renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Mahalle Yazıları

Mahalle YazılarıMurat benim adım abi! İlk kez orada görmüştüm, cumbalı evin parmaklıklarının ardından minik ayaklarını sallandırmış, mahalle maçını idare ediyordu. Arada yanındaki emaye tastan yeşil eriklerinden birini ağzına atamayı ihmal etmiyordu. Diğer oğlanlar, patlak topun peşinde bir oyana bir bu yana koşuyor, sokakta bir curcunadır gidiyordu. Yirmi gazoz kapağına yapıyoruz bu maçı, kaybetmememiz lazım! Onun tutunuşu hep gözümün önünderdir, o yaşta nasılda tutunmuşlardı hazineleri gazoz kapaklara. Sen niye oradasın gelsene buraya camdan maç mı yönetilir, dedim. Yok ben sahaya gelemem cezalıyım, buradan idare ederim dediğinde vay küçük ukala dediğimi duymadı. Yürüdüm kendi yolumda, O orda kaldı.

Zaman baharı getirdi, bahar duvağını. Gene karşılaştık muratla cumbanın önünde. Ne haber dedim kaygısızca. Ohoo haberler biteli yarım saat oldu dallas başladı bile, dedi. Kızdım ama sevdim bu delikanlı raconlarını. Olum senin bu lügatin bana sökmez, bozarım bak havanı dedim. Ne yaparsın dövermisin diye diklendi. Yokta Gülizar teyzeye derim bak, senin damat gene asmış çarşafı, akşam suyu çok içmiş gene tutamamış, derim. Sen de Filizi rüyanda görürsün. Vermezler sana, kim sidikliye kız verir lan bacaksız, dedim, yanakları kızardı.

Ya amaca! sende yazı makinası varmış, bir gün size geleyim tuşlarına basayım ben de, ne olur be amaca! çok merak ediyom, dedi. Eh bakarız bir gün, aşağı mahalleyle yapacağınız maçı kazanın düşünürüz bişiyler. Helal sana be abi! diye atıldı, Dilek ablaya demiştim, bu abi kral diye. Ulan hayta! bizim numaramızı bize geçti, diye geçirdim içimden. Bana bak cumba şebeği! senin dilin kadar başka yerlerinde uzadı mı? Haftaya sünnet şöleni var yazdırayım mı adını oraya altın harflerle? Sarardı benzi anne gel kirazlarım bitti diye içeri bağırdı. Böylece ilk ve son maçımızı da bacak arası bir golle ben kazandım.

Baharın yaza geçişi, merminin kundağa geçişi gibiydi. Atlet giymiş bir günün çizgili pijaması olmuştuk. Mavi badanalı evlerin önünde çekirdek çıtlatılan sokaklara inat, yaz bizim sokağı sarıya boyamıştı. Pencereyi açtığımda az ötede duran kamyoneti gördüm. Elinde boyu kadar bir leğeni arabaya yükleyen Filiz gözüme ilişti. Filiz ilkokul bire giden, örgülü iki pelik sarı saçları, umut bakan maviş gözleriyle sokağın çocuklarını peşinden koşturan, sokağın güzel kızı. Bizim Murat bunun tutkunu, bi de Filiz'in amca oğlu var ilkokul beşte, onun korkusundan kimse yanına yanaşamıyor. Gülizar teyze denkleri hazırlamış arabaya yüklüyordu. Mahallenin çocukları da pervane hepsi bir şeylerin ucundan tutmuş arabaya yüklüyorlar. Murat geldi aklıma, kapı zili kaderin tik taklarını çaldı.

Murat'ın annesi olduğunu söyledi karşımda duran kadın . Beyaz tülbendi gözlerindeki acıyı daha da ortaya çıkarıyordu. Ben Murat'ın annesiyim, dedi. Murat'a söz vermişiniz, sizi rahatsız etmek istemezdim ama ana yüreği işte, isteyince dayanamıyoruz, dedi. Neyi, dedim şakın bir halde. Meğer benim daktiloma takmış, babasına kağıt aldırmış, takımdaki çocuklara pişi yaptırtmış annesine. Ama as futbolcuları Cengiz'in ayakkabısı yırtılınca babası da basmış sopayı buna, topta yasak tabi. Bizim sokak yenilmiş aşağı mahalleye. Beyaz kağıtlar elinde kalmış bizimkinin, bir de Filiz'in taşınacağını öğrenince hepten küsmüş herkese.

