renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Milliyetçilik ve Terör

30 yıldır ülkemizin içinde bulunduğu bu kardeş kavgası, son aylarda iyice içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Tam Avrasya'da yer alan, kavimlerin bir araya gelip etkileşim içinde olduğu, her türden mezhebin aynı yerde bulunduğu bir kara parçasının üzerinde yaşıyoruz. Böylesine bir kültür zenginliğinin içerisinde iken, milliyetçilik gibi bir kavramın üzerimizde egemen olması fıtrata uygun düşmüyor.

Milliyetçilik derken, tabii ki, "vatanseverliği" kastetmiyorum. Biz bu ülkenin, ağacından yılanına kadar herşeyini seviyoruz. Öyle de olmak zorundayız. Ama "insan" ı ele almayan, insansız bir şovenizm akıl-alır gibi değil. İnsanı bir kenara atıp, vatanı sevmek, Allah ve Peygamberi'nin "lanet" ettiği kavmiyetçilik duruşudur.

Milliyetçiliğin şiarı olan "ya sev ya terket" düsturu, terör olaylarını tetikleyen en büyük olgudur. -Burada sıradan insanların içine düştüğü terörden bahsediyorum.-

Sağcı- solcu, laik- Müslüman, Alevi- Sünni kavgalarından sonra bize yutturulmaya çalışılan, daha doğrusu yutturulan bu mesele, 30 yıl boyunca 30 bin insanın canını aldı, daha da almaya devam ediyor. Bu işin siyasi tarafına bakmadan önce, dikkat edilmesi gereken bir şey var. O da, gerek dağda gerilla kıyafetinin içinde olsun, gerekse de yeşil muharebe elbisesinin içinde olsun, can veren gençlerimizin annelerinin yüreğine ayni ateş düşmekte. Aynı acıyı yüreklerinde hissetmektedirler.

Bütün siyasi rantları ve gizli servis oyunlarını bir köşeye bırakıp buna bakmak gerekiyor. Çankırı'lı Mehmet'in de, Diyarbakır'lı Resul'un da evinde, konuşulun dil farklı olsa da, aynı anlamda ağıtlar yakılıyor. Düşen ateşlerin acısı aynı oranda yürekleri yakıyor.

Yıllarca milliyetçiliğin hasıraltı söylemleri olan, sen Sünni'sin, komşuna saldır, sen Türk'sün kardeşini yak emirleri, milli gelirleri aynı olak "karabudun" evlatlarımızın, -pis- milliyetçiliğin kurbanı yaptı. Aynı renk tende, birinin adı Ahmed, öbürünün Mustafa, ama ikisinin de elinde silah...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Milliyetçilik Kavramı ve Gayri-meşru söylemler

Bir haftadan beri bu yazıyla yatıp kalkıyorum. Çözmem gereken ilk soru şuydu: yorum girmeli miyim, yoksa susmalı mıyım? Bu satırları yazdığıma göre ilk sorunu aşmış bulunuyorum. İkinci sorun: neden yorum girmeliyim? Çünkü savruk bir dille yazılmasına karşın yazının bana dokunan sinsi bir üslubu var. Önce, şu soruya yanıt aradım: Milliyetçilik ne demektir? Bu sözcüğü "terör"le eş anlamda sunmak ne kadar insaflı bir yaklaşım? Peki, bunun karşıtı ne: milliyetsizlik mi? Ümmetçilik mi? Kimliksizlik mi? Veya bu "milliyetçilik" sözcüğü nasıl peydahlandı? Gayri-meşru bir terim mi? Müslüman evladı neden haz etmez bu kelimeden? Müslüman olmak milletsizleşmek midir?

Eğer sözcüğün etimolojisine bakılacak olursa, Müslümanların tamamının bir millet oluşturduğu ortaya çıkacaktır. Ayrıca sözcük Aramice bir orijine sahiptir. Dini topluluklara millet adı verilmekteydi eski İslam literatüründe. Hıristiyan milleti gibi.

