renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Leylâ’daki Sır


“Ve sen, çöl kızı Leylâ!... Seni yüreğimden koparmak isteyenlere karşı Nevfel’in ordularınca savaşmaya hazırım. Bu şehir ki bu kadar güzeldir, sen buraya yakışırsın!
Ah izini bir bulabilsem!”

Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk / İskender Pala

Dünyada olmanın ardında gizlenen bir gerçek var ki çoğumuz bunun farkında değiliz. Farkında olmamak da bir nevi ruhumuza giydirilen elbiselerden. O yüzdendir ki adına gaflet denmiş. Bu elbiseyi giyince gözümüzün hiçbir şey görmemesi bir yana, kirlenince yıkanması gerektiğini bile kavramak gaflete kurban gidiyor. “Gardıropta başka elbise mi yok? Onları giymek dururken niye ‘gaflet’ markayı giyelim ki?” diyenler çıkacaktır elbet. Haklısınız. Hırs, şöhret, ümit, ümitsizlik, aşk, entrika, dedikodu... gibi onlarcası varken, niye sadece bir tanesiyle yetinelim?

Kendi kendime diyorum ki: Cesaretin varsa “aşk” elbisesini giy bakalım. Bu asırda, hem de aşkın sadece dillerde dolaştığı bir hengâmede, onu giyip dolaşmak biraz fermana mahsus gibi görünüyor. Gibisi fazla, esasen öyle. Siz ne dersiniz? Bana katılır mısınız, yoksa “Git işine kardeşim!” mi dersiniz? Her iki grubun da taraftarı çıkacaktır, muhtemelen.

Aşkın dillerde dolaşması çok bilinen bir tabir. Atarsınız ortaya aşkla ilgili bir konu ve dillerin -esasında ellerin- ne söylediğine bakarsınız. Aşk için destan düzenler, geçilmedik köprü aşılmadık dağ bırakmayanlar, aşk yoluna kendini kurban edenler... Daha neler neler.

Bugünlerde aşk, farklı bir tezgâha konu olmuş. Tezgâhın başlığı şu: Aşk mı para mı? Alın size asrın geyiği. Niye asrın geyiği olsun ki? Hz. Adem’den bu yana düzenlenen en geyik mavra. Böyle dar bir çerçeveye aşkı hapsetmek, aşka yapılacak en büyük hakarettir. Sadece bir asırla sınırlandırılmış olmak, aşk için züldür, tahkirdir. Aşk, bundan utanır, kahrolur, Mecnun olup çöllere düşer. Ve dahi elimizde kalan son muhabbet mesnedi de uçar, gider. Ondan sonra ne yaparız? Kime ya da kimlere âşık oluruz? İlginçtir, asrın geyiğinden çıkan sonuçlar aşkın lehine değil, onu hatırlatırım. Değerli aşkseverler, aşk bize küserse hâlimiz nice olur? Düşünmek bile insanı tedirgin ediyor. Üslubumuz alay ediyor şeklinde algılanmasın. Ne söylüyorsam samimiyetimdendir. Babalarımızdan, dedelerimizden, ninelerimizden dinlediğimiz o eski aşk hikayeleri yok artık. Gençlerin aşk anlayışı sadece ten alakalı. Leylâ ile Mecnun’un aşkından bahsettiğiniz zaman “Moruk, kaçıncı asırdayız” mızrağı göğsünüze değil kalbinize saplanıyor artık. Maalesef doğrudur efendim. Mesnevi çağında değiliz, “Matriks” devrindeyiz, mankenler sergisindeyiz. “Anlaşamazsak ayrılırız, hele önce bir deneyelim” sahilindeyiz. Nasılsa işin geyiğinde değil miyiz? Televole destekli gece firârîlerinin cirit oynadığı bir aşk? ülkesindeyiz. Televizyon başında henüz gençliğinin baharında bunları seyreden bir gencin hafızasına ve âlemine nakşolan bu sahneler, çok geçmeden meyvesini verir. Işıklı ve şatafatlı hayatın bedelini ödemek kolay değildir, sanıldığı gibi. Uzaktan davulun sesinin hoş geldiği elbet doğrudur; ama ne zamana kadar? Davuldan mümkün mertebe uzak kalındığı sürece. Yaklaşırsanız işin tılsımı bozulur. Bunlar revaçta olduğu müddet asrın geyikleri daima paradan yana olacaklardır. Çünkü kendilerine izletilen zehirli sahnelere ulaşmanın tek bir yolu var: Para. Napolyon’un vird-i zebanı. Dilinde zikir edindiği mergup meta. Hiç eskimeyen, asırlar ötesinden gelen yastık altı ve dahi banka sürgünü. En çok sevilen mahkûm: Para, para, para. Yokluğu herkeste en derin yara.

