renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Neden -En Az- 3 Çocuk ?

Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın genç Türkiye özlemiyle en az 3 çocukta ısrar etmesi bazı toplum kesimlerinde olumsuz algılamalara neden olsa da, tarihsel ve toplumsal dönüşüm açısından düşünüldüğünde gerçekçidir; sosyal bilimlere inanılacaksa bir o kadar da bilimseldir. Bölgesinde dünya liderliliğini amaçlayan bir ülkenin başbakanı ancak bu şekilde konuşmalıdır. Neden mi? Çünkü şimdi ve gelecek için iddialı olmak, toplumsal olanın potansiyeli ve dönüştürülebilirliğinden bakıldığında genç nüfusla mümkündür Gençlilik, üretim ve tüketim dengesinin kurulması, geçmişin basmakalıp düşüncelerinden ve statikleşmiş davranış tekrarlarından kurtulmanın yegâne yoludur.

Medeniyetlerin yaşlı nüfuslarıyla birlikte yok olduğunun bilindiği toplum bilim yasalarından hareket edersek, genç nüfus her zaman için yaşlı kültürün korkusu ya da ümidi olmuştur. Kültür ve inanç yüklemesi söz konusu olduğunda gençlere planlı, kendine benzetme stratejileri çizilmekte ve bir kukla misali yukarından, düşünsel kurgulamalarla canlılıklarına müdahale edilerek, sistem için kullanıma uygun hale getirilmeye çalışılmaktadır. Bir anlamda gençlik, mal-mülk sahibi söz sahipleri tarafından yaşamak için ihtiyaç duyulan en güçlü hayat kaynağıdır. Uşaklığı bir metafor olarak algılarsak, söz dinlemenin ve sözü yerine getirmenin içinde en iyi olabilecek kesim gençlerdir. Hayatlar onların var olması ile devam eder. Ancak, genç olmanın fazlalığı kontrol mekanizmalarının yetersizliği anlamına geldiğinden tehlikeli algılamalara da neden olmaktadır. Bu anlamda toplumsal dönüşüme karşı olanlar genç nüfusu tehlikeli bulurlar.

Sağlık sektöründeki yenilikler belirgin olarak yaşlı nüfusun yoğun olduğu toplumlarda yoğunlaşmıştır. Bu toplumların üretim patlamalarına hazır tüketici kitleyi bulmaya çalışırken sağlıklılığı ve yaşamı uzatmaya yönelik çalışmaları, pazar olanaklarını genişletirlerken genç nüfusun yoğun olduğu ülkeleri seçmeleri düşünüldüğünde, gençlik kurtarıcı bir toplumsal kategoridir. Bu anlamda dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip ülkelerin zenginliklerini korumak için ihtiyaç duyduğu genç nüfus medeniyet olarak devam etmek için zorunludur. Bunu koruyabildiği sürece zenginliğini koruyacaktır; hatta her sektörde kalifiye ve diri elaman ihtiyacını karşılayacak politikalarla beyin ve emek transferleri yapmaya devam edecektir. AB’nin Türkiye üzerindeki istençlerinin kökenlerinden biri de genç nüfuslu bir Türkiye’nin varlığı yatmaktadır.

Yükselen ideolojiler ile varlığını korumaya çalışan muhafazakâr ideolojiler açısından genç nüfus gerçeğine bakıldığında, yeni nesilden korkan ve şikâyet eden grupların muhafazakâr ideolojilere mensup kesimler olduğu görülür. Zamanla oluşan kazanımların yeni kişiliklere aktarılması zor ve sorunlu olduğundan muhafazakâr eğilimler yenilmekte ve bu yenilgiden de yeni ideolojiler yaygın olarak gençlik rutini olarak dirilmektedir. İnsanın özgürlüğü sevmesi, olgusallığa sıfırdan ve yeniden bakabilmesi muhafazakârlar tarafından istenmemektedir. Doğal olarak yeni olanın genç olma faktörü ile ortaya çıkması ve taze zihinlerin anlarken hazır düşünme modellerini işe yaramaz görmesi, eski ile yeni arasında doğal çatışma alanlarını doğurmaktadır.

