renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kürtler Sizin Neyinizdir?

Kürtlerle ilgili olarak hepimiz gündemi takip etmekte zorlanıyoruz, evet. Dünyada ve Türkiye'de Kürtler, kürtlük, kürtlerin geleceği hep konuşulan şeyler. Ama benim size anlatacağım şeyler bunlar değil.

Kürt denince hemen şartlı bir reflekse dönüşen düşünceler uçtu zihninizde belki de, bilemem. Ama acele etmeyin.

Fazla uzatmadan asıl meseleya geleyim. Uzun yıllar yaşanan olaylardan dolayı iki halkın (Kürtler ve Türkler) biribirine karşı önyargıları oluştu. Bunu çoğumuz biliyoruz. Cenazeler, cenazeler ve yine cenazeler... Ve bu hala devam ediyor. Ama kimselerin şunu ifade etmek gibi bir derdi yok. Bakın artık bu halklar neredeyse birbiriyle yaşamayı istemeyecek bir hala getirildi. Kimileri bunu ifade etmekten de çekinmiyor. Seküler kürtlerin canına minnet.

Ama kaçırdığım bir nokta var. O da Kürt islamcılarla, Türk islamcılarının da arasına kara kedilerin girdiğidir.

Bu maalesef böyle. Son mazlum-der başkanıyla ilgili tartışmayı hatırlayın lütfen. Bir tarafta Hakan Albayrak, İbrahim Karagül; diğer tarafta Ayhan Bilgen, Burhan Kavuncu ve diğerleri.

İslamcı kürtler büyük bir kırgınlık içindeler. (Bunların içinde sanırım bende varım. Çünkü yıllar yılı Türk islamcılarının söylediği ve kürtleri inciten söylemleri bir şekilde ağırlığı altında ezildim, durdum. Üstelik şimdilerde bu daha da fazla. İşin kötü tarafı ne biliyor musunuz? Seküler kürtler bir şey dedeğinde ağzınızı açıp da tek bir laf edemiyorsunuz. Çünkü söylenenler ve yapılanlar o kadar kötü ki savunulacak bir tarafı yok.) Bu kırgınlık giderek büyüyor. Hatta bu giderek büyük bir uçuruma dönüşüyor.

Uzatmaya gerek yok. Söylenecek ve yapılacak daha çok şey var. Size bir önerim var. Lütfen bu hassas mesele hakkında konuşurken televizyon ağzıyla konuşmayın. Kürtleri, kürt tarihini daha çok okuyun. Bunu müslüman olmanın kaygısıyla yapın. Onu da yapamıyorsanız. Gelin buraları görün. İnsanlarıyla kaynaşın. Diyarbakır sizi bekliyor.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

tarafsız bölgenin kimsesizliği

kaleme aldığınız konunun birgün gelip karşımızda duracağını ve cevaplarını vermekte zorlanacağımızı biliyor ve bekliyordum,takip ettiğim kadarıyla bu bahsettiğiniz konu son zamanlarda ciddi bir tırmanışta,yalnız ben bunun dışında bir konuya değinmek istiyorum,
kardeş sen diyarbakırdasın ve içinde yaşadığın topluma göre bir yaşam tarzın var. ailem daha iki yaşındayken batıya göçmüş,evde anne ve baba ilk zamanlar kürtçe konuşurlardı,veya akraba yada aile büyükleri geldiklerinde kürtçe konuşulurdu.bunun dışında bizler hem sokakta hemde evde türkçe konuştuk,oturduğumuz mahalle değişik şehirlerden göç aldığı için gelenekler harmanlandı ve kürt geleneğini hiç öğrenemedim,kürtçeyide öğrenme şansım olmadı.bunları bir eksiklik olarak gördüğüm için değil olayı daha iyi izah edebilmek için anlatıyorum.zamanla büyüdük.ve ben istanbula yerleştim,cevremde nerelisin diye sorunca siirtliyim diyorum,ha kürtsün diyorlar,ve maalesef genellemiyeceğim ama Türk kardeşler buna göre tavır alıyor,Kürt kardeşlerde onların deyimiyle kürtçe bilmiyorum,kürt geleneğini kaybetmişim ve zamanla türkleşmiş oluyorum.kürtmüsün diye sorduklarında hangi takımı tutuyorsunla aynı anlama gelen bir duygu yaşıyorum,siirtlisin neden aslını inkar ediyorsun sorusuyla ve kınamasıyla karşılaşıyorum.hatta biraz ileri gideyim bir türkle evlendiğim için dışlanıyorum bile akrabalar tarafından.tanıştığım insanlar siirtli olduğumu duyunca hemen mensubu olduğu partiyi ve projeleri anlatmaya başlıyor.o partiye ilgi duymadığımı söyleyincede satılmış veya daha ağır ithamlarla karşılaşıyorum,karşılaşıyoruz.ailem beni iyi bir müslüman olarak yetiştirmeye çalıştı.bende çocuklarımı öyle yetiştirmek istiyorum.
ama çocuklarım bana baba biz türkmüyüz kürtmüyüz diye sorduklarında eşimin gözlerine bakarak ne demeliyim.türkler bunlar kürt diye dışlıyor,kürtlerde bunlar türk diye dışlıyor.
burdaki temel sorun beni veya benim durmumdaki binlerce kişinin kendini müslüman olmak dışında bir kimlik edinme problemiyle karşı karşıya bırakılıyor olması.kürtçülük ve türkçülük yapanlar illede birşey olmak zorundamıyız.

kürt ile türk kelimelerinin ilk harfleri niçin büyük?

Mutlu Dengiz'in "kürtler sizin neyinizdir?" başlıklı yazısını ve Hamza Bekik'in yorumunu dikkatle okudum. Kimlik sorununa vurgu var her iki yazıda da.

