renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

MHP ve Başörtüsü

1999 seçimlerinden önce MHP, yıllardır devam eden başörtüsü yasağına karşı çözümün kendilerinde olduğunu söyleyerek seçim meydanlarına indi. O dönemlerde aynı nihai çözüm söylemlerini PKK ve Abdullah Öcalan için de söyleyen MHP kendilerinin diğer sağ partiler gibi korkak ve ürkek olmadığını, yumruklarını masaya vurup, başörtüsü yasağı sorununu çözeceklerini halkın önünde haykırıyorlardı. MHP seçime başörtülü bir adayla girdi. Daha seçim öncesi, Antalya milletvekili adayı olan Nesrin Ünal’ın milletvekili olduğunda başını açacak mı? açmayacak mı? tartışmaları yapılmıştı.Nihayet milletvekili seçilen Nesrin Ünal muhtemelen parti kararıyla ve devlet krizi oluşmaması düşüncesiyle, devlet menfaatlerini kendi özgürlüğünün önüne geçirerek başını açmış ve hele de Merve Kavakçı hadisesinden sonra, bu noktada ‘‘insan yerine devlet önceliği’’geleneğinin önemli bir işaret taşı olmuştu. Bu süreçten sonra zaten hiçbir parti başörtülü aday gösterme cesaretinde bulunamamıştır.

Koalisyon ortağı olmasına rağmen seçim öncesi söylemlerini bir anda unutan MHP, 2007 seçimlerinde üniversitelerdeki başörtüsü yasağının kaldırılması konusunu parti programına almıştır. ‘‘Hizmet veren değil de hizmet alanın hiçbir şekilde haklarının engellenemeyeceği’’ anlayışıyla başörtüsü yasağına yaklaşımı, MHP’de belki de Nesrin Ünal tecrübesinden sonra oluşmuştur.

Aslında insan hak ve özgürlükleri açısından mevcut bütün partilerin bu konuda aynı hassasiyeti göstermesi gerekirken, genelde muhafazakâr olarak adlandırılan sağ partilerin programlarına giren fakat çözüm noktasında somut adım atıl(a)mayan bu yasak, yıllar geçtikçe habis ura dönüşmüştür. Dolayısıyla çözümsüzlüğü de katmerleşerek bugüne gelmiştir.

MHP bazı kırılma noktaları hariç (Muhsin Yazıcıoğlu ve ekibinin MHP’den ayrılma sebepleri gibi)aslında oluşumundan bugüne, ‘‘Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman’’ manifestosuyla milliyetçi ve dindar bir tabana talip oldu ve bugün de hedef kitlesi açısından çok farklı bir yerde durmuyor. 1999 seçimleri sonrası iktidar ortağı olmasına rağmen bir türlü muktedir olamayan MHP büyük bir taban kayması yaşadı. Fakat bu MHP açısından tam bir gösterge değildi; çünkü 2002 seçimlerinde sadece MHP’yle kısıtlı kalmayan büyük bir heyelan yaşandı ve seçmen, parlamentodaki bütün partileri cezalandırdı. 22 Temmuz 2007 seçimleri bu açıdan önemliydi. Bu, hem iktidar deneyimini ilk seçimde yaşayan AK Parti açısından böyleydi, hem de meclis dışına atılan partiler açısından.

22 Temmuz 2007 seçimleri öncesi tırman/dırıla/an PKK terörü karşısında korkak politika izlendiğini, terör sorununu milliyetçi politikalarla ve gözü karalıkla kendilerinin çözeceğini meydanlarda dillendiren Bahçeli aynı zamanda da AK Partiyi başörtüsü konusunda samimi olmamakla, çözümden yana değil çözümsüzlük ürettiğini savunuyordu. Halkın üzerine Erdoğan’a yönelik ‘Öcalanı al, sen as!’ diyerek urgan atmaktan, şehit cenazelerinde MHP’lilerin taşkınlıklarına varana kadar, popülist yaklaşımlar seçmeni tedirgin etmiş ve oyunu bir kez daha istikrarlı politikadan yana kullanmayı tercih etmişti. Barajı kıl payı geçen MHP bundan sonrasında daha büyük kayıplarla imtihan edilmemek için daha yapıcı bir muhalefet politikası izlemek zorunluluğu hissetmiştir.