Sen gönder bana! biz anlaşırız onunla, dedim. Siz gelseniz, dedi kadın, O çıkmaz sokağa şimdi. Vay beyimiz ayağına çağırıyor! diye öfkelendim ama kıramadım kadını. Yüklendik makinayı gittik . Bizim ki süngüsü düşmüş, bir koltukta oturuyor. Ne o, yenemediniz bir çapulcu alayını! burada sümsük sümsük oturuyorsun. Gözleri güldü, o yanında duran iki değneğe uzandı, çatırt etti burun direğim. Sızısı ve sesi hep yüreğimde o anın. Karşılaşmamız ondan evinin cumbasında oluyormuş, demirlerin arkasında...

Güzün sarı benzi belirdiğinde çatlak bir duvarda. Sokakta camlardan çıkan soba bacalarının duvakları vardı. Nemrut hücre yapışmıştı Murat'ın iliklerine, bir de ayakları. Ama tutunuşu, sevişi, cesareti, alaya alışı beni nere gitsem takip etti. Ve ne zaman uzansam yakalamak için, bir adım yana kaydı...

Kış bensiz gelmiş, yorganını örtmüş Murat'ın üstüne. Hüzün olmuş sakağın rengi, bir gece emaye tas, minder ve iki değnek boyamışlar sokağı. Anacığı bakıp ağlamış, ağladıkça yaşlanmış, O yaşlanınca sokak küçülmüş...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Biz Çocukkene.

Arnavut kaldırımı olan bir mahalle, her hafta yeniden alınan plastik bir top, evinden kaçıp soluğu sokakta alan senin kafadarın birkaç arkadaş ve bir de güzel bir kız. İşte birçoğumuzun çocukluğu bundan ibaret belki de. Şimdi büyük sözler söylüyor, küçük dünyaları yaşıyoruz. Yazık oldu bizlere.

Erkan Bey, gayet duru ve samimi anlatımınızla, beni maziye götürdünüz. Tebrik ederim.

Umutla ve Muhabbetle.

Murat:::Pozantı'da Tartıcılık Yapar...

-Tartalım abi...
-Tartma...
-Tartalım.
Çıktım basküle,
-57 abi, dedi dik bir sesle.
İndim baskülden,
-Tartabilir misin hüsranımı da, dedim,
-Hayır, dedi. Yoksulluğunu tartarım ama, ağırlığını bilirim çünkü.

Bu Murat O Murat'ı anımsattı şimdi bana. Pozantı garında, raylara dikey baskülünün ardında, soğuktan üşüyen ellerine hohluyordu...

Çocukluğumun Mahallesinden Ismarlanmış Tatlar

Mahalle maçı, emaye tas, yeşil erik, gazoz kapağı, delikanlı raconları, Filiz, Gülizar Teyze, Dilek Abla, kirazlar, bacak arası goller, sünnet şölenleri, çizgili pijama, mavi badanalı ev, leğen, yırtılan ayakkabılardan sebeb yasaklanan toplar, camlardan çıkan soba bacaları ve o sokaklar...

Hepsine dair söyleyecek şeylerimiz vardır elbet...

Çocukluğumun mahallesinden o eski tatları ısmarlasam sanırım böyle bir şey gelirdi karşıma.

Belki Hanife Teyze'nin ayvayı kapının eşiğindeki taşa vurarak kemirmesi olurdu bu tadın adı, belki Sadık Amcanın atının taşla bezeli yolda çıkardığı nal sesi.

Kimbilir belki de nemli bir toprakta açılan çukurlarda ya da toprağa çizdiğimiz üçgenlerde oynadığımız misketlerin renkleri konuk olur gelirdi.

Bana Kur'an okumayı öğreten Hafız Amca'yı unutmazdım sanırım.

Kocaman çamur topları evinin arka duvarına nişan alıp, evinden üzerine alelacele aldığı eski bir yeşil pardesüyle peşimizden koşturduğumuz Koçanne (Koca Anne)den muhtemelen gözlerim dolu dolu özür dilerdim.