İslamcı türklerle İslamcı kürtler arasından kara kedi geçtiğini söylüyor Mutlu Dengiz. Bu kara kedi, zayıflamış olan İslam kardeşliğini öyle yerle bir edebiliyorsa yapacak bir şey yok diye düşünüyorum kardeşler.

Allahu Teala müminlere karşı kafirleri desteklemez.

Peki ne oluyor da müminler böylesine zayıf düşüyorlar?

Kafirlerin üstünlüğü müminlerin günahkarlığı ve gevşekliği yüzünden olmalı.

Müslümanlar ne yazık ki türk-kürt diye bir ayırımı yaşar hale geldiler.

Hamza Bekik kardeş! Sen kürt kökenli olabilirsin.. Eşin de türk olabilir. Bunlar biyolojik gerçeklik olarak kalır; insanlar içiin bir hareket noktası olamaz, faşizme kaymanın alemi yok..

Yavruna şöyle söyleyecesin: "Biz müslümanız yavrum.. Allah'ın huzuruna müslüman olarak varmak için bir ömür çalışmak gerekiyor.. Allah'a ibadet ve itaatte yakınlaşacağız insanlarla ve takvada yarışacağız.."

Seküler kültür içinde bırakalım birliği, kardeşliği ve ortak geleceği, fert olarak bile mutlu, huzurlu ve kamil olunamaz.. Modernleşmek İslam toplumlarını çürütüp bitiriyor..

İslamcılar devrimci niteliklerini yitirdikçe, bu düzenin sürekliliğini onaylar hale geldikçe ve dünyaya/ülkelerine yaptıkları teklifi yinelemekten vaz geçtikçe.. doğal olarak birbirlerine düşecektir.

Kara kedi ne mi? Şeytanın oyununa gelen nefistir.. İş bu yüzden çok kolay. Herkes kendi kara kedisini sokağa bırakmayacak.. İçinin zindanında kontrol altında tutacak. Böylece müslümanların arası bozulmayacak.

Nefsaniyetin, sufliliğin ve her türlü kötü huyun olduğu yerde İslam kardeşliği yaşanabilir mi?

Mutlu kardeş.. Kitap okumak mı? Evet! Diyarbakır'a gelmek mi? Orda dur! Kara kediyi dışarı bırakanlar dünyayı dört tur atsalar yine yakalayamazlar..

Nefis atına, iman gemini vurmadıkça ve sırtına ibadet yükünü yüklemedikçe kim iki cihan mutluluğuna erebilir ki..

Camiden kaçarak nerede buluşulabilir ki?

türk ile kürt birbirlerini günah işlerken gördüklerinde ne yapıyorlar?

Hangi günah aramızda kardeşliği, sevgiyi, saygıyı ve birliği sağlayabilir?

Ben bir müslümanım.. Bu düzenle başım belada. Kardeşlerim gelin kafa birliğini sağlayalım, gönül birliğini sağlayalım ve saatlerimizi ayarlayalım..

İslam yolumuzu aydınlatacaktır.. İslam ihtiyaç duyduğumuz gücü bize verecektir..

Tevhit bayrağının gölgesini bırakıp nere gidiyorsunuz?

Camiden kaçan kürtler ve türkler nereye gidiyor acaba?

Nerede toplanacağınızı sanıyorsunuz?

anlaşılmak

mustafa kardeş,herkesin memleketcilik yaptığı,karadenizlilerin,kürtlerin,türklerin,çerkezlerin,vs. övündüğü ortamda çocuğun sorduğu baba biz kürtmüyüz türkmüyüz sorusuna elbete Müslümanız dediğimde baba onlarda müslüman değilmi diye soruyorlar.faşizme kaymakla ithamınızı kabul etmiyorum.hatta radikal bir deyimle ben türkte olmak istemiyorum kürtte,bu taraflı ve iğrençlik kokan sınıf ayrımı yada kavmiyetçilik dayatmaları bıktırdı.
Allaha Emanet ol.

Babacığım ben sana bunu mu sordum?

Peki çocuk babasına "biz Türk müyüz Arap mıyız?" diye sorsa? Veya çocuktur bu sorar:"baba biz Türk müyüz İngiliz miyiz?"
Çocuğun bu sorusunun kastına matuf cevabı bile faşizm kıyılarında dolaştırmanın ne alemi var?
Bu gerginlik niye?
Biline ki hadise kopuyorsa buradan kopuyordur. Bırakalım Türk baba çocuğuna Türk olduklarını söylesin;Kürt baba da Kürt olduklarını söyleyebilsin.
Zaman zaman insanın nesebinden bahsedeceği anlar oluyor. Kürt olduğumu söyleyince aldığım bazı cevapları aktarayım size:
-Olur mu öyle şey, hepimiz aynıyız.
-Öyle deme hepimiz müslümanız (evet abartısız yazıyorum bu bana söylendi)
-Bölücülük yapmayalım lütfen...
Nasıl aynıyız hepimiz? Nasıl bölücülük yapıyor muşum acaba? Birileri bunu izah etse bana... Hepimiz aynıysak Kur'anın bu fasılda bahsettiği tanışma ne anlama geliyor? Sayın Mustafa Yürekli yukarıda maddelediğim ifadelere benzer bir refleks göstermiş. Çocuğun
sorduğu soru ortada. Babaya tavsiye edilen cevaba bakınız. Niçin bazı arkadaşlar bu konuda gönül rahatlığı ile konuşamıyor, düşünemiyorlar? Ve ifadeleri, bazı detayları, bazı kavramları el çabukluğu ile yok etmeye, hasır altı etmeye çalışıyorlar?
Rahat olun lütfen. Bu konudaki rahatsızlık bir önyargıdır aynı zamanda!

