renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Nasıl Cahil Olunur?

Başlıktaki soru ilk başta kişiyi şaşırtacaktır kuşkusuz. Ama bizim muradımız birini ya da birilerini şaşırtmak değil elbet. Sanatkârane bir iş olur hevesiyle düşünülüp yapılmaya kalkışılmış da değil. Öyle inanıyoruz ki cahillik günümüzde hiç olmadığı kadar istendik olmuş, kısaca; genel geçer dünyanın vazgeçilmezleri arasına girmiştir. Genel geçer dünyanın bir bireyi olma arzusu duyanlara bir yol göstericilik hevesi yazının başlığında tecessüm etmiştir. Böyle bir heves duymayıp, hatta bu hevesten kaçınan sakınan kişilere de tersinden yol gösterme umulmuştur.

Şaşırtıcı olan “bilgili” olmaktır. Bir şey hakkında bilgili olmak bilgili olanın inanılırlığına gölge düşürür bir nitelik kazanmıştır. Salt gölgelenmekle kalınsa kişi bunu sineye çekebilir. Asıl ağır olan, kişiyi yaralayacak olan "bilgili" kişinin “bilisiz”likle suçlanması, tanıtlanmasıdır. Bilen, bilge olan “serbest piyasa koşullarında” kendini var edemez. Varlığını sürdüremez. Seri malı üretimde aykırı olmak akledebilme yeteneğini kullanmak ve sürdürmekten geçer ki bu da tabiri caizse “mangal gibi bir yürek”e sahip olmayı gerektirir. Zira “yalnızlık”ı göze alacak kişide “mangal gibi yürek” bir zorunluluktur.

Serbest piyasa koşullarında kendini var kılmayı düşünen, kalkışan önce bildiklerinden kurtulmalı. Bilmedikleri alanda arz-ı endam etmelidir. Bunun nasılını bilmek ve başarmak zorundadır kişi.

Cahilliğin bildik anlamda bir “okulu” bir “mektebi” yoktur. Ama bu yokluk mevcut bağlamda bir nakıslığa sebep olmadığı gibi tersine “cahil” olmada kişiye ummadığı avantajlar sağlamaktadır. Düşünün bir, bildik anlamda bir “okul” bir “mektep” olsaydı beraberinde kurumsallaşmayı getirecek ve hiç de istenmeyen “bürokrasi” cenderesine düşülecekti. Belki ileriki zamanlarda bu durumla da karşılaşabiliriz. Ancak şimdilik böylesi bir şey söz konusu değil. Ve dileyen “cehalet” pınarından kana kana içebilmenin koşullarına az bir gayretle ulaşabilecek bir nitelikte mevcut durum. Bu da “cahilliğin” yaygınlaşmasını sağlaması açısından istendiktir.

Madem cahilliğin bildik anlamda okulu, mektebi yoktur öyleyse kişi nasıl cahil olacak ve serbest piyasanın gerektirdiği ve oluşturduğu koşullarda kendisini var edecektir? Bunun yolu kulaktan duyduklarının mutlak anlamda öyle olduklarına kendini inandırmaktan geçer. Bu belki de “olmazsa olmaz” ilk koşuldur. Kişi bunu başaramayacağına inanırsa piyasaya çıkmayı bir süre ertelemelidir. Evvela kendisini inandıracaktır. Kendisi inanmadığı sürece ayağı sürçer. Ki bu da kişinin kendini var etmesi bağlamında bir noksanlıktır. Bir başka koşul “dünyayı algılayış”ının tek, biricik olduğu yargısına bütün benliğiyle iman etmek ve mini minnacık bir kuşku bile duymamaktır. Burda da kuşkuya yer yoktur. Kuşku bu koşulda da kişinin olmayı düşlediği arzuladığı alanda kendisine bir engeldir. Başkaca algılayışları dinlemeden, dinlemeye gerek görmeden mahkum etmeyi becerebilmelidir. Anlamak için çabalamak yerine sürekli suçlamayı kendine şiar edinmelidir. Biricik ve mutlak olduğuna inandığı algılayış ve yorumlayışının kavramlarıyla başka algılayış ve yorumlayışları değerlendirme el çabukluğunu gösterebilmelidir. Bu sıkça karşılaşılan bir durumdur. Ve kişiye serbest piyasa koşullarında müthiş bir puan kazandırır. Buna örnek, yıllar önce –1998 yılıydı sanırım- seküler dünyanın cahili biriyle dinsel dünyanın cahili arasındaki bir özel tv. kanalında yaptıkları tartışmayı vermek uygun düşecek.

