulunmuyorlar? Çok açık ve net olan bu sorunun yanıtı, bölücülük içi ortamın Güneydoğuda daha müsait olmasıdır. Bu vatansızlar aynı zamanda, uydurma bir tez olan medeniyetler çatışmasına da hizmet etmekten ve etnik kimlikleri vurgulayarak bunu desteklemekten geri durmuyorlar. Hepsinden üzücüsü de aslında bunları çok açık seçik, hiç çekinmeden yapabilmeleri ve malesef kargaşa ortamına öncülük etmeleridir. Dikkat edilecek olursa, ulusçu unsurlar, bu gibi söylemler olmadığı müddetçe sessiz kalmış ve ancak bülücü söylemler karşısında, karşı tepkisini ortaya koymuştur. Dolayısıyla bir takım olaylardan milliyetçileri sorumlu tutmaktansa onları kışkırtanlara bakmak gerekeceği yerde, milliyetçilerin “tü kaka” olarak gösterilmesi söz konusu olmuştur. İşte tam da bu noktada gerçek ırkçıların bu vatansızlar olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır.

İyileştirici yasal düzenlemlerden kasıt nedir?

Bu başlıkta kastedilen ve gönderme yapılmak istenen mesele yukarıda da değindiğimiz gibi aslında, imtiyazlar elde etme çabasıdır. Peki normal şartlar altında bu türden imtiyazlar kimlere verilir sorusunun yanıtı ise, çok temel ve kısaca ve de özellikle demokratik sistemlerde, demokrasiye katılamayan halklara verilir. Öyleyse bölücü zihniyetin amacı daha da açık bir şekilde gözler önüne seriliyor. Bugün yukarıda da kullandığımız örnekteki gibi, bölücüler kendi adlarına anıt yapabiliyor, öldürülen militanlarının ardından cenaze töreni düzenleyebiliyorsa ve üstüne yetmiyormuş gibi hala güvenlik güçlerimizi öldürüp sivil insanlara saldırı yapıyorsa bunlar neyin imtiyazını istiyorlar anlamak güç...
Ayrıca Kürt teba için istenen bu imtiyazlar, her ne kadar PKK olayları ile bağlantılı olsa da, aydınların direkt olarak bu olayları mihenk taşı alarak istekte bulunması da, PKK’nın aydınlar tarafından meşrulaştırılmak istendiğini gösterir. Bugün Leyla ZANA çıkıp, “sivil halka yapılan saldırıları kınıyoruz” gibi gayet politik bir açıklama yapabiliyor ve biz bu açıklamanın mefhumu muhalifinden “resmi kuruluşlara” yapılan saldırıların, bu vatansızlar gözünde meşru olduğunu çıkaramıyoruz... Barış elçisi olarak gösterilen bu bölücüler, “yasal düzenlemeler” tabiriyle işte bunu kastediyorlar ve ne acıdır ki bizler de gözlerimiz kapalı, elimiz bağlı oturmayı tercih eder olduk. Hatta tepki gösterenler de aşağılık, koplo teorisi düşkünü, barış istemeyen kişiler olarak yansıtılmaya başlandı.
Eğer şayet iyileştirici yasal düzenlemeden kasıt; %10’luk seçim barajının kaldırılması ise, bu meselenin Kürtlerle zaten bir ilgisi yoktur, sadece ilgisi varmış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Zira, bu olaylar olmadan önce de zaten var olan baraj, ülkenin istikrarlı yönetimi için konulmuş ve yürütmenin daha iyi işlemesini sağlama amacını gütmüştür. Bu noktada, hep söylendiği gibi DEHAP’ın konuyla olan bağlantısı sadece barajın altında kalmış olmasından başka bir şey değildir. Kaldı ki şayet ulusalcı bir eda ile bu baraj korunuyor olsaydı, MHP gibi partilerin de parlamentoya girebilmesi için barajın düşürülmesi gerekebilecekti. Bunların hepsinin ötesinde meclise çok girmek isteyen DEHAP daha önce de yaptığı gibi bir partiyle birlikte seçimlere girebilir. Ama amaç kışkırtma politikası olduğu için mevcut durumdan suistimaller çıkarmak elbette daha fazla işlerine gelecektir. Bunun da yanı sıra DEHAP meclise giremedi diye kürt tebanın temsil edilmediğini söylemek zaten abesle iştigal etmek olur, zira halihazırda mevzu bahis teba içeride temsil edilmektedir.

Mevcut durum

Bugün özellikle Güneydoğu bölgesinde, sosyal haklar bakımından mevcut durumu değerlendirecek olursak, aslında durumun hiç de öyle sanıldığı gibi, “Kürt tebanın ezilmesi” olmadığını anlarız. Ancak yine söylemekte fayda var ki; bu bölücü aydın tayfası, bildiklerini gizledikleri ve olayları malesef farklı yansıttıkları için, medyada da bu işin üzerine fazla gidilmediği için olaylar örtbas edilmektedir.

