renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İnsanda Değersizlik Duygusu

İnsan, tabiat karşısında zayıf bir varlıktır. Bu nedenle, her insanın varoluşunda eksiklik yani acziyet duygusu vardır. Çünkü insan , çocukluk döneminden dolayı hayatına “normal” bir çaresizlik içinde başlar. Çocukken, güçlü yetişkinler arasında yaşayan güçsüz bir varlıktır. Sonraki hayatı boyunca daha önce kendisine egemen olan insanlar ve doğal güçler üzerinde üstünlük kurmak ve gücünü kanıtlamak için çaba gösterir. Çoğu kez bununla da yetinmez, kusursuz bir varlık olmaya çalışır.

Doğumla başlayıp ömür boyu süren bu duygu evrenseldir.Çünkü doğadaki bütün varlıklar eksi bir durumdan artı bir duruma geçmek için çaba içindedir. İnsandaki eksiklik duygusu da kişinin gelişimi ve insanlığın ilerlemesi için gerekli bir dürtüdür. Çünkü eksikliğin fark edilmesi insanı güdüler ve eyleme geçirir. Ama çoğumuz bu duygunun varlığını görmezden geliriz. Çünkü eksiklik, toplumsal değer yargılarına göre istenmeyen bir durumdur.Oysa bu duygu sayesinde insan, başarılı olduğu zaman atalete düşmekten korunur ve daha iyiye ulaşmak için çaba gösterir. Hiçbir zaman “ben oldum” demeyip sürekli tekamül için çabalamamızı sağlayan bu histir.

Değersizlik duygusu ise yukarıda tanımladığımız normal eksiklik duygusundan çok farklıdır. İnsanı daha fazla şeyler yapmaya ve üretken olmaya güdülemez. Değersizlik duygusu, insanın kendisini diğer insanlardan daha değersiz bir varlık olarak algılamasını tanımlar ve kökeni çocukluk yaşantılarına dayanır.

Kendisine değer verilmemiş bir insan, bir başkasına değer veremez. Diğer insanları ya kendinden aşağı görür ya da üstün, eşiti yoktur.
Küçümsenmekten korktuğu için insanları küçümser. Ancak ön planda olduğu, pohpohlandığı zaman rahat eder. Çünkü değersizlik duyguları yaşayan bir insan üstün olmak “zorundadır”. Mesela emir başkasından geldiği zaman kolay kolay başarı gösteremez. Bunlar bir uçurumun kenarındadırlar; çünkü normal insanlara ayak uyduramazlar ve işbirliği yapamazlar. Hayatları boyunca kendilerini olanca güçleriyle zorlarlar, “üstünlüklerini” şu ya da bu şekilde göstermedikçe rahat edemezler.Bütün çabaları içlerinden gelen ve "sen yetersizsin, değersizsin" diyen sesi bastırmaya yöneliktir. Bunun için üstünlüklerini"ispat" etmek zorunda hissederler kendilerini ...

Oysa bu duygularıyla yüzleşip bunu kabul edebilse, bu tarafının bir süre sonra ortadan kalkma olasılığı artar. Bu çoğu kez bilinçli bir çabayı gerektirse de bazen çözüm hiç fark etmeden gerçekleşir. Böyle bir süreci başlatmış olmak, insanlarla ilişkilerimizde daha etkin olmamızı sağlar. Çünkü kendimize hoşgörülü oldukça, diğer insanların kusurlu yanlarını da daha kolay kabul edebiliriz. Dolayısıyla onlara gerçek anlamda bir şeyler verebilmenin gururunu yaşarız. Bu, benliğin şişmesiyle sonuçlanan gururdan çok farklı bir duygudur. İnsanın kendine değer verebilmesini içerir. zira bünyemizin buna ihtiyacı vardır. Kelam-ı kibarın dediği gibi; İnsan eşref-i mahlukattır.

KAYNAKLAR:
-İnsan Olmak, Engin Geçtan, Remzi Kitabevi,1999
-İnsan Tabiatını Tanıma, Alfred Adler, İş Bankası Kültür yy.,2000

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

İnsan, tabiat karşısında

İnsan, tabiat karşısında zayıf bir varlıktır. Bu nedenle, her insanın varoluşunda eksiklik yani acziyet duygusu vardır. Çünkü insan , çocukluk döneminden dolayı hayatına “normal” bir çaresizlik içinde başlar
Bu duygu bazen Allah'la kafa tutmaya kadar gider..Firavunlaşır insan
o aciz bedeniyle...Belki de en büyük mantıksızlığı budur..Bile bile ladese girmek...

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...

Ait olmak, yada olmamak !

-aslında seni sanki kırk yıldır tanıyormuş gibiyim, deriz. yada hızlı bir samimiyet duygusu gelişir karşımızdaki ile, sana kanım ısındı yada seni kanım tuttu, deriz. Ve bazen de; başımıza gelen yada gözümüzün önünde cereyan eden bir olayı "ben bu anı daha önce yaşamıştım" şeklinde bir tanıdıklık ifadesi ortaya koyarız.

