Sayın Useymîn hocam der ki: "[Bu zendaka/zenâdika taifesi] (burası bana ait) Hz. Peygamberin doğum gününü kutlamakla kalmıyor aynı zamanda bu merasimlerde Peygamber sevgisinde aşırıya kaçarak onun Allah'tan daha büyük olduğuna vurgu yapan ilahî ve kasîdeler okuyorlar"… hayli ilginç… böyle birşey var mı gerçekten…. Dünyanın bir köşesindeki çok uç ve marjinal bir takım mistik yapılanmalar kast olunuyorsa var ama, mesela Türkiye'de böyle bir şey olduğunu kim söyleyebilir? Ve böylesine uç bir gerekçeden yola çıkarak çok genel bir kanaat izhar etmek…
Hocam, aynı zamanda leyle-i velâdetin vakti konusunda ihtilaf olduğunu belirtiyor. Yani biz aynı zamanda anakronist bir bidatçi oluyoz :)
Muhammed b. Sâlih el-'Useymîn'in hemşerisi ve Günümüz selefî tasavvufunun öncülerinden olduğunu düşündüğüm Seyyid Muhammed b. Alevî el-Mâlikî bu konuda der ki: "Burada bizi esas itibariyle ilgilendiren şey, bu gecenin tesbitinden daha öte, insanların bir şekilde bir vesileyle toplanmış olmalarıdır. O halde bu fırsat değerlendirilip hayra kanalize edilmelidir. Vakit konusunda isabet etsinler ya da yanılsınlar farketmez neticede bu gece insanlar mescidlerde toplanmıştır. Allah Teâlâ'nın rahmetine ve lütfuna kavuşmak için yalnızca, Allah Teâlâ'yı zikretmek ve Rasûlullah muhabbetine ulaşmak amacıyla toplanmış olmaları bile tek başına yeterlidir." (bkz. Seyyid Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, Mefâhîm yecibu en tusahhah, s. 314, Dabî 1995).
Keşfu'z-Zunûn sahibi merhum Hacı Halîfe Kâtip Çelebi (rh. a.), Mîzânu'l-Hakk adlı eserinde bu konuyu enine boyuna değerlendirmekte ve bu tür meselelerde ceffelkalem bidat mühürdarlığı yapanları müthiş tîye almaktadır ancak müellif "Osmanlı olduğundan dolayı zaten ehl-i bidatin merkezi olmuş ve başta tasavvuf olmak üzere çeşitli bidatleri devlet eliyle yaygınlaştırmış olan bir medeniyetin müdafii(!)" olması hasebiyle burada zikretmedim :).
Hadis ve sîret kitaplarında zikredilen bir hadise vardır… Ebu Leheb'in, cariyesi Suveybe'yi azad etmesi meselesi… Evet Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğduğu gece olmuştu bu… O'nun doğumuna sevinen Ebû Leheb o denli coşmuştu ki sevincinden cariyesini azad etmişti… Ebû Leheb ölür… aradan bir süre geçtikten sonra Abbas b. Abdulmuttalip (r.a.), Ebu Leheb'i rüyasında görür ve durumunu sorar. Ebu Leheb der ki: " Azad ettiğim Suveybe sebebi ile her pazartesi günü azabımın hafiflemesinin dışında sizden sonra hiçbir hayır görmedim." (bkz., Buhârî, Kitâbu'n-Nikâh, Hadis no: 5101; Abdu'r-Razzâk, el-Musannef, VII. 478; Bu hadisi ayrıca İbn Hacer, İbn Kesîr, Beyhakî, İbn Hişâm, Beğavî, 'Âmirî de rivayet etmiştir).
Hz. Peygamber'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğumuna sevinmesi sebebiyle, küfrü mukarrer olan Ebû Leheb'in bile azabı hafiflerken, peygamberimizin dünyaya teşrif etmesine sevinmek anlamındaki leyle-i velâdet kutlamaları konusunda müminlerin durumu izahten varestedir sanırım.
Bu tür durumlar söz konusu olduğunda neden ilk müracaat ettiğimiz yerler genelde neo-selefi çevreler oluyor doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum…
Yani bu tür konulardaki yegane kriterin Albâni (rh. a.), b. Bâz, Selmân Avde, Kattân veya Useymin olması şart mı….