Peki, milliyetçilik, Batı literatüründeki "nasyonalizm"in karşılığı mıdır? Çağdaş literatüre bakılırsa öyle gibi. Yani Batıdaki nasyonalist söylemlerin dilimizdeki karşılığı milliyetçilik. Öte yandan milliyetçiliğin bizdeki oluşumu çok geç. Osmanlı milliyetçiliği en son çare olarak benimsemiş. Ki, milliyetçiliğe geçiş sürecinden önce Osmanlı İslamcılığı denemiş ve başarılı olamamıştır. Ayrıca Türk milliyetçiliği Doğu'da Farsçılık, Arap milliyetçiliği ve hatta Kürt milliyetçiliğinden bile sonra ortaya çıkmış. Peki bu gecikmenin gerekçesi var mıdır?

Türkiye Cumhuriyeti "ulus" söylemine ve temeline dayanmaktadır. Burada ulustan kasıt Türk ulusudur. Ulus terimolojide nasyonalizmle aynı anlamda gösterilse de (özellikle Türkiye'deki sol literatürde) aynı değildir. Ulus, Eski Türkçe "uluş"un dilimize Moğolca üzerinden girmiş biçimidir. Ulus demek, aynı dili konuşan, aynı kimliğe sahip, belli bir siyasal ağrlığı olan boylar birliğini ifade etmektedir. Bu haliyle milliyetçilik anlayışını Avrupa'ya taşıyanların Türk göçebeleri olduğu anlaşılmaktadır. Müslüman olmayan göçebe Türkler Avrupa'ya iki şeyi miras bırakmışlardır: 1. Aynı dili ve kimliği palaşan bir etniğin egemenliğine dayalı siyasal kimliği ve 2. Devlet aygıtını. Yunan yasalarında ve Roma Hukukunda "ulus" anlayışı yoktur. Avrupa'da "ulus" söylemi "ulus devlet kuramından" sonra ortaya çıkmıştır. Ancak Avrupa'da ulus'un aşırı biçimi olacat "nation" anlamında nasyonalizm termi "burjuvazinin biyolojik kimliği" olarak gelişmiştir. Dolayısıyla, bizde ulusalcılık ve milliyetçilik terimi özü itibariyle nasyonalizm terminin tam karşılığı olmamaktadır. Sadece siyasal bir egemenlik kuramıdır. Avrupa'daki nasyonalizm karşılığı Müslüman toplumlarında tek uygulama ancak Emeviler dönemi İslam devletinde gözükmektedir. Ki bundan dolayı Abbasiler mevalinin, yani Arap olmayanın devleti olarak gösterilmiştir.

Osmanlı döneminde Türk terimi, "kaba, aşağılık" unsur için kullanılmaktaydı. Cumhuriyet döneminde de Türk kimliği belirleyici bir unsur değildir. Yani etnik bir dayatmayı temel almamaktadır. Türk, Türkiyeli olmanın bir milli ifadesidir ve esnektir. Bir çeşit coğrafya ile bütünleşmiş bir uyruğun tanımıdır. Bu haliyle Türkiye'de milliyetçilik denildiği zaman kast edilen şey Türk milliyetçiliği olup, ki bu terim de özü itibariyle "vatan" anlayışını kapsamaktadır. O halde bu tanım Cihat Yolcu'nun tanımıyla çatışmaktadır.