Tayyip Erdoğan’ın ‘‘velev ki siyasi simge de olsa üniversitelerdeki başörtüsü yasağı kalkmalıdır,kimsenin eğitim hakkı bu tür sebeplerle elinden alınamaz…’’ şeklindeki açıklamaları domino taşları gibi siyasi çevreleri ve bazı anayasal kurumları tetiklemiştir. Benzer tetiklemeleri farklı konularda Özal’ın da yaptığını hepimiz biliriz. Konu üzerinde tartışmanın kamuoyunun ve bilimsel çevrelerin bu konulara uzak kalmaması ve farklı seslerin farklı açılımlarını ele almak açısından veya nabız ölçme açısından faydalı olacağı kanaatindeyim. Bu tetikleme en spontane bir şekilde başörtüsü tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

CHP’nin bu kadar hırçınlaşmasının sebebi çözüme giden yolları kapatarak, kaybettiği sol oyları tekrar kazanma ve çözümsüzlük üzerinden tabanına, duruşunun kendinden beklendiği şekilde olduğu mesajını vermektir. Baykal’ın paradigmalarıyla neşvünema bulmaya çalışan CHP, bu yapısını bundan önceki birçok kriz çıkarma ve üretme fenomenleriyle hep yapa gelmiştir. Yani kısaca, biz bu filmi daha önce de gördük…

MHP’ye gelince; bir kez daha samimiyet sınavından geçmektedir. Seçim öncesi, iktidar şansı verilirse yapacakları arasında bulunan başörtüsü yasağının kaldırılması noktasındaki vaatlerini, muhalefette de akılcıl çözümlere destek vererek yerine getirebilir. Bu yaklaşım, unutmamalıdır ki, toplumun gönlünü fethetme noktasında kendisine büyük getiriler sağlayacaktır. Sorunun çözümünde etkin rol alarak en azından muhafazakâr tabanıyla bu konu üzerinden tekrar köprü kurmayı başarabilir.

Her ne kadar hükümet, MHP’nin anayasanın 10.maddesinin 4.fıkrasında ‘devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır’ ifadesine ek olarak ‘ …bütün işlemlerinde…’ ibaresinden sonra gelmek üzere, ‘her türlü kamu hizmetlerinin sunulmasında ve yararlanılmasında…’ cümlesinin eklenmesi teklifini yetersiz bulsa da kendilerinin düşündüğü 42. maddeye eklenecek olan ‘ ceza mevzuatına ve genel adaba aykırı olmamak şartıyla yüksek öğrenim kurumlarında kılık-kıyafetten dolayı kimse yüksek öğrenim haklarından mahrum bırakılamaz…’ şeklinde düzenlemeyle, yasağın kaldırılması noktasında açılım sunan yaklaşımı iyi niyet yaklaşımı olarak değerlendirmeli ve uzatılan bu eli muhabbetle sıkmalıdır.

Anayasa hukukçusu olan Süheyl Batum AK Parti’nin bu sorunu çözme gibi bir derdinin olmadığını, Tayyip Erdoğan’ın son çıkışının kamuoyunu oyalamak için ve kamuoyunda ‘ biz yasağı kaldırmak istedik ama engellediler’ mazeretiyle, mağduriyeti meşru kılma,böylelikle tabanını sağlamlaştırma ve popülizm peşinde olduklarını iddia etmektedir.

Deniz Baykal farklı açıdan bakarak, Başbakan’ın niyetinin söylediği sözle deşifre olduğunu söylerken,bazı çevreler de başörtüsü yasağını kaldıramayacağını anlayan Erdoğan’ın bu açıklamayı yaparak, meseleyi daha da girift hale getirerek kamu vicdanında kendilerini aklama çabaları olarak değerlendirmektedirler. MHP’nin getirdiği teklifin de çözüm için değil, tribünlere oynadığını, gelecek mahalli ve genel seçimler için yerini, en azından muhafaza etmek için yapılan manevralar olarak yorumlayanlar yok değil.