Bir defasında, üniversite kantininde muhtemelen "anda smoza"lı kahvaltı yaparken bir "Neo-selefî" arkadaşla tartıştıktan sonra Kuwait Hosteldeki odama çekilmiş ve şöyle bir şeyler karalamışım ajandama:
"Hep İbn-i Teymiye Merhumun ortodoks yorumlarıyla değil, bir Ebu Hanife enginliğiyle algılayacağız yaşamı, hatta bazen Ömer Hayyamvari... İmgeleyerek... Zoomlayarak…
Abdullah Ibn'i Mes'ud'un aşk mektuplarından girip, İbn’i Hazm'ın 'Tavk'l-Hamame’ (Güvercin Gerdanlığı)sinden çıkmak bazen de olsa... Cennetteki yasak meyveden yiyen Âdem'in (a.s.) çocukları olduğumuzu unutmadan…. "Siz günah işlemezseniz sizin yerinize günah işleyip tevbe edecek bir topluluk yaratırım" mealindeki kutsi anlamı gözardı etmeden….
Varsın dağınık kalsın… Varsın uyum olmasın… konu dışı olsun… anormal olsun… Varsın diyalektik olarak tutarsız olsun…
Senin gibi sisterler çanına ot tıkasın genel kabızlığın...
"İstifhamsız adamlar" diyor Atilla İlhan. Şu kadar yıllık hayatları tasdiklerden ve satır başlarından ibaret olanlar. Ünlemsiz hayatlar ve kıpırtısız... ve heyecansız... ve tapınmasız... ve göklerden uzak....
Gökhan Özcan da buna benzer şeyler söylüyor: Sınırları göreceli ve rölatif olan ve fetişleştirdikleri "normallik" adına bütün üreticiliklerini ve işlevselliklerini toprağın altına gömenler... Coşturan kutsal ve mistik çılgınlıkların yerine, muteber addedilen sıradanlıkları yeğleyenler... Sonsuz bir coşkudan gelen hayatı sonsuz bir hiçliğe gidecekmiş gibi öğütenler... Gökyüzünün maviliğine bile baygın bakanlar... 'Legal'liğe, 'yasal'lığa, 'normal'liğe handiyse tapanlar...
Ve kainattaki ilahi müziği atlayarak müziğin haram olduğunu söyleyenler…
Aslında bir nevi ajitasyon mu yapıyorum? Doğrusu bundan pek emin değilim :)
İnsanların amel-i Salih işlemek için bir şeye tevessül etmeleri konusunda bu kadar kesin hükümler koymak sizi bilmem ama bana hayli itici ve gerçek dışı geliyor… Allah'ın dinini daha geniş kitlelere ulaştırmak ve ona teşvik etmek için bütün meşru araçları kullanma azminde olması gereken bir davetçinin, geniş halk kesimlerinin coşkun katılımıyla eda edilen ve kanaatimce iyi değerlendirildiği taktirde büyük hayırlara ve infitahlara sebep olan bu tür toplanmaların ve kutlamaların önemini kücümsemesi sizce de tuhaf değil mi….
Dün yani mevlit gecesi, Abdullah Zerrar'la birlikte bir caminin önünden geçiyorduk…. Tanık olduğumuz manzara gerçekten çok etkileyiciydi… hatta baştan çıkarıcı olduğunu bile söyleyebilirim :)… İbadetlerini eda etmiş olmanın getirdiği dinginlik yüzlerine yansımış olan müminler camiden çıkarken her birinin eline bir gül, evet bir gül tutuşturuluyordu…. Biz de büyük bir coşkunlukla aldık gülümüzü… Bir "bidat" işlemenin kıpkızıl tadına vardık.. o sırada üstümüzde duran yıldızlar da buna tanıklık etti :)…
Bu mantalite, bu bakış, böyle bir Allah ve İslam yorumu Halife Ömer'in (r.a.) uygulamalarını da şirk ve bidat saymazsa kendi kendisiyle çelişik bir durum arzedecektir. Hoş benim ki de laf mı yani… Tutarlılık kimin umurunda…. Önemli olan duygular… hisler… hamasettir önemli olan…. Yaşasın sübjektivite :) ….
