renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

The Messenger of Peace(*), Osman SINAV ve Sinema

Osman Sınav

"Benim başarı kriterim, halka ulaşmaktır."(**)
Osman SINAV, Yapımcı, Senarist, Yönetmen

'İyi bir Film' izlediğimde, film bittiği andan itibaren bir kaç gün filmin bendeki yansımasının ve etkilerinin tadını çıkarırım. Bu tad, filme yüklediğim anlamların çeşitliliğiyle kendisini süreklileştirir. Filmin çekim öncesi hazırlıklarını, film hakkında yapılan eleştirileri okumuş; filmin fragmanlarını izlemiş olsam da, filmi bizzat izlemeden karar vermek gibi bir alışkanlığımın olmayışı, izlediğim filmin tadını özümsememi kolaylaştırır. Aslında film vizyona girmeden eleştiri yapılmasını da etik bulduğumu söyleyemem. Eleştiriler olumlu ya da olumsuz olsun,farketmez,nihâyetinde bu eleştiriler izleyicileri başkalarının etkisiyle filmi izlemeye mahkum etmektedir. Senaryosu Ramsey Thomas tarafından hazırlanan ve Oscar Zoghbi yönetiminde çekilecek olan 'The Messenger of Peace' adlı Hollywood filmiyle ilgili haberi okuduğumda, bir burukluk hissettim.

...

1977'de Anthony Quinn'in oynadığı, Suriyeli merhum yönetmen Mustafa Akkad'ın yönettiği "Çağrı"nın yeniden yapımı olacağı söylenen bu film için her ne kadar Filmin yönetmeni Oscar Zoghbi, Mustafa Akkad'ın çektiği orijinal filme büyük saygı duyduklarını, buna karşılık 1970'lerden bu yana sinemada kullanılan tekniklerin çok ilerlediğini, filmin ana mesajlarının yansıtılmasında en ileri teknikleri kullanacaklarını belirtse; Senarist Ramsey Thomas ise "21. yüzyılda İslamın doğuşunun hikayesini anlatırken, izleyicileri duygusal olarak da yakalayacak bir filme büyük ihtiyaç var"(***) diye konuşsa da Türk Sineması'nın geldiği noktada İslam Peygamberi'nin mücadele hayatının Müslüman olmayanlarca yansıtılmak istenmesi, duygularımı depreştirdi.

...

Aklıma ilk anda gelen,"Benim başarı kriterim, halka ulaşmaktır." diyen ünlü sinema sanatkârımız Osman Sınav ismi oldu. 2001'de 'Deliyürek-Boomerang Cehennemi' filmiyle küresel çapta çıraklık, 2006'te 'Kurtlar Vadisi/Irak' filmiyle (Serdar AKAR'a verdiği destekle, Bakınız; Açıklama)kalfalık dönemini yaşayan Osman Sınav 'Barış Elçisi' filmini çektiğinde Mustafa Akkad'ın bayrağını daha ileriye taşıyarak ustalık dönemi bir eser ortaya koyamaz mıydı??

...

Hollywood'da çekilecek Elif Şafak ile tarihî özelliklere sahip bir İstanbul hikayesi için tüm hazırlıkların yapıldığını ancak yüksek maliyetli kostüm ve mekan ihtiyaçları için finansman sorunları dolayısıyla çekimlere başlayamadığını söyleyen Osman Sınav, 'Barış Elçisi' filmi için finansman sorunu yaşar mıydı acaba? Background'u bu filmi çekmek için bence yeterli olan Osman Sınav, böyle bir filmin Müslüman olmayan Amerikalı senarist ve yönetmenle çekilmesini hazmedebilecek miydi? Yerküre de noe-con Hollywod filmleriyle yayılan İslamofobi'nin, Müslüman bakış açısına ve hassâsiyetine sahip olmayan, bu eksiği danışmanlarca gidermeye çalışacak olan Amerikalıların Hollywod filmiyle ortadan kalkması mümkün müydü? Kur'an'ın evrensel mesajlarını ve Hz.Peygamberin mücadele hayatının içine sinen barış mesajını verebilecek ruh, Osman Sınav'ın elinde bir sanat harikâsı olarak yansımaz mıydı?

...

