Şehirler daha bir çekilmez olur seçim zamanlarında. Modern hayatın getirisi/götürüsü olan yapay ve yapmacıklığın envai çeşidi ile bu atmosferde karşılaşmak ziyadesi ile mümkün olur. Kalabalık trafiğin ve dar sokakların arasına girmiş koca koca otobüsler ile, zaten gereğinden fazla olan kirliliğe otobüs ve hoparlörlerin yaptığı katkı hiç de küçümsenecek boyutta değildir.
Normalde yüzünüze dahi bakmayan ve varlığınızın farkında olmayan insanların yüzlerine taktıkları sahte gülücüklerle yanınıza sokulmaları, siz seviyormuş gibi yapmaları yok mu. Ah! Aslında ne kadar da fedakar insanlar olduklarını anlatma çabası içine girmeleri hiç de çekilir değildir. Seçildikten sonra sizleri odasına kabul etmeyenler, olmadık bir zamanda yakın bir dostunuzmuş gibi evinizin ziline basmaya cüret ederler. Yüzsüzler ordusu ! Televizyonlara çıkıp, hizmet aşkı ile nasıl da yanıp tutuştuklarını ifade etmeye çalışırlar ! Ne de vatanperver, nede humanist olurlar bu vakitlerde. Milleti tüm etnik farklılıkları, tüm yaş ve inanç grupları, tüm katmanları ile birlikte kucaklarlar. Güney doğuda " başım gözüm üstüne " Fatih'te " Selamun aleyküm " diye hitap eder ve çok da umurlarında olmayan Allah'a emanet ederler bir daha ardlarına bakmamak üzere. Allah'a emanet olun demelerine aldanmayın siz, bu; ne halinizin varsa görün demenin başka bir yoludur onlar nezdinde. Ne çok maskeleri vardır arka çeplerinde taşıdıkları. Maskenin ardında kocaman bir dilden başkası yoktur çoğu kere. Devamlı sağa sola sallanan, etrafına tükürükler saçan kocaman bir dil. Dil adamlar. Kiminin sureti paradır sadece. Maskenin ardında Benjamin Franklin vardır. Her kilidi açtığını düşündükleri dostlarına benzemişlerdir Eflatun felsefesine göre.
Moderni gelenekçisi, Liberali muhafazakarı, en dindarı en profanı az yada çok bu hali yansıtırlar. Göz alıcı diksiyonlara sahip olup, içi boş sloganlara başvururlar. En büyük silahları ilkelin ideolojisi ve karşı cenaha karşı yaptıkları eleştirileridir. Muhalif olduklarının açık ve eksik yanlarını dile getirerek varolacaklarını zanneder ve habire saldırırlar.
Bu seçimlerde de her zaman olduğu gibi görülen manzara bu. Aslında AKP'nin seçim stratejisi ile alakalı bir blog girmeye niyet etmişken, genel itibari ile can sıkıcı seçim manzaralarından bir parça bahsedip içimi dökmeden edemedim. Eee fena da olmadı hani. Birilerinin duygu ve düşüncelerine tercüman olmuşuzdur diye ümit ediyorum.
Bu seçimlere damgasını vuracak husus, şahsi gözlemlerim itibariyle AKP tabanının Başkan adaylarını sahiplenmemesi üzerine olabilir. AKP'nin; tabanının görüşlerini hiç mi hiç dikkate alıp umursamadığı gibi bir kanaate kapılmak üzereyim. Belki bana böyle olanları denk gelmiş de olabilir. Farklı muhitlerde bulunan eşin dostun hep aynı sıkıntıdan dem vurup muzdarip olmalarından kaynaklanan bir kanaat bu. Politika ile hiç mi hiç ilgili olmamama rağmen izlenimlerim bu minvalde. Sanırım AKP, hükümet etmenin ve kendine göre başarılı bir icraat sergiliyor olmanın güveni ile biraz fazla rahat hareket ediyor ve bu yüzden tahmin ettiği başarıyı da ıskalamak üzere. En azından, bazı bölgelerde hiç de beklemediği sonuçlar almasına neden olabilecek bir tavır sergilediğini söylemek mümkün bana göre. Oysa! özellikle son iki seçimde, hükümeti iktidar edenlerin aldıkları oyların büyük çoğunluğunun tepki niteliğinde olduğunu farketmiş olmalıydılar. Bizim millet duygusaldır efendiler. Ne daha önceki Ecevit hükümeti, nede şu anki AKP aslında hak ettiği için almadılar bu oyları. Hak etmeyen zamanı geldiğinde hemen alaşağı ediliverdi. Her ne kadar Politika ile ilgilenmiyor olsam dahi bu durum, siyaset ve memleket meselelerine duyarsız olduğum anlamını taşımaz. Elbette, faydalı hizmetlerde bulunacak insanlarımızın seçilmesini arzu etmekteyim.
Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Ahmet Taşgetiren gibi köşe yazarlarının dile getirdiği, hükümetin özellikle tabanına karşı gösterdiği yanlış tavra da değinmeyeceğim.
Aslında bu konuyu daha da uzatmak ve yatay değerlendirmelerde bulunmak mümkün ama meselenin benim partim-senin partin gibi dar ve faydasız bir boyuta taşınmasını hiç de arzu etmediğim için bu kadarı ile yetinmek istiyorum.
Yorumlar
Hani demokrasi
Çar, 17/03/2004 - 21:13 — Şadan ErcanAvrupa Birliğine girmeye uğraştığımız ve demokrasi sınavı verdiğimiz şu günlerde parti yöneticilerinin tepeden inmeci, totaliter bir tavır sergilemelerini anlamak mümkün değil. Hala aynı kafa hala aynı mantık devam ediyor. Ben şahsen Tayyip Erdoğan'ın söylemlerinden daha farklı bir tutum sergileyeceğini düşünüyordum ama yanılmışım. Teşkilatlar kukla gibi kullanılıyor. Teşkilatlar düşünemez, üretemez, söz sahibi olamaz. Onlar adına düşünülür, karar verilir, teşkilatlara ise uygulamak düşer. Eğer demokrasi halkın kendi kendini yönettiği ögürlükçü bir yönetim modeliyse bu işler nasıl oluyor. Ben mi demokrasiyi yanlış biliyorum.
Binlerce insan hiç tanımadığı hatta kimi zaman adını bile ilk defa duyduğu bir şahsın başkan seçilmesi için çalışma yapıyor. Olacak iş değil.
Neler oluyor...
Çar, 17/03/2004 - 22:51 — Ercan HüseyinoğluHerkesin malumu olduğu üzere ülkede yerel seçimler var. Her seçimde özellikle de her yerel seçimde ne kadar kahve köşesinde işsiz-güçsüz adam varsa parti bürolarına koşar, özellikle de kazanma şansı yüksek partiler için her türlü aktivite yapılır. Normalde kahvede kağıt oyunları ve okeyden başka bir şeyle uğraşmayan bu zevat birden ülkenin yüksek menfaatlerinden bahseden, rakip partileri kıyasıya eleştiren, politika uzmanı (!) oluverir. Peki seçimler bitince ne olur iş bulanlar kahveye daha seyrek gelmeye başlar, iş bulamayanlar da eski tas eski hamam depolitik yaşamlarına dönüverirler.
Başkan adayları kapı kapı dolaşır ve insanlara şirinlik yapar. İnsanlar da heyecanlanır, önemli insanlar tarafından büyük adam yerine konulduğunu sanır. Başkan olduğunda bırakın görüşebilmeyi başkanın yüzünü görebilen aşkolsun. Bu yıllardır böyle süregelmiştir.
Seçmenler oylarının bir silah olduğunu düşünürler. Ancak Kadir Çöpdemir, NTV'de bilnçli seçmen ararken bir türlü aradığını bulamaz. Kandırıldıklarının, aldatıldıklarının farkına bile varamayacak kadar bilinçlidirler çünki. "Ben bunların hiçbirini tanımıyorum kardeşim niçin oy vereyim?" demek kimsenin aklına gelmez. Yıllardır aynı şeyler yaşanır ve yaşanmaya devam eder.