seyyid kardeş,çocuğuma

seyyid kardeş,çocuğuma vereceğim cevap hayat arkadaşım eşimide etkileyecek bir cevap olacak.ben kürt o türk ve çocuklar annenin değilmi.baba çocuğa ne olduğunu söylesin diyorsun. annenin hakkını kim verecek.yılların birikimiyle şunu söylemeliyimki,kürt kardeşlerin tepkileri okadar sınırları zorluyorki kürt asıllı olduğum halde beni bile ürpertiyor.diyarbakırada gittim siirtide biliyorum.konuşulanlar ve beklentiler beni dehşete düşürüyor.
mustafa kardeşe dediğim gibi kavmiyetçilikteki çamur yarışı iğrençleşmeye başladı.aslını inkarmı ediyorsun safsatasını çöpe atıp ben türkte değilim kürtte değilim diyeceğim.ne yani bu topraklarda çamura batmadan yaşanamıyacakmı.ben çocuklarımı bu topluma hayırlı evlatlar olarak yetiştirmek istiyorum.kavmiyetçilik çarkında heba etmeye hiç niyetim yok.
Allaha Emanet ol.

Müslüman Türklere Düşenler

Müslüman Türklere Düşenler
Evet. İki toplum arasındaki uçurum gittikçe açılmakta ne yazık ki. Ve İslam kardeşliğini önde tutan Türk müslümanların birşeyler yapması gerekiyor.

uçurumu açanlara hizmet etmeyelim

Evet bu uçurumu açanlara hizmet etmeyelim.

Elhamdulillah Müslümanım. Benim için İsrailin yaptıklarına karşılık Filistini destekleyen İsraili lanetleyen Amerikalı bir Müslüman da din kardeşimdir Müslüman Kürt de. Mutlu Dengiz bey bence çocuğunuz, Türk ve Kürt kültürünü tanıma fırsatı bulacağı için çok şanslı. Böylelikle Türk-Kürt kardeşliğinin bir sembolü olacak. Hepimiz birbirimizden farklıyız , fıtratımız böyle. Bu sınavın bir parçası . Bakalım bu farklılığa rağmen kardeş olmayı başarabilecek miyiz? Yani birbirimize sen Türksün veya sen Kürtsün diye hitap etmeden din kardeşim diye hitap edebilecek miyiz? Türk, Kürt, Laz vs. bunlar Türkiyeyi Türkiye yapan unsurlar . Çok renkli bir kültüre sahibiz. Bu da Türkiyeyi daha bi güzelleştirir. Bir bahçedeki birbirinden farklı ( renk , koku , görünüş olarak) çiçeklere baktığınızda bunların birbirine rakip olmadığını aksine birlik, beraberlik ve çeşitlilik içinde değerlerinin daha da arttığını görürsünüz. Çeşitlilik içinde her mevcudun kendine has güzelliği daha da artar ve daha açık görülür. Aslında bir yönüyle bu konuya değindiğim bir yazı göndermiştim ancak yayınlanmadı. Sanırım beğenilmedi :(

Müslümanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır. Biz bunu Kuranı Kerimden öğreniyoruz. Menfaatlerin Allah rızasının önüne geçip kardeş yürekleri çatırdattığı şu fânî dünyada perçinlenmiş bir bina sırrına erebilen müminlerin gönül iklimine muhtaç insanlık!“Türküm,Kürtsün” gibi veya tam tersi söylemleri bırakıp Müslümanım demek daha güzel değil mi? Elbetteki kimse nesebini inkar edemez. Bunu kimseden bekleyemeyiz. Ancak bizi birbirimize düşürmek isteyenlerin bizim bu söylemlerimizden yararlanmalarına izin vermeyelim. Türklüğümüzü Kürtlüğümüzü inkar etmeden Müslümanız diye haykıralım hiç çekinmeden, korkmadan. Tıpkı kurtuluş savaşında ve Seladdinin ordularındaki gibi omuz omuza. Bunun dışında Türklük ve Kürtlük ideolojisi yapanlara da

Âdemoğulları bir vücudun uzuvları gibidir
Çünkü bir cevherden yaratılmıştır hepsi
Ne zaman ki, bir uzva bir dert erişse
Diğer uzuvların da kalmaz huzuru
Ey sen ki, başkalarının mihnetinden elem duymazsın
Sana "âdem" demek hiç lâyık olur mu?

Diyor Şeyh Sâdî . Gerçek iman kardeşliği ile birbirine bağlı olanlar karşılarındaki kardeşlerini uzuvları olarak görür . Hiç kişi uzvuna sen başka kültürdensin der mi?

Selam ve dua ile ...

-cı, -ci, -cu, cuk!

... islamcı, türkçü, kürtçü, laz (bak bunun cı'lı, cü'lü hali yok nedense allah allah!)... bir de yeni deyimlerimiz var allah'a şükür, mesela islamcı türk, islamcı kürt, islamcı, müslüman, cemaatçi! vesair...

üzerinde tek kimlik taşıyan, "müslüman" olan "islam" olanın -cı, -cü veya islamcı türk, islamcı kürt gibi bir tanımlamaya ihtiyacı var mıdır?... soruyorum... sorr-dum!...

arabın araba, acemin aceme üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takvadadır diyen din, müslüman müslümanın kardeşidir - ancak ve ancak müslümanlar kardeştir, tanımlamasıyla tek tip- tek cins bir çatı altınd atoplanan grubun, bu tip tanımlamalarla birbirinden uzaklaştırılması neyin alametidir?...

sosyolojik açıdan kürtlerin içinde bulunmuş-bulundurulmuş olduğu yapının ele alındığı bir yazı tercihim olabilirdi, lakin içinde tamamen karşı çıktığım tabirler-tanımlamalar olduğu için, çok da katıldığım bir yazı olduğunu söyleyemeyeceğim ne yazık ki...