Cihat Yolcu yazısında oldukça muğlak ifadeler kullanmakta ve asla kullandığı tanımın içeriğine girmemektedir. Bunu yapmadığı gibi, kulladığı söylemlerin Türkiye'ni merkez aldığına da yer vermez. Ancak kastettiği "ülke" tanımıyla bütün söylediklerinin Türkiye'yi kapsadığı kesindir. Yazar çaktırmadan şunu demeye getiriyor: Türkiye'de bir terör varsa bunun gerekçesi Türk milliyetçiliğidir. Her halde burada terörle kast ettiği PKK'dır. Oysa, PKK'nın terörüne zemin hazırlayan Türk milliyetçiliği değildir. Bizzat PKK'nın kuruluş programında da belirtildiği gibi PKK "sosyalist bir harekattır". O zaman terör olarak PKK'ın ortaya çıkışında bir meşruluk ayarayacak olursak milliyetçilik kavramı yanına dini, geleneği, özel mülkiyeti temel alan Doğu sosyal yapısını da dikmeniz gerekmektedir. Yoksa, bu yazıdan dolayı bize yazarın niyetinden kuşku duymaktan öte bir anlama olanağı bırakılmaz. O zamanda Cihat Yolcu teröre gerekçe olarak milliyetçiliği göstermekle bir niyet mektubu kaleme almıştır diye düşünmekten başka ikinci bir alternatifi bize sunmamaktadır.

Yazının sonuç kısmı ise tam bir felakettir: "Yıllarca milliyetçiliğin hasıraltı söylemleri olan, sen Sünni'sin, komşuna saldır, sen Türk'sün kardeşini yak emirleri, milli gelirleri aynı olan "karabudun" (!?) evlatlarımızın, -pis- milliyetçiliğin kurbanı yaptı. Aynı renk tende, birinin adı Ahmed, öbürünün Mustafa, ama ikisinin de elinde silah..". Bu ağır bir iddia olup, zira kanıtlanması gerekmektedir. Yazarın bu sonuca nasıl, ne şekilde ve nereden vardığını doğrusu merak etmekteyim. Çok daha ilginci, yazar milliyetçiliği mahkum edecem derken, milliyetçi bir uslup kullanmaktan da geri kalmaz. Peki, o zaman acaba milliyetçiliğe karşı kullanılan milliyetçi uslup da neyin nesi oluyor. İkincisi diyelim yazar haklıdır ve biz milliyetçilikten vazgeçtik, peki adres ne? Ummet (hümmet) anlayışı mı? Rica ediyorum, yazar içinde bulunduğumuz çağın ve ortamın koşullarını da göz önüne alarak bize bir ummet anlayışını tanımlar mı? İddia ediyorum, milliyetçi bir terminoloji kullanmaksızın herhangi bir ummet söylemini ortaya koymanız mümkün değildir. En basitinden, son bir aydan beri sitenin gündeminden hiç düşmeyen "Filistin ve Lübnan olayları" bile ummet anlayışı görünümü ile milliyetçi terminoloji kullanılarak yazılmaktadır.

Ama, nedense her zaman olduğu gibi tabak yine Türklerin başında kırılmaktadır. Eğer bu ülkede Türk kimliğini babasının malı gibi tekeline geçirip eli sopalı beyni boş belli kesimler bulunuyorsa bunun suçu belirsiz usluplarla bir ulusa kesilemez. Türk milliyetçiliği teröre gerekçe gösterilen bazı grupların savunduğu milliyetçilik anlayışı gibi dağlarda ve sokaklarda doğmamıştır. Türk milliyetçiliği kadar İslam'a destek çıkan ve literatür anlamında son 100 yılda onu besleyen Türkiye'de ve diğer İslam ülkelerinde ikinci bir siyasal, toplumsal ve kültürel akım gösterene aşk olsun. Bana, ummet anlayışını besleyen bir tek olgudan, terminolojiden, söylemden söz edeni sırtımda taşırım. Madem çıkış yolumuz ummet anlayışındadır, Allah aşkına bu zamana kadar bu anlayışı tanımlayan bir tek eser ortaya konulamaz mıydı? Konulamamış işte! Konulamadığı gibi bazı kavramlara gayri-meşru muamelesi yapılarak içimizi yaralamak yöntemi daha kolay bir girişim olarak görülmektedir.

Saygılarımla...

