“Vaktiyle bir kedi; elzem görevlerini unutup dünya zevklerine dalmış. Kedileşmek için eda etmesi gereken bu görevler yerine o; tüylerini tarıyor, tırnaklarını törpülüyor ve rahat bir yaşam sürüyormuş. Bir zaman sonra, kalbinden bir ses, kediye; “ yahu ne yapıyorsun sen! Senin görevin fare yakalayıp sahibine sevimli görünmek değil mi?” diye yakarmış. Bu sese karşılık kedi şöyle bir aldanca bulmuş kedine; “dedelerim, ninelerim yani atalarım ömrü boyunca fare yakaladı da ne oldu? Yine köpeklere yem olmadılar mı?”. İşte bu teselli sayesinde, hayatını; sokaklarda gezerek, çöplükleri karıştırarak, börtü böcek ezerek ve dişi kedilerin peşinde koşuşturarak geçiriyormuş. Akşamları da gelip yatağına uzanıveriyormuş. Gel zaman git zaman böyle devam etmiş bu yaşanca. Lakin kedinin bilmediği ya da bilip de “tanımlandıramadığı” bir şey varmış; “fareler!”
Kedi böyle sefahat sürmesine sürüyormuş fakat; kedi milletinin eskisi kadar dişli olmadığını anlayan fareler; “eskiden kedilerin bize saldığı korku sebebinden dışarılara çıkıp yemek çalamıyorduk. Ama artık yeni nesil kediler, ataları gibi bırakın bizim peşimizde koşuşturmayı; bizim varlığımızdan, potansiyel zararımızdan haberdar dahi değiller. Ama biz hâlâ onların korkusundan dışarı çıkamıyoruz. Böyle bir açlık yaşamaktansa hemen ölelim daha iyi” diyerek, aralarında bir karar vermişler. Mahallerindeki bu uyuşuk kediyi tamamen ortadan kaldırıp, rahat ve sefa içinde bir yaşam sürmek istiyorlarmış. Uyuşuk kediyi ortadan kaldırmak için türlü türlü planlar kurmuşlar ve en sonunda bir karara varmışlar. Sokakta onlar gibi aç kedilerin de muhakkak olabileceğini düşünerek, böyle bir kedi bulup onunla iş birliği yapacaklarmış. Ama bu işbirlikçi kedinin yalnızca aç olması yetmezmiş; aynı zamanda riyakar ve çıkarcı da olması gerekirmiş. Bu işbirlikçi dişi kedi, uyuşuk kediyi uyutacak ve daha sonra uykusunda fareler tarafından eli kolu bağlanan uyuşuk kedi etkisiz halde farelerin eline düşecekmiş plana göre.
Öyle de olmuş. İşbirlikçi dişi kedinin türlü türlü cilveleriyle mayışan uyuşuk kedi uykunun hülyalı kucağında bulmuş kendini. Hemen bu fırsatı değerlendirip kedinin elini kolunu bağlayan fareler başlamışlar saldırmaya. Nihayet, ufak birkaç kayıpla da olsa kediyi pes ettirmişler. Kedi; “dedem, ninem, atalarım” diye inleyerek canını teslim etmiş. Çünkü kendinden önceki kedilerin fareleri yakalamak için neden çaba harcadığını anlamış. Canını teslim ederken; köpeğe yem olmakla; fareye yem olmak arasındaki onursal farkın ayrımına varmış. Kısa zamanda da kediler, ülkelerinde yabancı gibi dolaşmaya başlamışlar. Farelerin kurallarında, farelerin dilini konuşarak yaşamaktan rahatsızlık duymaz olmuşlar. Her yeni gelen nesil, farelerin hâkimiyetini daha kabullenir olmuş. Kediler bizzat farelere benzeme çabasına girmeye başlamışlar. Masal (kâbus?) da burada bitmiş.”
Makale konusuna ve yazar niyetine uygun olarak yazılmış bu hikâyeden sonra hiçbir şey yazılmasa dahi, hikâyenin verdiğini almamak mümkün değil. Apaçık bir şekilde Türklerin batılılaşma ve modernleşme serüvenine denk düşen kedinin hikâyesi, bir Türk için iç burkan cinsten. Osmanlının batıya ilerleyişi ve gitgide güçlenerek daha etkili “fare avına çıkışları” batıyı tekrar oturup düşünmeye itti. Bunun yanında Osmanlının kendi içinde de batılılaşma heveslilerinin oluşu (ki bunun da işbirlikçi dişi kedi olduğu bellidir) en çok batıya (farelere!) yaradı. Osmanlının batı dünyasına saldığı korkuyu bilmeyen yok bugün. Ama unutan çok kişi var maalesef. Uyuşuk kedi misalini de aşıp; farelerle dost olma, onlara erzak dolabının anahtarını kendi elleri ile teslim etme derecesine gelen batılılaşma sürecinin, son bulduğu da hala söylenememektedir. Bunun bir adım daha ötesinin ne olduğunu düşünmek dahi korku vericidir.