Hülyalar, sevdalar, hayaller çoğaldı; ama Leylâlar azaldı maalesef. Leylâ, yalnızca bir aşkın terennüm edildiği son nokta değil. “Aşk nedir?” diye sorulduğunda “Yanıyorum abiii!” şeklinde alınan cevap değildir aşk. Kavuşulduğunda azalan ya da bitmeye yüz tutan değildir aşk. “Aşk bir sudur, iç iç kudur” kabilinden teranelerin toplumda ikâme edilmeye çalışıldığı zartalak efendinin düzmeceleri de değildir aşk. Nedir o zaman aşk? Fuzûlî üstat desin:

İlim kesbiyle pâye-i rif’at
Bir hayal-i muhal imiş ancak
Aşk imiş her ne var âlemde
İlim bir kıyl u kâl imiş ancak

Evet, âlemin kendisi aşk zaten. Her ne varsa gözün gördüğü, görebildiği aşk adına var. Ve bütün bunların maverasında yani ötesinde, işte Leylâ var. Ancak, Mecnun olunmadan bulmak kime nasip olsa gerek? Mecnun, önce Leylâ dedi, Leyla için yerini yurdunu terk etti. Çölleri mesken edindi. Alay konusu oldu. Gülünç duruma düştü. En sonunda aradığını buldu: Leylâ’da Mevlâ’yı buldu.

Şimdi mesnevi çağı değil, milenyum çağı ya da adına her ne denirse... Adına ilim denilen “izm”lerin karanlığında yolunu kaybetmiş, sözüm ona (z)âlim efendilerin çizdiği bataklık yolda giden gençlerin hedefinde Mevlâ olmadıktan sonra, varsın Leylâ da olmasın, aşk da olmasın. Ne çıkar?

Nerdesin şehir kızı Leylâ? Nevfel’in orduları yok yanımda; ama son model silahlarla savaşırım senin için. Yeter ki bana Mecnun olmayı öğret!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Leyla Makamından...

"Tamam oldı güzellik sanma Şîrin ile Leyla'da
Niçe leyla bulunur erlik aşık olmakdır."

(Nev'î)

Selamlarımla.

Leyla İle Mecnun

Ah sevgili dostum ne güzel de ifade etmişsin.
Evet Leyla'yı bekliyoruz, bize Mecnun olmayı öğretecek olan Leyla'yı.

Mecnun Olmak ...

Leyla mıdır Kays ı mecnunlaştıran yoksa bu bir istidad işi midir ? Aşk a istidadı olmayan biri aşık olabilir mi ve dahi maddeden mânâya böylesine ulaşabilir mi ?
Mecnunlaşamayacak bir kalbe mecnunluk nasıl öğretilir ki ?
Aşk bir istidat işi olsa gerek ve Leyla yola koyulmak vaktinin adı ...

Leyla versus Züleyha

Züleyha her zaman daha cazibeli gelir bana Leyla'ya nazaran. Çünkü Züleyha müspet yönleri anlatılıp enaniyete bürünmektense menfi yönleri anlatıp suskunluğa büründürülen bir reel kahramandır. Ve Yusuf'u Yusuf yapan Züleyha'nın menfiliği olmuştur. Zannediyorum ki biz; kuyu ile çöl metaforunu karıştırmaktayız.

