renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Modern Avrupa’da bir tevhid sembolü: Aliya İzzetbegoviç

Onu sesinden hemen tanırız.. Çünkü konuşurken tıpkı bizler gibi Aliya İzzetboviç de inanmış kalbinin sesini yükseltir yalnızca: "Bu günleri gösteren yüce Allah'a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennet'de buluşacağız, onları Allah'ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız.

Gelinen noktada herşey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyor, bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaşayacağım. Allah'a hamd ediyorum ki bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüzbinler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım. İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın."

Bosna-Hersek eski Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç 19 Ekim 2003'te vefat etmişti. Dördüncü ölüm yıldönümünde, bir Müslüman lider portresi olarak onu konuşmak zorundayız. Çünkü Aliya’yı konuşmak, Türkiye için olduğu kadar, öteki Müslüman halkların da ihtiyaç duyduğu bir entelektüel çaba olacaktır.

Müslüman Boşnakların efsanevi lideri merhum Aliya İzzetbegoviç’e dair bir yazı kaleme almaya karar verdiğimde, bir kaç gün araştırma yaptım. Kitaplar, söyleşiler, pek çok anektot.. Söylenenler, söylenmeyenler. Olaylar, insanlar, yüksek düşünceler ve temiz duygular.. Büyük bir inanç, şiir gibi bir hayat, çelik gibi bir irade.. Azim, gayret, fedakarlık öyküleri..

Dolayısıyla bu yazı, zorunlu olarak bir patlama şeklinde olacak: 2006 ramazanında Aliya İzzetbegoviç’i, balkan Müslümanlarının mücadelesini ve İslam’ın Avrupa’daki geleceğini düşünerek geçirilen gergin saatlerde kaleme alınan bir metin bu.

1.Örnek bir liderdi..

Aliya İzzetbegoviç’in 20. yüzyıl dünya liderlerinden biridir. Çağındaki diğer Müslüman liderlerle ortak noktaları veya farklı yönleri vardır. İlk adımda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği dağılınca, Kafkasya Müslüman halklarının bağımsızlık mücadeleleri ve öne çıkardıkları liderler ile Bosna Hersek’in bağımsızlık mücadelesi ve Aliya İzzetbegoviç karşılaştırıldığında söylenebilecek pek çok şey var. (Ayrıca akademik çalışma yapılması gerektiğini de söyleyebilirim.)

İslam ülkeleri, ya geri kalmışlıklarını yenebilmek için Turgut Özal gibi mühendis ya da güvenlik nedeniyle Dudayev gibi asker kökenli lider tipleriyle yönetildi.. Oysa sosyal bilimler formasyonu olan bir liderdi Aliya İzzetbegoviç, tıpkı Ahmet Cevdet Paşa gibi derin tarih, hukuk ve felsefe bilgisi ile çok farklıydı.

Müslüman halklar, iyice belirsizleşen geleceklerine yürürken ciddi bir şekilde liderlik kriziyle karşı karşıyalar. 21. yüzyılın başında içine düştüğü burhandan çıkıp kurtuluşa doğru yürüyebilmek için İslam milleti, büyük coğrafyasının hemen her noktasında önderlik krizini çözmek zorunda; Aliya İzzetbegoviç’in tecrübesi de hiç şüphesiz başvurabileceği önemli kaynaklardan biri.

2. İstanbul İslam düşüncesine bağlıydı

Aliya İzzetbegoviç’i, 20. yüzyılda İslamı'nın derin ve şiirsel soluğu olmayı başarmış Müslüman aydınlar arasında görmek zorundayız.

20. yüzyılın başlarında Asya’da ve Afrika’da Muhammed İkbal, Afgani, Said Nursi, Reşit Rıza ve Muhammet Abduh gibi ilk kuşak Müslüman aydınlar İslamı'nın birer güçlü soluğu oldular. İslam düşüncesinin, İngiliz işgali altındaki İslam toplumlarında şekillenirken, Pakistan’da tarihi ve tasavvufi bir hüviyete büründüğünü, Mısır’da ise siyasete odaklandığını ve siyasal kimliğe dönüştüğünü görüyoruz.

