Var oluşçuların pörtlek gözlü, efkarlı yüzlü babası Sartre, bir taşın altındaki çamuru gördükten sonra hayatı alt üst olan birinden bahseder. Yok, çamurdan yaratılışına flashback yapmış değildir (Sartre ne anlar). Güya uğradığı bulantı varoluşu ve varoluş içinde kendi oluşunu sorgulamasına, saçma -absürd- ile yüzleşmesine ve bildik depreşmelere yol açmış, buradan kendince bir hidayet bulmuştur(!). Bir tanrıtanımazın varoluşla yüzleşmesinin çok haz verici bir durum olacağı zaten beklenemese de, kendisini bir anda varoluşun ortasında çırılçıplak bulmanın koparacağı kıyametin değil basit bir bulantıya, kronik bir üşümeye bile yol açacağı açıktır. Kronik üşüme, korku ve titreme. Sahipsizliğin adı konmamış dehşeti. Var olmaya çalışmanın karşı konulmaz rezaleti. Hicret edememe ya da patolojik vatansızlık.
Biz ise Müslüman olmakla ruhumuzun aidiyetini teyit ediyoruz, kaybolmamışlığını garanti edemiyoruz. Tanrıtanımazın varoluşu ile yüzleşmesi, tanrıtanırların başlanmamış, yarıda bırakılmış hicretini, ya da mağarasızlık sendromunu çağrıştırır. Hicretsizlik vahşi bir yalnızlıksa, tatmin olmuş nefsin Rabbine dönüşü nefs’ül emirde bir hicrettir. Nefsin hicreti, ümmetin hicretinden çok da ayrık değildir. Amaç darmadağın olmuş ruhun mağarasına çekilmesi ise, hicretine başlayan için hem mağara, hem mağara arkadaşı, hem de kapısının örümceği şarttır.
Bir geri dönüşten bahsetmiyorum. Çürümüş çağda bir dönüş noktası bekleyen “insanların çoğu” gibi olmak istemiyorum. Çünkü “insanların çoğu ateştedir”. Bir hatırlamadan bahsediyorum. Temizlenmekten. Korku ve titremeden, günah dökeninden. Zira varoluşta kendine pay vermek alçakça işlenmiş bir günahtır. Sözleşmeyi hatırlamaktan bahsediyorum, ezeli akdi…
Medine’ye hicret etmek için Mekke’de yaşamış olmak şart mıdır? İçinde bulunduğumuz yaşamsal çıkmaza atılmış mıyızdır? Bu bir lütuf mudur? Vahiy beklenmeli midir? Yok, izin ezelden verilmiştir. Medine’sindeki halini düşünmemeli insan yola çıkarken. Mekke’sinin onu artık Medine’sine gitme kıvamına getirdiği olmalı belleğinde. Sufi olmasa da, insan, bazen bir Sufi gibi düşünebilmeli, ileri de gitmeli, bir lokma bir hırka değil de, bir O, bir de O demeli. Ama ille de sevr olmalı, ille de. Şöyle pembe örümcek ağı panjurlusundan.
Hicret edebilmenin şartı, hicrete duyulan ihtiyacın insanı kavurması olsa da, insanın o anı beklemek için sabrı olmamasıdır asıl olan. Aptalız, ille o dönüş anını bekliyoruz. O an hiç gelmeyecek. Çünkü her an o an. Çünkü her an O’nun anı.
“…inkar edenler onu çıkardıklarında, o, mağaradaki ikinin ikincisi, arkadaşına şöyle diyordu : ‘korkma, Allah bizimledir” (Tevbe, 40)
"...İman edenler, hicret edenler ve
Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenlerin
Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.Rableri onlara katından bir rahmeti, hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler..." (Tevbe 20-21)
Ne yapmalıyız Ebubekir'imiz yoksa?...Ne yapmalıyız?...
Yorumlar
hicret....
Çar, 01/02/2006 - 14:16 — medine doganyüregine saglik sevgili sule,
yazi yazmasini becermezsemde yazidan az da olsa anlarim:)
güzel dostlar hayatta insana verilecek en buyuk zenginliktir diye dusunuyorum....Elbette yol arkadasi önemlidir.
Medine'den once habesistana gidenlerin huznu, herkes gizli giderken,kabe'de gidecegini herkese duyuran bir dost....
ölümü göze alabilecek kadar, onu seven,yataginda yatan bir dost...O bu dostlari hak ediyordu.
bunlari düsündügümde; Bu kadar güzel dostlara sahip olmayi hak
ediyormuyum? diye düsünüyorum.....