hayır hayır, eğer illa ki sınıflandırmaya kalkacak olursanız, seküler ve islamcı kürt tanımlamalarının dışında daha yüzlerce tanım bulabilirsiniz ama bu tanımların hepsi, zaten ayrımcılığı tetikleyen tanımlamlaar olacaktır ve bir ırk kendi içerisinde bile bir bütün olamayacaktırr... eğer bütünlüğü düşünüyorsanız, daha bütünleştirici düşünmek zorundasınızdır...

hem bu sorun ile mercedes'e binen türk aydınının da, kürt aydınının da çok fazla ilgilendiğini zannetmiyorum... bir zamanlar bayram meral vardı işçi haklarını savunan zât-ı muhterem, korumayla dolaşır, mecedes 500 sel marka arabasına biner, bilmem kaç tane yazılk villalarında keyif çatardı... sonrasında da vekil yapmışlardı değil mi...

bu sorunlarla kim ilgileniyor?...

halkın içinde olan kişiler mi, yoksa dışındaki kişiler mi?...

dışındaki kişilerden de ancak herhalde -cı-cı, cü-cü olur...

ne yazılırsa yazılsın sonuçta bir senaryo var ve cuk! diye oturuyor yerine...

baki selam

Daha Derinde Sızlar Yaralarım

Türk Kürt müslümanı ayrımının daha derinlerde olabileceğini , son döneme has islamcı Türklerle islamcı Kürtlerin sorunu olmadığını sanıyorum. Babamdan çokça işittiğim bir söyleyiş vardır."Kürtten evliya koyma avluya, ya sabanı çalar ya bonduruğu".

Müslümanlıkla oyunu bozabiliriz

kürt ali ile türk fatma evlenmiş, yuvalarını ehlibeyt'i örnek alarak kurmuşlar ve çocuklarına hasan ile hüseyin isimlerini vermişler..

şeytan yanaşmış bir kandil gecesi bu aileye, türk müsünüz kürt müsünüz diye sormaya başlamış, büyükler 'İbrahim (tevhit) milletindenim, Muhammet ümmetindenim..' diye cevap veriyormuş vermesine de hasan ile hüseyin ikide bir soruyormuş babasına biz kürt müyüz türk müyüz diye..

asrısaadette şöyle bir olay hayal edin: selman oğlum sen fars değil misin, senin sözüne güvenilmez, kökümüzü kazmaya mı geldin lan sen, biz hedek kazmayla uğraşırken mekkeli müşrikler işimizi bitirsin değil mi, senin derdin ne oğlum.. söyle şimdi arap mısın farisi mi?

bugünden asrısaadette böyle bir tablo görebilmek için deli olmak gerekir. ruh sağlığının bozulmuş olması ve zihni melekelerin dumura uğramış olması gerekir..

bana göre faşizim hasta insanların ideolojisidir..

çocuğunu bana ver şimdi kardeşim.. şöyle dizime oturtayım ve konuşayım onunla: bak yavrum, hz.adem'den beri insanlar ya Allah'ın gösterdiği yolda yürürler, ibadet ve itaat üzere olurlar; ya da şeytanın gösterdiği yolda yürürler, Allah'a isyan ederler, hz.Peygamber'e isyan ederler.. şeytanın yolları pek çoktur. onlardan biri de kavmiyetçilik ve ırkçılıktır.. sen sensiin, ben benim demek islamda yoktur, müslümanlar kardeştir çünkü, kelime-i tevhit getiren herkes kardeştir ve biz diye bahsederiz birbirimizden.. müslümanlar kerdeştir, yani biz bir aileyiz, islam milletini oluşturuyoruz, Muhammet ümmetini.., derim.

osmanlı birinci dünya savaşından yenilmiş olarak çıkınca doğuda ermeniler ve rumlar topraklarımızı işgal ettiler.. ermenilere, bu topraklar kürdistandır, burada yüzyıllardır kürtler yaşarlar dedik. rumlara da burası lazistandır, burada yüzyıllardır lazlar yaşar dedik. laz ve kürt müslüman demekti, türk de müslüman demekti. bu halkların etnik kimlikleri sadece müslümanlığa işaret ederdi. Müslümanlık üst kimlikti ve belirleyiciydi.. kavim isimleri, tıpkı şahıs isimleri gibi, coğrafya isimleri gibi tanınmak için kullanılmıştı. Allah basiretimizi açsın, bizi inanç toplumu olmaktan uzaklaştırdılar..

leyla zana veya abdullah öcalan ben müslümanım dese, bak oturup ne güzel konuşacağız.. adamlar ben sosyalistim diyor, kürtüm diyor, başka şeyler diyor. konuşamıyoruz, savaşıyoruz..

müslümanlığımızı geri plana atarak varabileceğimiz bir yer yoktur:

iran-ırak savaşı yıllarında her iki ülke de kardeş olduklarını biliyorlardı ve müslümana kurşun sıkmak için 8 yıl bütün petrol gelirlerini silaha yatırdılar..

amerika ırak'a, avrupa irana silah sattı. islam kardeşliğini ikinci plana attıkları için yıllarca savaştılar, şehirler virane oldu ve onbinlerce müslümana öldü. oyuna geldiler.

şimdi ben türküm , ben kürdüm diyenler, ermeniye veya ruma yada hristiyan dünyya ben müslümanım demiş olmuyorlar.. sadece oyuna geliyorlar.

ben müslümanım demek bütün bu oyunları bozmak demek, ama türküm veya kürdüm demek oyunu bozmak değiil malesef.

türküm veya kürdüm demek oyuna alet olmak demek..

''dinle Peygamber-i zişan'ın ilahi sözünü!''

