renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

"Millet Amma da Salak" Diyen Zihniyetin Anatomisi.

Anlamsız eylemlere ve yersiz söylevlere maruz kalmış bir dünyanın ortasındayız, ve hepimiz bir şeylerden şikayet eder olmuşuz. "Kimse beni anlamıyor.... Herkes salak... Aslında çok şey biliyorum da anlatamıyorum... Şuna bak hele, bildiği ne ki neyiyle artistik yapıyor..." gibi düşünceler çoğalmış hepimizde. Bu, hepimizin iyice yalnızlaştığının mührüdür...

İşte ben, böylesi düşüncelerle kirlenmiş aklımızın, bu konuma gelene kadar hangi aşamalardan geçtiğini özetlemek istiyorum kısaca; daha doğrusu benden evvel, bu 'duygu haritasını' izah etmiş büyüğümün ayak izlerine basmaya çalışacağım :

İnsanın bilinci az da olsa açıksa şayet, evrende bulunmuş olduğu konumu analiz etmeye başlar ve kendinde var olan birtakım aksaklıkları görünce, karamsarlığa düşer : "Yahu ben ne adi adamım... Şu halime bir bak, benden adam olmaz... Allah bilir kimse benim gibi kötü düşünmüyordur; ben ne kötü bir adamım... Elimden de bir iş gelmiyor; oldukça da beceriksizim...' ve benzeri şikayetlerle, kişi kendinden ümidini kesmiş bir vaziyette, karamsarlığa düşer. Bu basamağa : Ümitsizlik ve Karamsarlık Basamağı denir.

Karamsarlığın dehlizlerinde bunalan insan, ümit fakirin ekmeği diyerekten, bir ümit aramaya başlar kendinde. Ve çevresince de farkedilen birtakım hasletlerini ve yeteneklerini göz önünde bulundurarak kendini beğenmeye başlar : "Aslında şu özelliğim de pek bir iyi cânım... Şu konuda pek de fena sayılmam hani... Şaka maka, benim şu yeteneğim var; hatta bu konuda birçok kişiyi de altedebilirim" gibi düşüncelerle, kişi karamsarlıktan sıyrılır ve kendini beğenmeye başlar. İşte bu ikinci basamağa : Kendini Beğenme Basamağı denir.

Kendini beğendiğini sadece kendine saklayan bireyin bir süre sonra kendine olan hayranlığı artar. Ve bunu dışarıya yansıtmaya başlar. Tavırlarında ve söylevlerinde insanlara karşı büyüklenme sezinlenir. İlk başta içten içe ilerleyen bu "kendini beğenmişlik soluncanı", bir süre sonra kendini 'büyüklenme' olarak gösterir. İnsanların rahatsız olduğu bu büyüklenme safhası olan üçüncü basamağa : Kibir Basamağı denir.

Kişi, büyüklenerek kendini topluma kabul ettirmeye başladı mı bir kez, kendinde var olan yeteneklere birazcık sahip olan kimselerle rekabete girer. Oysaki rekâbette, rakibin boy göstermesi demek, kibirli kimse için üzücü bir olaydır. İşte bu yüzden, kendini yüceltmek için, başkalarını, kendi düşüncesinde küçültmek ve başkalarının gözünde küçültmek ister : "O da bu işi yapıyor; ama eminim ki iyi niyetle yapmıyor bunu... Onun bu işleri yapışında, hep bir ikiyüzlülük sezinliyorum zaten... İnsanların gözlerini boyamaktan başka bir şey yaptığı yok zaten..." ve benzeri düşüncelerle, önce o kişiyi kendi gözünde küçültür; sonra da dedikodu ve iftiralarla başkalarının gözünde küçültmeye çalışır. İşte bu son basamağa da : Kötü Niyet Basamağı denir.

Bu basamağı da aşan kimse, artık birçok arkadaşı da olsa, kendini yalnız hisseden kötü bir insandır. Toplumumuzda hızla üreyen : "Millet salak yahu, beni bir türlü anlamıyorlar" düşüncelerinin temelinde yatan da, işte bu 4 basamaklı duygu haritasıdır. Konumumuzun farkına vardığımız zaman ortaya koyacağımız eylem şudur : Tutkularımızdan arınmak... Evet, tutkusu olan insanın, düşünsel platformda yalpalamadan yürümesi ve kalbî seslenişlere kulak asmaması mümkün değildir.