'Eşkiya'(1996)nın ünlü yönetmeni Yavuz Turgul bu projeye ne derdi meselâ? Osman Sınav'ın düşünsel varyanslarla derinlik kattığı kompozisyonları ile Yavuz Turgulun duygusal yoğunluk uzmanlığı 'Barış Elçisi'nde nasıl bir etki sağanağı sağlardı, kim bilir? Eğer yapsalardı; hayatının son on yılını tasarladığı 'Selahaddin Eyyubî' filminin finansmanı için harcayan 'Çağrı' ve 'Çöl Aslanı' filmlerinin yönetmeni Mustafa Akkad(Bakınız; Not 1,Seçkin DENİZ) ve Çağrı filminde Hz.Hamza'yı canlandıran Anthony Quinn nasıl hafızalara kazınmışlarsa onlarda daha güçlü bir şekilde hafızalarda yer edinebilirlerdi.
...
Sinema sanatının eskimeyen gücü ve sihri insanları hem düşünsel hemde duygusal korunaklarında yakalıyor, pasif ruhların tümünde yeni filizler açıyor, kıvılcımlar devşiriyordu. Özellikle küresel çapta iz bıraktığını düşündüğüm Mel Gibson'un 'Breaveheart/Cesuryürek'(1995) ve 'The Passion of the Christ/Tutku: Hz İsa'nın Çilesi'(2004), Ridley Scott'ın 'Kingdom of Heaven/ Cennetin krallığı'(2005) filmleri küresel ölçekte mesajlar içerdikleri için iz bırakmışlardı. Yüzlerce felsefî kitaptan, temâtik romandan; binlerce resimden; milyonlarca şiirden daha etkili olduğunu fark ettiğim sinema müziğin o tamamlayıcı atmosferinde büyük bir okyanus ayaklanması oluşturuyordu insan da. Her biri bir çok sosyal yaranın iz bırakan dokularına temas eden Çağan Irmak'ın 'Babam ve Oğlum'(2005) Abdullah Bazencir(Mahsun Kırmızıgül)'in 'Beyaz Melek'(2007) filmlerinin insanların bir diğerlerine bakış açılarında nasıl değişiklikler yaptığını gördüğümde, Murat Saraçoğlu-Özhan Eren ikilisinin yönettiği '120'(2008) filminde, "Gönüllü olanlar bir adım ileri çıksın!" diye seslenen Lise Müdürüne '120 çocuk/genç adımın tereddütsüz saf saf ileri atılmasıyla' verilen saf/katışıksız cevaptaki derinliğin yansıtılmasındaki sanatın, filmlerin adanmışlığı öğrenmesi gereken nesiller üzerindeki olumlu motivasyonuna nefis bir örnek olduğunu düşündüğümde sinemanın büyüklüğünü ve artık bu sanatın geçmiş yüzyılın bakış açılarıyla değerlendirilemeyeceğini, yeniden tasnif edilmesinin vazgeçilmez olduğunu güçlü bir duygu desteğiyle bir kez daha anladım.

...

Sinema gerçekte neydi, yirmi birinci yüzyılın modern sanat tanımı içerisinde nasıl yer edinmişti? Nasıl tasnif edilmeliydi? Onun diğer sanat türleri içinde hâlâ eski küçümseme alışkanlıkları ile son sıralara itilmesinin hangi 'snoptik' elit hastalıklarından beslendiğini tespit etmek ve buna göre yeni bir sanat algısı oluşturmak zamanı şimdi değilse ne zamandı? Çok büyük bütçelerle çekilen filmler ve gişe hasılâtlarıyla birçok ülkenin bütçe büyüklüklerinin toplamından daha büyük bir ekonomik arka plana sahip endüstri olarak sinema, aşağılık mesajlar ve sapkınlıkların da yansıdığı bir alan olsa bile, bu onun diğer sanat türlerinden daha ayrık ve aşağılık yapmaz.

...

Sinema bir ekran gösterisidir, en basit ve doğal tanımıyla. İyi bir ekran gösterisi de ,izleyicilerini kurgusunun içine çekebildiği ve kendi gerçeği ile onların duygularını ve düşüncelerini kuşattığı, bu kuşatmayı uzun süre etkili kıldığı zaman değerlidir. Her gösteri kendi mesajlarını içerir. Bu mesajların, kurgudaki mantıksal örgüye incelikle işlenerek dâhil edilen duygusal figürlerle bütünlük arz edecek bir konseptte verilebilmesi, izleyicileri farklı bir ruhsal bir evrilme katmanına sürükler.