Dimağınızdaki Leyla şablonuna ilişik şu mısralar yazılabilir tarafımca:

Leyla'yı Züleyha'ya çevirecek Mecnun çok
Ama Züleyha'yı Leyla yapacak Yusuf yok

Ve ne güzel söylemiş Nazan Bekiroğlu:

"Hiç olmadığı kadar karanlık ve hiç olmadığı kadar yağmurlu bir gecede Yûsuf'u hatırlayan Züleyha, çöle ve ırmağa baktı. Buhur yakma saati çoktan geçmişti tapınakların.Züleyha geçmiş zamanlara ve gelecek zamanlara baktı. Dudağının ucunda kendi hikayesine tanıdık acı bir gülümseme vardı.
Duy, dedi Züleyha, duy beni ey gelecek zaman,
duy beni yazılmış ve yazılacak olan bütün hikayelerin kadın kahramanları.
Bütün o yaşanmış ve yazılmış olan,
bütün o yaşanmamış ve yazılmamış olan
hikâyelerin kadın kahramanları.
Kadınlar ve kızlar,
dişil ve doğurgan,
duygusal ve duyarlı olan.
Eril olmayan yani,
fethetmeyi değil fethedilmeyi bekleyen kale, daima.

Gecenin karanlık koynunda kapılarını açan kent,en fazla
en fazla bir sandalı koynuna alan deniz.
Durağan
ve çaresiz
ve lekesiz
ve temiz tertemiz.
Adı tarihe geçmiş ve geçecek
dişil ve doğurgan,
kadın ve kız olan yani ki
yani ki bütün hikâyelerin baş kahramanı olan.
Dünyanın çevresinde döndüğü asıl güneş, çağların gerçek sahibi, gerçek yazıcısı tarihin,
bir anda en güçlü hükümdarları yerle bir kılan
en güçlü kumandanları köle, en zelil köleleri hükümdar kılan,
tutsakları en derin aydınlıkta hür, hür olanı en koyu karanlıkta tutsak kılan,
hükümsüzü birden bire hükümlüye çeviren,
hükümlüyü birden hükümsüz eden.

Geçer akçeleri geçmeze, geçmez akçeleri geçere dönüştüren saklı ve gizli el.
Ama güçsüz,
çünkü daima ödeyen ve ödenen bedel.
Duyun beni geçmiş ve gelecek zamanların bütün hikâye kahramanı kadınları
ve hikâye kahramanı olmayan kadınları.

Bir ben gibisi olmayacak aranızda,
hiçbirinize benzemediğim kadar hiçbiriniz benzemeyeceksiniz bana.
Hepiniz düz yollarda, sakin ve güvenli bir yaşamın kollarındasınız,
bense derin ve karanlık bir kuyunun başındayım.

Fethedilen değil fethe kalkışan olarak kalacak geçmiş ve gelecek zamanlara adım.
Acım acınızdan,
gücüm gücünüzden çünkü çok daha fazla
aşk benim hakkım,
aşkın, hakkımız olmayanı istemek anlamına geldiğini bildiğimden bu hak ediş,
çünkü bu aşk benim yazgım,
çünkü kutsal kitaplarda zikredilecek benim adım.
Yükselmek için düşmek ,arınmak için kirlenmek,
çıkmak için batmak lâzım.
Yeniden doğmak için ölmeli insan bir kere,
ruh olmak için teni yakmalı kadın
ve suyun serinliğini bilmek için ateşe düşmeli kadın.
Vurucu ,kavrayıcı ve kuşatan,
durmayan, koşan,
böyle yazılmış benim yazgım,
kutsal kitaplarda böyle geçecek adım,
yazgıma ben nasıl baş kaldırırım?

Hanım hanımcık ol, böyle denecek Leylâ'ya .Ve oda öyle olacak.Çöle düşen Mecnun, Leylâ değil.Leylâ ağlamak için bile bahane bulmak zorunda. Ben öyle miyim ya?

