gece. ömrümün takvimi yırtılmış.
bilmiyorum sondan kaçıncı baharı yaşadığımı.
saatin pili bitmiş yine.
ve zamanın akrebi zehrini salmış da gençliğime,
öyle susmuş.
İki hecelik bir kaçamak benimkisi: Sev-da. Bir düş yıkımı, tatsız tutsuz bir mutluluk özentisi. Ama yine de, hani bir akşamüzeri dikilsem pencerenin önüne, çakıl taşlarım avcumda ve cebimdeyken misketlerim. Saatler gün ışığını yakalamaya çalışırken dahi kımıldamasam hiç. Yakılmamış bir mum fitili gibi. Çıkarmasam sesimi. Kendi içine akan bir lav gibi. Orada öylece. "Gel..." diyemeyecek kadar ürkmüş olsam reddetmenden, hani omuz silkersin diye. Vazgeçsem. Birkaç satırlık ve karmakarışık ve muhtemelen hiç bir halta yaramayacak bir mektup yazıp koysam kapına. Hani çalıp kaçsam zili. Anlar mısın? Zarfı ellerine aldığında kokumu tanır mısın? Bilmiyorum... Sanır ve korkarım ki hiiç gelmem aklına. Düşmem hiç bundan böyle düş olup, hani herhangi bir gece vakti, ıslak yastığına.
Ama yine de dedim ya, yine de... Şimdiki gibi böyle, istemedikçe kafiyelere boğsam cümle sonlarını.
Üstüste koysam da birikse tekil gecelerim; kat kat.
Çıldırtan bir kaçış benimkisi senden dört nala; hay-at!
Emin değilim biliyorum sadece, yaşadıkça senli şenliklerimi göremeyeceğim. Adı her ölüm şekline her zaman diliminde yakışan, hani cuk diye oturan birine hayat yollarında rastlayabilir miyim ki? Cık. Bu yüzden kaçıyorum korkaklığıma boyun eğerek. Kaçışımı ve korkaklığımı ve ağlamalarımı ve pişmanlıklarımı üzerine alın; haddimi aşıp emrediyorum! Yangının rengi en çok senin tenine yaraşır çünkü. Sen; gündüzüme neşter vurmaktan çekinmeyen. Sev(diğim a)dam olarak miniminnacık tarihime ve parçalı bulutlu mevsimime kazınan... Yazgımı da üzerine alın. Yazıldığım satırları da...
azrail terliyor başucumda; "az kaldı be azize, hadi öl kurtul be azize!"
diyorum daha çok var toprak vuslatına. alma beni.
diyorum daha yaşlanmadım, aldırma kalbimin ağarışına...
oysa valizim odanın orta yerindeydi...
biletimi posta güvercinleri kondurmuştu avuçlarıma: Mavi.
dışarda yağmur.
ılıcak bir yaz mevsimi.
anladım; azraili terleten kalma ihtimalimdi...
Gece. Hayatın kıskacından sıyrılmış bir adam düştü gölgeme. Titrek avuçlarını gözyaşlarıma değdirdi. Kavruldum. Hiç bu kadar büyümemişti yanaklarıma yağan alev topları. Bir sancılar bütünüydü bu hafızamı kudurtan. Aah dedim, bu gönlümün mihrabına tırmanan hangi güzün türküsü... Yandığım anda yanıldım işte. Tam da kaplayacağız birlikte göğü derken, adam gözyaşlarımda eridi. Bir kıyamet boşaldı numaralı koltuklardan: Alkış. Eğildi başım olabildiğince yere. Ve ilanı duyuldu adamın salonun dört köşesinde: Oyun, bitti!
Yorumlar
mektubunuzu okurken,
Pzt, 21/08/2006 - 21:53 — emre dinçmektubunuzu okurken, cümlelerinizin içinde bazen öyle yüksek dozda hüzünler sezdim ki, kelimelerle ifade etmek mümkün olmadı.
bu yüzden sizi bir iki cümleyle selamlamak istedim;
"kırgın değilim iliklerime kadar ama
çekingen bir hüzünle konuşuyorum
sarmak için yaraları..."
oyun yeni başlıyor
Salı, 22/08/2006 - 00:04 — aysun yollardagezerZarfı özenle açtım, köşeleri uçuca getirilmiş kağıdı okumaya başladım.
Açılış ile Kapanış arasındaki fark beni şaşırttı. Başlangıçta hiçbir özgün ifade bulamadığım "o metinler"den birini okur gibi dikkatsizdim. Bazı kelimeler romantik ritmi bozuyordu sanki:
"...hiç bir halta..."
"..Cık..."
Böyle bir metine yakışmıyor, dedim.
Sonra azrailin terlediği bölüme geçtiğimde ve son paragrafta düşüncemi tamamen değiştiren bir revizyon yaşandı metinde :) Sanırım yazının başı ile sonu aynı zamanda yazılmadı. Bir sitemkar mektup nasıl bir hikayeye dönüştü, bunu da farkedemedim. Geçiş ani ama başarılıydı.
Son paragraf için alkış istiyorum...
Ellenize sağlık.
not: Bir de şu: "hiiç" kelimesindeki iki "i" kullanımına itirazım var. Türkçemiz güzeldir, güzel kalmalı:)
(Konusuz)
Per, 01/03/2007 - 23:12 — leylifer ayoyun bitti...
Salı, 15/01/2008 - 21:49 — Ercan Aydinoyunun ne zaman başlayıp nerede bittiğini hala anlamış değilim..her şey oyun mu acaba diye çok düşündüm..o inanılmaz heyecanların aylar sonra yokup olup gitmesini gördükçe hayatın oyun olduğu düşüncesi ağır bastı..sonra 'bu dünya hayatı yalnız bir oyun ve eğlenceden ibarettir,asıl hayat ise ahiret hayatıdır,bir bilseler...' ayeti aklıma geldi..ve artık şüphem kalmadı hayatın oyun olduğuna dair..her oyunda kazanan ve kaybeden bulunur ama bu oyunda bir çok alan var kazanmak ve kaybetmek için...ama bence aşk oyununu kaybettikten sonra diğer oyunları kazanmanın çokta bir faydası yok..oyunun kurallarını ben koymadım,bana sadece yaratan tarafından senaryoda bir rol verildi ve ben kendisine yönetmen tarafından her hangi bir rol verildikten sonra oynamama lüksü olmayan bir sanatçı gibi verilen rolu reddetme gibi bir ihtimalim olmayarak oynadım ...başı çok güzeldi ama sonu hiçte istediğim gibi bitmedi...niye benim senaryodaki rolumu uzun tutmadın Allah'ım?keşke biraz daha zaman verseydin bu güzel aşk oyunun devam etmesi için..keşke...