İslam düşüncesi İstanbul’da ise, Osmanlı tecrübesinin bir yansıması ve teorik inşası olarak medeniyet perspektifi şeklinde ortaya çıktı. İslam düşüncesi İstanbul’da bir imparatorluk iradesine kavuşur, dünyayı kuşatan bir bakış ve kavrayış kazanır, idealizimle realizmi dengeleyen bir politika üretir, en zengin gelenekten destek alır, tasavvufla kendini yıkar ve sanatla parlar..

20. yüzyılın ortalarında da ikinci kuşak Müslüman aydın ortaya çıkar: Hasan el-Benna, Seyyid Kutup, Abdülkadir Udeh, Mevdudi, Ali Şeraiti.. Sona doğru da Abdülkadir es-Sufi, Sezai Karakoç ve Aliya İzzetbegoviç gibi isimler.

Said Nursi’den Sezai Karakoç’a kadar İstanbul’daki pek çok Müslüman düşünür Osmanlı tecrübesi odaklı bir yaklaşımla İslam’ı bir medeniyet olarak gördü. Aynı anda hem İslam medeniyetinin kaynaklarıyla hem de modern Batı medeniyetinin kaynaklarıyla temas kurdular. Bu çift taraflı temas, İslam’ı ve Batı’yı medeniyet ölçeğinde kavramayı sağladığı gibi karşılaştırma ve kritik yapma imkanı da verdi.

Aliya İzzetbegoviç İslam düşüncesinin İstanbul okuluna mensup düşünürlerinden biridir. Dolayısıyla Aliya’nın "Doğu ve Batı Arasında İslam" adlı eseri, hem onun entellektüel birikiminin zenginliğini ve derinliğini ortaya koyar, hem de onun İstanbul okuluna mensup olduğunu gösterir. Bu yüzden Aliya İzzetbegoviç’i anlamak için Sezai Karakoç’un inşa ettiği Diriliş Düşüncesi’nden bakmak zorundayız.

3.İslama adanmış bir ömür

İzzetbegoviç kendini islama adamıştı ve ömrünü mücadele içinde geçirdi..

İkinci Dünya Savaşı’nın bittiği yıl, 1949 yılında, bütün bir dünyada demokrasi rüzgarları eserken, o 24 yaşında, İslâmcılık suçlaması ile tutuklandı ve 5 yıl hapis yattı.

1954 yılında cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültelerini bitirdi. Yugoslavya üniversitelerindeki Müslüman gençlerin örgütlenmesine katkıda bulundu. 25 yıl avukatlık ve bir inşaat firmasında yöneticilik yaptı. 15 yılı aşkın bir süre Kominist Rusyaya bağlı Yugoslavya’da, çok ağır şartlarda gizlice yürütülen İslami mücadeleye destek verdi.

1970 yılında yazdığı İslâm Manifestosu adlı bir kitap, 1983'te kovuşturmaya uğradı. 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı. 1950 öncesinde kurulmuş olan Mladi Müslümani adlı örgütü yeniden örgütlemek suçlaması ile 14 yıl hapse mahkum edildi. Yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi. 1989 yılında Yugoslavya'nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu.

4. Tarih semasında bir yıldız

1989'da hapisten çıkar-çıkmaz ziyaretine gelen arkadaşlarını uyardı. Yugoslavya’nın parçalanacağını, bu ihtimali göz önüne alarak siyasi çalışmaları gecikmeden başlatmaları gerektiğini söyldi. Bir başka ifadeyle kendisi de bıraktığı yerden yeniden başlayacaktı. Bazı arkadaşları "tekrar hapse atacaklar seni, gel bu işlere girme!" dediler. Bazıları ise, onun gibi düşündüler. Aliya ve arkadaşları, Genç Müslümanlar Teşkilatı eski üyeleri ile yeniden bir araya geldiler. 1989 Kasım'ında partiyi kurdular.