Başbakan Erdoğan’ın nüfusu genç bir ülkenin oylarının fazlasını alarak iktidar olduğu, yükselen ideolojilerin gençler tarafından rağbet gördüğü ve muhafazakâr kazanımların gençlerin ilgisini çekmediği düşünülürse, en az 3 çocuğa taraf olmanın ya da karşı olmanın bilinçaltı rahatlıkla görülebilir. Çocukların yetiştirilmesi ve eğitim olanaklarının imkânsızlığı gibi nedenler karşı olmayı gerektiriyor denilse de, asıl sorun ideolojik kazanımlarla gelen korunmacılıktır. İktidar olanların hayat standartlarındaki olumsuz anlamdaki değişimin gerçekleşebileceği ve ideolojik bakışlarına uygun bir neslin yetiştirilmesinin zorlaşmasıdır.

Toplumsal değişimin/ilerlemenin kökeninde her zaman için dengesizlikler vardır. Yürümek dahi bir denge bozukluğudur. Çocuk sayısının artması var olan dengesizlikleri artıracağı, yeni toplumsal sorunları getireceği kaygısı, iktidar gruplarını daha da çaresizleştireceğinden, sistemlerine angaje olabilecek kadar olanı yeterli görmekte, gerisini istememektedirler. Ancak, bu değişim ilk planda kendi çaresizliklerine karşılık geldiği için olumsuz düşünmekte, sorunların daha iyiye doğru evrilebileceğine ihtimal verememektedirler. Hâlbuki Türkiye’deki eğitim sorununun kökeninde kaynakların yetersizliği değil, kaynak dağılımdaki adaletsizlikler yatmaktadır. Emekli sayısının gelişmiş ülkelere göre fazlalık oluşturduğu ve 20–25 yıl çalışmasının karşılığında, daha fazla yıl devletten üretmeden maaş alındığı ve sendikalarında yıllarca bunun devamı için mücadele ettiği bilinirse, çalışanları ve onlarla birlikte gelen beslenmeleri korumak ve yeni gelen nesillere kazançlarını kaptırmak istemeyen bir bencilliği kolayca anlayabiliriz.

Türkiye’nin yılarca geri kalmışlılık sınıflamasında yer alması, burnunun dibindeki Avrupa’nın yaşlanması ve medeniyet döngüsünde güçlü sinyallerin geldiği bu zamanda, Başbakan’ın en az 3 çocuk talebi, Türk Toplumsal yapısı için hayati derecede önemlidir. Kafkaslar, Ortadoğu, Balkanlar, Uzak Doğu, Afrika ve Avrupa’da söz sahibi olmak isteyen bir ülkenin çalışkan ve üretimde en az masraflara sahip genç nüfusa ihtiyacı vardır. Üretimdeki maliyeti belirleyen unsurun baskın olarak insan olduğu bilinecek olursa, genç ve sağlıklı bir toplumun özgürleştirici politikalarla ve iyi bir eğitimle önü açılabilir, bir dünya medeniyeti bu topraklardan yeniden dirilebilir.

Dünyadaki devrimlerin genç insanlar tarafından gerçekleşmesi ve yenidünya devletlerinin liderlerinin çok genç yaşlarda devlet başkanlığına gelirken gençlerden destek görmesi hatırlanırsa, gençliliğin kurtarıcı bir insanlık hali olduğu rahatlıkla görülebilir. Türk siyaseti ve toplum yapısının da bunu arzuladığı, yaşlanmışlığı kabul etmediği, seçim sonuçları ile defalarca ispatlanmıştır. Yaşlı zihinlerin yılgınlaşmasına neden olan bu korkular, geleceği karartarak, kabahatlerini bir şekilde örtmek de istemektedirler. Aslında yaşlanan, adaletsizlik ve onunla gelen zulümdür.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Neden En Az 3 Çocuk

Şu yazımda da belirtmiştim: http://www.muhaber.net/2008/03/neden-3-ocuk.html

Özetle: 3 Olmadan çoğul olunmuyor. 1 çocuk olsa, anne ve baba ölse, 1 eksilme oluyor. 2 çocuk olsa, anne ve baba ölse, eşitlik oluyor. 3 Çocuk olsa, anne ve babanın ölümünden sonra 1 çoğalma olunuyor.