...

Yedinci sanat diye sınıflandırılan sinema, gölge oyunları dışında ekran gösterilerinin ilkidir. Ancak yirmi birinci yüzyılda sinemanın televizyonla bütünleşerek geldiği sanatsal zirve de sinema, içerdiği sanat özellikleri dolayısıyla, hem diğer sanat türlerinden bağımsız, hem de onlarla iç içe bir kategori oluşmasında söz sahibi olarak kendi son sırasını ilk sıralara çekmiştir. Mevcut etki kapasitesi ve diğer sanat türleriyle ilişkileri göz önüne alındığında Sinema'yı, eski sanat kriterlerine göre birinci sanat olarak sınıflandırmak abartılı olmayacaktır.

...

Geçmiş sanat bakış açıları, her bir sanatı kendi özel alanı içinde bağımsız ve totaliter bir yaklaşımla sınırlarken, yirmi birinci yüzyıl sanatı, diğer sanat türleriyle bütünleşik ilişkiler kurarak alışılageldik çizgisel devinimini, gelişen ihtiyaçlar determinasyonuna uygun olarak esnetmiş, kendi durağan seyrini dalgalı gerçekleşmeye terk etmek zorunda kalmıştır. Bu aslında bir açıdan sinema olarak sınırlandırdığımız ekran gösterilerinin ne kadar güçlü bir sanat dalı olduğunun anlaşılması açısından hak edici/zorlayıcı bir anlam kazanımıdır, da denebilir. Belki de bu zorlama, diğer sanat türlerinin kasılı daralmalardan kurtulmasını da sağlamıştır. Ekran gösterilerindeki gelişmenin sağladığı baskı sanat sınıflandırmalarını etkilemiştir. Geliştirilen Modern sanat sınıflandırması (Beş ayrı kategori) da geçmiş sınıflandırmalardan daha kapsamlı ve daha yetkindir(Bakınız; Not 2,Seçkin DENİZ) Bu modern sınıflandırma diğer sanat türlerinden beslenen elitlerin 'kendilerine özel' keyfini kaçırmıştır. Buna karşılık diğer sanat türlerini daha yaşayan ve daha etkileşim içinde olunan bir canlılığa dönüştürdüğü apaçıktır. 'Sanat sanat içindir'döngüsünde kasılan kendini beğenmiş sanatperestlerin, 'Sanat insan/ toplum içindir' gerçeğini popularize eden bu yeni sınıflandırmayı kabullenmekten başka çâresi de yoktur. Sinema sanatı, diğer sanat türlerinin hepsinden beslendiği ve onların her birinin birçok yansıtıcı özelliğini çok kısa bir sürede insanlara etkili bir şekilde ulaştırdığı için, elde ettiği sonuçlarla geri dönüşüm halkaları oluşturur ve beslendiği diğer sanat türlerindeki üretimi pozitif anlamda etkiler.

...

'Sanat, insanın duygu, düşünce ve anlayışını, tabiattaki mal­zemelerden faydalanarak, heyecan ve hayranlık uyandıracak bir biçimde ifade etmesidir', tanımına yöneltilecek bir analizde, bu tanıma tüm özellikleriyle uyan tek tür sadece ve yalnızca sinemadır, dememek güçtür. Sanattaki heyecan ve hayranlık verici yansıtma ayırdediciliği, sinemayı bu özelliği dolayısıyla özel bir konuma oturtmaktadır. Onu ritmik sanatlar- eylem sanatları kategorisinden alıp- tüm sanat türlerini kapsayıcı bir yere oturtmaktadır.

...