O tartışmada “dinsel dünyanın cahili” söylediğinin “mütevatir” olduğunu savlayarak düşüncesini kanıtlama gayretindeydi. Seküler dünyanın cahili “prof” ünvanlı kişi mezkur kavrama mal bulmuş mağribi gibi sarılmış ve sevinçle – bir el çırpmadığı kalmıştı- “ evet.. evet.. tevatür efendim.. tevatür..” demişti. Seküler dünyanın temsilcisi “mütevatir” kavramını “uydurulmuş, gerçekliği olmayan, kurgusal” olarak değerlendirmişti. Ve belki de kendi dünya algılayışında mezkur kavramın anlamının öyle olmasına karşın bir başka algılayışta “sahih bilgi, doğruluğu kesin olan bilgi” olduğunu bilerek el çabukluğuyla gerçeği ters yüz etmeyi başarmıştı. Rakibi ise belki de anlamazlıktan gelmenin uygunluğuna hükmederek savını sürdürmüştü. Böylece ikisi de kendi müritlerince alkışlanmayı sürdürmeyi başarmışlardı. Ve hala da sürdürüyorlar. Demek ki kişi bir başka dünyanın kavramlarını kendi dünyasında kullanılan anlamlarıyla kullanmayı mutlaka becerebilmelidir ki serbest piyasa koşullarında kendini var edebilsin ve bu var oluşu sürdürebilsin. Cahil olmanın bir başka koşulu da “egemen görsel yazılı medyanın” sadık bir izleyicisi olmaktır. Öyle ki bildik anlamda okulu, mektebi olmadığını söylediğimiz “cahilliğin” laboratuarı mesabesindedir medya. Elifi mertek göstermenin nasılının öğrenilebileceği tek dünyadır. Bu dünyayı elinin tersiyle iten daha baştan kaçırmıştır “cahil olma” fırsatını. Ve elbet kendini “piyasa insanı” kılma şansını kaybetmiştir. İyi bir medya izleyicisi “minareyi bostan kuyusu, bostan kuyusunu minare” diye göstermenin ne denli basit olduğunu hemen ayrımsayacaktır. Yukarıda andığımız koşullar “biricik olan” değildir. Kişi kendini “cahil” kılmanın gerekliliğini kavramış ise kendince de -anılan koşullardan hareketle- bir takım olanaklar, açılımlar bulabilir. Böylece kendini “serbest piyasa insanı” olarak gerçekleştirmenin yolunu/yollarını kolayca belirler ve “yığın”da var oluşu hem gerçekleştirir hem de bu var oluşu kolayca sürdürür.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Gökten zenbille inmiyorlar ya!

Benim gibi muhalif damarı her dem kabarık birisine bile "eyvallah"ı bol bir okuma yaptıran ilginç bir yazı. "Kurgulanmış hayatın" model olarak sunduğu "makbul birey", berrak bir anlatımla tasvir edilmiş. İyi de; ben paradoksun nerede olduğunu şaşırdım!

Ucu bize de dokunan "göndermeler" ötekine "giydirme" hevesimizi kursağımızda bırakıyor! Şu ifadelerden alınmayan var mı bizim mahallede?

"Bir başka koşul “dünyayı algılayış”ının tek, biricik olduğu yargısına bütün benliğiyle iman etmek ve mini minnacık bir kuşku bile duymamaktır. Burda da kuşkuya yer yoktur. Kuşku bu koşulda da kişinin olmayı düşlediği arzuladığı alanda kendisine bir engeldir. Başkaca algılayışları dinlemeden, dinlemeye gerek görmeden mahkum etmeyi becerebilmelidir. Anlamak için çabalamak yerine sürekli suçlamayı kendine şiar edinmelidir. Biricik ve mutlak olduğuna inandığı algılayış ve yorumlayışının kavramlarıyla başka algılayış ve yorumlayışları değerlendirme el çabukluğunu gösterebilmelidir."

Bildik anlamda değilse de, cehaletin "mektebi" var. Üstelik çok bilinmedik de değil!

Bu kadar cehalet "tahsil" siz elde edilemez. Gökten zenbille inmiyorlar ya! Vesselam.

vallaha doğru!

selam ve dua ile;
muhterem yerden göğe kadar haklısınız.. gökten zenbille inilmediği gün gibi açık.. ortada bir terslik var.. var da henüz çözemedim.. gözden kaçan bir şeyler kesin var ya.. hadi hayırlısı.. hürmetlerimle
c.ç

.)))medya'yı ayırmadın mı cemal bey?

...teessüf ederim,ayırman gerekirdi medya'yı...allâme sınıfına dahil olduğunu sanıp da kibrinden geçilmeyenleri de ayırmalıydın...bilhassa en büyük cehâletin kişinin uzman olduğu alanda edindiği/biriktirdiği kibir olduğunu da belirtmeliydin.
selam ile

seçkin deniz

teşekkür

selam ve dua ile;
muhterem kardeşim dile getirdiklerinizi eklenmiş sayın.. hürmetler..
c.ç

Cahilliğin “mektebi”nin başöğretmenleri:

nefis ve şeytandır.
nefsine ve şeytana galip olan cehalet mektebinden firar ederek,diplomanın ehemmiyetsiz,insan olmanın ise en önemli sorunu olduğunu yakin olarak tasdik eder...
bazen namaz,oruç,infak hatta cihad dahi cehalet okulu olabilir.mesele bunların kalıbında değil,insanın neyi neden yaptığındadır...
cehaletten korkmak yersizdir,temkinsiz olmak cehalettir.
kendini emin gören,cehalet okulunun korunaklılığına güvenir,temkin ise güvensizlik değil,icraata, salih icraata sebepdir.
temkinli olma,inayet yörüngeli olduğu için sebep-sonuç müzakeresi zordur ,çünkü neticesi itibari ile sahili selamettir,neticesi sürurdur...

güzel bir yazı,teşekkürler...