Ve zaten Arapça'da 1 ve 2 çoğul değil.

Üç çocuk meselesi

Bundan önceki kalkınma planlarında nüfusa ilişkin aile planlaması, nüfus planlaması gibi politikalar ön plana çıkarken, 2007 yılında yürürlüğe giren Dokuzuncu Kalkınma Planında, demografik göstergelerde görülen iyileşmeler ve bu iyileşmenin plan döneminde ve uzun vadede devam edeceği beklentisi dolayısıyla Türkiye’nin nüfus yapısının gelişmiş ülkelerin nüfus yapısına nispeten benzemeye başladığı belirtilmiştir.

Nüfusun kendini yenileme oranının 2.1 çocuk olduğu ve Türkiye'nin şu anda bu oranın altına (1.7) düştüğü göz önüne alınırsa Başbakanın söyleminin yerinde olduğu görülecektir.

Nüfusa ilişkin istatistiklere baktığımızda Türkiye'de ortanca yaşın 28.3 olduğunu görüyoruz. Yani genç bir nüfusa sahibiz. Ancak nüfus projeksiyonlarımıza baktığımızda nüfusumuzun hızlı bir şekilde yaşlandığı da görülüyor. 15-64 yaş arasında yer alan, yani çalışma çağındaki nüfus toplam nüfusun %66.5'ini, 0-14 yaş grubu nüfusun %26.4'ü, 65 ve üzeri yaş grubu ise nüfusun %7.1'ini oluşturmakta.

Bunun yanında, özellikle Avrupa'da nüfus artışı çok düşük. Bundan dolayı Avrupa'da nüfus artışı teşvik de ediliyor. Bugün Fransa'da hükümet orta sınıf ailelerine üçüncü çocuk için aylık 750 euro ücret ile teşvik etme yoluna gitmekte. Ayrıca Fransa'da kadınların büyük bir bölümü işgücü piyasasında istihdam edildiği için doğum yapan kadınlara uzun süreli izin hakkı veriliyor. Yani bütün bunlar nüfusun kendini yenilemesi ve nesli devam ettirmek için gösterilen çabalara birer örnek.

Çok çarpıcı bir örnek vermek gerekirse, Romanya'da nüfus donma noktasındadır. Bunun anlamı da şu, artık Romanya nüfusu artmamakta, nüfus kendisini yenileyememektedir. Yani nüfusta eksi bir büyüme var ve nüfus azalıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yapılan eleştirilerin büyük bölümü ise yoksulluk pençesinde vatandaşın 3 çocuğu nasıl yetiştireceği üzerinedir. İlk bakışta haklı bir eleştiridir bu.

Özellikle işsizliğin %10'u geçtiği, gelir dağılımındaki adaletsizliğin arttığı bir ülkede “çocuk” demek ek maliyet anlamına gelmektedir.

Ancak yine de nüfus projeksiyonlarını göz önünde bulundurduğumuzda Başbakanın çağrısının altının hiç de boş olmadığı açıktır.

Eğer Türkiye’nin şimdiki nüfusu ile demografik geçiş teorisinin son aşamasında olduğu göz önünde bulundurulursa 2050 yılında nüfusunun donma noktasına geleceği açıktır.

Bunun yanında, yoksulluk, işsizlik gibi temel ekonomik sorunlar makroekonomik politikalarla çözümlenebilecek sorunlardır. Yani demografik politikalarla değil, makraekonomik politikalarla çözümlenebilecek meselelerdir. Şunu da göz önünde bulundurmalıyız. Yaşlanan nüfus ek sosyal güvenlik maliyetlerini de beraberinde getirir. Ek sosyal güvenlik maliyetlerini de ancak genç nüfusla finanse edebiliriz.