Nerden doğar insan zihnine bu çağrışımlar? Bir "evvelce" durumu mu var acep?

İnsan; acizlikten ziyade, aidiyet hissi içinde doğar. Bu his doğuşta vahyedilmiş olarak bulunur. Zira beyin gelişmediği halde annesini tanıması bu aidiyet hissi üzerinedir. İnsan büyüyüp düşünmeye başladığında bu his te artık şekillenecektir ve yine aidiyetlik herdaim devam edecek.

acizlik diye tanımladığımız olay, kimsesizlik duygusundan ileri gelmektedir, yani fikir-zikir-şükür üçgeninin dışına çıkarak, fikirsizlik-zikirsizlik-şükürsüzlük halinin insan üzerinde oluşturduğu, sosyal tatminsizlik ve psikolojik boşluk, an be an insanı herşeyden, herkesten şüphelenir bir hale getirdiği gibi, hiçbirşeyin ve hiçkimsenin kendini anlamadığı düşüncesi hasıl olacaktır artık. Ve bu durum dışarıya, ya hırçınlık (dikkat çekme) yada içine kapanıklık ( asosyallik veya gizli kalmaktaki emniyetlilik düşüncesi) şeklinde yansıyacaktır.

diğer bir husus; kendi kendisi ile yüzleşebilen insan. Bu durumu yaşabilen insan, düşünmek ve akabinde farketmek anlayışı yada atılımı ile kendinde yeni ufuklar açabilen insandır. Düşünmek bir hastalıktır, tedavisi güç bir hastalık.ardından farketmeleri sürükleyen bir durumdur düşünme hali. İşte burada "hayat ne kadar zormuş" diyenleri daha iyi anlamaya başlıyoruz.

Yaşam adildir. Ve tüm insanlar aynı fırsatlarla doğarlar, başaranlar, etrafında dönen fırsatları farkedenlerdir. eğer hayat zor ise her daim zordur zaten. çocukken kolay olan yaşamın, büyüdükten sonra zor olması. senin etrafındakileri büyürken farketmenle alakalı bir durumdur.
Zira herkes, herşeyi dünyası kadar düşünür, dünyası kadar algılar, dünyası kadar sevinir, dünyası kadar acılanır.

kıssa;
birgün karınca iaşesi için yuvasından çıkar,
derken yürümekte olduğu bir güzergahta, bir atın ayağının oluturduğu çukurdaki su birikintisinin içine düşer. Güç bela, zorlanarak o sudan çıkar ve oradaki su birikntisine bakarak şöyle der;

-Allah'ım ne büyük deryalar yaratıyorsun.

ve geçmişten bir deyim, aidiyet hissinin getirdiği özgüven adına;
"analı oğlak uçurum kenarında, öksüz oğlak ovada otlanırmış"

Muhabbetle kalın

dualarla kalalım

Dünyasal-evrensel

Evrensel kavramı "bütün insanlığı ilgilendiren, cihanşümul" anlamına geldiğine göre evrensel olgular zaten dünyasal olmak zorunda değil midir sayın Marmara?

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

Aynen Öyle...

Kullandığım "evrensel" kavramının algılanmasından doğan anlaşılmazlığı giderdiğiniz için teşekkürler Şadan Bey.
Evet aynen öyle...

universal değerler

evrensel kavramını evrensel bir bakış açısıyla :) incelemye devam ediyoruz.

evrensel - (Türk Dil Kurumu)
. Evrenle ilgili.
. Bütün insanlığı ilgilendiren, âlemşümul, cihanşümul, üniversal.
. Dünya ölçüsünde, dünya çapında.

• universal (Babylon English-English)

adj. worldwide (dünya çapındaki, dünyadaki herkesi veya her ulusu kapsayan), comprehensive (geniş, kapsamlı, etraflı), all-inclusive (herşey dahil) total, general

• universal (Redhouse - English-Turkish)

1. evrensel:

universal language
evrensel dil.

2. genel, umumi:

universal suffrage
genel oy hakkı.

3. mantık tümel:

universal proposition
tümel önerme.

• universal (English to Turkish dictionary -Atilim Cetin)

(s.), (i.) evrensel, kâinatı içine alan, dünya çapında, her yanı kaplayan, külli, umumi; (man.) tümel; (mak.) üniversal; (i.) umumi önerme; evrensel düşünce veya kaide; kardan kavraması. universal applause umumi takdir, umumi alkış. universal coupling, universal joint (mak.) üniversal kavrama, kardan kavraması. universal language evrensel dil. universal proposition (man.) bütün bir kategoriyi kapsayan olumlu veya olumsuz önerme. universal suffrage umumi rey hakkı. universal wrench ingiliz anahtarı. universality (i.) umumiyet, kulliyet, dünyayı kapsama. universalize (f.) umumileştirmek, tamim etmek. universally (z.) her zaman ve her yerde. BUYUK ENGLISH-TURKISH MUHENDISLIK TERIMLERI SOZLUGU

• UNIVERSAL (Britannica.com)

EVRENSEL

• universal (English-Turkish Bilişim Terimleri Sözlüğü)

evrensel

• universal (English-French Online Dictionary)

evrensel

• universal (Örük English - Turkish Dictionary )

evrensel düşünce ve kaide

Evrensel düzen, evrensel zorunluluk deyimlerinde olduğu gibi, evrenin bütününe yayılan, evrenin bütünü ve evrendeki her şey için geçerli olan. Hiç­bir istisna kabul etmeyen.

