Holdingzedeler yavaş yavaş paralarını almaya başladılar ya da almayı düşündükleri için yüzleri gülüyor. Zamanında sağdan soldan bütün basın, mazlumun kimliği sorulmaz ilkesince dertlerini dillendirmişler ve o dönem, ekonomik krizlerin içinde uzunca bir zaman da ülkenin gündemini meşgul etmişlerdi. Bu mağdurlardan bir kaçını ben de biliyorum. Paralarını verdikleri holdinglerin patron ve müdürlerine şimdi bile köpürüyorlar.
Bu “zedeler” üzerine acizane ben de bir şeyler söylemek istiyorum.
Bu şirketlere paralarını verirlerken dindar olmalarına, içlerinde Allah korkusu bulunduğuna inanarak vermişlerdi ki, sonrasında işler düşündükleri gibi gitmedi. Paralarına para katmak için girdikleri bu işler -iş diyorum çünkü kendileri risk aldıklarını söylüyor ve kazançlarını faiz olmaktan bu şekilde kurtarıyorlardı- ters dönünce, bırakın kazancı ana paralarını bile alamadılar. Mağdur olma kimliği ile de medyayı kendi gündemlerinin aracı yaparak ortalıkta sahtekar taşlamaya ve kendi elleri ile vermiş oldukları ve arkalarından yağlı ballı laflar ettikleri insanlar için küfürlü, aşağılayıcı konuşma ve eylemlerinin içine girdiler. Mal canın yongasıdır, derler. Doğru ise bu söz, mağdurları anlıyor ve hak da veriyorum.
Ancak şu var ki, bu tür oluşumlara para veren insanlara baktığımız zaman -ki şahit olduklarımın üzerinden konuşuyorum- çoğu bir işletme sahibi değil. Bir işletmeleri olmuş olsa, ellerindeki birikimi nasıl kullanacaklarını tecrübe edebilecekleri bir iş ve piyasa bilgisine sahip olmalarından mütevellit holdinglerin kapısına asla gitmeyeceklerdi. Birikimlerini ev, dükkan gibi gayrımenkullerle değerlendirecek, arazi satın alıp ileriki zamanlarda kat karşılığı vermeyi düşünerek fırsat kollayacaklardı. Bunları yapmayanlar ise, zengin birikimlerini yastıkaltı yapacak ya da eşlerinin kollarına takı yaparak gözlerinin önünde şıngırdatmalarını isteyeceklerdi.
Zenginlik zenginliktir. Kimden, nasıl kazanıldığı meşru ya da değil -o tarafına bakmıyorum- başka emeklerin kişinin hesabına geçmesi ve başkalarının birikimden hak talep edemeyecek olması demektir. Rahat yaşamak, ortalamanın üzerinde imkanlara sahip olmak ve her gün yemek yiyen insanlardan olmak ve bunu yaparken de para sıkıntısı çekmemek bence etrafımızdaki sefaletin içerisindeki zenginliktir. Yetmiyor yine de gibi bir yaklaşımı, paylaşmamak için şeytanca kurulan akıl yürütmeler ve yüreklerdeki tanrısal sesi bastırmak için bulunmuş bahaneler olarak görüyorum.
Başka insanların emeklerinin zengin dediğimiz insanların emeklerine duhul etmesi söz konusu olmamış olsa idi zenginlik denen şey de mümkün olmazdı. Ekonomi doktrinleri, zenginliği bu şekilde açıklar ve öğretir. Bunun içindir ki bir insanın zengin olması başka emekleri zimmetine geçirmesi demektir. Hatta büyük ölçekte bir ülkenin zenginliğini başka ülkeyi sömürmesiyle ilişkilendirebiliriz. Tarihin insan üzerine düştüğü zengin olma kaydı budur.
