-Bu iş olmayacak Serdar!
Ağzında kekremsi bir tat, yüzü buruş Serdar’ın. İçini çekerken daha bi dertli. Gözlerinde ağlamaklığın binbir tonu, sesi o derece dertli:
-Olacak inşallah!
Olacak olmasına da Kezban’ı ıskartaya çıkarmak şart. Çıkartılmasa düpedüz oyun bozacak. Söylemeli bunu Serdar’a. Biliyorum kabullenmeyecek ilkin ve ama sonuçta dostum o, benim. Çıksın zıvanadan, açsın bayramlık sövgülerini.
Niçindi ki bunca kavga, gürültü?
Yoktan değil elbet, belki sudan. Bahanesi yaftalı.
Serdar bu; bakmayın siz çam yarması görüntüsüne, içi naif ve kırılgandır.
Çok gördüm ağladığını. İler tutar her şeye yaş dökerdi.
Meryem’e tutsaklığını bilirdi tek. Bir de geceye yenilen düş-bozumlarını.
Kezban’ı ne kadar hiç sevmediyse, Meryem’i aksine o derece hep sevdi.
Gidiyorum dedi bi gece yarısı.
Bulutlar zifiri, katran karışımıydı.
Tütün sarısı dişleri bir bir dökülüyordu.
Olur mu? Olur. Olmaz mı? Olur.
Ağlaşılarımız hep bu minval üzere süregiderdi.
Allah şahit, Meryem güzel kızdı. Aslında Kezban da öyle idi. Sorun bizim Serdar’da idi. Bi ara uğradımdı yanına. Yeşil, yemyeşil eşarbını çekip düzeltirken utancımdan handiyse yerin dibine geçecektim. Cebimde, Serdar’ın pörsük mektubu. Öylece çaklıkaldım yerimde. Cesaret edip de bi türlü verebilmedim.
…
Aradan yıl da geçti, yıllar da. Meryem gitti. Serdar tükendi.
Müslümanca sevdiler birbirlerini, gör ki sadece sevmekle yetindiler.
Kış ortası baharı bekleyen sunalar gibi bekledi Kezban.
Akşamları, sabahları, araları hep bi umutla yolunu gözledi Serdar’ın…
Meryem, sükuta karışan boğuntularını hüznüne katık yaptı. Çok zaman o da içkindi. Ruhunu yiyip kemiren ilençlerle kakınçlar olmasaydı -ah olmasaydı- Serdar’ı pekala sevebilirdi.
Ne ki sürü sürü uzaklaşıyordu gönlündeki Serdar’lar.
Günahın o en kışkırtıcı tortularında bile dimdik ayakta kalabilmeyim dedi.
…
Ezilgen bir çınar gibi devrildi bi gece ansızın. Uludu köpekler çınarların altında.
Uzaklarda, çok çok uzaklarda Serdar’ın bamteli acıyla titredi.
Yandı genzi, yıkıldı direkleri, zangır zangır titredi.
İşte ilkin o an bildi, yaşamak için geç zamandı. Artık karar verme aşamasındaydı.
Hayatla ölüm arasında ve fakat hayattan çok ölüme yakın bir noktada kırım kırımdı hisleri.
Gözleri fersiz, bedeni ölgün, düşünceleri arafta idi.
Sabaha karşı can havliyle aykıldı yatağında.
Alnına biriken dumruları elinin tersiyle silip kalktı ayağa.
Kan-ter içindeydi.
Kesik, yeltek adımlarla çıktı balkona.
Bütün keşkiler rüyasında devşiriverdi dangadak…
…
Kezban; karşı yolda bağdaş kurmuş, ürkünç gözlerle ona bakıyordu.
Meryem, hiç çekilmeyen perdelerinin gerisinden onu seviyordu.
Yutkundum zoraki.
Bi, Kezban’a;
Bi, Meryem’e,
Bi de, Serdar’a baktım.
Alıktım.
Mahmur gözlerini henüz ovuyordu güneş.
Alışıktım.
Sabah-akşam habire böyleydi müselles.
…
Kezban’ın Serdar’a, onun da Meryem’e duyduğu ne menem bi duyguysa hep askıda kaldı.
Muallak bi sevdanın yitik izdüşümlerini aradı herbiri.
Biri, söyleyememenin; diğeri, söylese bile betimleyememenin; bir diğeri de, karşılık verememenin ruhu azaba sürükleyen dürtüsüyle barışıktı…
Benimse kafam karışıktı.
…
Bu, daha ne kadar böyle devam edecekti…
Bilmedim…
Bilebilmedim…
Son yorumlar
4 gün 26 dk. önce
4 gün 4 sa. önce
4 gün 4 sa. önce
4 gün 4 sa. önce
4 gün 5 sa. önce
4 gün 6 sa. önce
6 gün 16 sa. önce
6 gün 20 sa. önce
1 hafta 3 sa. önce
1 hafta 4 sa. önce