Sinema'nın yansıtma gücünün kendi özel alanlarındaki gelişmelerle paralel olarak artıyor olması (senaryo, kurgu, yapımcı, yönetmen, oyuncu, ses, müzik, kostüm, dekor, aksesuar, makyaj, görüntü, resim, grafik, kamera teknolojisi ve çekim teknikleri, bilgisayar teknolojisi, montaj vs alanlardaki kalite artışı sinema eserinin mesajlarını daha etkili yansıtmasını sağlamaktadır, S.Deniz) sinemanın sarmal sanat gösterilerinin ne kadar güçlü bir hâle geldiğini göstermektedir. Sanat'ın insan/toplum için olduğunu düşünen sinema sanatkârlarına, özelde Müslüman olanlarına- evrensel ve insanî mesaj iletim araçlarının en büyüğünün sinema olduğunu ve bu sanatın zirveleşmesi için seçilen filmin mesajlarının da zirvelerden seçilmesi gerektiğini anlamak düşmektedir. Sinema izleyicileri, bu anlamda sinema sanatkârlarını aşmış durumdadırlar. Mustafa Akkad'ın yetmiş beş yaşın verdiği diri idrâkle yerden yere vurulan İslâm'ın doğru anlaşılması için üç büyük projesi vardı. 'Selahaddin Eyyübi'nin hayatı','Endülüs'ün altın dönemi' ve 'İstanbul'un fethi'. Ancak onları gerçekleştiremedi. Osman Sınav(Bakınız;Not 3) ve diğer Türk sinema sanatkârlarının, Mustafa Akkad'ın hedeflerini analiz etmelerini ve mevcut olandan daha büyük bir vizyona sahip olmalarını görmek bizleri sevindirecektir. The Messenger Of Peace, çekilse bile ilâhî mesaj'ın iletilmesi adına çok daha etkili 'Resûlallah Projeleri' üretmek pekâlâ mümkündür. Bunu bekleyeceğiz.

Seçkin Deniz 02.11.2008

NOT 1:

9 Kasım 2005 günü, kızı Rima ile birlikte bir akrabalarının düğününe katılmak üzere Ürdün'ün başkenti Amman'a gelen Akkad, Hyatt Oteli'nin lobisinde beklerken, El Kaide örgütü eylemcilerinin gerçekleştirdiği bir bombalama sonucunda hayatını kaybetti. Akkad'ın 39 yaşındaki kızı Rima Akkad çöken lobinin altında kalıp olay yerinde ölürken, 75 yaşındaki yönetmen ise ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Ancak, o da iki gün sonra son nefesini verdi. El Kaide yönetimi, olaydan sonra yaptığı açıklamada, eylemin aynı otelde kalan bir grup MOSSAD ajanını hedef aldığını belirterek, İslâm dünyasının yetiştirdiği bu en büyük yönetmenin ölümünün 'trajik bir kaza olduğunu' açıkladı ve Akkad ailesinden özür diledi


http://www.haber7.com/haber/20071114/Mustafa-Akkad-Istanbulda-anilacak.php

NOT 2:

Modern Sanat Sınıflandırması;

1- a) Yüzey sanatları: İki boyutludurlar. Belli bir yüzeye yapılmaktadır­lar. Temel malzeme boyadır. Resim, minyatür, tezyinat (süsleme), desen, çizim, grafik, hat, baskı, afiş, fotoğraf, nakış vb. bu gruba girer.

b) Hacim sanatları: Üç boyutludurlar. Temel malzemesi mermer, taş, ağaç, toprak ve madendir. Mimarî, heykel, kabartma, seramik, vitray vb. bu gruba girer. Ayrıca, endüstriyel alanda yapılanlar da (marangozluk, duvar­cılık, demircilik gibi) bu gruba girmektedirler.

c) Mekân sanatları: İç ya da dış, belirli bir mekân düzenini gerçekleş­tirmeyi hedef edinen sanat dallarıdır. Şehircilik, bahçecilik, dekor, döşeme, moda vb. bu gruba girer.

2-Dinleme/işitme (ses-fonetik) sanatları: Müzik alanında yapılanları kapsar.

3-Dil sanatları: Edebiyat alanının tüm biçimlerini kapsar. Şiir, hikaye, roman, deneme, oyun metni, masal, deyiş, tiyatro metni, ata sözleri vb. bu gruba girer.

4- a) Hareket sanatları (Ritmik sanatlar): Bu sanat dallarında muhte­vanın ağırlığı harekettir. Folklor/oyun-dans, ritmik jimnastik, bale, pandomim, buz pateni vb. bu gruba girer.

b) Amelî (eylem) sanatlar (ya da Karma sanatlar): Hareketli fakat te­mel malzemesi insan-toplum aksiyonunda oluşan, her tür dramatik çalışma­ları kapsar. Sinema, tiyatro, orta oyunu, opera, kukla vb. bu gruba girer.