Ebubekir'i bulmak
Çar, 01/02/2006 - 17:26 — ahmet ciritEbubekir'i bulmak kolay . Muhamedi bir hayatı yaşamak lazım. Bu hayatı yaşayabilen Ebubekir'ini de Mağarasını da bulacaktır.
Gel gör ki!..
yol.....
Per, 02/02/2006 - 02:03 — omer mertmerakimi bagislayin ama, fotografdaki yol hicret yolumu acaba?
bu yol derin bir yola benziyor......
Yol
Per, 02/02/2006 - 18:07 — Şadan ErcanFiziki/maddi anlamda bir hicret varsa bir yol da vardır elbette. Ama bu yol hava yolu, deni yolu olur ama karayolu. Neticide bir yol var. Resim de bir bakıma bunu simgeliyor. Ama siz de daha manidar bir resim varsa bize yollayabilirsiniz.
selamlar
"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"
ikinin ikincisi...
Per, 02/02/2006 - 11:11 — Rabia FeyruzAslında tüm bu yolculuk sanırım başladığımız yere,kendi evimize, Kabe ye,yani Vahy e dönmek için olsa gerek
Peki Ebu Bekir imiz yoksa?
Yakup un dediği gibi 'Yusuf u arayın,
Allah ın rahmetinde ümit kesmeyin...
Yolcu da Yol arkadaşı da Yol a meftun...
Hicret
Per, 02/02/2006 - 13:55 — Abdullah Birokur"...Hicret, varolmak, varolabilme iradesine sahip olabilmek demektir. Hicret, varlığını her dâim hissettirebilmek, dolayısıyla müslümanların müslümanca varolma kaygılarını yok etmeye kalkışanlara karşı muhkem ve sarsılmaz bir direniş, bir silkiniş, bir diriliş ruhu geliştirebilmek, bu ruhu her dâim canlı ve diri tutabilmek demektir.
İstikbal her ân hicrete doğru olduğu zaman İstiklâl sağlanabilir ve korunma altına alınabilir ancak: O halde, İstikbal hicrete bağlı, İstiklâl hicret'te gizlidir, diyorum. "
( Yusuf Kaplan, 31 Ocak 2006, "Yeni Şafak" )
Hicret, yürünmesi gereken yola işaret.
Merkezi terk ediş...Bir MEDİNE kurduktan sonra merkezi çevreleme ve fetih...
Hicret, güzel gündem.Anlama, kavrama çabamız yolu aydınlatacaktır.
sabır
Per, 02/02/2006 - 21:34 — celalmirzatanrıtanımaz kimsenin varoluşla yüzleşmesinin, tanrıtanır bir kimsenin başlanmamış bir hicretini çağrıştırdığını iddia etmek yanılgı olur; zira tanrıtanımaz kimse vahyin ışığı olmasa da bir farkındalık sürecindedir, öte yandan mekkesini, medinesini ve dolayısıyla hicretini idrak edememiş, kötü giden birşeyleri seziyorsa da yarı kapalı gözlerini açıp da teşebbüse yeltenmemiş bir kimsenin farkındalık sahibi olduğunu söylemek hatalı olacaktır. bunu söylemek istedim.
hicreti, bundan öncekilerden farklı olarak, enfüsî çerçevede inceleyen güzel bir yazı olmuş. 'insanın o anı beklemek için sabrı olmamasıdır asıl olan' cümlesi ise, zamanında Kafka'nın, okuyup da hak verdiğim bir aforizmasını hatırlattı bana : 'insanın belli başlı iki günahı vardır, öbürleri bunlardan çıkar : sabırsızlık ve tembellik. sabırsız oldukları için cennet'ten kovuldular, tembelliklerinden geri dönemiyorlar. ama belki de belli başlı sadece bir günahları var : sabırsızlık. sabırsızlıklarından ötürü kovulmuşlardı, sabırsızlıklarından ötürü geri dönemiyorlar'
muhabbetle.
Nereden Nereye?
Cum, 03/02/2006 - 11:29 — Yusuf ArmağanÖncelikle Şule Hanım'a hicreti cemaat.com okurunun gündemine taşıdığı için teşekkür etmem gerekiyor.
Köşe yazısı okumayı çok fazla sevmem. Köşe yazarlarının bir yerlerde bir şekilde oluşmuş olan gündemi yorumlayarak okuru daha bir yoruyor oldukları aşikardır. Ve bu kutsalllık izafe edilen görevi hergün bir önceki güne nazaran daha üst düzey bir iştahla yerine getirirler. Bu yüzden gözlerim birinci sayısından bu yana aldığım gazetelerin sayfalarında hızlıca bir gezinti yapar genelde. Farklı bir gündem ararım. Böylesi anlarımda yakalandım Yusuf Kaplan'ın ve Sami Hocaoğlu imzalı yazarın Hicret yazılarına.