Meşhur Bir Yanılgı

Yorumunuzun beşinci paragrafında Osmanlının Türk sözcüğünü "kaba, aşağılık" anlamında kullandığını söylemişsiniz. Bu kesinlikle yanlıştır. Bu ifade "idraksiz Türkler" şeklinde kullanılmıştır. Öyle çok fazlada kullanılmış bir ifade değildir. Ayrıca Osmanlının bir çok kayıtlarında "idraksiz" ifadesi sadece Türkler için değil; Araplar, Kürtler, Arnavutlar gibi unsurlar içinde kullanılmıştır.
Yazınızın içeriğine kesinlikle katılıyorum. Türklüğü, Türkcülüğü doğru düzgün bir tanımını yapmadan yerenleri, kötüleyenleri doğrusu anlamakta çok zorlanıyorum. Hele hele müslüman olmaya mani gibi yaklaşanları, hiç anlayamıyorum. İnsan Allahtan korkar be.
Burada, İslamın sol yorumlarından falan bahsediliyor. Bunun bir ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Bazıları bunu okuyorlar ve onada karşı çıkıyorlar. İslamın elbette sağ olsun ,sol olsun yorumu olmaz. İslam İslamdır. Ama islamın sol yorumu olmalı diyen arkadaş ghünümüz islami anlayışında "Gıfari bir tavrın" olmadığından yakınıyor meselenin özünde. Birileride çıkıyor yok cevherdi, yok arazdı dambaşında saksağan yorumlar getiriyorlar. Hayret bişey yaaa.
Kardeşim bir insanın dinini sevmesi, onu anlamaya çalışması, yaşamaya çalışması bir kısım çevrelerce (cemaatta bunlara rastlanmasada) irtica olarak tanımlanıyor.
Bir insanın eşitlikten, sosyal adaletten, kendini sınırlamasını bilen sınırsız özgürlükten bahsetmesi koministlikle yaftalanmasına (haydi biz yeşil kominist diyelim) sebep oluyor.
Tarihten, tarih bilincinden, mili duruş ve milli bilinçten bahsetmesi durumunda ise faşistlikle, ırkcılıkla suçlanmasına neden oluyor.
Yani tüm bunların hepsinin olması bir güzellik değil mi?
Şairin dediği gibi;

Dinini inkar eden hiçtir
Milliyetini inkar eden piçtir

İslamı sağ liberal bir anlayışla yorumlayanlar (günümüz şartlarında faizi yeniden yorumlamalıyız diyenler için söylüyorum) hariç, inanan kardeşlerimi saygı, sevgi ile selamlıyorum.

Kılıç bana (mı) değil! Asıl şiar ÜMMETÇİLİK

Damiştim bütün siyasi rantları bir kenara bırakıp, asıl toplumsal gerginliğe bakmak gerekiyor. Sadece bir şüpheden bölge halkına dışkı yedirilecek kadar aşşağılık bir milliyetçilikle karşı karşıyayız.

Doğrudur. Türk milliyetçiliği büyük bir zaman diliminde İslamiyet'in bayraktırlığını yapmıştır. Ama gözden kaçan bir şey, zamanında Türk denilince akla Müslüman, Müslüman denilince de Türk geliyordu. Ama zamanında. Her şey gibi "Türk milliyetçiliği" de büyük bir yozlaşmaya tabii tutuldu. Artık karşımızda "dünyaya nizam getirecek, Muhammedi ruha sahip" bir ordu yok . En koyu milliyetçi kızıl elma yı hayal ediyor.

Her 15 yıllık periyotlarla Türk halkını büyük bir kavganın içine çekilmiştir. Biz bu kavgalarla uğraşırken bankalar hortumlandı vesair. Yani milliyetçiliğe vurgu yapanlar aslında vatanına, imanına bağlı olduğu için değil kesinlikle daha iyi çalmak için bu yola başvurdu. Sadece Türk Milliyetçiliği'nden bahsetmiyorum. Türk Milliyetçiliği ne kadar tehlikeli ise Kürt Milliyetçiliği de aynı derece tehlikelidir. Bunun üstesinden gelecek en büyük olgu ise Ümmetçilik'tir.