Bizim Türkiye'de dini dekonsakre ederek gudubet bir din resmi çizmeye koşullanmış "büyük" ilahiyatçılarımızın ve "Neo-selefiliğin" onulmaz katılıktaki ucunda seyreden zevatın görüşleri bana Arjantin'in ünlü kitap kurdu Borges'in (Toprağı bol olsun) şu manifestosunu hatırlatır ve her hatırladığımda bana tebessüm ettirir. Şöyle der Borges: "İLAHİYATCILARA RAGMEN İNANIYORUM". Ağzına sağlık sayın Borges….
İslam dünyasında bir ekol var…. Bir anlayış… Bu anlayışı daha derinden yaşayan bazı kesimler, İlahî alana müdahale olarak algıladığı için, düşünmeyi bile şirk kabul eder.…
Tekfir etmekle, müşriklik ya da bidatçilikle nitelemekten adeta zevk alan koşullanmış tuhaf bir anlayış bu… "İslam'ın engizisyonu" kelimeleriyle başlayan bir cümlenin ucundan tutacaktım ama çok iddialı olacak galiba… vazgeçiyorum öyle söylemekten…
Geçtiğimiz günlerde, yurtdışında üniversitede beraber okuduğumuz bir Arap arkadaş burada İstanbul'daydı… Sağ olsun giderken bir cd hediye etti… cdyi actığımda üzüldüm… güldüm de aynı zamanda.. yani renkten renge girdim…yanar döner gibi oldum… Cdnin içinde çok önemli konular (!) ele alınmaktaydı… Müslümanların evleviyetle ve ivedilikle üstüne gitmesi gereken problemler işlenmekteydi (!)… Sözgelimi Yusuf el-Kardavî'den niçin uzak durulması gerektiği üzerine sayfalarca yazı yazılmış… Bir kaç sebep zikrediliyor ama ben sizinle burada en ironik olanını paylaşacağım: Deniliyor ki; "ehl-i bidatten olduğu tartışmasız olan Eş'arî ve Mâturîdîlere hoşgörülü davranıyor"… Kardâvî'nin suçunu gördük dimi…
Enerjimizi nerelerde tüketiyoruz ? Çok nefis değil mi arkadaşlar…
Evet bir grup Türkiye'li örgenci olarak biz de etkilenmiştik o zaman aynı bakış açısından. Eteklerinde konuşlandığımız Himalayaların derinliğine inat, olabildiğince sathi bir düzlemde algılanıyordu her şey. Pakia Birelvîleri'nin çok az bir kesimi tarafından yapılan kimi uygulamaları Birelvîlerin hepsine teşmil ederek, aşırı kanatların eleştiri konusu olması gereken onca yanlışları varken Sünnî Brelvileri de işin içine katan bir genellemeyle süpürür götürürdük. Ne de keyifli olurdu ama dimi… Ümit Aktaş'ın deyimiyle "süpürgeci mantık"tı doğrusu bizimki…
Bu iddiaları ciddiye almayan, gülüp geçen kimilerimiz de hayret ve dehşetle izlenirdi… ipsiz sapsız bir günahkarlar güruhu olarak görülürdü… Kendimizi bir an için kocaman "bir günah yutmuş" gibi hissederdik bir an… enteresan bişeydi bu… Aka kara demesi için psikolojik tacize uğrayan bir çaresiz gibi olurduk bir an…
"Vellezzîne âmenû eşeddu hubben lillâhi" ayeti bizim yüzeysel anlayışımız üzerindeki puslu ve palyatif perdeleri biçip geçerken hala birileri İslâm'da aşk olur mu kardeşim… Bu tür şeyler bidatçi sûfîlerin uydurmalarıdır… diye söylenip dururdu bir zamanlar nedense bunu da hatırladım birden… "Hubb-i eşedd" aşk değilse, bir şirk ve bidat sendromu mudur?
ve International Islamıc University'nin kütüphanesinde her sayfası ağzı alınmayacak küfürler de dahil olmak üzere sövgü ve hakaretlerle doldurulmuş, kenarları çiziktirilmemiş sayfası kalmamış olan Muhyiddîn b. Arabî tefsiri geldi gözümün önüne…. "Gerçek İslamcıların", "Kuran- Sünnet İslamcılığının" ne kadar ahlaklı olduğunu düşündüm…..