Her ne olursa olsun niyet okuyuculuktan ziyade sonuç açısından olumlu adımlar atıldı kanaatindeyiz. AK Parti 2002 seçimlerinden sonra, başörtüsü bizim için şu anda birincil konu değildir, bu zaman içinde toplumun ve kurumların ortak konsensüsüyle halledilecek bir meseledir demiştir. Zannederim bu sözü edilen süreç 5. yılına giren bir iktidarda son kertesine gelmiştir. İkinci kez ve oylarını yükselterek iktidara gelen AK Parti bu yasağın kalkması noktasında konuyu soğumaya bırakmadan somut adım atarak rüştünü ve samimiyetini ispat etmek zorundadır. Aksi halde ‘‘hükümet olduk ama muktedir olamadık’’ sendromuyla karşı karşıya kalacaktır.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

mhp nin verip de tutmadığı söz

1999 seçiminden önce başörtüsü sıkıntısı henüz bu denli can acıtacak yoğunlukta değildi,ablam üniversiteye başlamıştı ve başörtüsü yasak olmadan okuluna gidiyordu,ama söylentiler başlamıştı.o yıl ablamın ilk oy vereceği yıldı.devlet bahçeli mahallemizde bir toplantı yaptı babam eski bir mhp li olarak gitti.bahçeli'nin masaya vurduğu o yumruk bize 'hiç olmazsa belki ...'gibi sözcükleri kurdurdu.seçimler geçti.lisedeyim henüz ama haber seyredemiyorum korkuyorum bi cesaretle yemin törenini izledim.nesrin hanım ve merve hanımın içeriye girişleri ve yemin töreni vs...bir daha uzun süre haber seyretmedim üniversiteden zamanı bilerek geçirilmiş bir uyarı aldı ablam yazılı olarak postayla,okuduğum liseden örtülü hocalarım bir bir alındı iki polis iki yanında.sonra okula da gidemedim bana o yaşımda kaldırabileceğimden ağır bir acı yüklediler,okulun bahçesine ne zaman girsem o anı yaşıyordum okulada gidemiyodum,canım acıyodu.okulumda sorun o yıl başlamadı ve ben okulu bilmediğim kadar çok devamsızlıkla bitirdim.değil evden odadan dışarı bile çıkmak istemedim,şimdi bana sen normal değilsin diyorlar,yıllar geçti,'haddini bildirin bu hanıma' diyen ecevit öldü,ben ecevite hakkımı helal ettim,çünkü o bu yola inanıyodu ve inandığı için mücadele etti,ve başardı.ama devlet bahçeli değil inandığını yapmak bunun için çaba bile göstermedi,kolayı seçti koltuğun tozunu gözüne kaçırdı,ve o koltuk onu üstünden attı.şimdi aynı vesairelerle konuşuyo,o zaman ki samimiyetsizliğini bu zamanda göstereceğini düşünmüyorum çünkü koltuğun tozu hala gözünde ve bunun için ne yapması gerektiğini öğrendi.ama ben ecevite hakkını helal eden biri olarak bahçeli ye hakkımı asla helal etmeyeceğim. samimiyetsizlik en büyük suç.şimdiyse kimin ne dediğini umursamıyorum.söylenen sözlerin beni rahatlatma zamanı geçti.artık yapılan işlere bakıyorum.hala normal değilim,ama normal olma telaşında hiç değilim.oğlumu da samimiyetsizlikten ve tutulmayan sözlerden uzak tutma telaşındayım.Rabbim telaşımı boşa çıkarmasın tüm insanların telaşını boşa çıkarmasın inşallah.

Şenay Hanım'ın hassasiyeti üzerine...

Sayın Şenay Fırtına Hanımefendi hassasiyetinize ve duygularınıza katılmamak içten değil.Fakat bir gerçek var ki o da (maalesef)Türkiye şartlarında politika yapanlar her zaman aynı samimiyeti göstermiyorlar...Ben,1999 yılında inandığım değerler ve eşimin başörtüsünden dolayı 12 yıllık mesleğimden ihraç edilmiş bir kardeşinim.Ama yine de ne o dönemin yöneticilerine ne de önceki ve sonrakilerine şahsi bir kızgınlığım olmadı. Kızılacak olsa önce, 28 şubat sürecinden sonra birbirlerini tanımamazlıktan gelen,önceleri bol kepçeden ahkam kesen,sonra kapılarını birbirlerine sıkı sıkı kapatan,rejimin yaftasına, acaba doğru olabilir mi? diye bakan''bizim mahallenin'' insanlarına kızmak gerekir.Öfkelenilecek olsa önce;zaten işinden,aşından olan insanların avucundaki üç beş kuruşa göz dikip,onları sırtından hançerleyen ''yeşil sermayeye'' öfkelenmek gerekir.Kahrolmak gerekse, Hallac-ı Mansur gibi çaresiz eli kolu bağlı iken düşmanın attığı taşlara değil ''dostların'' attığı güllere kahrolmak gerekir...

