
Sahne 1 - Otelin patronu bir türlü oteline gelmek istemeyen birilerini telefonda pazarlama yoluyla ikna etmekle meşguldür-
- Sizin de tatil yapmaya hakkınız var, siz de güneş yüzü görmelisiniz, bakın çocuklarınız için oyun alanları var, deniz suyundan, tatlı sudan müteşekkil havuzlara girmekten siz niye geri kalasınız?
- ?
- Öyle ya tabiatta sadece güneşten alınabilecek D vitamininden mahrum mahrum dolaşmaktasınız. Kemikleriniz erir bir anda sonra, zaten başörtü örtüyor olmakla güneş değmez olmuş saçınıza teninize. Öyleyse ne durursunuz mübarekler. Hurraaaa.. denize.
- Yok ben almayayım.. e..
- Bi dakka bi dakkaaa.. hizmette sınır yok azizim. En açığından bir büfe. Doldurun tabakları. Adını bile telaffuz edemeyeceğiniz yemeklerden tadın. Beğenmediğinizi atarız biz efendim sizin yerinize. İsraf haram mı? Boş verin canım, siz pirinç tanelerini ve ekmek kırıntılarını toplayın ıslak parmağınızla yırtarsınız icabında.
- Ben.. şey.. ee...
- Az bi müsaade edin efendim. Hem bakın ta zamanın behrinden hatırlayacağınız Jet amcamız Fadıl Bey sizin için kum bile getirdi taaa denizden tuzlu su havuzunuza. Bronz bronz olun dolaşın ortalıkta işte, en kıyağından güneş gözlükleri, pareolar, günün modası mayolar sizi bekler, işte bakın burada şezlonglarımız, daha önce hiç erkek sineği bile kondurmadık tepesine evvelallah.
- ?
- Koşun, koşun.. durmayın. Aman Allah’ım! para bizde gani azizim para gani. Ek binalar yapalım, ek havuzlar inşa ederiz. Tuttu bu iş mirim tuttu. Şöyle geceleri en cafcaflısından animasyonlar da hazırlatalım parayı kilo kilo akıtarak. – iç ses : Nasıl olsa tonla geri gelecek paracıklar. Olmazsa test ederiz seri numaralarını alarak dolarların, avroların.- Zara abla konser versin size olmaz mı? Daha ne istiyonguz.. daha ne istiyonguz.
- Aloooooo!
- Ah kulağım. Buyrunuz efendim.. niye kızdınız ki?
- Bir şey sorabilir miyim?
- Tabi buyrunuz. Ne demek. -iç ses : heh işte oltaya geldi sonunda-
- Sizin oradan Filistin nasıl görünür?
- ?
- Alo.. alo beyefendi.. aloo
- dııt dııt dııt dıttt
***
Sahne 2 - Telefonu kapanan patronumuz dahili bir numara çevirir hemen -
- Kızım.. hizmette sınır tanımayan bir şevk, arzu ve dahi hırs kapladı bünyemizi dört bir yandan. Yetmez bunca yaptığımız. Devam edelim arkadaş. Ulaşamadığımız vatandaşlar var hala. Çağırın şu reklamlarımızı karalayan elemanımızı da yeni bir reklam stratejini konuşalım hemen. Daha çok çalışmalıyız. Hem bir Çin atasözü ne der? Başarınızı üç şeye borçlusunuz; çalışmak çalışmak çalışmak...
- Emredersiniz efendim.
***
Sahne 3 -Reklamdan sorumlu eleman gelir. Resmiyetten uzaklaşırlar. Takım elbiseler çıkarılır. Gözlüklerini karşılıklı takışırlar amcalar. Şortlar çekilir. Purolar en Havana. Keyifler yerindedir. Reklamlar vermiştir ya en ballısından meyvesini, o halde inmek lazım gelir havuz başına. Birbirlerini över dururlar karşılıklı. Yağdanlığa yağ üstüne yağ eklenir.-
- E artık konuya geçelim.
- Ağustosu devirmek üzereyiz, şöyle bi reklam daha patlatalım da Eylül kurbanlarımızı da elden geçirelim hemen.
- Eyvallah patron.. siz hiç meraklanmayın. Siz paradan haber verin yeter.
- Para mı? heh he.. o basit. Sen reklamdan haber ver.
- Ayıpsın patron. Reklam hazır bile.