Pakistan Alevîliğinin nerdeyse sembol kutlamalarından olan "Bara İmam" kutlamalarını da tasavvufa yamamıştık ya hani… Hem de yıllar boyu böyle inanmış ve üniversiteye yeni gelen her arkadaşa ve misafire de işin vebalini düşünmeden böyle aktarmıştık…. Halbuki bu, -kudemâdan olan abilerimizin de literatüründe var mıydı bilmiyorum ama - bizim nerdeyse başat şakalarımızdan biri haline gelmiş olan, yeni gelen arkadaşları ya da misafirleri kerhaneye/karhaneye götürme esprisinden daha vahim bi durumdu :) …
Yorumlar
Asıl tema
Salı, 11/04/2006 - 21:13 — abdulkerim acarYazınız gerçekten çok önemli bir mevzuya açıklık getirmiş elinize sağlık.Cahilliğimi bağışlayın okurken beni baya zorladı.Eleştirdiğiniz insan tiplemeleri ile ilgili en son bir kitap okumuştum ve gerçekten istifade ettiğim bir kitaptı.Okumak isteyenlere bildirmek isterim.Ahmet Davutoğlu'nun bir kitabı 'Din Tahripçileri'.Tavsiye ederim.
Selamlar...
İslam'ı Anlamak
Salı, 11/04/2006 - 22:34 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam Ömer Faruk Bey
Yazmış olduğunuz yazıda aslında yıllardan beri tartışılagelen bir mevzuyu dile getirmişsiniz. Bu açıdan önem arzeden şey İslam'ın aslında orta yolun, yani fıtrattan hareketle itidal yolunun ifadesi olmasıdır. İfrat ve tefrit itidal yolunun iki ucudur, öyle ki müslümanlar zaman zaman itidali bırakıp bu uç yollara sapmışlardır. Bu ise özden kopmaktır. Merkezden ne kadar uzaklaşırsak, dağılmamız da o kadar kolay olur. Merkezde ne var sorusuna cevapsa Kur'an ve Sünnet'le çelişmeyecek herşeydir. Yolumuz mutedil yol Ehl-i Sünnet vel-Cemaat yolu olmalıdır. Cemaatten ayrılmamalı, ümmet şuuruna ulaşmaya gayret etmeliyiz. Kurtuluşumuz da bununla mümkündür. Aksi halde sürüden ayrılanı kurt kapar, biz de dağılır gideriz. Allah (cc) hepimize gerçek manada şuurlanmayı ve orta yol üzere devam etmeyi nasip eylesin...
Selametle...
Hangi Bidat tarifi?
Per, 13/04/2006 - 09:53 — Ercan Hüseyinoğlu"Bidat öncekilere benzemeyen, evvel yok iken yeni ortaya çıkan veya çıkarılan şey demektir. İslâm ulemâsı bidatın tarifinde birleşmemiş, çeşitli tarifler ileri sürmüşlerdir. Bir grup bidatı dar mânâda ele almış ve "Hz. Peygamber'den (sav) sonra ortaya çıkan, din ile alâkalı olup bir ilâve veya eksiltme mâhiyetinde olan şey" diye tarif etmişlerdir. Bu tarife göre her bidat kötüdür, sapıklıktır, dini bozacağı, değiştireceği için onunla mücâdele etmek gerekir.
Diğer gruba göre bidat Hz. Peygamber'den (sav) sonra icad edilen, ortaya çıkan, moda haline gelen herşeydir. Bu tarif çok geniş olduğu için tek değerlendirmeye tâbî tutulmamış "mezmûme" ve "hasene" yâni kötü ve iyi kısımlarına ayrılmıştır. Bu arada şer'i delillere aykırı herşey ve davranışa bidat diyenler de olmuştur." diyor Hayreddin Karaman.
- Aişe radıyallahu anha'dan rivayet edildiğine göre, Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez."
Müslim'in bir rivayeti şöyledir:
"Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir."
