renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Şen Boyacılar

Şen Boyacılar"Siyah boya bitmiş" diye söylendi.
Hemen hazırlığını yapıp boyacı sandığını sırtına vurdu.
Kır bağlarından köy garajına doğru uzayıp giden toprak yol, duvar diplerine oturmuş çocuklar, kadınlar...
Sıcak mı sıcak bir gün.
Sırtında gittikçe ağırlaşıyor boyacı sandığı.
Çocuk, bir omzundan diğer omzuna aldı sandığı.
Kazanacağı parayı hayal ediyor..
Anasının verdiği parayı kolayca harcayabiliyor fakat kendi kazandığını öyle kolay kolay harcayamıyor.
Alın teriyle kazandığını pek harcamak istemiyor.
Alın teriyle kazanılan para daha bir anlamlı ve kıymetli oluyor.

Boya malzemeleri satan dükkanın önünde durdu.
Vitrine bir göz attı ve hemen içeriye girdi.
"Amca, siyah renk boya alacağım" dedi.
Gözlüklü, ak sakallı, nuranî yüzlü bir ihtiyar oturduğu yerden kalktı.
Raftaki siyah boyayı aldı.
Tozunu silip: "Al bakalım" dedi.
Boya parasını uzattı, bir eliyle de boyayı aldı.
Dükkandan çıkarken ihtiyar adam arkasından seslendi: "İşin rastgelsin evladım"
"Sağ ol amca, sağ ol..."

Köy garajına doğru yürüyordu.
Yanından akıp giden taksilere, otobüslere, kamyonlara bakıyordu.
Gözleri ışıl ışıldı çocuğun.
On iki yaşında, şişmanca, esmer bir çocuk.
Yeni yeni tanıyordu hayatı.

Köy garajına vardığında epeyce yorulmuştu.
Boyacı sandığını yere koyup etrafına bakındı.
Otobüsler sıralanmış dizi dizi...Yorgun insanlar,limonatacı ve köfteci arabaları, diğer boyacı çocuklar...
Ayakkabı fırçasını çıkarıp sandığın üst kısmına vurmaya başladı.
Tık tık...Tıkıdık tık...Tak tak...Takadak tak...Takadak tıkıdık... Tıkıdık takadak... Takadak tıkıdık... Tıkıdık takadak...
Bir süre sonra sesler kesildi.

"Şimdi çalışmanın zamanıdır" deyip ayağa kalktı.
Çay ocağına doğru seğirtti.
Çaycı Nail çocuğu görünce: "Nerde kaldın koçum?" dedi.
Sustu, bir şey demedi.
Sandığından terliğini çıkardı ve masaları bir bir dolaşmaya başladı.
"Boyayalım ağabey...Haydi şen boyacı...Parlamazsa para yok."
Kapı tarafında oturan adam seslendi: "Oğlum gel buraya"
Sese doğru koşarak gitti.
"Al bakalım, şu kunduraları bir güzel boya."
Çocuk pek sevinmişti.
Sandığından siyah boyayı çıkardı.
Fırçasını, cilasını, kadifesini sandığın üzerine bıraktı.
Bir elini ayakkabının içine sokup diğer eliyle ayakkabıyı fırçaladı.
Temizleme işi bittikten sonra siyah boyadan süngerin ucuyla birazcık alıp ayakkabının üzerine yaydı.
Şimdi süngeri boyaya banıp banıp ayakkabının üzerinde gezdiriyordu.
Boyayı iyice yedirdikten sonra kurumaya bıraktı ayakkabıyı.
Sonra tekrar fırçalayıp cila atmaya başladı.
Alnında biriken terleri elinin tersiyle sildi.
Biraz nefeslendi ve etrafına bakındı.
Tekrar işine dönüp ayakkabıları fırçaladı.
Özenle kadife çekti.
Kadife çekti mi ayakkabı parıl parıl parlardı.
Güneşe tuttu ayakkabıyı ve gözüne yaklaştırdı.
İşte en sonunda istediği gibi olmuştu.
"Ayna gibi parlıyor" dedi.
Oturduğu yerden kalkıp eline ayakkabıyı özenle aldı.
Adamın yanına koşarak gitti.
"Boyadım amca, buyrun" dedi.
Adam, cebinden çıkardığı parayı uzattı.
Çocuk, paranın üstünü vermek istedi.
Adam, yumuşak bir sesle : "Kalsın" dedi.
Çaycı Nail, elindeki tepsiyi masanın üzerine bıraktı.
"Söylemeyi unuttum koçum, arkadaşın da seni arıyordu" dedi.

