renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Lübnan Tezkeresine Niçin Hayır?

Bildiğiniz gibi bugün TBMM'de Lübnan'a asker gönderme tezkeresi oylanacak. Bu konudaki düşüncelerimi bir-iki cümleyle de özetlemeye çalışayım.

BM'in Barış Gücü'nün bölgeye yerleşmesini içeren kararını iyi incelemek gerekiyor. Herşeyden önce Barış Gücü oraya İsrail saldırılarını durdurmak için değil Güney Lübnan'da bir tampon bölge oluşturmak için gidiyor. İki ülke arasında gerçek bir tampon olabilmesi için Barış Gücü'nün her iki ülke sınırlarını da kapsayan (mesela iki ülkenin 10'ar Km. içlerine girmiş) bir bölge oluşturması beklenir. Fakat burada Barış Gücü Litani Nehri ile İsrail sınırı arasına gidiyor. Bunun anlamının ne olduğu çok açık. Güney Lübnan'ı Hizbulah'tan temizlemek; en azından İsrail'in kendisinin giremediği alanda bir uluslararası gücün bulunmasını sağlayarak Hizbullah'ı etkisiz hale getirmek.

Lübnan saldırılarının uzun süre önce planlandığı artık biliniyor. İsrail aslen şu aşamada kendisine yönelik bir tehdit oluşturmayan Hizbullah'a ve dolayısı ile Lübnan'a durduk yere niçin saldırdı? Bu aslında uzun bir planın bir parçası olarak görülüyor. ABD sanılanın aksine İran'ı ve Suriye'yi vurmaktan vazgeçmedi. ABD, İran ve Suriye'yi vurduğu anda İran ve Suriye'de hem direk hem de Hizbullah aracılığı ile İsrail'e saldıracaktır. Bu aslında bölgesel bir savaşın da başlangıcı demek. İşte İsrail bu yüzden, kendini en azından Lübnan cephesinden korumaya almak adına, planlı bir biçimde Hizbullah'a karşı önleyici bir saldırıya girişerek Hizbullah'ı etkisiz hale getirmeye çalıştı. Kara harekatına girişip kendisi Hizbullah'ı etkisiz hale getirmekte başarılı olamayınca en azından BM Barış Gücü'nün bölgeye gelmesini sağlayarak Hizbullah ile arasında tampon bölge oluşmasını mümkün kılmış olacak. Bugüne kadar pekçok BM kararına uymayan İsrail'in bu kararı kabul etmesine bu açıdan bakılmalı.

ABD'nin İran ve Suriye'ye saldırması gibi -ki gidişat onu gösteriyor- bir durumda, BM Barış Gücü'nün içine düşeceği ateşin ne olacağını malum. Ateş altında kalacağı için çatışma kaçınılmaz olarak gelecek ve BM Barış Gücü ve dolayısı ile Türk askeri -G.Lübnan'da bulunduğu ve ABD saldırıları sonrası Hizbullah da İsrail'e saldıracağı için- zımnen de olsa İsrail tarafında yer almış olacak. Gerek askerlerimizin içinde bulunduğu risk, gerekse bu risk neticesinde bu savaşta zımnen de olsa yanlış tarafta yeralmak, hiçbir açıdan kabul edilebilir bir şey değildir.

İşte tüm bu ikincil denebilecek sebeplerden dolayı bu tezkereye "Hayır" diyorum.

Not: Bu arada söylemeden edemeyeceğim. Olur olmaz pekçok konuda sorulmadığı halde fikirlerini bir muhtıra gibi söyleyen MGK, Irak savaşı öncesinde, Mart tezkeresinde büründüğü derin sessiziliğini ve "elini taşın altına sokmama" politikasını bu tezkerede de aynen muhafaza ediyor. Meseleyi iktidarın insiyatifine bırakmasında elbet bir sakınca yok; zaten burada doğrusunu yapmış oluyor, yanlış anlaşılmasın. Fakat insan merak ediyor; MGK gibi bir oluşum, tavsiyelerini niçin asıl lazım olduğu alanlarda değil de bambaşka alanlarda yapar?

Garip bir ülkede yaşıyoruz vesselam.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Tezkereden Evvel Vurdular Beni

Öngörülemeyen bir durumdu dün yaşadıklarım. İsrail'in haklarını savunmaya yönelik birLEŞmiş milletlerin görev gücüne, yıllarını İsrail'i telin mitinglerinde bağıranlar asker göndermek isterken, Hizbullah'ı, Filistin'i, Lünan'ı da Chp-Anavatan-Dyp savunuyordu.

Bir önceki aynı yorumumda anlatmıştım. Yukarıdaki yazı gitti ve yorumsuz olarak geri geldi. Ben çok gergin ve kızgındım dünkü tezkereden dolayı. Trt3'den evvel Ntv izledim. Canlı yayına katılanlar arasında ilk turda, bıyığını keserek daha çağdaş bir hale gelmiş olan Akp'li Eyüp Fatsa ve provakasyon emekçisi Chp'li Ali Topuz vardı. Akp'nin mıy mıylarından bıkkın ve baygın bir şekilde geçti seyrim. Sonra Erkan Mumcu geldi ki kendisini yıllardan beri ilgiyle takibediyorum. Daha evvel SkyTürk'te söylediği, uluslalarası sermayenin Türkiye'ye akıttığı sıcak paradan dolayı yaşanan sahte ekonomik rahatlamaların, eğer tezkere çıkmazsa uluslararası sermaye tarafından sıcak paranın çekilerek tıpkı mayıs ayında minik ikazı yapıldığı üzere Türkiye'de kriz çıkması tehdidine binaen hükümetin nasıl da mecbur hale geldiğini anlattı.