- Yapma ya. Ne çabuk yahu?
- Abi kafamda az evvel şimşek çaktı. Bak şimdi abi.
- Baktım canım.
- Senin hitap ettiğin kesim kim abi?
- Muhafazakar Müslümanlar, ılımlı Müslümanlar, eskinin mücahidleri şimdinin müteahhitleri Müslümanlar, tatlı su Müslümanları, etliyi öteki tarafta sütlüyü beri tarafta tutan Müslümanlar, Paraya artı para demeyip başka bir isim aramakla meşgul Müslümanlar, ama Bağdat caddesine abdestsiz adımını da atmayan Müslümanlar.. haberin de olsun yani. Bir de diğerleri var. Onları ikna etmek zor. Ne yapacağız bilmiyorum.
- Abi bunlar cenneti isterler mi?
- İsterler tabi kuzum, istemeseler burada işleri ne?
- Abi gadanı alam. Lafı simurg kuşu gibi kapıverdin ağzımdan. Sen cenneti vermişsin be onlara farkında değiller yahu
- Hadeeee... he yav doğru dedin galiba sen he. Öyle ya. Cennette bundan ala ne bulacaklar sanki? Eee ne edeceğiz pekala?
- Abi slogan tamam.
- De bakalım bi hele. Çatlatma adamı
- Sıkı dur abi. İşte sloganımız : Allah’ım burası cennet olmalı!
- Off.. Abicim süpersin sen. Gel şattadanak öpeyim alnının tam orta yerinden.
- Ehi ehi.. abi önce bir soruyla başlarız. Sonra senin bu mekanı cennet ilan ediveririz olur biter.
- Nereden bulacaklar olum böyle cenneti? Bastır parayı gir cennete.
***
Sahne 4 - Reklam metni hazırlanır bir çırpıda. Süslenir bezenir. Büyülü cümleler vardır zaten yedekte. Kendisini Türkiye’nin lüksü olarak takdim etmekten de geri durmayan bir otelimiz Zara ablamızın şaşaalı fotoğrafı eşliğinde çıkartıverir reklamını. Reklam süperdir. “Yürü koçum kim tutar seni” repliğini dilimize pelesenk ettirecek cinstendir. Bir gazete lazım gelir yayınlamak için. Gazetenin reklam servisi ile irtibata geçer reklamcı delikanlımız. -
***
- Alo Hanımefendi. Reklamımızı gönderdik elinize ulaştı mı?
- Evet geldi. Ama bu slogan biraz garip değil mi?
- Eeee.. yeni stratejimiz bunu gerektiriyor. Yayınlamamazlık yapmazsınız herhalde?
- Yok canım ne münasebet. Neticede para konuşur icabında. O hassasiyetlerimiz eskidendi. Yarın yayında merak etmeyiniz siz. Planlama da tamam. Günaşırı gireriz reklamlarınızı.
- Eyvallah.. hürmetler cennetten. E siz de buyursaydınız bir ara cennetimize.
- Önce cennetinizi hak etmek için yeterince çalışalım bakalım. Gerisi kolay nasıl olsa
- :)
- :)
- İyi günleeerrr
- İyi günleeerrr
***
Sahne 5 – Gazeteyi ilk sayısından beri almakta olan okur, gazeteden çok sevdiği saydığı yazarların yanına bir yenisinin daha ayrılmış olmasına rağmen gazete sayfaları üzerinde gezdirir bakışlarını. Ve o reklamla karşılaşır. Gazeteyi katlar, reklam metni dışa gelmiştir. Dudaklarından hüzünle karışık bir cümle dökülür.
- Hasbünallah..
***
Allah’ım burası cennet olmalı. Bu cümle bir reklam metninden alındı. Yeni Şafak gazetesinin 23/08/2005 tarihli nüshasında yer alan çeyrek sayfa bir reklam metninden. Reklamı veren kuruluş Caprice Palace. Masum gerekçelerden hareketle kurulan, parayla tanışan ama kazandıkları parayı harcamaları gereken yerin şaşkınlığı içerisindeki Müslümanların merak ve cazibe merkezi haline gelen bir otel Caprice Palace. Bakalım bu işin sonu nereye varacak? Türkiye'nin Lüksü önümüze daha ne gibi ufuklar açacak da ağzımız bir karış açık kalacak? Kimbilir belki, en popülerinden huriler, Doluca’dan Kevser marka şaraplar, kumsala gömülü cennet tahtları bekler gazetemizin sayfalarını. Ne dersiniz?