Bu anlamlı yazının altına Prof.Dr Osman Öztürk'ün ''safahat'dan bize''adlı yazısından bir bölümü alıntı yapmak yerinde olur diye düşünüyorum.şöyle ki;
Müslümanlık birleştirici,kavmiyyetçilik ve ırkçılık bölücüdür.islam ile milyarlara kucak açmak mümkün iken,milliyetini öne sürüp çıkmazda bocalanmanın manası yoktur.bir kavmin diğer kavme,bir ırkın diğer ırka üstünlüğü takva ile ölçülür.(hucurat suresi 13)türk,arap ve acem olmakla ölçülmez.insanların ırklarını tayin etmek kendi ellerinde değildir.öyle ise birtakım gafillerin kendi ırkları ile övünüp,başka ırklara mensup insanları hor görmesinin izahı,ancak cahili perspektiften mümkündür.müslümanım diyen her kavim,ırk tefrikine girmeksizin Allah'ın yolunda beraberce yürümelidir.nitekim ecdadımız,osmanlı camiası içerisinde yer alan pek çok kavim ve ırkı,islamiyet sayesinde bir arada idare edebilmiştir.

hani milliyetin İslam idi...kavmiyyet ne!
sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine.
''arnavutluk''ne demek?var mı şeriatte yeri?
küfr olur,başka değil,kavmini sürmek ileri!
arab'ın türk'e,laz'ın çerkez'e yahut kürd'e,
acem'in çinli'ye rüçhanı mı varmış?ne gezer!
fikr-ikavmiyyeti tel'in ediyor Peygamber.

artık ey millet-i merhume,sabah oldu uyan!
sana az geldi ezanlar,diye ötsün mü bu çan?
ne arablık,ne de türklük kalacak aç gözünü!
dinle Peygamber-i zişan'ın ilahi sözünü!
TÜRK ARAPSIZ YAŞAMAZ.KİM Kİ YAŞAR DER DELİDİR!
ARAB'IN,TÜRK İSE HEM SAĞ GÖZÜ,HEM SAĞ ELİDİR.

kürt veya türk diyerek oyuna alet oluyoruz

laz, çerkez, kürt veya türk diyerek oyuna alet oluyoruz: oyuna gelmenin adı ise ihanettir.

arkadaşlar! bir uyarıda bulunmak istiyorum.

dünya devletler oyununu bilen ve izleyebilen var mı aramızda?

türkiye dedeğimiz bu coğrafyadaki insanların oluşturdukları yönetim, TC bu oyunda ne durumda.. hoşnut olan var mı sergilediği oyundan? düzeltmenin bir yolu var mı?

bu sorulara müslümanca cevap vermeden oyuna gelip gelmediğimizi nasıl bilebiliriz?

Allahu Taalaya sadakati, kulluk görevini şeref bilenler beri gelsin..

Kula kulluk yapanlar ise zaten karşımızda hep..

Mekkeliyim

Bana nerelisin diye sorduklarında Filistin şeklinde cevap veriyordum . Evet Filistinliyim, Bosnalıyım, Lübnanlıyım, Çeçenim, Afganım, Türküm, Kürdüm . Aslında hepsini saymaya gerek yok söylenecek tek doğru söz " Mekkeliyim. İnsanlar Oranın halkıdır ve Orası bizim gerçek yurdumuzdur ."

Bundan sonra bu şekilde cevap vermeye karar verdim. Ya siz nerelisiniz?

tanım

tanımlamalar arasında farklar var... konyalıyım; filistinlinin, çeçenin, lübnanlının, ıraklının, mazlumun yanındayım... yukarıda bahsedilen olgular, daha çok ırka dayalı olgular... misalen; bilal, habeşli idi... salman, iranlı idi... onlar mekkeli veya medineli değildi... biz mekkeliyiz de demediler, böyle bir mecburiyeti hissetmediler bile!... örnekleri artırabiliriz...

"insan'a dair mazlumiyetleri" ırka dayalı bir sorunmuş gibi ön plana çıkartmak, misalen; "kürt sorunu dayatması" gibi... bizi yanlış neticelere götürebilir... burada vurgulanması gereken insana dair mazlumiyetler olmalı... aksi takdirde bir başka grup / ırk da çıkacak, kendi mazlumiyetlerine dayalı ırksal dayatmalarını öne süreceklerdir... bunun da tek bir neticesi olur; o da "kaos"...

kürt-türk, arap-türk, bir ırk-başka bir ırk arasındaki bir takım sorunlar üzerinden prim yapmak isteyen, bundan kazanç sağlayacak olanların da olacağını ve olduğunu hesaba katarsak sorunların ardında dönen oyunlara gözatmamız da faydalı olacaktır...

mekkeliyim, gibi bir yaklaşımı çok fazla benimsemiyorum... din olarak islamız, bu topraklarda doğduk, bu topraklarda yaşıyoruz... tabii yaklaşımınızı anlıyorum, demek istediğinizi de lakin ben de başka bir pencere açmak istedim konuya dair...

"ben konyalıyım, sen ankaralısın, diğeri trabzonlu, diğeri malezyalı, diğeri ıraklı, bir diğeri filistinli... ben kürdüm, sen lazsın, diğeri çerkez" hepsi farklı yerlerde hava solumakta... mesele belki de şunu diyebilmek, "biz tek ümmetiz, kardeşiz... nerede olursak olalım, nerede yaşarsak yaşayalım, ırkımız ne ile adlandırılırsa adlandırılsın, biz aynı davaya biat ettik!"... mesele budur...

baki selam

Tanım bana ait değil.

Tanım bana ait değil. Allahu Teala seferi namazların farzını yarıya indirmiştir. Yolculuklarda bu şekilde namaz kılınır. Ancak uzak mesafe olmasına rağmen bu Mekke için geçerli değildir. Çünkü insanlar oranın halkıdır. Yani orada misafir değiller. Habeşli Hz. Bilal (ra) , İranlı Hz. Salman (ra) elbetteki bu fıkıh bilgisine sahipti. O zamanlar onlar arasında ırkçılık olmadığı için " Mekkeliyim" demeye gerek duymamışlardır herhalde. Günümüzdeki sıkıntısını çektiğimiz milliyetçilik ve ırkçılığı çıkaran kilisenin baskılarından bunalan batıdır. Kiliseyi devre dışı bırakıp dine karşı miliyetçiliği çıkardılar.