Yazının asıl teması ise şuydu. Kim olursa olsun can veren çocuğun annesinin ciğeri aynı acıyla yanıyor. Ölüm mü seçeceğiz. Eğer ölen şahıs kürt ise o güzel ölüm mü olacak. Ağıt yakan başörtülü annesine sırıtan bir gözle mi bakacağız. Eğer öyle yapacaksak ne den 30 bin vatan evladı diyoruz.
Şehit annesi’ de, ‘Cumartesi annesi’ de aynı acıyla evlatlarını: “Terör belasına 30 bin evladımızı verdik!” demiyor mu.

Ciğerler arasında ayrım mı yapacağız.hiç kimse kültürden, bölgeden, dem vurmasın! Kimse, vatanseverliği, yaratılanı sevmeyi, toprağın ve tarihin müziğinin peşine düşmeyi, milliyetçiliği karıştırmasın…
Peygamberin lanetlediği ‘kavmiyetçilik’ meselesi var ya, ne kadar şirinleştirmeye çalışırsanız çalışın, tam da ‘milliyetçiliğe’ denk düşüyor.

Hepimiz vicdan taşıyoruz.
Öyle değil mi?

Yüzyıllık Slogan (Şiar): Ümmetçilik

Öyle sanıyorum, ne demek istediğim pek anlaşılmıyor. Sevgili Cihat Yolcu'ya da "kılıç" falan çektiğim yok. Ateş olsam cürmüm kadar bile yer yakmam, merak etmeyin.

Dünyada son 30 yılda bir kavram türedi: medyatik aydın. Ne yeri belli, ne de kimin yatağından çıktığı. Ne yapar bu kesim? Akıl karıştırır. Medya patronlarının şatonlarında zevkten dört köşe olan bu kesim, bizim için kavramlar üretir. "Terör" kavramı bunlardan biri. İşlerine geldikleri her yere çekiyorlar. "Yok efendim terörü milliyetçilik beslemiş"miş de, "Doğu insanı demokrasi kültürüne yabançıymış" da, "insan hakları alanında öğreneceğimiz çok şey varmış"mış da gibi, bütün ülkelerin meşhur gazete ve telvizyonlarında yer alan "aydın" geçinen bir gurup zırvanın dilinden düşmeyen boş-beleş laflar. Ama maalesef, istisnasın günün 24 saati kulağı bulaflara gebe kalan bizlerde ucundan kulağında bu söylemleri ve kavramları gündemimize almakta ve çoğu zaman da bir aptal gibi kendimizi bu karamlara karşı slogansı cümlelerle savunmak ihtiyacında hissediyoruz. Bu sahte, yapay, akıl çelen kavramın karşısına çıkardığımız en büyük savunma sloganımız da "ümmetçilik".

Bir önceki yorumumda da gayet açık ve net biçimde belirttiğim gibi, bizde (yani genel anlamda Doğu'da, özel anlamda ise Müslüman ülkelerinde) Batı'daki nasyonalizm anlamında nir "milliyetçilik" anlayışı yoktur. Bizdeki milliyetçilik lütfen bu Batılı lümpen kavramlarla karıştırılıp terör gibi söylemlerin meşru zemini olarak sunulmasın. Kavmiyetçilik ise bambaşka birşeydir. Peygamber "kavmiyetçilik" kavramına karşı dile gelecek en sert ifadeleri kullanmıştır. Çünkü, bütün bir Arap toplumu bin yıllarca bu söylemin kurbanı olmuşlardır. Bunu lanetlemek farzdan öte kutsaldır da.

Ümmet kavramı Kur'an'da 64 yerde geçer. Hayvan cinsi için de ümmet terimi kullanılmıştır; zaman, mekan, din gibi herhangi bir hususta bir araya gelen topluluk içinde ümmet kavramı kullanılmıştır; taşıdıkları vasıflardan dolayı müşterek bir grup içinde bu terim tercih edilmiştir. Şimdi biz işimize gelen yorumu seçip kullanırız diye bir yağmaya girişemeyiz. Şayet Müslümanın yeteneği varsa, kendi birlik ve beraberliği için ümmet üzerine en uygun ve tezat teşkil etmeyecek yorumu ve ablayışı oturtur ve bu yolda hareket eder. Sloganla bir yere varılsaydı, şimdi yeniden Endülüst'e olurduk.