5-a) Tat sanatları: Yeme ve içme ile ilgili sanatlar.

b)Koku sanatları: Güzel kokuların geliştirilmesiyle ilgili çalışmaları kapsar.

c)Dokunma ve ısıtma ile ilgili sanatlar: Dokunuş ve ısı nitelikleriyle etkili olan eserleri ve üretilen malzemeleri geliştiren sanat dallarıdır.

http://www.edebiyatsanat.com/sanat-tarihi/46-sanat-siniflandirmasi-sanat...

NOT 3:
Mesut Uçakan’ın Kasım 1988′de çektiği Reis Bey adlı filmin yoğun mesajlı anlatımını beğenmeyen Osman Sınav’ın söylediği şu sözler olur: “Ben ileride öyle bir film çekeceğim ki, görünürde konusu çok ilgisiz olduğu halde, o filmde islami ve ahlaki mesajı izleyiciye fark ettirmeden vereceğim.“

http://www.osmansinav.info/fan/nostalji/kapilari-acmaktan-kiraz-operasyo...

(*):Barış Elçisi(Müjdecisi)

(**):
http://www.osmansinav.info/fan/oduller/osman-sinav-ve-odulleri/

(***:
http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/10/081029_muhammadfilm.shtm...

Açıklama:"Kurtlar Vadisi-Irak filmi de benim bu kanaatimi kuvvetlendirir. Yönetmen her ne kadar başkası (Serdar Akar) olsa da, bu projede Osman Sınav’ın ağırlığı bulunduğu şeklindeki inancım kaybolmaz. Çünkü Kurtlar Vadisi-Irak bence hem sinemasal açıdan, hem de verdiği mesaj yönünden falsosu olmayan bir yapımdır. Bu projede teknik eleman ve teknoloji kullanımında Hollywood imkânlarının devreye sokulması da bir o kadar önemlidir"
Yönetmen - Dr. Salih Diriklik
http://www.osmansinav.info/fan/nostalji/kapilari-acmaktan-kiraz-operasyo...

Aşağıdaki linkte de Osman Sınav Biyografisinde şu bilgiler vardır:

Filmleri - Yönetmen (24)

Bir Muharririn Ölümü 1987
Atlı Karınca 1989
Hünkarın Bir Günü 1989
Yalancı Şafak 1990
Küçük Dünya 1990
Aşka Kimse Yok 1990
Yarına Gülümsemek 1991
Hayata Gülümsemek 1992
Kapıları Açmak 1992
Yalancı 1993
Süper Baba 1993
Gerilla 1994
Melek Apartmanı 1995
Kralın Hayatı 1996
Yasemince 1997
Mavi Düşler 1998
Sıcak Saatler 1998
Deli Yürek 1999
Hayat Bağları 1999
Melek Hanım 2000
Deli Yürek-Boomerang Cehennemi 2001
Ekmek Teknesi 2002
Kurtlar Vadisi 2003
Pars:Kiraz Operasyonu 2007
Doludizgin Yıllar 2008

http://www.osmansinav.info/fan/biyografi/

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Düzeltme

2003'te 'Kurtlar Vadisi/Irak filmini Serdar Akar yönetmiştir. Dolayısıyla Osman Sınav sizin "değerlendirmenize" göre hala çıraklık seviyesinde kalmakta ne yazık ki.

Ayrıca Sınav'ın "Kapıları Açmak" filmini izlediyseniz eğer, bu tip aksiyon içermeyen ağır başlı projelerin adamı olmadığını kavramış olurdunuz.

Düzeltmeye bir bilgi ve açıklama...Teşekkür

Kurtlar Vadisi Dizisi bir Osman Sınav projesiydi. Daha sonra yerini Serdar Akar'a bıraktı. Serdar Akar Kurtlar Vadisi Irak filmini çekebilecek bir deneyime sahip değildi. Bu sebeple bende bu projeyi Osman Sınav Projesi olarak görüyordum. Yazıda da bu şekilde değerlendirdim. Hatırlatmanızla da bunu açıklayarak düzeltip verdim. Bunun için teşekkür ederim. Yazıyı yazarken Osman Sınav'ın zımnen sahiplendiği bu film için verdiğim adreste de ilgili bilgileri bulabilirsiniz. Ayrıca iyi bir Osman Sınav eleştirisidir de Yönetmen Salih Diriklik'in yazısı. Tamamını okumanızı tavsiye ederim.