Bizlerin yaklaşımı dayatılan zihinsel despotizm ve dayatılan laisizme karşı onurlu duruş olmalıdır.Cumhurbaşkanı Gül,Başbakanlık yaptığı dönemde YAŞ kararlarını ''muhalefet'' şerhi koyarak imzalamaktaydı.Bu gelenek Tayyip Erdoğan döneminde de hala devam etmektedir.'Bizim mahalle' olarak buna, hiç olmazsa ''buğz'' mesabesindedir diye baktık ve ümitlendik,çünkü başkaları en azından bu sıkıntıyı çekmesin diye.Şimdi YAŞ kararlarının onay makamında, son noktayı koyacak olan makamda Sayın Abdullah Gül oturuyor.Daha şura öncesi imzalamalıdır,şimdiye kadar hiçbir konuda YAŞ kararlarını geri çeviren Cumhurbaşkanı olmamıştır,eğer imzalamazsa büyük kaos olur,Genelkurmayla çok yüksek derecede kriz yaşanır homurtuları yükselmeye başlamıştı.Doğrusu traji-komik bir fenomendir;çünkü yasa koyucular böyle bir durumda,yani Cumhurbaşkanının imzalamaması durumunda (cumhuriyet tarihinde böyle bir durum yaşanmamış ve olası olarak da düşünülmemiş) bunun hukuki zeminini hazılamamışlar.Tabii Sayın Gül onay makamı olduğundan bu sefer ''muhalefet'' şerhi de koyamadan YAŞ kararlarını imzalamıştır.İşte ''garip ama Türkiye'' manzaraları böyle birşey...Olsun yine de bizim, yani tüm Türkiye halkının Cumhurbaşkanıdır Gül. Üniversite kapılarında yıllardır yasağa direnen kardeşlerimiz olmasaydı bugün gelinen noktaya seslerimiz ulaşabilir miydi? İşte tam da bu aşamada yangına karınca misali su taşıyan herkese ihtiyaç var.Yeterki siyasi rant peşinde olmasınlar, söylediğiniz gibi ''samimi'' olsunlar.

Son söz; sen yanmazsan, ben yanmazsam karanlıklar nasıl aydınlığa kavuşur...selam ve dua ile.

MHP....!

MHP, 60 lı 70 li yılların iki kutuplu dünyasında, CHP nin SAĞ kanadı olarak! Milliyetçi, muhafazakar özelliklere sahip "geleneksel (kültürel aidiyet anlamında) müslümanları" rejime entegre etmek amacı ile kurulmuş/kurdurulmuş bir partidir. Muvazaa partisidir.

İki kutuplu dünyada o günün şartları içinde, TAHTARAVALLİ nin SAĞ tarafına oturtulmuş bir denge unsurudur! Esas itibari ile CHP den hiç bir farkı yoktur. Eğer 1950 lerde, dış baskılar nedeniyle zorunlu olarak "demokrasiye" geçildiğinde, CHP den ayrılanların kurduğu Demokrat Parti, milletin coşkusuna kapılıp kulvar değiştirmeye kalkmasaydı; yani verilen rolün gereği olarak CHP ye karşı sistemi DENGELEYEN bir muvaza partisi olarak kalsaydı, 1960 ihtilali KESİNLİKLE olmazdı! Ve MHP gibi bir oluşuma ihtiyaç kalmazdı! Dolası ile MHP nin CHP ile benzer özellikler taşıdığını, "Toplumsal yönelme" leri vesayet rejiminden (Kurulu düzen) yana değerlendirileceğini unutmamak gerekir.

Şöyle bir soru akla gelebilir. Bugünün dünyasında (Kutuplaşmaların kalktığı, emperyalizmin TEK güç haline geldiği dünya) MHP nin işlevi nedir?

Evet dünya tek kutupludur, Emperyalizm, ABD önderliğinde dünyayı şekillendiren tek güçtür. Ancak, projelerini Türkiye üzerinden (Türkiye merkezli) uygulamaya koyan emperyalizmin, senaryolarını gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu (Türkiyeyi zayıflatıp direnme gücünü yok edecek) KUTUPLAŞMALARda MHP nin önemli bir rol üstlendiği unutulmamalıdır. Bu senaryolarda aldığı rol MHP yi ayakta tutuyor. Aksi halde bugünün dünyasında MHP türü oluşumlar marjinal kalmaya hatta yok olmaya mahkumdur.