Türk eşittir Müslüman uyarlamasından söz ediyorsunuz (bir anlamda İsmet Özel'e gönderme yaparak), bu bile Türk milliyetçiliğinin geliştirdiği bir düşüncedir. Bakınız Türk-İslam sentezine.

Sevgili Cihat Yolcu, bu yolda ben, sen-ben ayrımı yapmıyorum. Sadece şunu söylüyorum: kullanılan kavram ve söylemler karşısında dikkatli olmalıyız. Medyatik aydınların bizim sorunumuz olarak sundukları bakış açıyı kendimize birer sorun olarak benimsersek varacağımız yer Irak, Afganistan ve Lübnan'daki gibi olacaktır. Ne terör, ne de milliyetçilik bizim sorunumuz değildir. Doğu'nun hangi ülkesine giderseniz sizin ne ırkınıza, ne cinsinize, ne renginize, ne dilinize bakılmadan kapısını yüzünüze açacaktır. Şimdi bu insanların milliyeti yok mudur? Tabii ki vardır. Ama onların milliyetçiliği faşist bir kalkan edinecek kadar iddiaları yoktur ve olmamıştır. Bir Arapla, bir Türk bir araya geldiklerinde sırf milletiyetlerinden dolayı birbirlerine mi sövüyorlar? Daha bugün Beyrut sokaklarında geçen 70 TIR'lık Kızılay konvoyunu Lübnan halkı göz yaşları içinde karşılamaktaysa, bu bizim halkların terör, milliyetçilik gibi sorununun olmadığını gösterirken; öte yandan da bize dayatılan ve bize zorla kabul ettirilmek istenen sorunlarımız olduğunu da göstermektedir. Sizin yazınız "medyatik aydınların" yıllardan beri bize şırınga ettikleri sorunları içselleştirmektir, o kadar.

Düygu Asena öldü, afedersiniz yanlış söyledim geberdi. Bu yazıyı Duygu Asena, Mine Kırıkkanat yazsaydı dert edinmezdik. Çünkü bu şişme bebeklerin ne mal oldukları ortadadır. Ama bunların dilinde yara olmuş sözcükleri onlar ayarında bizim savunmamız doğru değildir. Bu ülkede milli kimliğini diğerinin başına sopa olarak vuran milletler yoktur. Bir grup veya bir avuç insanın ideolojisi kimsenin milli haklarına gölge düşürmez. Bu kavramların bu şekilde buralarda harcanabileceğini düşünenler yanılıyorlardır. Hâlâ bugün Lübnan için en fazla Türk insanının yüreği yanmaktadır. Bu kardeşlikten öte, bir bütünlüğün ifadesidir ve bu demek ki farklı milli kimlikleri taşısak da biz insan gerçeğini ön planda tutmaktayız. Tıpkı 1492 yılında İspanyadan kovulan binlerce Yahudiye sahip çıktığımız gibi. İnsan olgusu bizim dinimizin, kültürümüzün, ahlakımızın merkezinde vardır, farklı kimliklerden olmamız bunu hiçbir zaman değiştirmemiş ve değiştirmeyecekte. "Milliyetçilik eşittir terör" diyenleri rahatsız eden de bu anlayışımızdır. İşte, daha savaışın başından beri Irak'ta Sünni-Şii çatışması çıkabilir dediler ve sonunda neredeyse başaracak duruma getirdiler. Oysa, bu zamana kada hiçbir Iraklı'dan Irak'ta Sünni-Şii çatışması hakkında tek bir kelime dahi duymuş değiliz. Nedense bu kavramlar ancak "medyatik aydınların" dilince dolaşmaktadır.