(Buhari, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18. Ayrıca bk. İbni Mace, Mukaddime 2)
Muhakkak ki, sözlerin en doğrusu Allah’ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed (s.a.v)’in yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulandır. Sonradan uydurulup dine sokulan her amel bidat, her bidat sapıklık ve her sapıklık da ateştedir.” (Müslim/867)
En üstün yol, Muhammed (sav)’ in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkanlardır. Her bidatta dalalettir: (Darimi;212, Nesei; iydeyn 22, İbn Mace;Mukaddime 7,Müslim;Cuma 43, Müsned 3/310, 319, 371)
Bidatin tarifi konusunda siz ne diyorsunuz? Hadiste geçen "kullu bidatun" ifadesine rağmen İmam Şafii'ye dayandırılan Bidat-i hasene konusundaki fikriniz nedir?
Useymin Hocanizin...
Salı, 18/04/2006 - 22:40 — Ahmet InamUseymin Hocanizin ifadesinin yanina kendi ifadenizi koymaniz, ifadenin kendi boyutunu degistirmistir. Useymin Hocanizi tanimasam bile, zenadik dememisse (öyle düsünmüsde olsa) dememistir. Bu parantez isi geleneksellesmis kaynak arama isine dönüsmüs.
Kendi fikri icin birseyler bulamayinca, fikrine yakin olabilecek kaynaklarin yanina parantez icinde kendi fikrini sokar/alir ve okuyucumuz da aldanir/kullanir dururdu/durur halen.
Bu niyetle yazmamis olsaniz bile bana bunu animsatti.
Selefi (neo ile ne varsa sevmem, bu genel olarak bir nevi duraksamanin da isaretidir) kardesleri az cok yakindan tanirim. Ilginctir onlarla hangi konuda anlasamamis isem ayni konularda yine yakindan tanidigim sofi kardeslerimlerle de anlasamiyorum. Muzik, sakal, hadis usulu vs. Isterseniz benzerliklerini toplayip bir teblig sunarsaniz, olur ya hani aradaki buzu bile allahu alem eritirsiniz.
Son olarak, Sofiler Islamiyat dergisinin "Tasavvuf" sayisini ele alsalarda Süleyman Uludag hocanin Ibni Teymiyye hakkinda yazmis oldugu makaleyi okusalar, allahu alem sufi bile olabilirler. Selefiler de ayni makaleyi okusalar allahu alem selefi olabilirler.
Bunlar iste her bilgili kisilerin/bilgili gözüken kisilerin ikidebir veryansin ettigi, cahilligin sonuclaridir. Yüzbinlerce kitablar basilmayi beklerken, binlerce basilmis kitablar da okunmaz. Ve ikidebir ayni zimbirtilar ortalikta dolasir ve birileri bunun sayesinde alim diye gecinir bir digeri ise mücahid.
Düsünürlerde bunlardan nasibini alir tabi...
selam ile...
Umutsuzluga kapilanlar, lügatte IBLIS kelimesine baksinlar!
Kandilimiz her daim yansın !
Cum, 30/03/2007 - 10:46 — emre şimşek (doğrulanmadı)Bugün mutlu günümüz.
En sevdiğimiz insanı, iki cihan serveri Peygamberimizi en güzel günde anıyoruz.
Cuma'mız mübarek, kandilimiz kutlu olsun inşallah...
Esselam !
Pakistanda Samoza, Kapmüste Zikr
Pzt, 02/04/2007 - 01:24 — Mustafa Burak SezerÖmer abi yazını yeni gördüm, okudum. Seni burada görmek güzel geldi. Kandil gecesi yine olay oldu bizim okulda. Alışıla geldiği üzere Berelvi amcalar kampüse bir güzel otağlarını kurdular kocaman, ışıklandırmalar, süslemeler filan. Disko gibi oldu heryer. Sanarsın düğün var. Ta Karachi'lerden 7 yaşında bir tıfıl getirmişler, artık şarkıcı mı dersin, naat sanatçısı mı, babası şeyh efendinin biriymiş, 800-900 dolar arasında naat okuması için uçakla getirtmişler. Millet coştu tabi. Dört senedir bir kere gidip bu ayinleri izlemedim. Tabi gözümüz kaydı dışarıda. Eleman "Ya Resullallah" dedikçe cemaat-i berelviler Paki şivesiyle, "Sübhanellah" dedi. Bu sene yeni bir ekol geliştirmişler bir de, tıfıl naat okurken, amcalarım alttan efekt vererek, Mevleviler gibi içli bir sesle "Allah Allah" diyorlar, ara sıra tempo ve zikri değişiyorlar. Geçen ay Kültür Bakanlığı Türk Tasavvuf Musukisi ekibi İslamabad'da Dünya Mevlana Yılı dolayısıyla az zikirli bol musikili bir konser verdi. Berelvilerin bir şeyhi de ordaydı sanıyorum. Adı aklımda değil. Sanırım bizim ekolu kaptılar abi. Zikir sistemi değişebilir.