"Kurtlar Vadisi-Irak filmi de benim bu kanaatimi kuvvetlendirir. Yönetmen her ne kadar başkası (Serdar Akar) olsa da, bu projede Osman Sınav’ın ağırlığı bulunduğu şeklindeki inancım kaybolmaz. Çünkü Kurtlar Vadisi-Irak bence hem sinemasal açıdan, hem de verdiği mesaj yönünden falsosu olmayan bir yapımdır. Bu projede teknik eleman ve teknoloji kullanımında Hollywood imkânlarının devreye sokulması da bir o kadar önemlidir. (İstenildiği kadar karşı olunsa, teknik açıdan uluslararası düzeyde başarı kazanacak bir film çekilmesinin en garanti yolu, halen, eleman ve ekipman olarak Hollywood imkanlarının kullanılmasından geçmektedir.) Bu sebeple, 2005 yılında vefat eden Mustafa Akad’ın oluşturduğu boşluğu Osman Sınav ekibinin doldurabileceğini, Akad’ın gerçekleştirmek istediği, ama bir türlü başaramadığı İstanbul’un Fethi filminin bile bu tür bir ekip çalışmasıyla başarılabileceğini düşünmeye başladım."

Yönetmen - Dr. Salih Diriklik

http://www.osmansinav.info/fan/nostalji/kapilari-acmaktan-kiraz-operasyonuna-savrulan-osman-sinav/

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

Anlaşılan: Kafa Karışık

Yazıda, Salih Diriklik'in niyetten öteye geçemeyecek "Kurtlar Vadisi Irak'ta Osman Sınav’ın ağırlığı bulunduğu şeklindeki inancım kaybolmaz" ifadesine referans vermeniz ve üstüne "Bu sebeple bende bu projeyi Osman Sınav Projesi olarak görüyordum" demeniz kafa karışıklığına işaret ediyor, biraz da örtbas çabası denebilir.

"Serdar Akar Kurtlar Vadisi Irak filmini çekebilecek bir deneyime sahip değildi" iddiası ise düpedüz bilgi eksikliğini işaret ediyor. Kendisinden nefret etmeme rağmen şunu belirtmeliyim ki, Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftasında gösterim şansı yakalamış bir isimle karşı karşıyayız.

Yazının baş kısmında “..Senaryosu Ramsey Thomas tarafından hazırlanan” ibaresi var ki Gerçek Hayat dergisindeki editör değişimini hatırlattı bana. Murat Menteş'ten sonra editör koltuğuna oturan zat, dergideki değişiklikleri anlatıyordu bir yazısında. Yanlış hatırlamıyorsam şöyle demişti:"Bundan sonra orta sayfayı Hakan Albayrak hazırlayacak".

Bir köşe yazarı orta sayfada ancak yazabileceği gibi bir senaristte senaryoyu ancak "yazar".

Karışıklık sizde muhtemelen.

Sorununuzu anlayabilmiş değilim. Bilmenizi isterim ki; sorununuzu çözüm mercii de değilim. Psikologlarla iletişim kurmalısınız.
Örtbas, nedir? Niçin yapılır? Herşey ortada. Kafa karışıklığı ne demek? Yıl 2003 Serdar Akar deneyimsiz bir yönetmen. Cannes de gösterim şansı bulma yılı ne zaman? Serda Akar kimin ekibinden? Bu arada galiba sorununuzun ne olduğu konusunu anlayabilmiş değilim derken, senaryoyu hazırlamak veya yazmakla ilgili şeyleri neden irdelediğinizi de anlayabilmiş değilim. Yazıda kusur mu arıyorsunuz, Osman Sınav düşmanı mısınız? Eğer yazıda kusur arıyorsanız,bulduğunuz kusur kadarsınız, Osman sınav'dan nefret ediyorsanız nefretiniz kadarsınız. Siz bu tarz eleştirilerinizi gidin sinema eleştirmenlerine yapın. Beni ilgilendirmiyor. Yazdığım yazıdaki eksiklikler beni ilgilendirir, uyarınız sonrasında açıklama yaptım. Teşekkür de ettim. Şimdi izninizle konuyu kapatmak istiyorum. Nezaket sahibi olmanızı tercih ederdim.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

Düşünsel varyanslara ne oldu?

Seçkin Deniz, asıl mesele şu; sinema üzerine kalem oynatacak kadar donanımın olmamasına rağmen ortalığı boş bulup, Yallah Tazyik “atıyorsun”.