Aliya İzzetbegoviç, Genç Müslümanlar Teşkilatı'nın devamı olarak kurulan SDA(Demokratik Eylem Partisi)'nın kuruluşunun öyküsünü şöyle anlatıyor:

"Genç Müslümanlar Teşkilatı incelediğinde fonksiyonunun çok güçlü olduğu ve insanlarda derin izler bıraktığı görülecektir. Komünist rejim karşısında teslim olmayan tek teşkilat olmuştur.Yok edilmek istenen müslüman Boşnak halkının kimliğini korumak en büyük emelimizdi, bizi ayakta tutan güç buydu. Zulümleri imanımızla göğüsledik. Uzun yıllar cezaevi hayatı çeken üyelerimizle 1989'da gizlice biraraya geldik, o ruhu parti kurarak yaşatmaya karar verdik.

Genç Müslümanlar Teşkilatı 'nın ihtiyarlayan ama ruhları genç olan bir grup insan hayatı pahasına yeniden ortaya çıktı ve SDA kuruldu. Çocuklarımızı yanımıza alarak yola çıktık. Çünkü genç yaşımızda yemin ettik: İslam ve müslümanlar için çalışacağımız hususunda Allah'a söz verdik. Bunca cefaya rağmen yolumuzdan ayrılmadık. Komünistler battıkça, partimiz Bosna semalarında yükseldi ve beklenen güneş doğdu. Partimizin aydınlık yolundan yürüyen halkımız kimliğine sahip çıktı, partimizi iktidara taşıdı. Sevinç göz yaşları aktı, camilerde şükür namazları kılınarak Allah'a hamd edildi. Dünya bir kere daha görmüştür ki müslüman Boşnak halkı yok edilemedi. Bu bize Allah'ın lütfudur. İnanıyorumki, GMT ve onun devamı SDA, Yugoslavya müslümanlarının uyanışında tarihi rol oynadı.”

“Parti kurma fikri aklıma cezaevindeyken geldi. Komunizmin birgün biteceğine inanmıştım ve planlarımı buna göre kurardım. Arkadaşlarıma cezaevindeyken bunları söylediğimde gülerlerdi. Mahkemede bile bu fikri savundum. Bu fikrimin yakın olduğunu, dünyada yaşanan siyasi ekonomik çalkantılardan anlamıştım. Bu çalkantıların Komünistsiz bir dünyanın doğum sancıları olduğu anlaşılmıştı. Bu günler için hazırlıklara başlanması gerektiğine inanarak parti kurmayı o zamandan kararlaştırdım. Zaman beni haklı çıkardı. Cezaevinde başlattığım parti çalışmalarımı çıktıkdan sonra arkadaşlarımla fiiliyata koyduk. SDA cezaevinde kuruldu. Tüm hazırlıkları arkadaşlarımızla içerde iken tamamlamıştık. SDA Yugoslavya tarihinde en hızlı örgütlenen parti olmuştur.”

“Henüz ayrılık olmamıştı ve biz Bosna-Hersek'te yaşayan Sırp ve Hırvatları vatandaşlarımız kabul ediyorduk. Partimizin adını ünlü sanatçımız Saffet İseviç buldu. Görüş birliğiyle, partimizin adı SDA oldu. SDA'yı resmen Mart 1990'da kurduk. Kurultayımızı 26 Mayıs 1990'da topladık. Yugoslavya'da yüz küsur parti vardı. Elhamdülillah partimiz bunların içinde en büyük parti durumuna geldi. Müslümanlar olarak çok baskı gördük. Dinimizi öğrenebilecek kadar özgür olamadık. Ben İslamı ve mücadele şuurunu Mevdudi, Seyyit Kutup, Hasan El Benna ve Fazlurrahman gibi âlimlerin kitaplarından öğrendim. Partimizin kazandığı zaferler sayesinde İslam yeniden ülkemizde hayat bulmaya başladı. İlk seçimde oyların % 33'ünü alarak 130 sandalyeli parlamentoda 42 Milletvekilliği kazandık. Bu Müslüman Boşnak halkının ilk demokrasi zaferi oldu. Kısacası yok edilmek istenen bir halkın kimliğini ayağa kaldırdık, biz varız dedik."