Sonuç : Tutkuları olan, yalnız kalır.

Not : Genellemelerden mümkün mertebe kaçınmayı her zaman şiar edinmişimdir; fakat genel sıfatından ziyâde 'keskin' sıfatına lâyık olan cümlelerin tesir kabiliyetinin farkında olduğum için ve yazılarımdaki tek amaç 'tesir etmek' olduğu için, genelleme gibi gözüken keskin ifadeler kullandım. Ne diyelim, hayırlısı olsun.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

bir kaç soru

bu yazıdaki tutkunun tanımı nedir?

Bir şeyi hangi sınırlar içerisinde kuvvetle arzulamalıyız ki o sizin yukarda tasvip etmediğiniz tutkunun içerisine girmesin?

Peki öz eleştiri, elindekilerinin farkına varma ve bunları insanlara sunma ve kişilerin yaptıklarını eleştirme ya da beyenme hangi sınırlar içerisinde olmalı ki yukarıda anlattığınız 4 kısımlı haritanın istenilmeyen duygu çukurlarına düşmesin?

Tutku

Tutku ile şiddetli benlik duyguları, arzuları kastediliyor olabilir.Bence tutkularına esir olup olçüsüz, hadsiz duygular ve hayallere kapılmak yanlıştır.Duyguların şiddeti değil, ölçülü, güzel, edepli olması önemlidir.

tebrikler..

Ugrasılmış ve tutkuyla! yazılmış bir yazı.. nice baharlara hep beraber celalim..

tutku ve kibir üzerine

tutkulu olmanın kibre götürdüğü gibi bir önermeyi kabul etmem mümkün değil benim, nitekim kibre götüren etkenlerden biri hırs olabilir ama tutku kanımca başka türlü, bambaşka türlü birşeydir.hırs negatif bir anlam içerirken, tutku pozitif bir mana taşır. misal bir erkek bir hanıma aşıktır ve tutku ile sever kadını lakin bir kadın hırs ile sevilirse, o kadına aşık değildir er kişi. kadın muhtemelen herkesin arzuladığı ancak pek kimsenin ulaşamadığı bir konumdadır, bu bakımdan er kişi hatun kişiyi elde etmek noktasında hırs yapmıştır.

tutkulu bir aşık olabileceği gibi, tutku dolu bir yaşam da sürebilir insan. iyi bir insan olma tutkusu vardır mesela kişinin, yardım etmek bir tutkudur onda, kitap okumak vazgeçilmez bir tutkudur yahut, öğretmek yahut öğrenmek... ama kişi iyi bir insan olma hırsı içerisinde ise, iyi bir insan olabilmek için önce hırsından arındırmalıdır kendini. hırs ile iyilik tezat oluşturur çünkü.

bu bakımdan tutkulu olmanın kibre götürebileceği fikri pek aklıma yatmadı benim. hırs götürebilir,belki. aslında hırs da kibirle birlikte meydana gelen birşeydir. kibri olmayan insanlarda hırs pek de sözkonusu olmaz. bu sebeple de sanki önce kibirli olmak ardından hırslı olmak gerekir gibime geliyor benim. ve elbette hırslandıkça kibir artar, kibir arttıkça hırslanır insan...

ben her insanın biraz bencil, biraz cimri ve biraz kibirli olduğunu düşünürüm. bu nefis ile doğmamızdan ileri gelen,yani insan olmamızdan ileri gelen bir durumdur. hepimizin imtihanıdır bu üçünü de hep minimum düzeyde tutmak. bu üçünün birazından dahi yoksun kimseler varsa şayet, onlar seyr-i sülüklerini tamamlamış, şu sralar tayy-i mekan ediyorlardır muhtemelen. bizim gibilerin harcı değildir diye düşnüyorum o birazdan dahi yoksun olmak. tehlikeli olansa; bu biraz bencilliğin, biraz cimriliğin ve biraz kibrin, biraz dozajını aşması ve insanın önce etrafa , sonra da kendisine zarar vermeye başlaması.

öyle etraftaki insanlara salak demek ile kibirli olmaz insan. ancak salak olabilir, halk tabiriyle eziktir yahut hakikaten etraftakiler salaktır. kibirli olmak Allaha dayanılan sırtın, Allahtan yavaş yavaş çekilmeye başlanması ve "benim sırtım yere gelmez "sanılmasıdır. insandaki "küçük dağları ben yarattım" endamıdır. bu düşünce ile itraftaki insanlara Allahın kötü kulu sıfatını yüklemektir. ki en tehlikeli durum da budur aslında. acziyet insana en büyük özgüveni sunabilirken, kibir insandaki acziyeti hissettirmez kişiye. bu bakımdan kibirli insanlar, özünde özgüveni olmayan insanlardır da diyebiliriz.

