
2007 yılı son iki hanesi itibariyle 1207 yılını hatırlatan bir tarih. 1207 yılı ise Mesnevi’nin üstadı Mevlana Celaleddini Rumi nin doğum yılıdır. Mevlana her ne kadar Mesnevi’nin dibacesinde kendisinden Hüseyin’in oğlu Muhammed’in oğlu Belhli Muhammed (asıl ismi Muhammeddir) diye bahsetse de ailesinin 1207 yılında Belh’ de değil Vahş(şimdi Tacikistan sınırları içinde kalan bir yer) de yaşadığı bilinmektedir. Ama Mevlana’nın Belh de veya Vahş da doğduğu kesin delillerle ispatlanamamıştır. Mevlana her nerede doğmuş olursa olsun kesin belli olan bir şey varsa o da onun doğum yılı olan 1207dir. Unesco (United Nations Educational Scientific and Cultural Organizations) Mevlana’nın 800üncü doğum yılı münasebetiyle 2007 yılını Mevlana yılı olarak ilan etmiştir ve Unesco’ya üye tüm ülkelerde anılacaktır. Ülkemizde de başta Konya olmak üzere çeşitli şehirlerde Mavlana’nın dünya görüşü, insanlığa katkısı gibi konularda seminerler, sempozyumlar, söyleşiler düzenlenmektedir.
Santa Claus bilinen ismiyle Noel Baba 24 Aralığı 25 Aralığa bağlayan gece yıl boyunca uslu duran çocuklara hediyeler dağıtmak için ren geyiklerinin çektiği arabasıyla dünyayı dolaşan bir hayal kahramanıdır. Bu Santa Claus orijinal haliyle Saint Nicholas bir Hollanda halk hikâyesinin ürünüdür. Gerçek Saint Nicholas Akdeniz kıyısında Myra civarında milattan sonra 4. yüzyılda yaşamış bir piskopostur. Hollandalıların ürettiği Sinterklaas figürü Benelüks ülkelerinin kutlamalarında kullandıkları figür haline gelmiştir. Noel Baba asıl ününü Hollandalılara değil bir meşrubat markasına hepimizin İsrail’in Filistin’e uyguladığı zulüm üzerine tiksindiği bir içecek firmasına borçludur. Tahmin edileceği gibi bu marka cocacoladır. Resimlerdeki Saint nicholas’ın elbisesi hep sarı mavidir. Ama cocacola bu renkleri kendi renklerine çevirmiştir. Kırmızı beyaz noel baba figürü 1931den 1966ya kadar her 31 Aralık günü basılacak cocacola reklâmları için Haddon Sundbulom tarafından karikatürize edilmiştir. Ve ülkemizde de 1950lerden bu yana yılbaşı kutlamalarının simgesi haline dönüşecek olan ve inançlarımızla hiçbir ilgisi olmayan noel baba figürü “her mevsim susuzluğun çözümü olarak” buzdolaplarımızdaki yerini alacaktır.
2007 Mevlana yılı 17 Aralık 2006 tarihinde Konya’daki Şeb-i Arus törenleriyle başladı. Hemen hemen her ülkeden izleyicilerin bulunduğu gecede semazenlerin tasavvuf müziği eşliğinde sema edişleri Müslüman olsun olmasın herkesimden insanın aklına kazındı. Mevlana’nın asırlardır dünyaya ulaştırdığı “gel ne olursan ol yine gel” çağrısı yeniden alevlendi. Amerika’da en çok satılan şiir kitabı Mesnevi olduğu ilan edildi. Ve yine Amerika’da her 3 aileden birinin evine Mesnevi girdi. Mevlana İslam’ ı karalamaya çalışanlara inat kendi duruşu kendi düşüncesi ve kendi aşkıyla İslam’ı dünyanın en ücra köşelerine bile taşıdı. Maalesef ülkemizde bu çağrıya kapalı insanlar, gerçekleri görmeyip 31 Aralığı 1 Ocağa bağlayan gece cocacolanın uydurduğu bir hayal kahramanının peşinden koştular. “Hu” sesine sağır kalıp “ho, ho, ho” lara boğuldular.
Ve sonuç maganda kurşunları, kararan hayatlar. Yanlış örneklerle yalnızlaşan bir nesil. Dışları dolu içleri boş binalar. Manevi boşluğu kavrayamayan beyinler…
Yorumlar
Batının huzur seanslarında Hazreti Mevlana; Doğunun çılgı
Salı, 09/01/2007 - 14:10 — Mustafa Burak SezerYıllar önce hem hocam hem arkadaşım olan bir zatı muhterem anlatmıştı. Hikaye sahih midir bilmem ama paylaşayım.