Şirin'in bahtına düşen, uğrunda dağlar delinen olmak olacak, dağları delen değil.Suyu bulmak Ferhâd'ın bahtı.

Aslı, en fazla bir âh, felekleri tutuştursa da. Açılıp kapanan düğme Aslı boyundan ayağa.Yanıp küle dönmek Kerem'in hakkı olacak.

Ben Aslı gibi miyim ya?
Evli evinde, yerli yerinde,
bana yazılansa, benim alnıma, Yûsuf'un gömleğini yırtmak boydan boya,
nasıl karşı çıkarım yazgıma?
Adım,
ey geçmiş ve gelecek zamanların
dişil ve doğurgan, duygusal ve duyarlı,
hanım hanımcık, durağan,
ve çaresiz
ve lekesiz
bütün hikâye kahramanları.
Adım adınızla birlikte anılsa da,
dağlar ve ırmaklar arasında,
gökler ve yer arasında olduğu kadar mesafe olacak adımla adınız arasında.

Siz, yazgınızla iffetli,
çaba harcamayacaksınız eteğinizdeki çamuru akıtmaya.
Ben yazgımı yükleneceğim önce
sonra yazgımdan iffet çıkaracağım.
Bu yüzden Yûsuf'un arka tarafından yırtılan gömleğinden
Züleyha'nın önden yırtılan eteğine kadar uzanacak yolum,
Adım adım,

Aşk benim hakkım."

Aşkla ve saygıyla.

yeni birşey söylemek için
eskitmek mi lazım tüm sözleri

Teşekkürler Taha

Teşekkürler Taha Mansur.
Aşkı, Nazan bekiroğlu'nun "Yusuf u Züleyha"sı ile perçinlediğin ve aşk sahrasına ferahlatıcı bir nefes de senden geldiği için....

Aşkın Züleyha Hali..

Ben de Zülayha’yı diğer tüm kadın kahramanlardan üstün tutanlardanım. Leylalar, Şirinler, Aslılar şöyle bir kenarda dursunlar. Züleyha başka bir kenarda. Koşulan değil koşan, yanılan değil yanan, gidilen değil giden, fethedilen değil, fetheden Züleyha…Evet aşk senin hakkındı. Aşk en çok senin hakkındı sırrına erdiğim Züleyha…Olmasaydı O’nun aşkı Yusuf neyle sınanırdı?

Mehmet Bey'in affına sığınarak; "Zülayha’nın Yusuf’a mektup yazmak isteyişi ama hitaptan öteye geçemeyişi" adlı bölümü paylaşmak istiyorum. Buyrun…(N. Bekiroğlu’nun kaleminde nasıl da can bulmuş Züleyha)

Ey içimde ki yıldızlar mütercimi, ölü olmayan kuşlarım benim!
Mısr’ın ruhuna mürekkebinin kokusunu uçuran Yusufum.
Nil’in sularına dökülmüş kandillerin aydınlığı,
Gizli bahçelerden geçen yeşillerin ıslak çoğulluğu…
Konuşan ağacım bana, konuşan ırmağım benim.
Işıklı yağmurum.
Gözlerimle gören, ey gözleriyle gördüğüm!
Ey derin kuyusunda kaybolduğum ey!
Nil’in sesi geliyor gelsin, sesim Nil’e gitmiyor, gitmesin!
Sesi bana gelmeyen, sesim ona gitmeyen ey!
Ey kalbimle seven!
Ey kalbiyle sevdiğim!
Muhabbeti kolay giyilir libas olmayan.
Vahayı terkedip çölün rahmetine düşen defterim.
Yitik tahtına gönlünce kurulan.
Çöl misillemesi sevdiceğim.
Dağ lalesi…
Çöl çiçeğim.
Ah benim yitik ezel gülü vasfınca sahiplendiğim.
Ah beni ezel gülü vasfınca sahiplenip de
Sahiplendiğini henüz bilmeyen sevgilim.
Ah benim, ah benim!
Ey adı gelecek zamanların ve mekanların insanlarına
Adımla bile kalacak olan.
Ay adım adıyla bile yazılacak olan.
Sularıma dökülen karanlık, yoklarımı örten aydınlık…
Tezatlarım benim, benim tekrirlerim.
Ama muhabbetinden asla rücu etmediğim
Gün geçtikçe çoğalan benzetmelerim
Sözcüklerim, lugatım
Lisan hacmince vasıflandığım vasfım
Ah benim Yusufum!
Ah benim, ah senim…