Güneydoğunun en büyük şehirlerinden olan Diyarbakır örneğine bakacak olursak, burada insanlara tarım için bedelsiz arazi verildiğini ve bu arazilerden elde ettikleri ürün karşılığından da bir tevik ödendiğini görmekteyiz. Ayrıca, okula gönderdikleri her çocuk için aylık 100 YTL para aldıklarını ve bu çocukların okullarına ücretsiz servislerle taşındığını biliyoruz. Bununla birlikte, başvuran çoğu kişinin yeşil kart sahibi olduğunu ve sağlık hizmetlerinden faydalanabildiğini biliyoruz. Hatta verilen bu hizmetler malesef yöre halkı tarafından zaman zaman suistimallere bile neden olabiliyor.
Güneydoğu konusunda feryadı basanlar, ya bu yapılanlardan habersiz –ki Tanrı cahillerin şerrinden korusun- ya da bilinçi olarak bunları yansıtmıyorlar. Diyelim ki çok iyi niyetliler ve gerçekten haksız bir durum söz konusu (biz bunun böyle olmadığına inanıyoruz); o halde bu iyiniyet elçileri niçin kürt tebanın azınlıkta olduğu, gelir seviyesinin düşük olduğu, Doğu Anadolunun, Doğu Karadenizin sefaletinden bahsetmiyor da, sürekli Güneydoğuyu kışkırtıyor? Sanırım sorunun cevabı çok açık... Üstelik zikrettiğimiz yerlerde, yukarıda Diyarbakır örneğinde verdiğimiz gibi bir uygulamada söz konusu değil, yani şartlar daha zor. Bu durumda fırsat eşitliği istemesi gerekenlerin kimler olduğu da ortaya çıkmış oluyor.

Barış

Gerçekten barış kavramından sözedebilmek için öncelikle ortada muhattap alınacak bir özne, ikincil olarak da bu özne ile savaş halinin olması gerekmektedir. Çok fazla üstünde durmadan açalım konuyu: “Aydınlarımızın(!)” bahsettiği barış hali PKK ile Türkiye Devleti arasında yapılacağı varsayılan bir barıştır. Mevcut duruma bakıldığı zaman, terör örgütü olan PKK devlete ve millete karşı amansız bir saldırı içerisindedir. Güvenlik güçlerine, sivil halka, zaman zaman kendi gibi kürt olan halka bile saldırılar düzenleyen bir oluşum. Bu oluşumla barış görüşmesinin yapılamayacağının en önemli unsuru ise sözkonusu oluşumun terör örgütü olması ve muhattap olarak kabul edilemeyeceğidir. Dolayısı ile yukarıda barış için aranan şartları saydığımızda “muhattap alınacak bir öznenin” yokluğundan ötürü barıştan söz etmek ve bunu kasıtlı olarak gündeme getirmek de yine kendilerini özgürlüğün ve demokrasinin yegane hamileri sananlar tarafından ileri sürülmesi şaşırtıcı değildir.
“Özgürlük(!)” için yapılan bu saldırıları ne kadar demokratik veya insancıl buldukları konsunda açıklama yapmaya geldiklerinde ise, ancak burun bükerek bir iki kınama kelimesi ağızlarından zorla çıkıyor bu vatansızların. Yukarıda bahsetmiştik ancak tekrar etmekte fayda var: Leyla ZANA çıkıp “sivillerin öldürülmesini” (ki bunu bile zor söylediler) kınarken, askerlerimizin şehit olmasına sessiz kalmaktadır. Hani bunların iyi niyetleri, hani bunların özgürlük sevdaları, hani bunların VATANLARI...

Sonuç

Yukarıda anlattığımız bütün bu gerekçelerin ışığında sonuç şudur ki; bu vatansız amerikan uşakları, kuzu postuna bürünmüş kurt misali, halkı kin ve düşmanlığa sevk ediyorlar. Sonra da hiç birşey yokmuş gibi kışkıran ve ne yapacağını şaşıran karşı görüşteki insanlara karşı amansız bir karalama kampanyası başlatıyorlar. Bizler ise, güzel uykumuza devam ediyoruz, belki de en önemlisi uyanık olduğumuzu zannediyoruz, bir nevi sosyal uyurgezerlik gibi yani...
Mücadelemizi sadece lafla yürütmeye çalışmak hatasından bir an önce sıyrılıp, herşeyi de devletten beklemekten vazgeçip artık sermaye ilişkilerinde ve sivil toplum alanında mutabakat içinde güçlü bir pozisyona ulaşmanın şart olduğu bir devirde yaşıyoruz.
Mustafa Kemal Paşa şöyle diyor: “Muhterem milletime şunu tavsiye ederim! Sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki asıl cevheri çok iyi incelemek dikkatinden bir an vaz geçmesinler!”