Seçimlerin sonucu hakkında bir değerlendirme
Pzt, 22/03/2004 - 17:45 — FirAyE ErayBu yazı vesilesiyle Prof. Mustafa Erdoğan'ın bir değerlendirmesini aktarmak istiyorum;
"Mesele daha ziyade, büyük bir seçim "zaferi"nin iktidar partisini içine sokması muhtemel halet-i ruhiyeyle ilgilidir. Tarihte, Lord Acton'ın (1834-1902) iktidarın "tefessüh ettirici" etkisine ilişkin öngörüsünü doğrulayan pek çok örnek vardır. AK Parti'nin böyle bir etkiden büsbütün muaf olduğu da herhalde söylenemez.
Haksızlık etmemeğe çalışarak söylüyorum: Bugüne kadar genelde iyi bir performans çıkarmalarına rağmen, hükûmet mensuplarından zaman zaman sadır olan beyan ve davranışlardan bu ihtimalin ne yazık ki onlar için de varit olduğu sonucunu çıkarıyorum. Bu, esasen, Türkiye'deki muhafazakâr iktidarların en çok kapıldıkları bir eğilimdir.
Kendisini "milli irade"yle özdeşleştirme gibi bir "iğvaya kapılmak" iktidar partisi bakımından başlıca iki sonuç doğurabilir: baskı ve oportünizm. Gerçekten de, arkasındaki büyük halk desteği yüzünden hükûmet yaptığı her şeyin doğru olduğu zehabına kapılabilir, muhalefeti ve kendisini desteklemeyen toplum kesimlerinin seslerine kulak tıkamaya, hatta onları baskı altına almaya yönelebilir. Oportünizm de kamu için bundan daha az zararlı değildir; çünkü, kamu işlerinin görülmesinde ilkelere ve programa bağlılığın yerini "günü kurtarma" siyaseti aldıkça bundan şüphesiz bütün bir toplum zarar görür.
Bizatihi kötü olmaları yanında, her iki tutumun orta ve uzun vadede ayrıca ters etki yapması da mukadderdir. Yani, baskıcılık ve oportünizm partinin seçmen desteğini zamanla silip süpürür. Kısaca, ne yandan bakarsanız, çıkmaz bir yoldur bu."
Sayın Mustafa Erdoğan'a katılıyorum ayrica ilave olarak şunu söylemek istiyorum; Yerel seçimlerde de çok kez şahit olduk. Birçok Belediye Başkanı ilk kez seçildiklerinde yaptıkları hizmetleri 2. kez seçildiklerinde yapmaz oldular. Hizmet aşkları birden sönüverdi.
Amacını aşmak bu kadar mı olur?
Çar, 24/03/2004 - 17:42 — Ercan Hüseyinoğlu28 Şubat süreciyle birlikte Milli Görüş çizgisindeki partileri art arda kapatılan Necmettin Erbakan'ın "Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasiye saygılı ve ölçülü hareket ediyor. Kıbrıs konusunda duyarlı olmalı" diyerek askeri göreve çağırması Saadet Partisi'ni karıştırdı. Bazı partililer Erbakan'ı savunurken, bazıları da "Hoca amacını aşan açıklama yaptı" dedi.
Erbakan'a 28 Şubat'ı anımsatan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu, "Askeri göreve çağırma olmaz. Askerin siyasete müdahaleleriyle geçmişte demokrasi yara aldı. Amacını aşan bir açıklama. Bu sözler geçmişten çağrışım yapar, yanlış anlamalara neden olur. Askerin yapacağı şey ülke savunmasıdır. Milli güvenlikle ilgili durumlarda düşüncesini söyleyebilir ama kararı hükümet verir" dedi.
Necmettin Erbakan ki 28 Şubat'ı bizzat yaşayan, en son askeri darbeyi yiyen kişidir, nasıl olur da böyle konuşur? İnsanın aklı almıyor. Demokrasi ve hukuk devletini yok sayan bu açıklama hiçbir şekilde kabul edilemez, tevil ve tefsir edilemez. Hayretler içindeyim...