Artık bir Züleyha yok, bir Leyla…Ve bir Yusuf güzeli ve bir çöl tutkunu Mecnun… Aşk da yok. Ah olsaydı da aşk, Mecnun’a da hacet yoktu. Bir Yusuf güzeli için Züleyha’nın kaderini paylaşmaya da razıydık.

Selam ve dua ile...

Bir de bu açıdan Leyla...

Aslında size katılmamak mümkün değil Ayşenur hanım!
Leyla da Züleyha da iki farklı kadın gibi görünseler de nihai noktada hizmet ettikleri şey aynı: Davaya imtihan olmak.
Ancak sınava tabi tutuldukları kişiler farklı. Biri beşeri değerlerini hevasına meftun kılan Mecnun(başlangıçta tabii) diğeri nübüvvet mührünü taşıyan Yusuf. İşte fark burada. Elbette ki bir insanı peygambere üstün kılmayacağız; ancak cinnete müptela olan birinin gördüğü kara, kuru bir kızda bulduğu mavera, bence yabana atılmaması gereken bir şey. Bu yüzden bu pencereden o ulvi mertebeyi gösteren Leyla'yı hep önemsemişimdir ben. Paylaşımınız için teşekkürler.
Selam ve dua ile...

Kalabalıklarda Yitirdiğimiz Çöl Sessizliğimiz...

Leylâ'daki Sır.../

Adı, dilleri yakan bir uyanış. Sözü, kırılgan güz sabahı... Her okuduğumda içimi bir kez daha saran bu yazı, özlemli bir dost gibi selamlıyor yıllarımı.Ne çâre, yorum yazma isteğim bile yetişemiyor öze.Nihan Hanımın dillenişi "leylâ makâmından",sus deyip çeviriyor sesimin tuşa akan yanını. Aşk,önce mâşukun yanışı.Ateş,düştüyse bir sîneye; çıkar diğer sîneye. Siline siline tekrar yazılır aşk, yeter ki ten travmasına girmesin. Kaybolduğu yerden bulunur aşk, yeter ki gaybının şükrünü edâ etsin.Bir bilinmezin "bilinir kılınan"tarafında tutukludur mahkum.Zindan, sadece Yûsuf'un değildir! Saray nasıl zindan olur, gece nasıl verâ olur, cefâ nasıl vefâ olur; şükür ki ölmedi âşıklar,gökte kurulan otağa şeydâ yanıklığında, açıldıysa can kafesi,kuşun bahtı uçmaktır!..
Kelâmım nicedir,ne anlatmaktadır? Kalabalıklarda yitirdiğimiz çöl sessizliğimiz. İçe dönük hesâbın başkalara ödetilme fikri. Cadde ışıklarında solan gölgemiz.Aslımıza az kaldıysa,azımızı çoğa sayan aşk nerde? Kim hasta, kim hekim, ilaç nerde? Sedyelerde taşınan bizim çocukluğumuz. Zaten değil miydi, özünü unutan sâfiyet makâmından alınır!.. Seni bir ceylanda avladılarsa, av olmak için dolaştığından belli dağda. Sevgili kerem etmeseydi, aşkın tek harfini bile söylemek dile haram gelirdi.

