Niçin Okumuş Nesiller “Dinsiz” Yetişir Oldu?
Batılı okullardan yetişenler yüz yılı aşkın bir zamandır devletin başına geçiyorlar ve bu insanlar o okullarda birer sekülarist (ateist, agnostik, panteist, deist, velhasıl laikçi, laik dinli, “dinsiz”) olarak yetiştirilmiş bulunuyorlar. Daha da fazlası, sekülaristler Türkçe eğitim veren, Müslümanların vergileriyle beslenen okulları ve üniversiteleri de çoktan ele geçirdiler; oralardaki öğrencileri de kendi dinlerinde mezun ediyorlar çoklukla.
Medreselerin zorla kapatılıp Darülfünun Hocalarının çoğunun da yine haksızlıkla işlerinden kovulmalarından itibaren bu melanetler işlenegeldi. Müslümanların vergileriyle sekülaristlerin eğitim ve beyin yıkama sistemi semirtildi.
Öte yandan, Batı bilimini, felsefesini ve genel olarak Batı fikriyatını kontrolü altına alan sekülaristlere Müslümanlar yeterince cevap veremediler. Böyle olduğu için de Başbakanın dindar neslinin yetişmeye başlaması hâlâ zor gibi görünüyor. Sekülaristlerin bilimine ve fikriyatına olan cevabın yeterince verilemeyişinin sebebi öyle ilim ve bilim düşmanı oluşumuz değildi elbette. O iddia ancak sekülaristlerin, daha doğrusu seküler-faşistlerin (sekülarizmin yasalarını ve hayat tarzını sekülarist olmayanlara dayatanların) zihinlerinde hayal ettikleri bir fantezileridir. Aksine Osmanlılar ve Müslümanlar Batı bilimi ve teknolojisini takip için ellerinden geleni yaptılar; Osmanlı bilimini inceleyen daha yeni ve daha ciddi tarihçiler artık bunu söylüyorlar. Ama olmadı, sekülaristlerin hakimiyetindeki Batı bilimi ve fikriyatına esaslı cevap verecek kudretleri olmadı. Peki niye?
Bunun sebebi kanaatimce herkesin sandığından çok daha basit: Nüfusumuz ve dolayısıyla işgücümüz ve de ekonomik gücümüz eksik kaldığı için. Zira -öncelikle Amerika kıtasının ve benzeri diyarların talanından pay kapmadığımız için ve denizcilik ile imalatçılıkta bir dönem biraz geri kaldığımız içindir ki- fazlaca nüfus besleyecek kapasiteye sahip değildik İslam âlemi olarak...
Osmanlı Devleti'nin tamamı -Arap vilayetleri ve Rumeli'ndeki Hıristiyan nüfus dahil- 30 milyon civarı iken 20. yüzyıl başlarında, Rus İmparatorluğunun 170 milyon nüfusu vardı. Bunun daha İngilteresi, Almanyası, Fransası vd. vardı; Avrupalılar o zaman dünya nüfusuna oranla muazzam bir nüfusa sahiptiler. Dünya nüfusunun 3'te 1'i ya Avrupalı idi veya Avrupa kökenli beyaz idi. O kadar nüfustan o kadar bilim adamı, bizimki kadar nüfustan bu kadar bilim adamı çıkması, hele buna ekonomik zayıflığımız ve Amerika kıtasının kaynaklarını talan edenler arasında olmayışımız eklenince pek tabiidir ki insan gücümüz yeterli olmadı, medreselerimize kaynak ve insan gücü aktarılamadı, dolayısıyla laikçi/sekülarist Batı bilimi ve felsefesi değerlendirilip bunlara okkalı bir alternatif sunulamadı. Bu alternatif sunulamayınca da, hele ülkede Batılı zorba güçlerin desteğiyle bir Kemalist-laikçi-Batıcı-faşist düzen kurulunca, genç okumuş nesiller Batılı sekülaristlerin dinine girer oldular, sihirlenmiş gibi, şeytan çarpmış gibi.
Bu fakire sorarsanız, hikaye anahatları itibarıyla bundan ibaretti. Sözde "geri kalmışlığımız" için çok derin ve karamsar sebepler aramaya gerek görmüyorum açıkçası.