Holdinglere paralarını kaptıran, işletme sahibi olmayan insanların birikim dedikleri şeyleri nasıl kazandıklarını merak ediyorum. Mağdurların paralarını kaptırmadan önce düğünlerde, cenazelerde, eş dost meclislerinde ayet ve hadisli sohbetler yaparken kimse onların ne kadar mal varlığı olduğunu bilmiyordu. Paralarının ellerinden uçup gitmesinden sonra tv ve gazete manşetlerinde, sohbet meclislerinde bu insanların haberlerini, dertlerini duyar, dinler olduk. Parasını kaptırmanın acısı ile içi yanan bu vatandaşlar artık dertlerinden ayetli hadisli misyonerlik yapamaz oldular. Konuştukları tek şey kaptırdıkları paralar ve bu şirketlerin çevirdikleri dümenler oldu. Müslümanlıkları kıldıkları namaz ve tuttukları oruçtan müteşekkil kalakaldı.
Elindekini avucundakini sermayedarlara kaptırdıktan sonra şirket ve banka önlerinde eylem yapan insanların, ekranlarda “Din adına para topladılar” diyerek holding patronlarına kızmaları, gazetelerdeki içler acısı halleri, acıklı hallerine tercüman olacak mesajlar verme gayretleri sermayenin mantığına da ters bir durum. Paralarını iş yapabilme güçlerine değil de dindarlıklarına vermemişler miydi? Bu holdinglerin ne kadarı iş bilir ve ticaretten anlar, üretim kapasiteleri var mıdır, yok mudur, bu süreçte böyle hayati detayları kim sorgulamıştı ki?
Ayrıca holding mağdurları, paralarını zamanında çok kazandıran şirketlere verirlerken cihat düşüncesiyle hareket ettikleri zehabıyla hem çok kazanmayı hem de zengin Müslüman nasıl olurmuş bütün dünyaya bunu öğretmeyi düşünmüyorlar mıydı? Sistemi yanlış gördükleri halde ellerimizdeki avuçlarımızdaki diye vicdan sızlattıkları paralar ile bire beş, bire on almayı Allah’ın inayeti ile gerçekleşivereceklerini zannetmiyorlar mıydı?
Kızmalarına din süsü verip ahlaki tanımlamalar ve dini pazara çıkartan söylemlerle iş ortaklarını sahtekar ilan etmeler, “Kazanmanın getireceği riski bilirim ama beni o tarafı ilgilendirmez arkadaş” deyivermeler, faizle zengin olmayı gelenek haline getirmiş bir yaşamın ruh hali değil de nedir?
Mağdurlar, kendilerinin dışındaki sahtekarlıklardan önce birikimlerini şimdiye kadar kimden, ne şekilde saklayabildiler? Hayırdan hasenattan o serveti nasıl kurtardılar? Duygu sirkine dönüştürdükleri o sohbetlerde, ağlama duvarı yaptıkları o medyada bunlardan da bahsedilseydi ya biraz da! Kazanırken kimsenin haberi yok, kaybederken neden herkesin haberi oluyor?!
vs.vs.vs.
Bu fırsatçı yastık altı zenginlerinin mağduriyetine inanmıyorum. İnandığım şey, paranın yasasının nasıl kazanç halinde kendini gösteriyorsa, aynı şekilde el değiştirirken de kendini göstermesidir. Kimsenin de bunun için ağlamaya sızlanmaya, şeytanlıkları üzerinden kendileri gibi zenginleşme yolunda olanları taşlamaya hakkı yoktur.
…
Şimdiler de paralarını alıyorlar ya da alacaklar. Neden sesleri hiç çıkmıyor?
Son yorumlar
4 sa. 57 dk. önce
10 sa. 32 dk. önce
10 sa. 58 dk. önce
15 sa. 36 dk. önce
18 sa. 16 dk. önce
1 gün 4 sa. önce
1 gün 5 sa. önce
1 gün 7 sa. önce
1 gün 8 sa. önce
1 gün 13 sa. önce