Selam ve dua ile...

Hayırla ve Hakka emanet kalın...

Hiçbirşeyimizdir!

Kahverengi mavinin, 7 kilo 1332 kilonun, 1 metre 7000 metrenin, kıvırcık saçlılar düz saçlıların, ispanyolca rusçanın ... neyi ise türklerde kürtlerde birbirlerinin O' larıdır.
Ayhan Bilgen'den :
. . .
'' Yeni dünya düzeni eksenli mikro milliyetçilikleri kaşıyan ve çatışmaya dönüştüren girişimlere karşı geliştirilen korkularla, ulus devletlerin inkarcı politikalarını eleştirmekten imtina etmek, kabul edilebilir bir durum değildir. Karnımızdan yada kuşdili konuşma eyilimlerimizin bedel ödeme endişesinden kaynaklandığını kabul etmeliyiz.
Sorunu ' kürdün kürt olduğunun söylenmesi ' yada 'türkçeden başka dillerin konuşulması ' olarak görenlerin, ETNİK KİMLİK ve DİL gerçeğinin bundan ibaret olmadığını bilmeleri gerekir.Zaten bu kadarını T.C. politikacılarıda artık reddetmemektedirler. Özal, Demirel, Erdoğan ve Ağar'ın bu konuda söylemleri bazı dindar köşe yazarlarımızdan daha ileridir. ''
. . .
'' sorunu kürdün kürt olduğunu söylemesi yada türkçeden başka dillerin konuşulması olarak görenlerin, ETNİK KİMLİK(!) ve DİL(!) gerçeğinin bundan ibaret olmadığını bilmeleri gerekir. (?) ''
Ayhan Bilgen'in eleştirilerinin ve makalesinin büyük bir kısmına katılmakla beraber, yukarıda alıntıladığım paragrafın doğrularla karıştırılarak sunulmuş cümleciği kafama takıldı. Sorun bu değilse, DİL gerçeği dışında ETNİK KİMLİĞİN diğer unsurları nelerdir? Ki bu yalnızca kürtler için değil diğer tüm insan toplulukları içinde geçerli bir sorudur: '' Dil dışında etnik kimlik olarak tanımladığınızın unsur-elemanları nelerdir? '' Bu makalenin (A. Bilgen'in tartışmalara neden olan ve yukarıdaki yazıdada değinilen makalesi) en mühim bağlam kayması bu cümledir. Bu cümle makalenin anafikrini oluşturmaktayken, hiç açılmadan, anlatılmadan sonuca ilişkin genel eleştiriler yapılarak - ki yazarda bundan muzdariptir - muhataplarından neyi anlamaları bekleniyor? Bu anafikir altında işbirlikçilere yönelik genel eleştiri ile özelde '' kürt etnik kimliği sorunu (ki bu tartışmalı bir tanım) '' nun sonucu bağlanmaya çalışılıyor ki; ben kürt olmadığım halde, eleştirinin genelleştirilerek sunulan sonuçlarının mağduruyum türk olduğumdan dolayı değil İSLAM KİMLİĞİMDEN dolayı. Acaba diyorum, kürtlerin islami kimliklerinden ötürü maruz kaldıkları baskı '' etnik kimlik '' perdesi altında sunulmaya çalışılarak, içinden çıkılması hayli güç bir kavram kargaşası ve bağlam kaydırmasımı oluşturulmaya çalışılıyor? İnsanları ezber konuşmakla itham ederken, ezberletilmeye çalışılanı konuşuyor olabileceğimiz hesaba katılmalı diye düşünüyorum.
Pencereyi buradan açmamın en önemli sebebi, dil üzerine konuşurken bununla bağlantılı olarak etnik ( kabile kavim ) çerçevenin başlangıcınada girmiş oluyoruz. Kavimleri belirgin olarak birbirinden ayıranda dil ve dil, kendisi başlı başına tanımlanmadığında hertürlü kaosu oluşturabilecek belirsizliklerin anahtarı. Bu kaosu dilerseniz kavimler arası olarak sunun, dilerseniz kavim içi kabileler arası... Dil ve dillerin farklılıklarına ilişkin düşünce üretmek cemaat üyelerinin en temel görevidir; çünkü burada yapmakta olduklarımızın tümü dil üzerinedir. Bugün yalnıca kürt- türk sorunu oluşturma amaçlı faaliyetler olarak değil, din algımızın erezyona uğratılması çabalarıda aynı dil probleminin bir parçasıdır. Örneğin: türklerin, dinlerinin dili olan arapça ile farklılığı sorun oluşturmayabilecekken, bugün türklerin dinsel fraksiyonlarının temeli tamamen dilseldir. Dini tüm kaynakları çeviriye, arapçadan türkçeye çeviriye dayalı olan türkler; dini anlama amaçlı olarak ilk elden Kurana yönelmeyi sakıncalı bulurlar nedense? onun yerine, arapçadan tercüme tefsirlerin ve diğer kaynakların anlamayı kolaylaştıracağı tezi üzerinden nerdeyse Kurana yaklaşmayı teklif etmek Rasulü tekzip ile eşdeğer bir anlam kazanmıştır. Oysa yedi birim algı problemi olan bir türkün, arapçadan çevireceğiniz hertürlü metne yaklaşımı yedi birim algı problemli olacaktır; bunun metinlerle alakasını kurmak isterseniz: mucizevi yönü baskın olan El kitabın çevirisinin adamın algı problemini çözme ihtimali, diğer herhangi birilerinden daha kuvvetlidir; Rabbin, yedirip içirmekten