Ya evimizde telefon olmadığı için şehirlerarası iletişimimizi sağlayan rahmetli Hasan Amca ve Hacer Yenge'yi unutur muydum?

Hey gidi bahçesinde güller yetiştiren, mahallenin en güzel ayvalarını yetiştiren, o masmavi gözlerini ufka dikip dikip dalarak sigarasından nefes üstüne nefes çeken Aziz Amca hey!

Akşam oturmaları.. tabağına limon kıyılmış paşa çayları.. kırmızı başlıklı kızın envai çeşit versiyonları.. Nerdesin Nazire Teyze?

Hüsniye Ablayla Saadet Abla'nın fısır fısır konuşmaları..

Gürkan Abi ile Kenan Abi'nin sattıkları cakalar... Ve mahallemizin tarihte hiç bitmemiş delileri...

Nerelere gittim işte...

Sahi hangimizin Murat adında bir arkadaşı olmadı ki?

neo (yenice) eleştri

Hayatta çeşitli meslek dalları vardır. Birisi çok güzel oymacıdır. tahtaçekicin keskiye vuran ahenkli sesi, ağaçların rahiyaları onu ve atölyeseni girenleri sarıp sarmalar. Aradan yıllar geçer kendince kokan bir dükkanın bir köşesinde rastlarız bu ustanın yapıtına. hiç hesapsızca yerleştirlen eşyaların oluşturduğu yeni bütünün büyüsüne kaptırız kendimizi.eşyaların tamamı eski bütün ise yeni ve işlevsizdir.Bir antikacı dükkanı gibi. Kelimelerde bazen böyledir. Bir legonun parçaları gibi. Uygun parçalar bir kutu içinde size gelir siz ona kendi hayal gücünüzle bir şeyler eklersiniz ve ortaya çıkan sonuç sizi daha fazla mutlu eder. Bunada gelin kelime koleksiyoncuları diyelim. Eşyaların antikaları yenilerinden daha kıymetli değilmidir? Neden anılarımız kıymetli olmasın. Bir yazı her okuyanda ayrı bir tat ayrı bir şekil almasın. sanat neden dinamik olmasın? Benim ki böyle bir amacın ürünüdür. umarım başarıya ulaşmışımdır

Vayy, be

Yazıyı ilk okumaya başladığımda içim ısındı.Sonra kopamadım ve tamamını su misalı okudum.O kadar hoş bir anlatım ve o kadar akıcı bir üslup ki, Allah bana da nasib eder inşallah.

Erkan abimi, canı gönülden tebrik ediyorum.Çok hoş bir yazı olmuş.
Kaleminiz onurunuz olur, ellerinizden eksilmez inşallah...

Muhabbetle...

Yorum yapmadan edemedim

Çok sevdim, çok sıcak, bana çok yakın gelen bir yazıydı. Bana anacığımın kara makinada elcağızıyla diktiği beli lastikli donlarla dolaştığımız (kemerli pantolonları, epa topuklu ayakkabılarımızla bayramlarda giyerdik), "esem sporlarımız"la, -yan taraftaki dereye kaçmasın diye havasını indirdiğimiz- plastik toplarımızla altında oyunlar oynadığımız yaşlı ceviz ağacını hatırlattı. Bir teneke gazoz kapağını yağma ettiğimiz, çocukların kapışmak için birbiriniz ezdiği günleri.

Bibip, cincin, dandi sakızlarını... Televizyon seyretmek için (siyah beyaz ve tek kanal TRT) komşulara gittiğimiz günleri... Bisikleti külüstür ama kalbi ayna gibi cilalı dondurmacı Selim Amcayı... (parası olmayan küçük çocuklara kıyamaz, tadımlık ta olsa verir eli boş döndürmezdi, Allah rahmet eylesin). Daha neler neler ...

Şimdi o günleri hasretle, gözlerim dolarak hatırlıyorum. Çok mutlu olduğumuz, çok güzel günlerdi...

O günleri tekrar yaşattığınız için teşekkür ediyorum. Elinize ve yüreğinize sağlık.