---------
(*) Allah'ım burası cennet olmalı!
Yorumlar
Tevazu Otel
Çar, 24/08/2005 - 18:24 — Eslem MünekkidKapris olmalı bu otelin adı. Bir kez Yuro kanallardan birinde yeni reklamına tevafuk etmiştim. O kadar etkilendim ki! bizim Qazak'a ispiyonlamaya dahi niyetlendim.
Sevgili Qazak'ın kullandığı magazin dilinden çok hazzettiğim söylenemez lakin derler ya hani her köye bir tane lazım diye. Vallahi öyle. Bu soytarılığın hakkından ancak Qazak gelirdi. Neden mi soytarılık! Pazarlama konseptine İslamî unsurların karıştırılması sebebiyle. Aynen Tekbir Giyim'in yaptığı gibi. Sadece bu sebeple. Benim açımdan başka bir sorun yok. Herkes ne halt ederse etsin.
Kendisi isim vermekten kaçınmış sanırım. Az bile yapmış ben verdim gitti. Kapris Otel. İsmi ile müsemma bir yer efendim. Tevazu ve itidalin katledildiği mekan. Hıh !
Vicdan Hiçbir Şeydir, Susuzluk Herşey!
Çar, 24/08/2005 - 21:57 — celalmirzaVışşşş..
Vicdan, Allahın yeryüzündeki yargıcıdır. Asla yalan söylemez ve sık sık bizleri rahatsız eder. Nefsin biricik tekzipçisidir vicdan.
Öte yandan, bir olgunun gerçek olup olmadığına karar verecek olan da vicdandır. Akıl vicdanın köpeğidir ve vicdansa karar merciidir. Kalpse, takva sahibi olduğu ölçüde, vicdanına kulak verir.
Şimdi,
Müslüman bir adamın deniz kıyısına gidip ismini daha önce duymadığı bir balığı yemeye hakkı var mıdır? Elbette vardır. Ancak, "Komşun aç iken tok gezme" buyruğunda bulunan İslamın tesir edeceği bir vicdanı varsa o kimsenin, balığın kılçığı gırtlağına batacaktır. Yok eğer, İslam âlemini umursamayacak kadar vicdansan yoksunsa, işkembeyi kübrasını genişletmeye devam edecektir.
Öte yandan,
Vicdanına kulak verip diğergâmlık gösteren muttaki müminin, vicdânına kulak vermeyen kimseye söz söylemeye hakkı var mıdır? Aslında yoktur.. Ancak, dâvasının beyânını dinlemek yerine, vicdânının sesine kulak vermek yerine, nefsine uyan ve dahi işlediği "hatalara" nerden bulduğu mâlum olan cevazlarla kılıf uyduran kimseler, artık azımsanmayacak bir zümreyi teşkil etmeye başlamışsa, bence bu eleştiri yerinde olmuş demektir..
Sevgili QAZAQ,
Ağzına sağlık. Amma velakin, senin bu cümlelerine kulak asmak yerine suratını asıp, sana ve senin gibi vicdan ehline karşı savunmaya geçecek olan bu kimseler seni anlarlar mı, bilinmez..
Muhabbetle
Derviş Kapris'i
Per, 25/08/2005 - 00:17 — Selim SevkiogluReklam filminde dolaylı olarak İslam'ın özünü dejenere eden pek çok yan bulmak mümkün. Arkadaşlar bunlara değinmişler. Benim tenakuz babından ilgimi çeken bir diğer husus ise reklam filmi için yapılmış müzik seçimi. Ömer Faruk Tekbilek'in, Yazarlar Birliği ödüllü, One Truth (sanırım böyleydi)isimli albümden 'I love you' var fonda. İsminden anlaşılacağı üzere teması aşk. Harmanlanmış evrensel tınıların yanında sufi meşrep ritim ve melodilerin albümün geneli ihâtâ ettiğini görmek mümkün. Buradan da destek alarak bu aşkın platonik ve hatta ilâhî menşeyli olduğu sonucuna ulaşabilirsiniz.