Bu sayfalarda bir arkadaşımın Yusuf Kaplan'ın yazısından alıntılar yaptığından hareketle Sami Hocaoğlu'nun yazısından alıntılayacağım bir kaç hususu takiben Hicret üzerine bir kaç şey söylemeye çalışacağım.
İnsanoğlu müebbet muhacir...
...hicret, imkanların tükendiği yerden imkanların üretileceği yere intikal etmek idi. Allah Rasulü de öyle yaptı. İmkanların tükendiği yerden, imkanları üreteceği yere değerlerini taşıdı. Bu bir başlangıçtı.
Genel geçer bir ifadedir. Nereden geldik nereye gidiyoruz sorusu? Ya da insan biraz yaşlandı mı mırıldanır kendisine "hey be nereden nereye.." Hayat hep bir yolculuk halidir aslında. Sürekli yol alırsın. Gitmem ben diyen de yol alır, ben önde gidenlerdenim diyen de. Bazı eylemlerde hep ince bir noktanın iman/küfür arasında belirleyici olduğunu düşünmüşümdür. Hassasi bir taraftaki için ne kadar sağlam bir noktaysa diğer taraftaki için o kadar kırılgan bir nokta. Yaşanan olaylar aynıdır, aynı zamanda, aynı mekanda gerçekleşirler ama kiminin küfrünü artırır kiminin imanını. Bir şiirimde şöyle bir dize kullandığımı hatırlıyorum ;
kaldırımdasındır / yoldan çıkarsın
yola gelirsin / kaldırımdasındır
Her halükarda kaldırımda olan birbirinden farklı iki kişi aynı anda aynı şeyi -görünürde- yapıyor olsalar bile aslında farklı konumdadırlar.
Bizim için bir yerden bir yere gitmeyi hicret kılan şey de sanırım böyledir. Yaptığınız bir eylemin içinde sizin nazarınızda Allah var ise eğer o iş başka bir şeydir yok ise eğer o iş başka bir şey. Bir yerden çıkıp bir yere varmak her durumda bir zorluktan, bir imkanın yokluğundan bir imkanın arayışına doğru olabilir elbette. Bunun örneklerini hayat boyu sürekli görebiliyoruz. Hayatınızda Allah'ın yeri sizin eyleminizin neliğine dair ipuçlarını verecektir.
Şule Hanımın yazısına başlık olarak seçtiği Mağarasızlık Sendromunun bizim yaşadığımız sıkıntıların kodlarından birisinin ve belki de en önemlisinin olduğunu düşünüyorum. Daha önceki bazı yazı ve yorumlarımda kullanmış olabilirim ama tekrar etmekte fayda görüyorum; modern zamanlar, insanın kendisi ile başbaşa kalmasının aslında Rableriyle başbaşa kalma ihtimallerini en üst düzeyde tutan bir şey olduğunu çok iyi bilen mühendislerle dolu. Böylesi bir durumun bizatihi kendi hayat nizamının köküne dinamiti yerleştirebilecek bir potansiyele haiz olduğunu da çok iyi biliyor. Bundan olsa gerek hayatın tüm alanlarında insanı kendisinden uzak ama kalabalıklar içerisinde, Allahsız bırakmaya dair tüm kurgularını kuruverir. Sizi bir an da olsa kendi başınıza bırakmayacaktır. Kendi başına kalmış bir insan Allah'ı bulmaya muktedir bir insandır çünkü. Allah'ı bulan bir insanın gerektiğinde başka bir hiç bir şeyi gözünün görmeyecek olması da kuvvetle muhtemeldir. Bu insan artık tehlikeli bir insandır. Rahatlıkla terörist ilan edilebilir, deli denilebilir, dışlanabilir.. vs. vs. vs.
Mağarasızlık sendromundan kastın böylesi bir şey olduğunu sanıyorum. Yani modern zamanlara kendisini bulma girişimiyle bir başkaldırı kültüründen yoksunluk.
Hicretin buradan başladığını görmek gerekiyor evet. Bu iyi bir tespit. Zira mağaraya ihtiyaç hissetmeyen bir insanın hicret etmesine hiç gerek kalmayacaktır. Ondandır sanırım hicret kelimesinin lugatlermizden hicreti.
Mağaraya çekilmek de bir hicrettir.
Hicret bir çıkıştır.
Hicret zihinsel kilitlenmeyi açma girişimidir.
Hicret şaşkına çevirmektir.
Hicret güven tazelemektir.