Irak'ta son iki yılda yüzbünlerce insan yanında birde 1000 civarında bilim adamı öldürüldü. Eğer yazacaksak bunu yazalım. Tarihi Bağdat Kütüphanesi yağmalnadı. Ne oldu, neyin nesiydi, içinde hangi değerler vardı tek kelimesini bile etmedik, duymadık ve duyurmadık. Aynı şeyin yarın İstanbul müzelerinin ve kütüphanelerinin başına gelmeyeceğiniz kim garanti edebilir? Batı kendi zevki ile bizim içgüdülerimizi test eden kavramlar üretiyor diye, bu anlayış karşısında sloganlarla kendimizi savunacak değiliz. Benim hassasiyetim, buradadır. Yoksa milliyet, milliyetçilik, terör gibi olayların aklı başında tartışılması, ciddi biçimde eleştirilmesine, doğru ve yanlış yönlerinin ortaya konulmasına hiçbir itirazım bulunmamakta olup, sizin şahsınıza da en ufak bir lafım yoktur.

Değerli yorumculardan Ahmet Bey, Osmanlı'da "Türk" adının sadece "idraksiz" anlamında kullanıldığından ve "kaba, aşağılık" anlamına gelmediğinden söz ederek bana itirazda bulunmaktadır. Sanırım kast edditği, Türkler için Osmanlı'dan da çok önce kullanılan meşhur "etrak-i biidrak" özdeşleşmesidir. Evet, bu doğru. Ama Türkler için "kaba ve aşağılık" anlamında Türk benzetmesi Yeniçeriliğin kaldırılmasından yaklaşık XX. Yüzyılın başlarına kadar Yunan ve Ermeni kökenli Osmanlı aydınlarının eserlerinde de geçmektedir. Hatta daha feci ifadeler bile kullanılmıştır. Buna karşılık Anadolu insanı da Osmanlı için oldukça sert bir üslup içeren maniler yapmışlardır. Evet, aynı kesim benzer ifadeleri Arap ve diğerleri için de kullanmıştır. Bunun nedenlerini ve içeriğini açıklayarak yorumu uzatmak istemiyorum. Şu vardır, Osmanlı bizim için bir değerdir ve bizim mirasımızdır. Onu inkar etmek en büyük "idraksizliktir". Ancak Osmanlı siyasası durağan olmamıştır. Osmanlı içinde bürokratik gücü eline geçiren bazı kesimler gerektiğinde bir çok acımasızlığı da yapmışlardır. Bu bir Osmanlı sorumsuzluğu ise bunu da paylaşarak ders almamız gerekmektedir.

Son olarak ümmetçiliğe gelince bu kavram bizim anlayışımızda bir şiardan daha öte bir düşünce biçimi olacak kadar daha derinden öğrenilmeli ve araştırılmalıdır.

Saygılarımla...

millet...

Evet milliyetciyim,hemde Ibrahimin milletinde.Kucuklugumuzde bize ilk ogretilen ezberletilen arasindadir,dinim islam, kitabim kuran, milleti ibrahimdeniz.
Bir peygamberki, arap oldugu halde "arabin araptan hic bir ustunlugu yoktur,"diyor,bundan gayri sadece kafa karisikligi....
Bir kürt koyunde gecti cocuklugumun bir kismi,bir yandan Haleb radyosunda kerbela sehitlerine yapilan agitlari dinletik...bir yandan Istanbul'dan gidip gelenlerin hayat hikayeleri dinletik.aksam vakitlerinde avluya cikip yildizlara bakarken, bir yandan istanbul'u hayal eder,bir yandan halep radyosundaki insanin sarsan seslerini dinlerdik.bazen kürtce bir uzun hava.....dunyamizda bunlari ayart edebilecek en ufak bir sinir yok.bunlar bizim icin bir vucudun govdeleri oldu.Halep radyosu, istanbul. kürt köyu bu kadar birbiri ile ic ice iste....