Her ne surette ve şekilde olursa olsun aşkta acı, çile ve ızdırab vardır. Hele bir de platonik ya da ilâhi nitelikte olursa. Bu parça buram buram bir aşığın, hatta bizim iddiamıza göre bir dervişin yüreğindeki yangından ilham alarak ateşini dinleyicisinin nasibi nisbetinde kulaklarına taşıyıp bırakır.
Sözü fazla uzatmayı dilemiyor ve kısa kesiyorum. Bu melodi bu mekan ile hiç bir surette bağdaşmaz. İsminden dolayı, yani buranın aşık olunacak bir yer olduğu kanaatini uyandırmak maksadı ile seçilmiş ise şayet halt edilmiştir.
Bu çok mu önemli! yani uygun olmayan bir müzik seçimi. Hayır mesele bu kadar basit değil. Öz, hikmet, tesettür, aşk, sufizm vb gibi her tür kutsal ve son derece kıymetli olgu ve mefhumun ayağa düşürüldüğünü ve bu durumun yaygınlaştığını görüyor olmamız hadiseyi artık alabildiğine vahimleştirmeye yetip artmaktadır.
Hadi ordan ey insan!
Per, 25/08/2005 - 11:08 — Esra İclalsen, ben , sağımdaki, solumdaki bu düşüncelerle muhafazakar kesimi hedef alan ticari mekanizmaya tepkimizi koyarız. Biraz sesimizi yükseltecek olursak patron, reklamcıyla yeni bir şezlong sohbeti daha yapar.. Çark böyle döner biz akıntıyı tersine çevirmeye çalışsak ta..
Zira milyonlar var ki bu reklamları gördüklerinde, Zara'nın kadife sesiyle anlattıklarını büyük bir hazla dinlediklerinde hayranlıktan başları dönüyor... Filistin, evlerindeyken de umrunda değil...
"Boş kaldığın zaman kalk ve yorul" emri bir kez olsun hatırlanmıyor
Cennetül Baki bir kez olsun akıllara gelmiyor.
Rıza-i ilahi bir kez olsun düşünülmüyor.
Değişmekmiş, yenilenmekmiş hepsi laf!
Aslımızdan uzaklaştık, özümüzü unuttuk, dünyaya taptık,
"ene"ci olduk, güç ve iktidar sahibi olduk, kendimize yollar yaptık ve sonu yok bildik,
insan niçin yeryüzüne ayak basıyor unuttuk,
Rabbimizin "dönüşünüz bana da bu gidiş nereye?!!" ayetini hiç akıllara getirmedik...
Bunun adını değişim ve yenilenme koyduk, daha kolay geldi hepimize, daha fiyakalı..
Hadi ordan ey insan! Sen niçin Sen olduğunu unuttun!
"İyi bilin ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, aranızda öğünme, mal ve evlatta çoğalma yarışıdır. Bu tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot rençberlerini imrendirir; sonra heyecana gelir, bir de görürsün sararmıştır, sonra da çer çöp olmuştur!
Ahirette ise şiddetli bir azap, bir de bağışlanma ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı ALDATICI bir YARARLANMADAN başka bir şey değildir." ( Hadid Suresi / 20)
"İşte sizler öyle kimselersiniz ki, ALLAH YOLUNDA HARCAMAYA çağırılıyorsunuz da içinizden kimi cimrilik ediyor. Oysa kim cimrilik eder ise kendine cimrilik etmiş olur. ALLAH zengindir, yoksul sizsiniz! Eğer tersine giderseniz tutar başka bir topluluğu yerinize getiririz,sonra onlar sizin gibi olmazlar" (muhammed/ 38)
Özümüze döndüğümüz günleri hep beraber görmek duasıyla...
Sözüm meclisten içeri
Per, 25/08/2005 - 14:50 — Ercan Hüseyinoğlu"Özümüze döndüğümüz günleri hep beraber görmek duasıyla..." Çok güzel bir temenni, çok güzel bir dua.
Ben kendimi bildim bile bu temenniler, beklentiler içindeyiz.
Öze dönüş !..
Öze dönüş projeleri yapılır, etkinlikler, çalışmalar. Fakat gelinen nokta nedir?
Özden kaçış ! Özden uzaklaşma !
Demekki burada bir sorun var. Bunca insan, bunca mesai, bunca para ... sonuç koskoca bir balon. Anlamak lazım artık öze dönmek için özü bilmek lazım. Binlerce muhtelifun fih var ama Kitabımız ve Peygamberimiz bir ve Müttefakun aleyh. Gerçekten de öylemi? Sanmıyorum. Piyada yüzlerce Allah, Peygamber, din tasavvuru dolaşıyor. Biz özle değil tasavvurlarımızla yaşıyoruz.