Her şey ortada” demişsin ya, tutup da “Eğer yazıda kusur arıyorsanız,bulduğunuz kusur kadarsınız” deme o zaman. Medeni cesareti olan diğer insanlar gibi yazının arkasında dur. Hatan varsa kabul et.

Ortada bir sorun var, o da senin bu konuları bilmemen. Tamam, sinemadan anlamayabilirsin. Osman Sınav’ı sadece Deliyürek filminden tanıyor olabilirsin. Serdar Akar ismini hayatında ilk kez duyuyor da olabilirsin.

Madem bilmiyorsun söyleyeyim de öğren. Serdar Akar’ın, 1999 yılında Cannes film festivalinde Eleştirmenler Haftasında ilk filmi olan Gemide gösterildi. Akabinde 2000 yılında Dar Alanda Kısa Paslaşmalar ile 2001 yılında Maruf filmlerini yönetti. Kurtlar Vadisi Irak filmi ise 2005 yılında geliyor.

Yıl 2003 Serdar Akar deneyimsiz bir yönetmen.” Demişsin ya. Ayrıca hatırlatırım, filmin yapım tarihi 2005. Yönetmeni tutturamadın bari filmin tarihini tuttursaydın be canım. Hatanı bu konudaki cehaletine veriyorum. Üç tane uzun metraj filmin altından kalkmış birisine halen deneyimsiz diyorsan, pes!

Ayrıca Osman Sınav’dan nefret ettiğimi niye ima ediyorsun? Hodri meydan. Böyle bir ifadem varsa çıkar da görelim!

Psikologlarla iletişim kurmalısınız.” Diyerek karşı tarafa çamur atıp kendini aklamaya çalışıyorsun. İlahi, bu basit numaradan da mı medet umuyorsun?

Bir hata ettin. Bilmediğin meselelerdeki bir yazının altında kaldın. Bari haddini bil!

NOT:Düşünsel varyanslar” gibi afili cümlelerden sonra “Eğer yazıda kusur arıyorsanız, bulduğunuz kusur kadarsınız, Osman sınav'dan nefret ediyorsanız nefretiniz kadarsınız.” diye cümleler yazarak asıl seviyeni göstermiş oldun bizlere.

Medeni kardeşim, cesur kardeşim.

"Medeni cesareti olan diğer insanlar gibi yazının arkasında dur. Hatan varsa kabul et."

Medeni kardeşim, cesur kardeşim. İlk yorumunuza cevabımı bir daha okuyunuz. Şöyle geriye çekilip kendinize sorunuz. Derdim ne diye? Yukarıda bir yazı var. Türk sineması'na küresel görev daveti yapan bir yazı bu. Yazarı bir sinema uzmanı değil. Yazısında kullandığı herşey kaynaklarda belirtilmiş, varsa hata kaynakların hatasıdır. Perdelerin arkasında neler var ben bilemem. Osman Sınav'ı takdir ederim sanatıyla ve göreve davet ederim. Yavuz Turgulu'da, Serdar Akar'ı da. Hatta siz iyiyseniz sizi de. Kaynaklardaki 2003 yılı,kaynaklara sadakat babında yazılmıştır, Wikipedi Kurtlar Vadisi Irak için 2006 yılı veriyor. Siz 2005 diyorsunuz. Güya doğru bilgi veriyorsunuz.

İlk yorumunuzda da nedense "2003'te 'Kurtlar Vadisi/Irak filmini Serdar Akar yönetmiştir" diyorsunuz... dönüp de yok 2005'ti diyorsunuz. yani kafası karışık olan sizsiniz. Kalkmış birde ahkam kesiyorsunuz. Sinema allamesi olup edebi az dille münasebetsizlik yapıyorsunuz.

Serdar akar 1999'da sonra hep umut veren yönetmen ödülü almış. Bu ödüller sizce uzmanlık ödülleriyse sizi takdir ederim. Sinema kültürünüz bunu böyle algılıyorsa iki kere takdir ederim. Şapka çıkarırım ve o şapkayı kafanıza ikram ederim:) Serdar Akar'ın Serencamı nedir ne değildir bilemem. Şimdilerde en iyi diziyi çekiyor; Elveda rumeli'yi. Beğeniyorum. Ve nihayetinde yazı yukarıdadır ve tezi ortadadır. Derdiniz sinema bilgimse, belirttim. Derdiniz yazı yazmamsa medeni cesaretinizin bu hususta edepli olması gerekir. Haddinizi bilmek sorundasınız. Osman Sınav gözümde bir sinema ustasıdır.