Hicret umuttur.
Hicret hüzündür.
Hicret arayıştır.
Hicret duadır.
Hicret savrulmamaktır.
Hicret dik durmaktır.
Hicret teslimiyettir/isyandır.
Hicret tevekküldür.
Hicret tefekkürdür.
Hicret teşekkürdür.
Hicret tezekkürdür.
Hicret dendiğinde bu günlerde aklıma gelen isim Mehmet Akif İnan (Allah rahmet eylesin) oluyor. Hicret isimli bir şiir kitabı var. Mutlaka okunmalı. Oradan bir gazelle yazıma noktayı koymam gerekiyor;
El Gazeli
Ellerine sarın kalbimin içi
O ayla boyanmış nar ellerine
Bahar ellerine giydir düşleri
Göksel şarkıları sar ellerine
O kar ellerine yar ellerine
Deme sabah akşam var ellerine
Rüzgar mı asker mi biçti yolumu
Önünde kaç engel var ellerine
Bitirip şu kara kuru ekmeği
Göç etsem diyorum yâr ellerine
Oku! merkezli buluşma
takvim....
Cum, 03/02/2006 - 14:07 — medine dogantakvimin hicreti esas alarak baslamasi manidardir.yeniden baslamak....
Giden gelen karılmış!
Çar, 08/02/2006 - 16:34 — Emre Uğur"Aşk adamı vururmuş, vurdukça dönermişsin, döndükçe vurulurmuşsun" dediydi birileri biryerlerde, şimdi hatırlamıyorum nerelerde.
her ne ise!
Hicret yoluna çıkmış yolcu; "Allah der dönermiş, döndükçe
Allah dermiş", bu halet-i ruhiye içerisinde yol alanmış, yada yol alırken bu halet-i ruhiyeye bürünenmiş.
Hicret ise: "Bir defa Allah dedikten sonra, bir daha geri dönmemekmiş"
öteki:- ya emre kardeş, yeri mi değilmi bilmiyorum ama, bişey soracam sana, yerini zamanınıda düşünecek halde değilim zaten.
Emre:- Sor kardeş, yerde bizim yurtta bizim, sor bakalım.
Öteki:- ya şu karikatür meselesi diyorum, hani kanı bozuklar sultanımıza hakarette bulunmuşlar ya, acaba diyorum Alem-i İslam olarak, bir oyuna mı geliyoruz, ne diyorsun?
Emre:- Hiçbişey demiyorum. :) Oyunsa oyun, değilse değil. Biz duruşumuzdan mesulüz. yerini ve zamanını kendimiz öyle yada böyle tayin ederiz, diyeceğimizi deriz, tavrımızı koyarız, eylemse eylem, söylemse söylem , boykotsa boykot vs. vs.
öteki:- ya öyle de..
Emre:- Öylesi böylesi yok, bayrak meselesindede oyun moyun hikayeleri okunmuştu, gelirim kardeşim onumu düşünecem, oyun oynuyolar tabi ki, tabiki tezgaha düşürmeye çalışıyolar. olsun, beni bağlamaz, herkes kendi işini yapsın, ben bir müslüman olarak konumum itibariyle tepkimi çapım oranında koyarım, çapı yetende oyunu bozsun. "itse it, kurtsa kurt" saf görelim en azından, kimin ne olduğunu görmüş oluruz fena mı, neyse fazla uzatmayalım öteki, bu konuyu ilgili blog altında konuşuruz , selametle
öteki:- eyvallah! kusura bakmayın Şule hanım, bloğunuzun gölgesinde söyleşiverdik müsadenizle hicret tadında. selam ile
"Tanrı'dan diledim bu kadar dilek,
o yarin güldüğünü, bir daha görek."
dualarla kalalım
Rilke...
Çar, 08/02/2006 - 21:44 — Metah ÇAkko"Kalmak Nerede Var?"
vesSELAM
Hicret ciddi bir şeydir.
Per, 09/02/2006 - 18:01 — Sule DemirtasÖnemseyen herkese tesekkur ediyorum. Dinini, kendisini, yazimi ve yorumlananlari...
es selam
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
***DİKKAT DİKKAT***
Salı, 09/01/2007 - 23:33 — U.Ali BirkardeşlerHz. Ebu Bekir sesleniyor:
Allah ve Elçisinin size müjdelediği rahmete koşunuz!
Oluşturulmaya çalışılan sahte gündemleri ebediyet silgisiyle silgi çöpüne dönüştüren Kutlu An Çizerlerine selam olsun! Bu portrelere doyum olmuyor... Mekke, Medine dendi mi harfler gül kokuyor!