Karanlığın aydınlığa çalan tonudur en zor olan. İnsanlık binler binler yıldır böyle zamanları ne kadar gördü, ne kadar farketti, hisetti mi ancak dönüp tarih aynasında baharı getiren yangınları, yeniden inşaları tetikleyen depremleri görenler bilir.
İnsanların insanlara sunduğu buzdağının görünen yüzü taraflarında ben gerçek değilim diyen gülümsemeler, buzdağının görünmeyen yüzünde hayatın gürültüsünde dönüp bir defa bakılmamış insanın büyük yalnızlığı.Hergün bilgi bombardımanına maruz kalan, hergün inanılmaz hızla değişen dünyada ona ayak uydurmak için koşturan ve herşeyi unutan insan ne yapacağını şaşırmış durumda. Bir defa kendine vakit ayırıp iç dünyasında neler olup bitiyor diye bir dinlemeye vakit yok, insanın kendini değilde dışarıyı sorgulaması için işaret parmakları hep uzağı gösteriyor, bütün kültür kurguları unutmak üzerine kurulu..
Dışı olgun, içi cocuk, içinde enerji biriktiren depremlerı taşıyan insanlarla dolu hayat. Bu ortak yön ne kadar da bir dil gibi insanların değerlerini etkiliyor ve birbirini anlar kılıyorsa da bir o kadar birbirini anlamayan insanları doğuruyor kendi handikapında. Modern kültürün getirdiği ortak çalışmaya mecbur olma, globalleşme, dünyada sınırların kalkması bu bulaşıcı hastalığı daha da tehlikeli yapıyor, inanılmaz bir değişim değişimi körüklüyor.
Birbirini sürükleyen, birbirini zorlayan insanlar topluğu kendi içinde farklılığı eritmekte. Ferd kendi olarak yaşayamaz haldedir, toplumun içinde olmak durumundadır ve toplumun ortak diline mahkumdur. Özel alanı gittikçe daralmaktadır, kendi olarak bir yol bulmaya veya bir yolda yürümeye gücü yetmemektedir.
Bu şuuraltı, istemdışı ihtiyaç son yillarda toplulukların, cemaatlerin ve özel grupların oluşumunu arttırdı. Birbirinden destek alıp yürüyerek ve ancak bu şekilde toplumun sürükleyen tufanından bir nebze olsun kendini kurtarabiliyor insanlar.
İnsanın genel davranışı ve genel olarak toplumların genel eğilimi kendi fıtratına aykırı gidişatı geç de olsa, zorda olsa farketmesi ve bu devre karanlığın aydınlığa çalan renginde bir devre. Kendi içine dönüş mistizmde, yogada, yeni çıkan dinlerde toplumun önünde görünen kişilerinin huzur araması ile kendini belli ediyor. Tarihi seyir içinden gelmiş, hali hazırda çok geniş birikimleri olan dinler şu veya bu şekilde aşındırılmıs insanların gözünde, bunun üstüne bir de farklılık isteği eklenince bu tablo ortaya çıkıyor.
Fakat asıl aydınlık insanin kendi içine dönüyor olması, dine yaklaşıyor olması. İnsanı ya cok sıcak ya çok soğuk uynadırıyor, uçlar şok ediyor, ılık hava ise tehlikeli... Bu davranış insanın modern kültürün baskıcı, empoze edici, bir yöne doğru sürükleyip götüren gücüne karşı refleksi.
Yorumlar
Ne kadar da...
Çar, 04/05/2005 - 16:52 — O. Deniz YemenliNe kadar da çabuk tükeniyor ve tüketiyoruz değil mi?
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...(imza)