Uhud harbinden sonra inmiş olup bütün benzer durumlar hakkında bize bilgi ve inşirah veren, Âl-i İmran Suresi'nin 140'ıncı ayeti bence hâlimizin özünü güzelce açıklamaktadır: (Meali) "Eğer siz bir acıya uğradınızsa, o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez."
Şimdi ise Avrupalılar ve Avrupa kökenliler dünya nüfusunun 6'da 1'inden daha azına indiler. Ama kurdukları "eşitsiz mübadale"ye dayalı "yeni-sömürgeci (neo-kolonyalist)" düzen sebebiyle hâlâ bizi ekonomikman ve ideolojikman hakimiyet altında tutuyorlar. Onun için, onların bilimsel ve felsefî/fikrî meydan okumasına hâlâ daha yeni yeni cevap vermeye başlıyoruz. Ama gerekli cevabı önümüzdeki on yıllarda kesinkes vereceğiz in şâ Allah. Allah vaadinde sadıktır. Hangi vaad? Mesela şu:
Kur'an, 24:55 meali:
"Allah sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara vaad etti ki onlardan öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi, onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacak, onlar için beğenip seçtiği dini onların iyiliğine yerleştirip koruyacak ve geçirdikleri korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güvenlik sağlayacak. Çünkü onlar bana kulluk ederler, hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Ve artık bundan sonra kim küfür (inkarcılık veya nankörlük) ederse, işte bunlar asıl büyük günahkarlardır."



Merak ediyorum
Türkiye'de dinsiz, dine karşı olan zihniyetin eğitim seviyesini merak ediyorum;
%.... üniversite veya daha yukarısı
%.... lise veya dengi
%.... ilköğretim
Üniversite ve yukarısı
Şadan Bey,
Bence cevap daha çok üniversite ve yukarısı; çünkü "dinsizlik" diye de adlandırılan, aslında kendisi de bir din olan ve sekülarizm adını vermemiz gerektiğini düşündüğüm inanç, düşünce, yasa ve davranış tarzı daha çok yüksek öğrenimde yayılıyor. İnançlar dışında bu, davranışlara da yansır. Mesela bilmem herkes fark etti mi ki bir kasabaya üniversite gelirse o kasabanın kızları bozulur, açık saçık giyinmeye başlarlar; kızlar ve erkekler içkiye ve zinaya daha çok merak salarlar, benzeri kötülükler yaygınlaşır.
Saygılarımla
Sekülerizmi Ateizmle Eşdeğer Tutmak
Bu sözler dahi kaleme alınan yazının ne kadar bağnaz ve art niyetli olduğunu gösteriyor.
Sekülerizmin ateistlik ile eşdeğer tutulduğu bir zihniyetin dışa vurumudur bu yazı. Sekülerizm genel olarak din merkezli veyahut dinî öğeleri sosyal, hukukî ve siyasî anlamda tayin edici kılan bir yaklaşımın tersine, bunları sosyal, hukukî ve siyasî kümeden ayıran bir akımdır. Özellikle sanayi devriminin ardından sermaye gruplarının isteği yönünde şekillenmeye başlayan "din, ahlak ve inanç" gibi konuların; siyasi ve hukuki tüm alanlardan soyutlanması gerektiğini vurgular ki bu konuda gayet haklı bir düşüncedir sekülerizm.
Sekülerizmi şeytan ilan edip, İslam dinine bağlı halkların bilim ve teknolojide geri kalmasını büyük ölçüde "nüfus azlığına" bağlamak, olaylara at gözlüğüyle bakmanın ne boyutlara ulaştığının en açık göstergesi. Hele bir de yeni jenerasyonların Allah ve din inancından kopuk, sekülerist, pardon ateist(!) yetişmesinin sağlanmasından dolayı İslam'ın bir türlü şahlanamadığının iddia edildiği satırlar var ki evlere şenlik.
Bu zihniyet yüzünden doğal seleksiyon ve evrim gibi konular hâlâ "biz maymundan mı geldik hocam" seviyesinde tartışılıyor. Bu zihniyet yüzünden felsefe derslerinde Nietzscheler, Marxlar "ateist bir filozof" olmalarının ekseninde tartışılıyorlar. Bu zihniyet yüzünden en iyi üniversitelerimiz bile dünyada söz sahibi değil.