başka eğitici ve öğretici olarkta Rabbimiz oluşu bağlamında düşünüldüğünde. Çünkü Hz. Rasulde, önceki Rasullerde aynı vahiyle kimliklendiler; daha önce böyle bir bilgiye sahip bulunmadıklarını Kitapta ifade etmektedir. Kimlik kazandılar ve bu kimliğin gereğini yerine getirdiler ve bizede dilersek bu kimliği sahiplenmek veya şeytanın uyduracağı bir kimliğe(ki bu asla hiçbir insanın gerçek tanımı ve kimliği olmayacaktır;N. Marmara'nın deyimiyle:'' hiç kimseyi geçirmeyecek, çekirdek kabuklarından köprüler inşa etmek '' olacaktır. ) sığmasakta sıkış tokuş uymuş gibi davranmaya çalışacağız. Bunun bir örneğini şöyle vereyim : birgün ablamla beraber dedeme yardım ediyoruz. Pencereyi yerine yerleştirmiş sabitleyecek dedem ve bizde pencereyi tutuyoruz. Dedem birşey almak için aşağı indi bizde pencereyi tutuyoruz ama yavaş yavaşta üstümüze doğru gelmeye başladı. Bırakmıyoruz ve bir taraftan ablam dedeme sesleniyor son derece kibarlaştırıp istanbul ağzıyla: '' dede! dedeciğim! '' ama dedem bu kibar sesi işitemiyor, hem şive de yabancı geliyor demek; artık pencere iyice üstümüze gelmeye başlayınca ablam avazı çıktığı kadar:'' DEDEE BAA! '' dedem irkildi: ne baresiin maa!'' ablam: '' DÜŞEE BAA! '' işte bu kadardı istanbul ağzı, zor zamana kadar. Dolayısıyla insana ve ondan müteşekkil topluluklara ilişkin '' kimlik '' tanımı olur olmaz herşeyin ardına uyan bir kavram değildir; El Kitab'ın baştan sona anlattığı ve Rasulullah'ın kuşanıp bizlere örneklediği toplam bir yaşama biçimidir. Kürtlerin ve türklerin islam dışında kendilerini tanımlamaya çalışacakları tüm kimlik unsurları pagan, yoz ve yalan olacaktır. Dil farklılığı bir hakikattir ama bu farklılıkta tanımlanmaya muhtaçtır yani aynı ağaca bakıp gırtlağımızın farklı noktalarından çıkardığımız farklı sesleri nasıl bir mukayeseye tabi tutabilirizki? Ağacın ağaçlığında bir değişiklikmi oluyor, onu algılamamızda mı, dolayısıyla anlaşmamızdamı? Kürtler ve türkler gırtlaklarından çıkardıkları seslerin ve bunları yazıya aktarırken kullandıkları sembolerin bağlamında kıyasa tabi tutlunca birbirlerinin hiçbirşeyi olurlar ama bu farklı gırtlak sesli insan toplulukları niceliklerinin ötesinde, niteliklerini belirli kılan islam kimlikleriylede kardeştirler; hemde gırtlak sesleri aynı olupta niteliklerine ilişkin kimlik birliktelikleri olmayanlarla kardeş olmadıkları kadar.( Akrabalıklar da niceliktir; nitelik değil)
Sonuç olarak: '' Cahiliyenin tüm kurum ve pratikleriyle hakim bulunduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Cahili sistem bize çeşitli kimlikler dayatıyor. Müslüman kimliğimizi mümkünse tümüyle yok etmeye, eritmeye, bunu başaramadığı taktirde asli muhtevasını bulandırmaya ve eklektik bir hale dönüştürmeye çalışıyor. Bu şekilde cahiliye ile uyumlu ve ona hizmet eden bir kimlik üretilmesi amaçlanıyor.
Bizi kuşatan ve kendisine kayıtsız şartsız teslim olmamız için bizi zorlayan zulme ve küfre karşı İslami kimliğimiz ise bize, direnme ve direnerek varolma bilinci sağlayan temel dayanağımızı oluşturmaktadır. Ancak kimliğimize sahip çıkarak direnebilir, direndiğimiz ölçüdede Rabbimize yaklaşırız.
Müslümanlar, insanlar üzerindeki zincirlerin kaldırılması için gönderilen bir Rasule ve onunla iletilen vahye tabi onurlu insanlardır. Müslümanlar tutarlı ve dürüst insanlardır. Tutarlı ve dürüst olmanın ilk koşulu, söz ve eylemin bütünlüğüdür. tutarlılık ve dürüstlük; sahip olunan iddia ile ortaya konan pratiğin çelişkisiz ve uyumlu olmasını gerektirir. Tutarlılık, ilkeliliktir. Ancak ilkeler çerçevesinde düşünen, tavır alan ve harekete geçen insanlar ve yapılar tutarlılık içinde olabilirler.
İslami kimlik iddiasına sahip insanların düşünce ve inançlarını da, eylemlerinide ilkeler belirlemelidir. İman ve eylem ilişkisi, kaynak sorununa yaklaşım, içinde yaşadığımız toplum ve sisteme bakış, Allah'ın dinini hakim kılma mücadelesinde izlenecek yöntem ve bunun için nasıl bir yapılanma gerektiği gibi temel soruların tümü ilkeler çerçevesinde tanımlanmalıdır. Ve ancak bu soruların ilkesel bir tutarlılık ve bütünlük içinde cevaplanması ile bir İslami kimlik çerçevesi çizilmiş olur. '' toplu çalışma, İSLAMİ KİMLİK; Ekin yayınları.
Selamünaleyküm

kardesimiz...