Otobüslerin durduğu yere hızlı adımlarla yürüyordu.
Arkadaşını uzaktan gördü.
Arkadaşı sırtını duvara dayamış öylece oturuyordu.
Yanına iyice yaklaşınca seslendi: "Beni aramışsın..."
Arkadaşı:" Bugün hiç iş yok.Var mısın çarşıya çıkalım" dedi.
"Tamam"dedi çocuk.
Elini arkadaşının eline uzattı.
Arkadaşını oturduğu yerden bir hamlede kendine doğru çekti.
İkisinin de yüzü gülüyordu.

İlk defa ayakkabı boyamak için köy garajının dışına çıkıyorlardı.
Bir yandan şakalaşıyorlar, bir yandan da : "Boyayalım ağabey...Parlamazsa para yok.Boyayalım..." diye sesleniyorlardı.
Yürü yürü yollar bitmez.
Şimdi kurşun ağırlığında sandıklar .
Omuzlarında inceden bir sızı...
Öğle vakti olmuştu.
Hâlâ bir çift ayakkabı boyayamışlardı.
İyice yorulmuşlardı.
"Allah Allah... Bugün hiç iş yok.Boşuna dolaşıp duruyoruz." dedi çocuk.
Arkadaşı sırtındaki sandığı diğer omzuna alıp karşılık verdi:"Biraz daha dolaşalım hele"
Caddeden ara sokağa saptılar.
Daracık bir yol, uzayıp giden avlu duvarları, avlu duvarlarından sokağa sarkan iğde ve söğüt dalları, boyası dökülmüş tahta kapılar...Evlerden çocuk ve kadın sesleri duyuluyor.
Yürüdüler, yürüdüler ara sokaktaki caminin yanına kadar geldiler.

Cami avlusuna girdiler.
Şadırvandan akan suyla yüzlerini bir güzel yıkadılar.
Sonra karşı karşıya oturup birbirlerine bakmaya başladılar.
"Oh be dünya varmış" dedi arkadaşı.
Oturdukları yerden hiç kalkmak istemiyorlardı.
Camiden çıkan kişiler, şaşkın gözlerle onlara bakıyorlardı.
İhtiyarlardan biri çocukların yanına geldi.
"Boyacılığı burada mı yapıyorsunuz ?"
"Yorulmuştuk amca, dinlenmek için uğradık" dedi çocuk.
İhtiyarlar, namazdan sonra cami avlusunda toplanıp sohbet ediyorlardı.
"Boyayalım ... Boyayalım... Parlamazsa para yok."
Söğüt ağacının çevresinde oturanlardan biri seslendi: "Alın, şu ayakkabıyı boyayın bakalım.Güzel boyayın ama..."
Yanlarında duran ihtiyar: "Evladım, sen de benim ayakkabıyı boyayıver." dedi.
Çocukların gözleri o anda ışıdı.
Adeta bütün yorgunlukları gitmişti.
İçi içine sığmıyordu çocukların.
Kıpır kıpırdı ikisinin de yüreği.
Ağaçların hışırtısı, bozuk musluktan akan suyun sesi...Serin mi serin cami avlusu.
Çocuklar, ayakkabıları boyuyor; ihtiyarlar da tatlı tatlı konuşuyorlardı.
"Geçer efendim geçer...Ne günler geçiyor.Zorluklar olur ama her zorluğun ardınca bir kolaylık vardır. Gelimli gidimli dünya...Ne ekersek onu biçeceğiz Abdullah kardeşim.Hazreti Eyüp sabretti, kurtuluşa erdi.Allah bizlere de sabır versin."
Orada bulunanlar "Amin" dediler.
Sohbeti dikkatle dinliyorlardı.
Arkadaşı: "Buraya geldiğimiz iyi oldu " dedi.
Ayakkabı boyama işi bir süre sonra bitti.
İhtiyarlar ceplerindeki bozuk paraları bir araya getirip çocuklara verdiler.
"Allah bereket versin" dedi çocuklar.
Dışarıda korna sesleri, kırık dökük şarkılar...Vakit iyice ilerlemişti.