Bu arada geçmiş kandilinizi uzatma dakikalarında kutlarım, tüm İslam Aleminin.
Muhabbetle
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
Neo liberal mevlid kandili
Cts, 26/04/2008 - 08:56 — rüştü hacıoğluSemavi ve semavi olmayan dinlerin aşkın birleşmesinden beri sınırtanımayan dindarlar sınıfı yerküreye sanal bir barış ve esenlikle birlikte geniş bir hoşgörü taşıdılar. Hoşgörüleri sınırtanımaz sanal dindarlıklarına ulaşamadı çünkü horgörülerini tümüyle-toptan terkedemediler henüz. Herkese ve kesime açık gönül zenginlikleri toptansüpürücülere tahammül edemese de; toptansüpürüpiçselleştirici içkin hoşgörülerinden taşan kuşatıcılık neoselefilere gelince neden hezeyan boyutunda bir horgörüye dönüyor anlayabilmiş değilim.
Sufiler(tasavufçular) hangi dinin mensubudurlarki, sözkonusu müslümanlar olunca, dalaylamaya yada PENCURLARA(ha bunuda ben ekledim, bunlar bu alemde yeni yani bir nevi onlarda neo...)gösterebildikleri derin hoşgörüleri, horhakir ve tefyizedici tahkirlikte bir küfürbazlığa dönüşüyor; birde küfürbazlıkla itham edilip ahlakları sorgulanmıyormu ötekileştirdiklerinin(ötekileştirmeyip neolursan olculukları,haa bizieleştirenbilmemneciler olursan kapsam dışıcılar)...
Ben şahsen sevmiyorum bu pis üslubu ayıp ve ahlaksız buluyorum iyi de değil zaten. Bizim mahallede küfürbazlar birbirlerine sövünce zarif ihanetlere bürünmezler yani direk sövüşürler içteş olarak yani taraflardan herhangi biri muhatabını küfürbazlıkla suçalayıp eleştirmez, sadece söver direk.
İngilizler bu topraklara zarif ihanetleri kimlerin üstünden taşıdılar yada aldılar bende bunu merak ediyorum özellikle uneskonun bazı doğululara torpil geçmesinden beri....
Tutarlı olmak bir usul meselesidir, yapılanın doğruluğu yanlışlığı usulden sonra sorgulanır elbetteki ama usulsüzlük bir ahlak erezyonudur ilkesizlik ve tutarsızlık olarak tezahür edip muhataplarca ilk algılanan imajdır ki, bundan sonra ne söylendiğine bakılmıyor yazıkki...
SELAMÜNALEYKÜM
pazartesileri zemmedip-küfretmiyorlardır.. ya ironi
Cts, 26/04/2008 - 11:36 — cemalcalikselam ile;
sayın rüştühacıoğlu hepten kızmayın bakın pazartesileri ebu lehebin azabı şu ayete rağmen
"1- Ebu Leheb'in elleri kurusun (yok olsun o), zaten yok oldu ya.
2- Ne malı ne de kazandığı onu kurtaramadı.
3- (O), alevli bir ateşe girecektir.
4- Karısı da odun hamalı olarak (onunla beraber girecektir).
5-Boynunda da hurma lifinden bir ip olacaktır." (111/ 1-5)
hafifliyormuş, dolayısıyla mezkur cenah kendi gibi düşünmeyenlere pazartesi günleri hoşgörü ile bakıyor olmalılar.. ironik sataşmalar da bulunup bulunmadıklarını bilemem.. hürmetlerimle..
not:
belki denecektir "mezkur ayetin nesi azabın hafiflemediğine dair delildir? hergün ibaresi olmadığına göre niye hafiflemesin?" derler mi? valla bilmiyorum..
c.ç