Müslüman Boşnak halkı 200 bin şehidin ardından özgürlüklerine kavuştular.

ABD'nin Dayton kentinde parafe edilen ve Paris'te imzalanan anlaşmayla 4 yıl süren kanlı savaşın yaşandığı savaş resmen bitmiş olsada Bosna Hersek'te normal hayata dönüş kolay değildi.

Yakılıp yıkılan bu ülkenin yeniden yapılanması birinci derecede düşündüren faktör olmakla birlikte, ülkeyi kim yönetecek, seçimler nasıl gerçekleştirileçek düşüncesi herşeyin önündeydi. Müslüman Boşnak, Hırvat ve Sırplardan oluşan taraflar kadar Dayton antlaşmasına imza koyan garantör ülkeler de, seçimin sonucunu merak ediyorlardı.

14 Eylül 1996'daki seçimlerde 24 ayrı parti ve bağımsızlarla birlikte 3398 aday yarıştı. En çok oyu toplayan Aliya ikinci defa Cumhurbaşkanı seçildi. Sırp ve Hırvatlar tarafından bölgeden kovulmak istenen müslümanlar verdikleri onurlu direniş sonunda hem bu bölgede kalmayı hem ülke yönetimini yeniden ele geçirmeyi başardılar. Aliya 1998'e kadar Cumhurbaşkanlığı yaptı.

13-14 Eylül 1998'da yapılan Devlet Başkanlığı seçiminde Aliya'nın şahsında müslüman Boşnak halkı bu zaferi yenilemiş oldu. Özgür ve Demokrat Bosna Hersek adı altında SDA (Demokratik Eylem Partisi), ZABİH ( Herşey Bosna İçin Partisi) ve LP (Liberal Parti)'den oluşan seçim koalisyonu Aliya'yı Devlet Başkanlığına aday gösterdi. Aliya Bosna Hersek Cumhurbaşkanlık Konseyi Başkanlığına seçildi. Sırp aday Zivko Radişik ve Hırvat aday Ante Yelaviç, Aliya'ya yardımcı olarak seçildiler. Böylece Aliya, halkı tarafından kabul bulmuş karizmatik lider olduğunu bir kere daha isbatlamış oldu.

5.Avrupa’da bir tevhid sembolü

Aliya, bütün çağdaş İslam toplumlarına kurtuluş için dinin ne kadar önemli olduğunu ve bağımsızlığın ancak dinle sağlanabileceğini gösterdi.

Modern Batı’ya karşı direnen İslam dünyasının bilge bakışı oldu. Bir modernizim eleştirisi.. İslam vicdanının sesi..

Bir toplum için dinin gelecek olduğunu, milli kimliğin ve milli kültürün ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Aliya İzzetbegoviç, içine kapanmış Türkiyeli Müslümanları uyandırdı ve başlarını kaldırıp dışarı bakmalarını sağladı.. İslam dünyasıyla olan tarihi, dini ve kültürel bağlarını canlandırılması gerektiğini gösterdi Türkiye’ye.

Dünyanın dört bir kıtasına dağılan İslam milletinin bir bütün olduğunu ve bölünemeyeceğini…

Siyasetin nasıl ve niçin yapılacağını öğretti çağına. Amaçlara ve araçları amaçlaştırma yanlışına vurgu yaptı..

Aliya İzzetbegoviç modern Avrupa’da bir tevhit sembolüydü. Belki de Kerbalaya dönmüş günümüz dünyasında bir Hüseyin’di o..

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

diren bosnam diren

Bosna savaşının son demlerinde bu marş radyolarımızda yayınlanırdı. dinlerken ninem gözyaşlarıyla kala kalır bende o ağlıyor diye ağlardım. Bosna gerçekten yakın bir zafer göstergesi hepimiz için...
Çanakkaledeki ruh çözüldü diyenlere kaliteli bir cevap bosna...
Rabbim bilge kralımıza rahmet eylesin...
selam + dua = baki dostluk