Boyacı sandıklarını sırtlarına vurup sokağa çıktılar.
Ağır ağır yürüyorlardı.
Evin yolu görünmüştü.
Kazandıkları parayı hesap ettiler.
"Dünkü kazandığımızdan az ama olsun" dedi çocuk.
"Haydi, bakkala gidelim" dedi arkadaşı.
Hızlı adamlarla köprüden inip toprak yola geçtiler.
Bir süre yürüdükten sonra bakkala vardılar.

"Amca iki ekmek, iki bardak da çekirdek..."
İki bardak çekirdek, çocuğun cebini dolduruvermişti.
Ekmekleri sıkıca kavradı.
"Gofret, sakız, bir kilo da toz şeker alacağım" dedi arkadaşı.
Daha alacakları vardı ama paraları yetmiyordu.
Elini saçına götürdü çocuk.
Raflara bir göz attı arkadaşı.
Bir süre öylece kaldılar fakat başka bir şey alamadılar.
Bakkaldan çıkıp tekrar yola koyuldular.

Güneş dağların ardına doğru çekiliyordu.
Şen boyacılar artık şehirden iyice uzaklaşmışlardı.
Şen boyacılar bugün de şendi.
İyi anlaşıyorlardı.
Kardeş gibiydi ikisi.
İçtikleri su ayrı gitmiyordu.

Hafiften bir kızıllık oluşmuştu sıra dağlar boyunca.
Şehir bir günün sonunda içine kapanıyordu.

Murat Soyak

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

yüreğinize sağlık

Çok akıcı güzel bir öykü olmuş, okurken insanı dinlendiriyor, yüreğinize sağlık...

Nacizane

Şahsen öykü ve hikaye de yazan biri olarak nacizane bir kaç eleştiride bulunmak istiyorum.

Satırları mısra şeklinde dizmiş olmanız hikayenin akıcılığını ve okunma zevkini zedelemiş. Bunun asıl nedeninin, daha çok şiir yazan biri olarak uzun cümleler kurmakta zorluk çekmeniz olabileceğini düşündüm. Ara sıra da olsa bir kaç satır şiir yazdıktan sonra, yaşadığım zorlukları hatırladığım için sizi anlayabiliyorum. Ancak, bir eseri başarılı kılan şartların olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bana kalırsa pek çok iki satır birleştirilerek tek satır haline getirilmeliydi. Bazı yerlerde, okumayı zedeleyen, göze hoş gelmeyen fazlalıklar ve dikkatsizlikler gördüm. Bu tür kusurların yanında, şöyle vurucu bir tema ya da can alıcı ve etkileyici bir kurgu (okuru etkileyecek, kavrayacak, ya da şaşırtacak) ile de karşılaşamadım.

Hayal gücünüzün (ve yine belki şairlikten kaynaklanan bir durum) bir hayli kuvvetli olduğunu, ortam tasvirine yönelik malzeme bulma hususunda pek zorluk çekmediğinizi görüyorum. Bunlar da çok önemli.

Menfi tenkidimin uzun oluşu sizi yanıltmasın. Faydalı olabilmek maksadını güttüğüm için, anlaşılır olsun diye böyle oldu. Bunların çoğu cümle oluşturmakla alakalıydı.

Son tahlilde; Şahsi kanaatime göre sizde lazım olan her şey var. Öykü okuyup, yazmaya devam ettiğiniz taktirde, kısa sürede suyun yoluna gireceğine inanıyorum.

saygı ve muhabbetle..

Odysseus'un Oyu Sana

Kurgu güzel...Başlangıç yerinde...Anlamak için fazla bir çaba gerekmiyor..Bunlar artıları eserin...
Cümleler münekkidin dediği gibi kısa..ama tasvirler konusunda kendisine katılamıyorum zira daha da genişletilebilirdi...Bitiş çok aceleye getirilmiş...Arada akıcılığı bozan , okuru düşünmekten alıkoyan cümleler var.Örneğin şu bölümde fazlaca ayrıntıya kaçılmış ... Kazanacağı parayı hayal ediyor..
Anasının verdiği parayı kolayca harcayabiliyor fakat kendi kazandığını öyle kolay kolay harcayamıyor.
Alın teriyle kazandığını pek harcamak istemiyor.
Alın teriyle kazanılan para daha bir anlamlı ve kıymetli oluyor...