Öze dönmek için özü "bilmek" gerek ama bu yetmez, "fehmetmek" o da yetmez "fıkhetmek" o dahi yetmez şek ve şüphesiz ihlas ile iman etmek lazım gelir.
"Sözüm meclisten içeri !"
öz geçmeden !
Per, 25/08/2005 - 17:55 — Emre Uğuröz menem,
öz menem,
onlar kabuk, öz menem.
sen yelde savrulan kül,
yürekte ki köz menem !
...........
çıkarılan göz menem !
............
dövülecek diz menem !
............
söylenecek söz menem !
N.Y.G
dualarla kalalım
hayet
Cum, 26/08/2005 - 22:06 — Ali Akdenizinsan tabiatı geregi dinlenmeye ihtiyaç duyuyor.eski tatil anlayışıyla şimdiki arasında çok fark oldugu da muhakkak...
ama alternatif üretmeyip sadece eleştirerek(ki bu dünyanın en kolay işidir bence!..)neyi amacladıgını anlamıs degilim...en kötü çözümün bile çözümsüzlükten iyi oldugunuda unutmamak gerek.seneye bende böyle bir yere yakınlarımı göndermeyi düşünüyorum.daha iyisini önereceksen minnettar olurum.ne yazık ki daha iyi alternatifi yok!..birde eleştirirken insafsızlık yapmamak gerek.bu arada övüldüğü kadar iyi olmadıgını bir arkadaşım söylemişti.ama denize meraklı biri için mecburiyet gibi birşey.ama fiyat konusunda fırsatçılık yapıyorlar,o fiyata normalde deluxe otelde kalınır...
Arayan bulur sevgili kardeşim.
Cts, 27/08/2005 - 00:49 — Eslem Münekkidİnsanın zihnini ve yüreğini dinlendirmeye ihtiyaç duyması normal olduğu kadar da bir gerekliliktir. Ancak burada tatilden değil tebdilden söz etmek gerekir. Tatil mefhumu atıl kalmaya/atalete(tatil) yani tembellik etmeye işaret eder, tebdil ise yer ve eylem değişikliğine. Tatil yapmayıp tebdil ederek dinlenilebilinir mi? Elbette. Herkes kendisine uygun olan bir yol bulabilir. Kilit nokta, aramaktır. Benim bulduğum bana özgü olabilir. Nitekim öyledir. Kimi tebdilini Umre ziyaretine ayırır, kimi tarihi ve otantik dokusunu muhafaza etmiş yörelerimizi dolaşır, kimi memleketinin yaylalarına gider. Deniz kenarları da tercih edilebilir elbet. Denize girer. Bunların hepsini yaparken hayırlı bir maksat güder ve o maksada göre hareket etmeye çalışır. Konakladığı uygun mekanda hem dinlenir hem tefekkür edebilir. Tatilden maksat nefsi alabildiğine şımartmaksa şayet; ki, tatil mefhumu biraz buna işaret eder, bu bize göre olmamalıdır. Dileyen bunu da yapabilir elbet. Bize düşen birbirimize nasihat etmektir. Alternatif! bunu herkes kendisi üretir. Burada kilit aramaktır. Arayan bulur!
Arkadaşlarımın mekandan ziyade mekanın pazarlanma sıtratejisini ve kapatilist yaklaşımın muhafazakar kesime hitap ederken ortaya çıkan çarpıklığı eleştirdiklerini göz ardı etmemenizi salık veririm. İçine sinen gider ve fakat en azından şu ifade ettiğimiz hususlara dikkat eder. Saygı ve muhabbetle..
...
Cts, 27/08/2005 - 00:54 — ali sarıbence siz bu yazıda eleştirilen şeyin ne olduğu konusunda bir fikir sahibi değilsiniz.