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

İt ürür, kervan yürür...!

emre -: benim acizane bi fikrim var' diyorum ki: şu amerika, ingiltere, italya vs..biraraya toplayalım, el-kaideyle masaya oturup anlaşma yapın kardeşim. diyelim..arayı bulacak simsarlarıda (simsar=arabulucu) ayarlayalım, masaya otursunlar El-kaide terör örgütü ile..ha ! olmaz mı ?

vatansız "sözde aydın" -: Yok kardeşim! olur mu öyle şey! öyle teröristle aynı masaya oturulur muy muş !, yooook! olmaz öyle şeeeyyyy!

emre -: ne oldu ? neden heyecana kapılıp yırtınıyon! niye mantıklı gelmedi bu fikir sana! be vatansız, be hain herif: sen kalkıp utanmadan, sıkılmadan, kundaktaki bebeği dahi katleden eşkiya (PKK) ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni aynı masaya oturtmak için atmadık takla bırakmıyorsun, uydurmadık yalan koymuyorsun da! Senin doğurduğun bu fikrin ikizine neden karşı çıkıyorsun ! "seni gidi vatan düşmanı seniii"!

......................

terörün: dini, imanı, Allahı, vatanı, zümresi olmaz. Terör bir bumeranga benzer, an gelir çıktığı noktayı da vurur.(işte amerika, işte ingilterenin durumu).

"İtse it, Kurtsa kurt!
Döner aslına..!"
(Hasan Sağındık)

"Mevlam; Himayesinde bulunduğumuz, bu aziz ülkemize ve bu ülkeye sahip çıkma gayretinde ve duasında olan cümle canlıya zeval vermeye inşaallah"

dualarla kalalım

siz sivil misiniz ?

Sayın Yazar,
Yazınız baştan aşağıya ne yazık ki bir sorunu objektif kriterler çerçevesinde analiz etmek yerine “resmi” söylemin militan savunuculuğunu yapmanıza zemin hazırlamış. Bu yaklaşım “sivil” bir yaklaşım olmadığı gibi her milliyetçi düşüncenin karşı milliyetçi çevrenin varlığına ihtiyaç duyan ve gerçekte onunla da beslenen bir özellik taşıdığını dikkate almanız gerekirdi.
Ulus devlet ideolojisi, sürekli azınlık üreten ve ürettiği azınlıkları da tehdit olarak algılayan bir ideolojidir ki günümüz dünyasının toplumları ulusçu anlayışın yarattığı kaosta yeterince acı çekiyorlar zaten. Lütfen biraz “sivilleşmeye” çalışınız.

algılama süreçleri

algılama süreçlerinde insanların olaylara nereden baktıkları gerçekten önem arzetmektedir, zira sivil olup olmadığımı sorgulayan bir kişinin bakış açısına her ne kadar saygı duysam da, katılmadığım ve katılmayacağım da aşikardır. Zaten yazımızda da belirttiğimiz; "bu söylemler karşıtlarını da beraberinde getiriyor,bu yüzden akıllı olmalıyız" demek aslında hiç de sizin düşündüğünüz noktadan olaya yaklaşmadığımın ispatıdır. Kaldı ki; şayet söylediklerimiz bizi "resmi ideolojinin milatan savunucusu" olarak algılamanıza neden olmuşsa -her ne kadar katılmasak da- bundan da gocunacak değiliz, zira önemli olan nerde olduğumuz değil ne söylediğimiz ve hangi muhtevayı kullandığımızdır.
Ulus olabilme bilincini alamayan, ulus devletler malesef dediğiniz özellikleri taşmak durumunda kalmıştır. Ancak etnik olarak aynı kökenden gelen insanların da ulus olarak kalmakta sıkıntılar yaşadığını görebiliriz (bkz. italya, kuzey ve güney bölgesi)dolyasıyla bölücülük faaliyetlerinin mevcudiyetinin ulus devlet anlayışıyla alakalı olmadığı da böylece görülmüş olur.
Ve hemen şunu da eklemek isterim, "sivilleşme" sloganlarıyla birilerine çanak tutmaktansa, vatanperver (dikkat ediniz milliyetçi gibi söylemler kullanmıyorum zira, milliyetçiler de ne yazık ki şu anda birilerine istemeden çanak tutmaktadır.) çizgide kalmayı tercih ederim. Dünyadaki modalara uymaktansa, vatanperver çizgimizi koruyup, cihan şumul bir modayı kendimizin yaratmasını tercih ederim.
Kimseye göre veya kimseye karşı değiliz, birilerine RAĞMEN varız...