Bu bölümdeki tasvir ise başlangış bölümünde olsa ve beslense daha yerinde olurduAyrıca kısa cümleler göze batıyor...
.... Köy garajına doğru yürüyordu.
Yanından akıp giden taksilere, otobüslere, kamyonlara bakıyordu.
Gözleri ışıl ışıldı çocuğun.
On iki yaşında, şişmanca, esmer bir çocuk.
Yeni yeni tanıyordu hayatı.
Son bir tavsiye öyküde söylemek istediğin şeyleri cami avlusundaki ihtiyarların ya da boya satan amcanın ağzından söyleyerek çok daha öğretici olabilir ve hikayeyi zenginleştirip,içeriğini kuvvetlendirebilirdin...

Yine de son zaman blogları içinde iyi bir yeri var....

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...(imza)

onlar benim nişanelerimdir..!

Ahmet: -hatırlıyor musun?

Asım: -neyi?

Ahmet: - çocukken sırt sırta verip harçlığımızı çıkardığımız zamanları.

ahmet: -evet. zor zamanlardı. Lakin, şu anımıza şükürler olsun ki, güzel günlerimizin sağlıklı temelleri imiş o çabalarımız, bilinçsiz çırpınmalarımız.

Asım: - sen boyacılık yapardın, ben sini içinde tatlı satardım. sabah ayrılırdık, akşam buluşup anlatırdık günlük yaşadıklarımızı.

Ahmet: - evet.:) ben "abi güzel boyarım" derdim. sen " tatlılarım taze taze, al bundan hanım teyze" derdin.

Asım: - ya evet. geçen gün eve davet ettiğinde gördüm, hala saklıyorsun boya sandığını, kenarda ilişti gözüme, hayırdır?

Ahmet: - Evet saklıyorum asım, ben çocukluğumu saklıyorum,çocukluğumun en büyük şahidini saklıyorum aslında. o boya sandığı benim çocukluk nişanemdir asım.. Ha bu arada namaz kılardın çocukken sen, biz arada kaytarırdık. herkesin pantolonu düz dururken, seninkisi bi kaç gün sonra diz atardı ve diz kısımları solardı. hatırladın mı?

Asım: - :) evet. inanmazsın ben de o dizinden yara almış pantolonlarımı saklıyorum Ahmet. Onlarda benim şahidimdir şu fani dünyada, onlarda benim nişanelerim Ahmet. Ne zaman bi rehavet çökse üstüme, namazımı aksatmaya yeltensem o dizi solmuş çocukluktan kalma pantolonlarıma bakarım. Hiç geçirmedim o gün bu gündür mazeretsiz namazlarımı şükürler olsun.

Ahmet: - Kardeşim Asım,"tatlıcı asım" Mevlam iki cihanda darlık vermeye inşaallah.

Asım: - bil mukabele kardeşim Ahmet, "boyacı Ahmet" Mevlam seni ve senin gibileri, bu aziz vatan ile bu aziz millete bağışlasın inşaallah.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

öteki: - ya Emre bu diyaloğu niye yazdın şimdi? normal bi yorum yazsaydın ya!

Emre Uğur: -valla niyetim klasik bişeyler yazmaktı aslında, Murat kardeşin bloğunun hiissettirdiklerini cümlelere dizemedim açıkçası. Ve hissettiğim şey, bu diyaloğun hissettirdiği ile paralellik arzettiği için, böyle bişey yapayım dedim. Hoş olmamış mı yoksa?

Öteki: - yok ondan sormadım, iyi olmuş tabi. "öteki" olarak hep ben mi yorumlarda, bloglarda yer alacam. Ahmetler, Asımlarda yeralsın. Hatta Ayşeler de yer alabilir.:)

Emre Uğur: - neyse fazla uzatmayalım. bak senin yüzünden yorumu göndermede gecikiyorum. hadi görüşürüz öteki, Allah'a emanet ol, hadi hadi işimiz var gücümüz var kardeşim. Selamun Aleyküm

Öteki: - tamam tamam.:) Aleyküm selam, muhabbetle.

Emre Uğur: - Murat soyak kardeşim senide değerli bloğundan dolayı tebrik ederim. kalemine ve yüreğine kuvvet.

Öteki: - bende tebrik ederim bendee! Murat kardeeeşşş! sağlıcakla kal.

:)
sağlık, sıhhat ve muhabbetler
Allah yar ve yardımcımız olsun inşaallah.

dualarla kalalım

dualarla kalalım