...

Müsade ederseniz, artık sizi gündemimden çıkarayım. Ama sizi kendinize davet edeyim ve kendinizle ilgilenmenizi rica edeyim. Nihayetinde basit bir kaynak hatası bu. Yırtınmayın bu kadar.

Not: Merak ettim, üyeliğinizin ömrü bir yıldan fazla. Ne yorum ne yazı, gölgeniz bile yok. Birdenbire çıkmışsınız. Sahiden siz kimsiniz? Bu yedek isimse, aslı nedir? Medeni cesaretinizin ölçüsünü alabilir miyiz? Ayıp olmaz değil mi?

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

Hatam varsa kaynaklarım affetsin(!)

Öncelikle senin bilmediğin bir şeyi daha belirterek başlayayım. Vizyon tarihi ile yapım tarihi birbirinden farklı olabilir. 2003 tarihine başta ben de dikkat etmedim. Çünkü “Seçkin” cahilin biri çıkıp cüretini ikiye katlayarak filmin yönetmeninin farklı birisi olduğunu iddia etmişti.

Cehaletini kabul edip “Yazarı bir sinema uzmanı değil.” dedikten sonra yazını bir daha gözden geçirdim. Mesela “Osman Sınav'ın düşünsel varyanslarla derinlik kattığı kompozisyonları”, sadece şu cümleni örnekle desem Allah bilir ya Kurtlar Vadisi Irak filminden bir sahneyle mukabele edersin : )

Bir de kaynağı belli olmayan (yazarını kastediyorum) bir modern sanat sınıflandırması var ki acayip. Tat, koku, ısıtma(?) sanatları. Ayrıca marangozluk, duvarcılık, demircilik gibi zanaatları sanat kategorisine koyması.. Bunlara da bir örnek istesem sigortaları yakmadan cevap verebilir misin? En son Contemporary İstanbul’u gezdim. Tat’tan, kokudan eser göremedim. Ne dersin, ya sen uyduruyorsun ya da küratörler günümüzde bu dallara hiç eğilmiyorlar.

Bir de bu sınıflandırmayla ilgili iddiaların var. “Bu modern sınıflandırma diğer sanat türlerinden beslenen elitlerin 'kendilerine özel' keyfini kaçırmıştır. 'Sanat sanat içindir'döngüsünde kasılan kendini beğenmiş sanatperestlerin, 'Sanat insan/ toplum içindir' gerçeğini popularize eden bu yeni sınıflandırmayı kabullenmekten başka çâresi de yoktur.
Tarkovski’den, Kieslowski’den, Haneke’den, Sokurov’dan haberin olmadığı için senin ıstılahınla elitist sinemanın ruhuna Fatiha okumaya kalkıyorsun. Bu cümlelerini tekrar düşünürken sana ipucu da vereyim: Çağımızda modern sanatı kapitalist elitler destekliyor, sanatın ne için olacağına bir bakıma yön veriyorlar. Geçelim.

Bir de bahanen var ki evlere şenlik: “yazıda varsa hata kaynakların hatasıdır.” Hakikaten pes. Yukarıda ispat et dediğim şeylere bahaneni önceden hazırlamış durumdasın. Bu dediklerini “Değerli” duysaydı kıs kıs gülerdi. (Değerli kimdi dersen; kıs kıs gülerek tepki veren bir köpek çizgi karakterdir kendisi.)

Yazının en başındaki “çalımlara” ne demeli eğer, “Yazarı bir sinema uzmanı değil.” diye en nihayetinde kendini niteliyorsa bir insan? Cahil cüreti deyip geçelim.

İyi de sendeki cahil cüreti kabından taşıp köylü kurnazlığına döndü be kardeşim. Demişsin ya “Serdar akar 1999'da sonra hep umut veren yönetmen ödülü almış.” diye. Bi zahmet şu siteye gir de bize umut veren yönetmen ödüllerini bir göster. http://www.yenisinemacilik.com/
Bir de senden duyalım örtmeye çalıştığın gerçekleri.

Mühim NOT: “Küçük insan kişilerle, orta insan olaylarla, büyük insanlar fikirlerle ilgilenir” mottosunda, benim kim olduğumu medeni cesaret kisvesine büründürerek sorarken, hangi skalaya denk geldiğini de göstermiş oluyorsun bizlere.