Tek-yasalcılık ve Çok-yasalcılık; Zorbalık ve Özgürlük
Sayın bay Osman Bulut,
Şahsıma saldırırken ağzınızdan çıkan köpüklere dikkat ediniz, etrafa mikrop saçılmasın. Teşekkürler.
Öncelikle benim tanımımda --ki bu tanımı daha önce yapmıştım, okumadan bu saldırıda bulunduysanız kendi hatanız-- sekülarizm nedir ona bakalım. Sekülarizm ateizm, agnostisizm, panteizm vs. ile ilişkili olan inanç ve yasama şekli yani dindir. Batı Avrupa ve Kuzey Amerika merkezli modern ateist-agnostik-panteist-vs. inanışlar ve yasayışlar (
yaşayışlardeğil) bütünüdür. Evet, "yasalar" "din" kelimesinin tanımında önemli bir yer tutarlar; zira din kelimesi "religion" ile eş anlamlı değildir, klasik Arapçada "yasalar bütünü" anlamına gelir.Seküler-faşizm, işbu sekülarizm dinine ait yasaların o dine inanmayanlara, o dine tabi olmayanlara dayatılmasıdır, bir başka deyişle sekülarist tek-yasalcılıktır. Bugün bütün dünyada, Batı Avrupa emperyalizminin ve yasal dayatmalarının bütün dünyaya hakim olmasının sonucu olarak, seküler-faşizm hâkimdir, adeta bir kuraldır.
Seküler-faşizmin tersi ise Allah'ın elçisinin (Allah ona salât etsin ve ona esenlik versin) hicretinden itibaren İslam'ın öngördüğüdür: Herkesin dininin (inançlarının ve yasal düzenlerinin) kendine olmasıdır, Müslümanların kendi yasalarına, sekülaristlerin kendi yasalarına, Hıristiyanların kendi yasalarına göre düzen kurmasıdır. Sekülarizm dininin de başka bir dinin de --resmî yasalar yoluyla-- insanlara dayatılmamasıdır. Hz. Peygamber'in (Allah ona salât etsin ve esenlik versin) devrinden 1920'lerde Osmanlı devleti yıkılana kadar Müslüman toplulukların hâkim oldukları yerlerde bu ilke oldukça başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Bu ilkeye çok-yasalcılık da diyoruz.
1930'lardan 2000'lerin başlarına kadar Türkiye'nin neredeyse bir arpa boyu yol gitmemesinin sebebi, Osman Bulut'un üslubunda tezahür etmiyor mu? Bu sekülarist bağnazlık ve kibir Türkiye'yi bir cadı kazanına çevirmedi mi? Başörtüsünü kamusal alandan kovmaya kalkmadı mı? Nisbî zenginliği sebebiyle Batı Avrupa'ya taparak bizim halkımızı aşağılamadı mı? Analiz etmek, düşünmek ve anlamak yerine sekülarist dogmalara ve seküler-dayatmacılığa başvuran bu zavallılıktan Allah'a sığınırız.
Kûlliyen yanlış
Yanlış, yanlış... Billahi yanlış!
Batı Avrupa, 19. yüzyıla kadar devlet yönetiminde "din" kavramını merkezde görmüştür. Îspanyol donanmasının Manş'ı geçerken elindeki tek geçerli sebep, Elizabeth'in bir katolik kilisesi düşmanı olmasıydı. 7 Yıl Savaşları'nın halka açıklanan en önemli sebebi, kilisenin mutlak üstünlüğünü geri kazanılmasıydı. Eğer 1789'da Bastil'i basan Fransız devrimciler ve ardından ortaya çıkan Napolyon olmasaydı, sizin seküler-faşist dediğiniz (ki bu tanımınızdan faşizmi 1945 sonrasında Atlantik Bloğu'nun dayattığı şekilde, iktisadi/idari tüm fonksiyonlarından bîhaber bir halde olduğunuzu görüyorum) Batı Avrupa için "din" kavramı, hâlen kitleleri kontrol etmek için başvurulan en önemli kaynak olacaktı.