Salih Kapusuz'un meclisteki şovu hiç de ikna edici değildi. Ve yıllar evvel Abdulla Gül'ün Afganistan tezkeresi görüşmelerinde yaptığı konuşma neredeyse bütün parti sözcülerince okundu. Evet, kötü ve berbat bir gündü. BM'nin emrinde askerlerimiz, kara harekatında İsrail'e büyük zaiyatlar verdiren Hizbullah'ı tasfiye için gidiyor, müslümanların oylarıyla işbaşına gelen takkeli ve namazlı emperyalizmin taşeronlarınca...

Bu sebepten kızgınım. Başörtülü bir eşin Çankaya'ya çıkması da beni ilgilendirmiyor. Abd ve İsrail'in güdümünde olduktan sonra Çarşafa girseler ne yazar...?

Velhasıl, tezkereden evvel vurdular beni....

Gör ki, raksederek ağlamak da varmış hesapta

Tezkereye evet kararı çıktı ne kadar hayır desek de...

Büyük bir sabır ile tezkere müzakerelerini izledim... Hayretler ettim kimi millet vekillerine... Bunları bizim milletimiz seçmişti, milletin temsilcisi bu vekiller meclise girdiklerinde milletin suratına meclisin kapılarını mı çarpmışlardı...? Çünkü milletin vicdanı tezkereye red diyordu...
Tezkerede 6 AKP'li vekil red oyu verirken bir vekil de çekimser kaldı.
340 oy evet 192 milletvekili “hayır” oyu kullandı.
Şimdi asker bir bilinmezin içine gönderiliyor , muhtemel bir İran , Suriye savaşının ortasına ...
Kim neyi garanti edebilir ki ?
Bu riski nasıl alabilir bir devlet...?

Şaşırmadım

İnternette yapılan bütün anketlerde HAYIR oranı büyük farkla çoğunluktayken, halkın büyük kısmı RED cevabı verirken, Lübnan'dan Başbakan'a "Türk askerinin can güvenliğini sağlayamayız" uyarıları gelirken ve Lübnan'daki Ermeniler tarihi intikamlarının hesabını yaparken işte paldır küldür bir tezkere çıkarılıp gitti.
Bu adamların niyeti baştan beri belliydi.
Kendilerine oy vermediğim için içim rahat. Ancak askerlerimiz, aileleri ve ülkemizin geleceği için bir o kadar endişeliyim.
Allah sonumuzu hayretsin...

Vurulduğu doğru..

..
Yani kısaca.
Özetin de özeti.
Hükümet beni,
tezkereden evvel vurdu.

Gör ki, raksederek ağlama da varmış hesapta...

"HAYIR"lı olsun...

ama hiç de "HAYIR"lı olmadı... demek ki; demokrasi çoğunluğun sesi değil... kağıt üzerinde herşey; tıpkı milletin çoğunluğunun sesinin dijital ekranlar üzerinde takılı kalması, bir süre sonra çöpe atılacak anket sayfalarında yer aldığı gibi...
büyük ortadoğu projesinin bir yeni ayağı, adımı sayılan lübnan harekatında sonuçlar ortada... oraya gidecek birliklerin çoğu için bu bir hezimet olacak... zira; lübnan, hizbullah'ın kalesi ve orada çok güçlü... yeni bir ırak sendromunun yaşanmayacağını kimse garanti edemiyor... zaten, onların da istediği bu idi...karmaşa yaratmak, varolan düzeni sekteye uğratmak, büyük maddi kayıplar vermek, ablukaya almak vesair derken, içten içe çökertmeye çalışmak.... sonrası malum... sonra?... sırada suriye mi var?... iran mı?... libya mı?...
zaman'dan yana çok umudum yok ama yine de HAYIR'lısı demekten başka çaremiz yok galiba...

Hayır diyen AKP'liler

Tezkere oylamasında AKP milletvekillerinden 6’sının “ret”, birinin “çekimser” oy kullandığı, 5’inin ise oylamaya katılmadığı görülüyor. Tutanaklara göre; oylamanın tek çekimser oyu AKP Isparta Milletvekili Mehmet Emin Murat Bilgiç’ten geldi. Ayrıca TBMM Başkanvekili, AKP Kayseri Milletvekili Sadık Yakut, AKP Afyon Milletvekili İbrahim Hakkı Aşkar, AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, AKP Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır, AKP Van Milletvekili Halil Kaya ile AKP Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş “ret” oyu kullandı.
(kaynak: www.8sutun.com)

D’Alema’nın itirafı

LÜBNAN’a gönderilecek B.M. Barış Gücü’nde İtalya başı çekiyor. Time Dergisi İtalyan Dışişleri Bakanı Massimo D’Alema ile röportaj yayınlıyor.

Röportajda altını çizdiğim bir cümle, tezkere geçmiş olmasına rağmen, herkesi düşündürecek değerde. D’Alema aynen:

"Askerimizi Lübnan’a gönderiyoruz, çünkü İsrail’in güvenliğini garanti altına almak istiyoruz".

En yetkili ağızdan herkesin kulağına küpe olacak bir itiraf.

Yalçın DOĞAN - 07/09/2006 Hürriyet