Gözlerinizi kapatmayın
Cum, 26/03/2004 - 00:36 — Ercan HüseyinoğluKardeşim körükörüne taklitçi olmayın lütfen. Sayın Necmettin Erbakan da bunu söylemiyor mu zaten. "Hocamız burada hata yapmış" deyiverin, olsun bitsin. Sayın Bekaroğlu hatalı olduğunu söylemiş ağzına sağlık. Erbakan çok bilgili, çok deneyimli, çok değerli biri olabilir. Bir konuda hata yapması O'nu değersiz kılmaz ya da bir çırpıda atıvermeyi gerektirmez. Ama hata yapmışsa da yapmıştır. Hz. Peygamber bile hata yapmışken sayın Erbakan'ın hata yapmaması mümkün müdür? En büyük hata hocaların, şeyhlerin hatasızmış gibi savunulmasıdır.
AKP ile TSK arasında uyum görmüyormuş. Bu ne demek gerçekten! Hükümetler TSK ile uyumlu çalışmak zorunda mı demek? Kim kime uyacak? Biri milletin iradesini temsil eden hükümet diğeri ise hükümetin emrinde devletin güvenlik işlerini yürütecek bir kurum. Hangi demokratik ülkede bu tip bir sorun yaşanabilir söyler misiniz? Bu tip sorunlar Türkiye gibi demokrasi ve insan hakları özürlü,
"yüzyıllardır gelişmekte olan" ülkelerde görülür ancak.
TSK demokrasiye saygılı... bu nedemek... neden hala bu tip cümleler kurulma zorunluluğu bulunuyor. Neden bu cümlenin kurulma ihtiyacı hissediliyor?
"Milli Güvenlik Kurulu, Cumhurbaskanin baskanliginda, Basbakan, Genelkurmay Baskani, Milli Savunma, Içisleri, Disisleri Bakanlari, Kara Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlari ve Jandarma Genel Komutani' ndan kurulur. Milli Güvenlik Kurulu. Devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanmasiyla ilgili kararlarina alinmasi ve gerekli koordinasyonun saglanmasi konusundaki görüsleri Bakanlar Kurulu'na bildirir: Kurulun, devletin varligi ve bagimsizligi, ülkenin bütünlügü ve bölünmeziigi, toplumun huzur ve güvenliginin korunmasi hususunda alinmasi zorunlu gördügü tedbirlere ait kararlar bakanlar Kurulu' nca öncelikle dikkate alinir." (A.Y 118)
27 Mayıs darbesinin ardından 1961 anayasıyla kurulan ve 1982 anayasıyla asker lehinde daha da güçlendirilen, en son marifeti 28 Şubat kararları olan, demoratik devletlerde var olması mümkün olmayan bir kuruldan sayın Erbakan'ın medet umması kabul edilebilir değildir. Görüşlerinin savunulması veya tevil edilmeye çalışılması ayrı bir gaflettir.
ortada bir sorun var, bu kesin
Cum, 26/03/2004 - 06:02 — Ercan Hüseyinoğlu"En büyük hata hocaların, şeyhlerin hatasızmış gibi savunulmasıdır" diyorum sayın kardeş. Yazarken cümlelerime özen gösteririm, bana cevap verenlerin de aynı özeni göstermesini isterim. Seni sayın Erbakan'ı hatadan münezzeh olduğunu suçlayan bir ifadem yok dikkatli okursan cümlemi görürsün. Ancak sorun şu ki hiçkimse şeyhim, hocam, liderim hatasızdır demez zaten. Ama konu hataya geldiğinde bir türlü kabul etmek istemez. Binlerce insan gibi ben de dosdoğru anladım ve tepki gösterdim. Bundan sebeptir ki bazı Parti yöneticileri hata olduğunu kimileri de tıpkı senin yaptığın gibi yanlış anlaşıldığını ifade ettiler. Konu sadece Kıbrıs sorunu değildir, lütfen yazdıklarını daha dikkatlice ve objektif olarak gözden geçirmeni rica ediyorum. Konuları kişiselleştirmek gibi bir niyetim asla olamaz. Bunun da böylece bilinmesini isterim. Amacım kırmak, incitmek ya da üzmek değildir. Ayrıca burada herkes düşüncesini çekinmeden ifade edebilir. Ben tenkit edilmekten de rahatsız değilim, bilakis memnun olurum. Yeterki düzeyli olsun, eleştiriler şahsımı değil düşüncelerimi hedef alsın, kişiselleşmesin.