Îkincisi, sekülerizmin "din" yerine öngördüğü kurallar, her an değişebilecek ve çürütülebilecek olan "bilimdir". Bu noktada dogmatik dini kurallardan sıyrılır ve insanları hukuki olarak yargılayabilecek azami şartlara sahip olur. Herhangi bir dinin iktisadi/hukuki teorisini günümüze uyarlarsak, bu sözünü ettiğiniz Batı Avrupa devletlerinden çok daha katı, çok daha ayrımcı bir devlet ile karşılaşırız. (bkz: devrim sonrası Îran, Suudi Bölgeler vs.)
Üçüncüsü, Osmanlı'da Tanzimat'a kadar pozitif bilimler devlet eliyle çok az desteklenmiştir ki, Yeni Çağ'da Türklerin geride kalmasının temel sebebi de budur. Bir gerçeği ne kadar fazla gizlemeye çalışırsanız, ortaya çıkma ihtimali o denli artar. Sultan Süleyman Fuzuli ile şarap kadehleri eşliğinde şiir konuşabilirken, Mehmet Reşat rakıyı halktan gizli içmeye çalışmıştır. Sonuç ortada...
Ayrıca bilmenizi isterim ki, Türkiye'nin bir Atlantik kuşağı hizmetkarı olmasını sağlayan sekülerist eğitim anlayışı değil, mandacı ve işbirlikçi Adnan Menderes gibileridir.. Demokrasi yıldızı dediğiniz adam, Türkiye'de Nato karşıtı bir hareketin filizlenmesi durumunda Nato'nun ülkeye müdahalesini öngeren anlaşmayı, 1956 Süveyş Krizi'nin ardından imzalamış ve içinden hala çıkamadığımız ABD boyunduruğuna sokmuştur hepimizi.
Daniel Bensaid diyor ki...
Osman Bulut, bu "cemaat"le hasbihal için sanırım "Hidayet" lazım. Bu tabi, NBA'daki Türkoğlu Hidayet değil.. Allah'ın, meraklısına bahşettiği cinsten Hidayet...
Burada bilcümle Hidayetli insanlar, birbirlerine laf anlatmakta bile binbir meşakkat çekerken, seninle hasbihal etmeleri İstanbul'u Fethetmekten zor gelir. :)
Gene de bu mevzularda biçare olmadığımız anlaşılsın diye bir kaç kelam edelim.
Daniel Bensaid “Daimi Skandal” adlı makalesinde “Toplumsal hayatın en doğru kurallarını koymak için, insanların tüm ihtiraslarını görebilen ama hiç birini hissetmeyen bir üstün zekâ gereklidir” diyor.
Yine aynı makalenin başka bir yerinde:
“İhtirasların aşırılığından ötürü demokratik idealin varacağı yer olsa, olsa hayal kırıklığı ve zorbaca müdahalelere sürüklenmek olacak” diyerek sekülerizmin insanlığı getirdiği noktayı çok iyi tarif ediyor.
2010 Yılında vefat eden bu Marksist düşünürün anlatmak istediği bu üstün zekâ, aslında Maide suresi 44-45-46. Ayetlerde bahsedilen “Allah’ın indirdikleri” ile insanoğluna ulaşmıştır.
Bu gerçeği görmek için, Hidayet sahibi olmadan sadece akıl sahibi olmak bile yetiyor. Ama bazı seküler düşünenler bu hakikatı ıskalıyor... Ya da hazmedemiyor...
Bu konuda münhasıran yazdığım, ama bu "cemaat"in bile ilgisini çekmeyen aşağıdaki makaleye bakabilirsiniz.
http://www.cemaat.com/node/10664
Not: Hıristiyanlık Hz. İsa (A.S.)'dan kısa bir süre sonra sekülerleşmiştir. Aslında orijini kaybolup beşerin iradesi ile şekillenen her din sekülerleşmiş demektir. İnsan aklının, din kalıpları içine saklanıp cemiyete tahakküm etmesi, ilahi bir durum değil, aksine sekülerizmin tavan yaptığı bir haldir...