L.A. Hollywood’da hafta sonu artistler pazar ayinlerine giderken magazin peşlerine takılıyor; bir atraksiyon, bir ekşın olursa hemen şip şak çekelim diye. Fakat paparazzilerin dikkatini çeken bir olay vakıdadır. Demi Moore, Tom Cruise, Bruce Wills, Sean Penn vs gibi artistler her Pazar sabahı evlerinden üzerlerinde siyah elbiseleriyle çıkıp uzaklaşıyorlar fakat paparazzi bu şahısları hiç bir kilise ayinin de göremiyor. Netice itabari ile paparazzi sinsi hareketlerle bu şahısları takip ediyor ve hepsinin metruk bir bina da toplandığını fark ediyor. Nitekim içeriye girme teşebbüslerinde body guardlar tarafından durduruluyorlar.
Kulağı kesik olan paparazzi body guardın avcuna bir kaç yeşil J. Washington fotoğrafı şıkıştırarak içeriye girmenin bir yolunu buluyor. “Aman Allahım! O da ne!” gibisinden oluyor içeriye girince. İçeride bir sazende ekibi ney üfleyip, gudüm ve defler eşliğinde ritm tutarken diğerleri sema çıkarıyor.”
Sonra yapılan araştırmalarda bu artistlerin Müslüman olmadığı, sadece stres atmak, bir nevi huzur seansı gayesiyle pazar günleri orada toplanıldığı öğreniliyor.
11 Eylül olaylarından sonra uzun yıllar Batıda en çok okunan kitap Kur’an ve Mesnevi idi. Şu an Pakistan’da geçmişinde hiç olmadığı kadar Batılı öğrenci var. Araştırma görevlileri, Master ve Ph.D yapanlar. Gazeteciler. Arap ülkelerine bu olaylardan sonra bir çok ecnebi uyruklu vatandaş Arapça ve Din’i öğrenmek için yığıldı. Batıda Arapça dil kursları açıldı. Burada Mevlana günleri düzenleniyor . Afganistanlılar Mevlana’ya sahip çıkarak Mevlana buralıydı tartışmasına giriyor vs.
Bizse her yıl Aralık gelir gelmez zilleri takıp arabalara, çocuklarımıza kırmızı –beyaz smokinler giydirip sokaklarda palyançoluk yaptırıyoruz. Ortalama her ailede eğitim yaşındaki bir çocuk Noel ve babasından haberdar iken, bu kesimin çok çok cüzi bir kısmı Mevlana ve Mesnevi’den haberdar.
Buna ağlanmaz mı?
Ya da Noel Baba ve Cıngıllar. Tabak kırma seansları, peçeteler. Batının huzur seanslarında Hazreti Mevlana; Doğunun çılgınlık panayırında Noel Baba!
Bu biraz güneşin Batıdan doğmasına benziyor.
"There is no good or bad; its just a thought that makes things good or bad!"
-İyi yada kötü yoktur; şeyleri iyi veya kötü yapan yalnızca düşüncedir.-
William Shakespeare
medeniyet çatışması
Salı, 09/01/2007 - 21:48 — Faruk ÇağlıyanÖmrümde bir defa olsun yılbaşı faaliyetinde bulunmadım. Yılbaşı ile ilgili anım, üst kat komşularımızın "hovardaca" bağırışlarından ibaret kaldı. Bundan hiç yüksünmedim, aksine "irade"me sahip çıkmanın mutluluğunu hissettim/hissediyorum.
Prof. Sabri Orman'ın İktisat,Tarih ve Toplum adlı eserinde hoş bir analiz bulunmaktadır. Sn. Orman'a göre; medeniyet ve tarih, bir insanın iki ayağı gibidir. Nasıl, insanın bir ayağı hep geride durursa ilerleyemeyeceği gibi, toplum, çağdaşlaşma sürecinde tarihini hiçe saydığı sürece ilerleyemez. Böyle toplumlar hiç bir yere aidiyet sağlayamamış toplumlar guruhundan öteye gidemez. Benzer analiz Samuel Huntington'un Medeniyetler Çatışması... adlı eserinde de bulunmaktadır.
Hasılı, bir aidiyet sorunu yaşamaktayız. Medyadan -her yılbaşı olduğu gibi- izlediğimizde görüyoruz ki; yılbaşını kutlamayı bile beceremeyen (Sn. Muhammed Yaylalı'nın da son paragrafında belirttiği üzere) bir yapıya sahibiz. Vakıa, tarihsel değerlerimize bakarak, buna şaşmamak da elde değil.
Bize biçilen bu elbise bize göre değil, dar, çok dar.
dipnot: Bu konu vesilesiyle Mevlana'yı anmamak elde değil. Hülasa; Bâzâ, bâzâ, her ançe hestî bâzâ [Gel, gel, her kim olursan gel]