selamlar
Verso anketi, İzmir süprizi
Cum, 26/03/2004 - 18:06 — Eray MertÖnceki seçimlerde isabetli seçim sonuçlarıyla dikkat çeken Verso araştırma şirketi, merakla beklenen anketini açıkladı. Verso'ya göre AKP üç büyük ilde de önde gidiyor.
1994'te Erhan Göksel, "İstanbul'u Refah alacak" deyince herkes çok şaşırmıştı. Çünkü kimse Tayyip Erdoğan'a şans vermiyordu. Bu defa Erhan Göksel, AK Parti'nin Taha Aksoy'la İzmir'de sürpriz yapacağını belirtiyor. Son haftalarda AK Parti adayının oylarının hızla arttığını söyleyen Göksel, "Yanılacağımı sanmıyorum" diyor.
İşte Verso'nun anketi:
--- İSTANBUL --- ANKARA --- İZMİR
AKP --- 61,54 --- 64,58 --- 40,02
CHP --- 20,19 --- 10,15 --- 38,40
SHP --- 6,62 ----- 21,38 ---- 4,29
MHP --- 2,78 ----- 1,73 ---- 4,39
GP --- 3,74 ------ 1,51 ----- 4,54
DYP --- 2,78 ----- 0,22 ---- 4,29
ANAP --- 0,96 ----- 0,22 ---- 1,04
Seçim atmosfesinin etkisi ile olsa gerek !
Cts, 27/03/2004 - 07:40 — Name Limon" Ama şahsen bana sorarsanız yine demokrasi içerisinde kalmak üzere ben onların çok daha etkin olmasını istiyorum.Şu manada, milli menfaatlerin korunması konusunda " (Necmeddin Erbakan)
Hakitaten çok ilginç bir beyanat olmuş bu. Özellikle Türkiye'de, Asker için demokrasi içerisinde kalmak üzre çok daha etkin olmak durumu daha nasıl bir şey olabilir acaba. Sn. Necmeddin Erbakan'ın Kıbrıs konusundaki hassasiyetini anlamak için gayret sarfetmeye gerek yok. Fakat bu yorumu anlamak mümkün değil. Kendisi, Asker'in halihazır yetkilerini ve yakın tarihte serdettiği gayri demokratik uygulamaları herkesten çok daha iyi bilir olsa gerek halbuki. Hele hele " milli menfaatlerin korunması " şartı pek manidar. Milli menfaatin ne olduğu hususunda şu üç beş sene içerisinde cereyan eden tanımlama ve algılamaya yönelik fenomonolojik karışıklığın farkında olmaması mümkün değil. Zira kendisinin hükümet olduğu dönemde de " milli menfaatler " gereği hiç de demokratik olmayan düzen ve dolaplarla alaşağı edildiği malum.
Bu sözler ve ifade ettikleri ile alakalı kısaca iki değerlendirmede bulunmak istiyorum.
1- Bence bu sözler şu an yaşanan seçim atmosferinin de etkisi ile ancak bir politikacıya yakışır şekilde sarfedilmiş, maksadı aşan ve nereye varacağı kestirilememiş türden.
2- Tarihimiz boyunca zaten Asker siyaset ile hiç bu kadar içli dışlı olmamıştır. Bu yüzden böyle bir yönlendirme ve davete de asla ihtiyacı yoktur. Sn. Erbakan bu sebeple hem gereksiz bir beyanatta bulunmuş olup hem de çok büyük bir hata yapmıştır.
Mesele Kıbrıs gibi özel bir mesele denilebilir. Yine de kendisine yakışmamış. Kıbrıs ne kadar özel ise MGK'nın durumu da en az o kadar özel. Konu hakkında çok daha fazla şeyler yazmak mümkün olsa da, sözü fazla uzatmak istemiyorum.
Saygılarımla