Ruslara sormuslar
-Bulgarlar sizin kardesiniz mi? arkadasiniz mi?
-kardesimizdir.
-neden?peki.
-insan arkadasini secme sansina sahiptir ama kardesini secme sansina sahip degildir.

muhakkak ki mü'minler kardeştir....

bana bir ben vardır benden içeru

aslıda bu konu hakkında konuşmak gerçekten üzüntü verici. yıllarca bu anlamsız ve sıkıntı verici mevzunun sınıflara ve hatta sıralara kadar taşındığı bir üniversitede okudum. ve kimi zaman ciddi tartışmalara kadar uzanan olayların içinde buldum kendimi ve kimi zaman bunun ironiğini de yaptık. sıkıntı yaşamasın arkadaşlarımız (kürt) diye. ama ne yazık ki üzüldüm yazınızı okuyunca. müslümanlar "innemel mü'minune ihvetün" ayetini bu kadar çabuk bırakmamalı yüreklerinden...

Anlamlandırma üzerine...

Çocukluğumu düşünüyorum, bundan şöyle bir 15-20 sene öncesini. Biten tüpümüzü değiştirmek için gelen tüpçü amcayla, o sırada evimizde bulunan amcam arasında geçen bir diyalog aklıma geliyor. Adamın inatçı halleri üzerine amcamın "Kürt müsün sen?" diye soruşunu hatırlıyorum.

Şimdi düşünüyorum, tipik, insancıl bir farklılık için sorulan bir soru, nasıl oluyor da 20 yıl gibi kısa bir süre içerisinde insanları kanlı bıçaklı edecek hale getirebiliyor, diye. Kendi kendime verebileceğim cevap bizzat kendimle ve en fazla yakın çevremle alakalı. Bu soru bugün insanların kaşlarını çatmalarına sebep olacak bir hal almışsa, maalesef, bunun sorumlusu babamdır, amcamdır, öğretmenimdir, başbakanımdır, bir ekmek bedelinin 2 katını aptal bir mevkuteye verdiğim için bizzat 'ben'imdir.

Birkaç yıldır hayatımdan dahi anlamına gelen 'de'yi azade kılmak için çabalıyorum. Zira biliyorum ki, ne zaman bu eki ihtiyaçtan gayrısı için kullanmaya kalktık, o zaman başımız ağrıdı. Tasnif için elimizden geleni ardımıza koymadık. Türkîlik, Kürdîlik, Arabîlik söz konusu olduğunda, bu 'de'yi "onlar da Müslüman" şeklinde kullandığımız anda kafamızın içinde flaşlar patladı. Yahut işaret sıfatlarını coğrafi bir tespitten ziyade bir maksatla kullandığımızda [burası, orası, vs.] film bizim için bitti.

Aklım ermiyor, biliyorum. Ancak bunun için de hiçbir şey yapmayacak değilim.
Şahsen, "baba biz Türk müyüz, Kürt müyüz?" sorusunu sormayacak çocukların yetiştirilebileceği bir ülke için uğraşmak gerektiğini düşünüyorum. 20 yılda bu hale gelindiyse, 30 yılda da eski hale, hatta kat kat daha iyisi bir hale gelinebilir. Beri yandan, gelmese ne olur? Sonuca matuf hareketler içerisinde olmak mı daha önemli, sonuca ulaşmak mı?

Bir baba evinde "biz Türk müyüz, Kürt müyüz?" sorusunu seçeneklerden biriyle cevaplarsa, bir öğretmen coğrafya derslerinde "tatil" denilen şeyi sadece deniz yarenliği olarak takdim ederse, en yakın arkadaşım "Kürtler Antalya'yı işgal ediyor" manşetli gazeteye hiç utanmadan parasını verirse, Hotel Rwanda'yı zırıl zırıl ağlayarak izledikten sonra bana "sen Türk'sün" ya da "sen Kürt'sün" diyenin kimler olduğunun farkına varmazsam bu meselenin içinden çıkmak için hiçbir şey yapılmıyor demektir.

Tüm bunların ötesinde, kaynaşmanın en biricik örneği olan bu topraklarda hala kendini "Kürt" ya da "Türk" olarak takdim edebilen, ya da çocuğuna bu aletlerle cevap verebilen varsa, aşk olsun. Bu noktada düşünmemiz gereken, Allah'tan(cc) sonra bize kim "sen Kürt'sün" ya da "sen Türk'sün" diye bir çeşit rütbe-etiket takıyor sorusudur.

Kullandığımız dil kimin dili, ben buna yoğunlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Bir insanın kendisini "biz Türk müyüz, Kürt müyüz?" sorusuna cevap vermek zorunda hissetmesi, Saddam'ın "patriot"u öngörmeden "scud" kullanmasına benzer.

Niyet hayr, akıbet hayr.

Irklar söz konusu

Irklar söz konusu olduğunda Türkiyede ki hakim çoğunluğun baktığı bu ırk penceresinde başkalarınca anlamdırılmış ve özellikle muhteviyatına bırakılmış imgeler işgal edilen bir yerde hassas bir yerde konuşlandırılmıştır.Hakim olunan bu anlayış içerisinde düşünme enstantanesi epeyce ivme kazanmış durumda.Nitekim Kürtler bizim neyimiz olduğu sorusunun cevabına karşılık: biz Türkler;Kürtlerin neyi oluyoruz'un cevabına endekslenmiş durumda.

Karşılıklı kazanılmamış cepheler olsa pekala da anlayabileceğim bu durumu.İşin içinde bit yeniği olduğu kesin.
Ve elbette imgelem dünyam nefsani emellerim için amade iken şu soruyu sormadan edemiyorum:Neden,ergenlik yıllarımda Kürt dendiğinde aklıma gelmeyen çağrışımlar neden şimdi aklıma geliyor?
O haldeTeraziyi ve Kini doğru yerde kullanmak lazım...