Öyle bir çıkmazdayız ki..

Belki de bu konular üzerine yıllardır yazılıyor,çiziliyor.Herkesin kürt meselesi üzerine söyleyeceği çok şey var.Arkadaşımızın yaptığı bir çok tespit doğru ancak katılmadığım noktalar da mevcut.
Öncelikle paylaştığım fikirlerini belirtmek gerekirse vatansız aydınlar sözünde kastettiği 30 bin kişinin ölümünden bahsederken Pkk lı militanları kasteden Orhan Pamuk gibilerse amenna.Ancak bir sorun varsa çözüm için kafa patlatan her aydını kastetmediğinizi anladım yazınızdan.
Bir noktada bayrak olayı tesbitiniz.O olay olduktan 2 gün sonra yapılan askeri bir açıklamadan sonra olayın tırmandırılması ve medyanın "mal bulmuş mağribi" gibi halkı kışkırtması.Bayrak provakosyanları bence o dönemde halkı "canbaza bak" oyunlarıyla galeyana getirmeye çalışanların işiydi.Bir iç savaş çıkarabilir miyiz teagahının ilk aşamasıydı.Mustafa Başoğlu'nun bir konferansa söylediği bir raporda Türkiye'de 2011-2014 yılları arasında bir iç savaşın AB tarafından tezgahlandığı iddiaları da ilginç.
Biz yüzyıllardır bu topraklarda yaşıyoruz.Türk-Kürt-Laz-Çerkez.. kaynaşmışız,sevmişiz,birbirimizin acılarını paylaşıp birbirimizin sevinçlerine ortak olmuşuz.Lozan'da "Kürtler müslümandır azınlık olamaz" demişiz.Peki Lozan'daki bizi birleştiren İslam harcını daha sonraki zamanlarda "irtica"yaftalamalarıyla toplumsal hayattan soyutlamışız."Devletin dini İslam'dır" diyen 24 anayasasından 1928 de çıkartmışız.Türkiye'de İslami yaşantıya cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze baskı uygulanmış,ezanlar türkçe okutulmuş,Kur'an yasaklanmış,Kürtçe konuşanlar hapislerde yatırılmış..Ve bizi birleştiren İslam harcı Laiklik adı altında laikçilik yaparak bozulmuş.Harc bozulunca bizdeki güya laik aydınların istediği Türk tipi, PKK nın istediği Kürt tipi birleşmiş.Laikçi ulusalcı söylemle,Kürtçü Pkk görüşü'nün ortak noktası İslam düşmanlığıdır.Bu ülkede Kürt milliyetçiliğinin yükselmesinin ardında birçok sebeb vardır ancak en büyük iki sebebi bence İslami siyasetin önünün kesilmesi(Refah Partisi Güneydoğu'da 1.partiydi) ve Mhp zihniyetinin Türkçülüğü kutsallaştıran "önce Türk sonra İslam" diyen zihniyetidir.
Pkk dış destekli bu milletin evlatları arasına fitne fesat sokmak amacıyla kurdurulmuş bir örgüttür.Sosyalist bir Kürdistan devletini hedeflemektedir.Bu örgüt Türkiye'de derin güçler tarafından da kullanılmıştır.Türkiye'de pkk'nın tekrar asker-polis-sivil katletmesi şehit etmesi olaylarının arttığı sürecin tekrar başladığı zaman dilimi de ilginç!
Türkiye ek protokole imza atacak.ABD yeni taleplerde bulunacak.İçerde zayıflatılan bir devlet veya hükümette diyebilirsiniz dış baskılara şantajlara daha kolay eğilmez mi?
Sonuç olarak demek istediğim,bir şeyleri tartışırken iki taraflı düşünmeliyiz.Leyla Zana'nın belki de o açıklaması bile Pkk daki bölünmeyi anlatması bakımından ilginç.Mahmut Fidan'ın öldürülmesine neden ses çıkaramadılar.Çünkü korkuyorlar.PKK infazına uğramaktan.Güneydoğu'da dağda "terörist" diyerek cenazesi gelen ana ile yine gencecik fidan gibi toprağa düşen "şehit" anası el ele vermedikçe,Sivas ile Başbağlar'da ki katliamlarda ölenler el ele verip karanlık güçlere meydan okumadıkça şer güçler daha çok oyunlar oynayacaklardır.Allah(c.c) sonumuzu hayreylesin.İslam kardeşliğini ve ÜMMET ŞUURU'nu kalplerimize kazısın.

Biz bu harcı yeniden yapmak zorundayız.