Allah cc'nin biz müslüman kullarına verdiği üstünlüğü, kibir gibi bir sefillikle kaybetmiyelim inşallah.

not: epey karmaşık bir yorum oldu. bilemiyorum anlatmak istediğim şeyi anlatabildim mi, nitekim yorum olunca, uzamasın laf istiyorum, blog mu giriyrsun hülen diyorum kendi kendime. kısaca geçiveriyorm. o da böyle bir tuhaf oluyor. kusura bakarsanız, bu nebiçim yorum, ne dediğini anlamıyorum diyorsanız, haberim olsun. hörmetlerimi sunarım.

Cok sevgili Celal Mirza'ya...

Hosgörürlük suc olmali mi? Hic kimseyi düsünceleri icin cezalandirmamak dogru mu? cezanin caydiriciligi olmadigini herkes bilir. Ki..yukaridaki yazida insanlari bu konuma getiren yine insanlar,yine düzen,yine egitimdir... Olaki Shakespear söyle der;hic bir sey iyi yada kötü degildir, onlari düsünce iyi veya kötü yapar.

Düsünmenin engelleri: Heyacana kapilmak, hazir ve önyargili olmak, zihin tembelligini aliskanlik haline getirmekle oturdugu yerde yorgun düsmek...
Ise deney yetersizligide böylece katilirken, bu neledenlerden dolayi yanilmaya düser insan.
Yaniltici delilleriyle, konuyu iyi kavrayamamak saglam, acik düsünceyi engeller.

Düsünmek icin yapilacak ilk is: süsleri,püsleri bir yana birakip dümdüz sevmeli. Uzun mesafeye neden olacak duygulardan kurtulmali. Kisa, öz fikirlerden olusan birer varlik olmali.Bugünkü neslin edebiyat düsmanligi,yazarlarin düsüncenin derinliklerine inememelerinden ileriye geliyor.

Yukaridaki yaziyi,yasanmisliklarinan yola cikan bir "gözlem" yazisi olarak okudum.
Var olan,etrafimizda yasayan heyecanina yenilen düsüncenin ilk düsmani olan "bencilce bir tutkunun" kendi ölcülerine göre ölcüp süzen kabul gören veya görmeyen süzülmüs posasini önümüze döken,zihin tembeli güvenini yitirmis karakterlerdir...

Fikirler sözleri besler, sözlerde fikirleri giydirir. Diyen bir "sark atasözü" vardir.
Duam sudur ki...
Herkese cok sik düsünceler diliyorum.Bize yakisan ilim sudur; "Allahtan korkmak, kendini begenmek cahilliktir"
Cahili cahilce sözleri terk etmek lazimdir.

Söyle ki; Hareket düsüncenin tohumlaridir. Nese ve keder onun meyvasidir. Insan böyle kendi eseri olan meyvalarla yasar. Hangi meyveyi yersiniz?
Bu kendimize kalan secimlerimizdir.
Insanin bilgi mabedine girmsi icin sabir, calisma ve sürekli gayret icinde olmasi gerekir.

Insanin akli kendi haline birakilmis bir bahceye benzetilirse;dimag bahcesini güzellestiren böylece ruhunun bahcevani oldugunu ve hayatina hakim olan bir durumda bulur kendini.

Bugday ekince bugday, diken ekince diken...Nasil bir tohum topraktan fiskirirsa...insanin hareketide düsünce dedigimiz bu tohumlardan fiskirir...

sevgi ve saygilarimla..

Olcay

:)

Maslow'un Kötülük Hiyerarşisi(!)

Hayata herkes gibi bakmaman ve onu gözlemlemen çok güzel

ama kestirme bir genellemeye böyle kolayca varamazsın ki..

Evvela tutku denilen kavramla hırs denilelen mefhumun tanımını yapmalısın..

Eğer insanları kötü yola saptıran başat faktöre ''TUTKU'' diyeceksek

''KİBİR''i hangi sıraya koyacağız?!...

(ümidim yanlışlana yanlışlana en doğruyu bulmandır)

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''