Kanal 900 Birlik Sahnesi
Paz, 28/08/2005 - 01:15 — Ulvi Alacakaptantaa 1993 daa iktidar nimeti hayalde bile değil oyunumuzun sonunda şöööle diyordum:
BİZİMKİLER ŞÖÖLE DİYOR ONLARIN NEYİ VARSA BİZİM DE OLSUN BİZİMKİSİ BİRAZ İSLAMİ OLSUN
O günler güzelmiş yine şimdi İslam in lafı bile yok
Oyun'a gelmek istemiyorsanız Oyun'a gelin
www.ulvialacakaptan.com
Ha Sahne : 6 Ha Sahnealtı
Çar, 31/08/2005 - 12:09 — Jerfi QAZAQSahne 6
ama alternatif üretmeyip sadece eleştirerek(ki bu dünyanın en kolay işidir bence!..)..
en kötü çözümün bile çözümsüzlükten iyi olduğunuda..
gibi basmakalıp cümlelerin arkasından cee diyen hayet namlı bir cennet müşterisi cennete gittiğini fiyat fırsatçılığı ile karşılaşmış olmasına rağmen yakınlarını seneye cennete göndereceğini ifade eder.
Bunu duyan QAZAQ der ki;
Fiyat fırsatçılığına takılmayın efendim.. bulmuşsunuz cennetinizi bunamayınız lütfen. Cennet yaratıcılarının gücüne neyi gider sonra. Adamlar sizler için Türkiye'nin Lüksü'nü yaratsınlar cennet olarak önünüze koysunlar siz de kalkın fiyattaki fırsatçılıktan dem vurun. Olacak iş mi efendim bu şimdi? Hem pazarlama stratejilerinde pazarın kaymağını yeme diye bi tabir vardır. Sen pazardaki bulunmaz bir kaymaksın azizim.
Seni yerler yerler.. seni ham yapar bu zilliler:)
Duruş Mesafesi !
Paz, 28/08/2005 - 17:35 — Emre UğurGeçme namert köprüsünden,
Koy götürsün su seni.
Yatma tilki gölgesinde,
Çık yesin aslan seni.
.......
-sen kime benzersin?
-Ben özüme benzerim.
dualarla kalalım
Türkiye'nin lüksü!!!
Çar, 31/08/2005 - 01:18 — betul ciceköncelikle bu yazıyı yazan arkadaşa teşekkür ediyorum.siteye uzun zamandır girememiştim.yazıyı yeni okudum.caprice otel, pardon caprice sarayı mevzusu özellikle şu saçma reklamla beraber beni çok rahatsız etmişti.açıkcası bu konuyla ilgili yazı yazarak tepki göstermek hiç aklıma gelmemişti.
"Türkiye'nin lüksü"kısmı özellikle tüylerimi diken diken ediyor.biz günlerce aç kalmış ve yoksulluk çekmiş bir peygamberin ümmetiyiz.olaya şöyle bakanlar var " madem Allah bize para vermiş,sefalet içinde mi yaşayalım,diğer zenginlerin faydalandıkları şeylerden bizim de faydalanmak en doğal hakkımız" böyle bir mantık olabilir mi bizim dinimizde.illa mecbur muyuz onların yaşam tarzına islami kılıf bularak misilleme yapmaya.
özellikle son zamanlarda müslümanların mal mülk sevdası ,lüks düşkünlükleri beni çok üzüyor.kendim ve tüm müslümanlar için dua ediyorum:
"Rabbim! ne olur gözünü dünya malına ve hayatına dikip seni ve rasulünü unutanlardan eyleme bizi" amin
ben var ya
Cum, 02/09/2005 - 16:11 — ismail kılıçarslanben tam zamanında bırakmışım reklamcılığı.
en azından benim reklam metinlerini yazdığım zamanlarda islamcı oteller bu kadarına cesaret edemiyorlardı. (sakın yanlış anlamayın: yazdığım onca reklam metnine rağmen, bu otellerin herhangi birinin kapısından bile girmedim ve bununla gurur duyuyorum. gerçi hanım güneş ışınlarından faydalanamadı; ama olsun.)
fakat gene de, eski reklamcılığımı hatırlayıp bir slogan patlatmadan geçemeyeceğim.
Ekranda, 7 yaşındaki oğlu için açık büfeden aldığı 9 katlı servis tabağının, (oğlu yemediği için) 7 katını bırakarak havuza doğru akan AKP milletvekili eşi var. Kahkahalar. Kahkahalar. Ekran ikiye bölünüyor. Ekranın solunda çöken bir köprü yüzünden ırmakta boğularak can veren 650 kişi. Dış ses, haykırıyor:
Allah'ım burası "cinnet" olmalı.