Hikâyede görüldüğü gibi fareler ancak ve ancak “yeni nesil kedinin” tavırlarındaki miskin ve singin edadan cesaret alarak böyle bir girişimde bulunuyorlar. İşbirlikçi kedinin de yardımı ile düzene müdahale edebiliyorlar. Bir kedinin “fare” olgusundan habersiz yetişmesi; onun özgürlüğünü tehdit altında bırakan en önemli faktördür. “Faresiz kalan bir kedi”; elinin kolunun bağlanmasından başka bir son ile karşılaşamaz. Hikâyede geçen iş birlikçi kedilerin de; bu fareleşme serüveninin küfründen, ötekileştirmesinden kaçamadığı göze çarpıyor. Buradan da; muasır medeniyet seviyesine ulaşmak için çareyi batılılaşmakta bulan sosyalist kesimin, son dönemlerde ulusalcılık adı verilen bir kisve ile açıkça bir materyalist milliyetçilik yapışına atıfta bulunabiliriz.
Kapitalizm egemenliğindeki bu çağ, dıştan görünen kısmı bile bize farelerin saltanatını haykırır durumdadır. Yaşanan bu “dış” eksenli çağda; kediler değer yargılarını farelerin zecren kabul ettirdiği, icbar ettirdiği kalıplarda tanımlamaktadırlar. Dış mihverli yaşantının en belirgin özelliği olan görüntü; insanların ve/veya cinslerin arasında oluşabilecek yüreğe dokunur “muhabbet”e ket vurmaktadır. “MadaModAdam” anaforu bu çağın en sancılı ahvalidir. Güzelin faş edilmesi en doğal olandır. Bu mekanik insan ilişkisi, kedilerin kendi şehirlerinde farelerin duyuş/yaşayışları ile var olma gayretlerinin en acı gerçeği olarak tebellür etmiştir. Güzel olanın açılması ve çirkin olanın kapatılması, modern çağın dille değil beden ile yaşanılmasında en büyük dayanaktır. (neye göre güzel, neye göre çirkin?!) Hâlbuki “güzel olanın açılması ile çirkin olanın kapatılması” telaşı aynı ezikliğin uzantısıdır. Bu ikisi arasında değer açısından bir fark bulmak zordur. Değerli olan; gerektiği zaman, güzel olanın kapatılabilmesi değil midir ki?
Farelerden habersiz kedilerin t/üremeye devam ettiği modern çağın, belirgin özelliği olan “farelerin modası” ile yaşama telaşı, farelerin saltanatının en önemli garantörüdür aynı zamanda. Fare saltanatının allanıp pullanıp moda diye cici gösterilmesi onun gücünün en önemli dayanağıdır. Uyuşan ve farelere kayıtsız kalmayı seçen kedilerin kafasındaki; “nasılsa köpeğe yem olacağım” inağı da, dünyadan yararlanma güdüsü ve “nasılsa bir gün öleceğim, ülkemde fareler cirit atsın atmasın önemli değil” teslimiyetçi tavrı ile açıklanabilir.
Bu gün kapitalizmin çökebileceğine inanan bir tek kişioğlu yok etrafta. Kapital düzen gücünü dev sermayeden mi yoksa kafalarda oluşturduğu yıkılmaz resminden mi alıyor? Sokaklarda batı modasına ayak uydurmak için ıkınan –fare yakalaması gerektiğinden habersiz kediler- Müslümanlar, neyi nasıl ve niçin yaptığının/yapmadığının farkında mıdır? Hicap duygusunun gülünç bulunduğu, güzelliğin ancak açıkta olduğu kadarı ile güzel olduğu bu çağda, kediler kendi ülkelerinde farece giyinip farece düşündüğü sürece; faresiz kediler üremeye ve kediden korkmayan fareler türemeye devam edecektir.
Murat SÖZER - Yakup PEKDEMİR
Son yorumlar
3 sa. 52 dk. önce
9 sa. 27 dk. önce
9 sa. 53 dk. önce
14 sa. 31 dk. önce
17 sa. 11 dk. önce
1 gün 3 sa. önce
1 gün 4 sa. önce
1 gün 6 sa. önce
1 gün 7 sa. önce
1 gün 12 sa. önce