Demek istediğim, Mecnun'daki Yûsuf, Züleyhâ'daki Leylâ...Geçip gitse de tüm dünya, mahâret âdem olanın âşık olmasında! "Aşkı bilmeyenin misâli taşa benzerdi",değil mi Usta? Şimdi Yol bilmezem desem yüreğime, aşk bilmezem ,taşım-başım desem...Düşün taşın, der el... Ne bilinir ki, aşk bir bilinmezlik...Çok bilmişlerin aşk yolunda izi var mı acep? Meçhule olmanın muhbir suskunluğu,cömert bir bağıştır kalbin coğrafyasına. Çok beklenir Leylâ, belki de gelmez Yûsuf; bir ömür aşksızlıksa yık cümle duvarları, geldi farzet,farzına dur ömür namazının,çün aşk kıyamındasın ve bunun secdesi de var, o zaman ne yapacaksın?
Yani ki görmeden sevmek, aşkullâh...Görür gibi sevmek...
Çağımızın gençleri bunu yaşadığında, Yûsuf'u Yûsuf' tan değil, Rabbisinden istemeyi bilecek!

"...hedefinde Mevlâ olmadıktan sonra, varsın Leylâ da olmasın, aşk da olmasın. Ne çıkar?
Nerdesin şehir kızı Leylâ? Nevfel’in orduları yok yanımda; ama son model silahlarla savaşırım senin için. Yeter ki bana Mecnun olmayı öğret!"
***Ne denir ki bu cümlelere, isteyene versin En Sevgili ve istetsin ilâhî aşkını isteyerek...
aşkullâh duâsıyla selam üzerinize olsun...

/Yaralarımın hepsi Yâr'dan armağan; bergüzârlığım bundan.../

Ah Mine'l Aşk

"Dilküşadır meclisin gayette hem rindanedir
Her ne derlerse senin hakkında hep efsanedir
" (Nef'i)

"Para mı Aşk mı " teklifine yaptığın vurgu oldukça güzel olmuş Mehmet.Aslında sıkça dile gelen ancak irdelenmeyen bir konu.
Şahsi kanaatim Nef''i'nin de belirttiği yönde olacak.
Aşk bir efsanedir.Ve yüzyılımız efsanelere kucak açamayacak kadat maddeci.Para da bir tür aşktır zannımca.Ama serttir,acıtır,dikenlidir,nahoş kokar.
Gerçek aşk siz onun aşk olduğunu anlayamadan sarar ismi gibi, bir sarmaşık gibi kalbinizi.
Aşk bir fısıltıdır.Ve siz tükenmişliğin asrında, gürültünün kulakları sağır eden yüzyılında bir fısıltıyı dinlemeye çalışıyorsunuz.Birşeyler duymanın hazzı şöyle dursun dinlemeye çalışmak da aşktır.
Tebrikler kalemine aşık kardeşim.
Selam ile...

Aşkın Evrimi

Kalemine sağlık Mehmet bey aşk denilen O farklı ruh halini kaç insan yaşayabiliyor. aşk anlamını yitirdi hele leyla aşkının Mevla Aşkına dönmesi, böyle yüksek bir Halet-i ruhiye durumu kaç insanda mevcut. Kaç kişi Dicle'nin serin yamaçlarında bir Çilek yaprağında bıraktığı sevgiliye ulaşabilmek için o zorlu ve tehlikerlele dolu yolculuğa kalkışabilir.Asrımızda aşk tensel arzuların tatminini aşmayan bir menfi durum. ve evliliklerin bile meta haline dönüştürüldüğü bununda mantık evliliği denilen bir terminoloji ile dile getirildiği ruhsuz bir beraberlik.Flört adı verilen mazisiz musikisiz etimolojik kökeni belli olmayan ahlaksızlık provasını söylemeye gerek var mı? bilmem. İzninizle sizin "Hülyalar, sevdalar, hayaller çoğaldı" ibarenizi "Hülyalar, sevdalar, hayaller kirletildi." şeklinde ifade etmek istiyorum. Aşk geçmişte dünyevi alandan manevi alana yükselme aracı iken; bu gün tam tersine manevi bir hal olan aşkı sadece vve sadece tensel hazzı aşmayan, kadını metalaştıran ve onu bir zevk aracı, bir kazanç vasıtası gören bir anlayışa dönüştürdü. Ve bu dönüşüm dünyayı çirkinleştirdi.