Söyleyene bakmadan söyleneni değerlendirmek kadar; söylenene bakmadan söyleyeni değerlendirmek de önemlidir! Yoksa hata edersiniz!

Alpaslan Türkeşi'in vefatından sonra yapılan MHP kongresine kadar Devlet Bahçeliyi tanıyan var mıydı?!

Muvazaa partisi

70 li yılların ülkücü milliyetçi sempatizanı olarak ,o zaman'ların gözümüzde birer Fatih i olan
yaşar okuyan,agah oktay güner beylerin şimdiki konumları da bu samimiyetsizliğe birer göstergedir.
O zaman'lar Simge olabilecek hiç bir yanı olmayan başörtüsünü şimdiki 'kullanılma' denkleminden uzak 'takmaya' başladığımızdan itibaren başımıza gelenler malumdur herkesçe.
Hakkımı zorbalıkla ihlal edenleri katağorileştirdiğimde aralarında hiç direnmeyen,taviz veren,sonra bir daha taviz verenler de var.
Ama MHP ye, direnmeyenlere, Ak partinin çabalarına rağmen asıl yapılmak istenen;İslamiyetin en görünen simgesi konumundaki 'Başörtüsü' nün 'islamafobya teranelerine ve de projesine (!) en büyük engel teşkil etmesini ortadan kaldırmaya yöneliktir.
Zira birçok başörtülünün bir arada mutlu,kavgasız yaşayan bir halkı gören dünya kamuoyu ,"aaaa bak ne güzel kardeşçe yaşıyorlar demekki islamiyet korkulacak bir şey değilmiş" derler de projeleri(!) akamete uğrar.

Köpekler ve başörtülüler giremez !...

"Nihayet milletvekili seçilen Nesrin Ünal muhtemelen parti kararıyla ve devlet krizi oluşmaması düşüncesiyle, devlet menfaatlerini kendi özgürlüğünün önüne geçirerek başını açmış ve hele de Merve Kavakçı hadisesinden sonra, bu noktada ‘‘insan yerine devlet önceliği’’geleneğinin önemli bir işaret taşı olmuştu. Bu süreçten sonra zaten hiçbir parti başörtülü aday gösterme cesaretinde bulunamamıştır."
Gözden kaçtı muhtemelen çünkü son seçimler de dahi bu "cesaret"i gösteren, başörtülü adayları olan partiler var. En azından bir parti biliyorum ben.

Gündemi az çok takip eden bireyler olarak başörtüsü meselesi konusunda akp nin de mhp nin de tavrının net olduğunu görüyoruz artık diye düşünüyorum .
2002 seçimlerine " bana üç yıl verin bu işi çözeceğiz , başörtüsü namusumuzdur " nidalarına yenilen akp li arkadaşlarımın meydanlarda "kahrolsun abd iş birlikçi akp " sloganlarıyla vicdan temizlediklerini bilen biriyim... (Benim aklıma son olarak MEB bakanı h.çelik'in TÜBİTAK’ın Ulusal Bilim Olimpiyatları ödül töreninde Şefkat Koleji ilk öğretim öğrencisi Elif Büşra Doğuş’un başörtüsü ile ödülünü almasına sinirlenerek TÜBİTAK Başkanı Prof. Nüket Yetiş’e, "Bu olayların tepki aldığını bildiğiniz halde neden izin verdiniz. Bilerek mi yapıyorsunuz?" deyip soruşturma başlatması kalmış. (Yeni bir olay var da bilmiyorsam kusuruma bakılmaz inşallah)

Başörtüsü konusunda "MHP" ismi geçince ise aklıma öncelikle 20 Mayıs 2000 tarihinde MHPye bağlı Devlet Planlama Teşkilatının sosyal tesislerle ilgili yayınladığı genelde geliyor. Bu genelgenin 8. maddesi ise şöyle ;

“Tesislerimizde konaklayacak olanların site içinde çağdaş ortama uygun kıyafetler ve davranışlar içinde bulunmaları gerekmektedir. Çarşaf, türban, tesettür ve benzeri kıyafetler yasaktır. Siteye evcil hayvan getirilemez.”
Ve işte bu belgeye binaen Kendi bakanlıklarına ait sosyal tesislerin kapılarına "Köpekler ve başörtülüler giremez" yazıları koydurulmuştur.

Kısaca böyle yazıyı okuyunca aklıma gelenler paylaşmak istedim:)