Buna göre, bir düşünce, ilgili tüm insanların, onun doğruluğunu teslim etmesi anlamında evrenseldir....(http://www.turkcebilgi.com/Evrensel)

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

Bu, Fazlurrahman'ın evrensel'i değil ki...

"Şadan Bey sağolsun benim yazmama hacet kalmadan mesleyi açıklığa kavuşturdu" diyordum ki hala tam anlaşılamadığımı farkettim.
Evet tam da kastettiğim mana "bütün insanlığı ilgilendiren, genel, küli..." idi. Amaa etimolojisine bakalım derseniz, derim ki bir kelimenin etimolojik kökenine bakmak manayı zenginleştirip açılımlar yapmakla beraber, bağlamdan koparacağı için maksat hasıl olmayabilir. Şöyle ki, bilirsiniz "aşk" kelimesinin etimoılojisi bize onun "sarmaşık" anlamına geldiğini söyler. yani aşk da insanı sarmaşık gibi sarar, sarmalar, içine hapseder vs. gibi tatlandırıcı bir anlam zanginliği verir. Ama heğpimiz biliriz ki cümle içinde "aşk" dediğim zaman kastettiğim etimolojik köken değil, bugünki kollektif hafızamızda tekabül ettiği manadır.Bu anlaşıldı sanıyorum.
Zannediyorum, bu kavramı Fazlurrahman'ın "tarihsel" ve "evrensel" kavramlarını çarpıştırdığı bağlamdan alınca yukarıdaki kavram kargaşasını yaşadık. Tekrar ediyorum, bu "evrensel" fazlurrahman'ın kullandığı evrensel değil. yani "tanrının belirlediği, külli, kevni" den çok, "insana ve insanlığa ait" anlamında... ayrıca insanın kainatı temsil iddiasına bozulmayınız:) şimdilik bizden daha çok aklı eren bir varlık türü bilmediğimiz için rahat rahat temsilci sıfatıyla konuşabiliriz. Değil mi ki bizden gayrısı koca bir
boşluk...
Sahibinize emanet olunuz...

Elbette psikoloji...

Elbette psikoloji gibi bir alanda söz söylerken onun verilerine kulak vermek durumundayız. Eğer diğer disiplinlerin insan tanımıyla hareket edersek o taktirde bu psikoloji yazısı değil başka birşey olurdu. Yani zaten insan tanımını yaparken önce bu konuda denenmiş yaklaşımlardan yararlanmak durumundayız. (Ama Kartezyen baktığımı nerden çıkardığınızı hiç anlamadım.) haa onlar bizi temsil eder mi, evrensel insandan İslami insana nasıl geldim? söylediğim gibi, yapmaya çalıştığım şey, psikolojinin verilerinden yararlanarak gün ışığına çıkan bazı bilgileri, kendi kültür mirasımızla ve insana olan yaklaşımımızla irtibatlandırmaktır. Zira vahiyden uzak da olsa, sınırlı da olsa insan aklı zaman zaman hakikate tesadüf edebilmektedir.Batının çıkış noktası elbette farklıdır ve insanı tanımlarken hatta yeniden kurgularken, elbette müslümanlardan farklı referansları olacaktır. Bununla beraber yaşadığımız çağda bu yaklaşımlar adeta radyoaktif serpinti gibi üzerimize sindiğinden farkında bile olamadan pek çok alanda bizi etkilemekte ve dönüştürmektedir. Yani bu "dünyasal insan" olma durumundan çok "masun" değiliz. Bizler de bir şekilde dönüştürülüyoruz. Bugün yüz küsur yıllık bir geçmişe sahip olan psikoloji de insanı tanımaya çalışırken karanlıkta kibrit çakmaya çalışmaktadır. Bu arada elde ettiği verilerin bazıları ise bizim kollektif bilinçaltımıza (bu da Jung'dan :) işlediğinden bizlerde izdüşümü var. Yani mesela bilişsel çelişki kuramının anlattığı şey, bir hadiste daha veciz olarak ifade ediliyor. hadis varsa kurama ne gerek var denebilir. Doğrudur, kimilerinin imanı hadisi görmekle itminan bulur. ancak kimileri de somut göreceği şekilde açıklanmaış meselelerde daha mutmain olur. Anlaşıldığımı umuyorum, yapmak istediğim sentez değil, din ve bilimin söylediği birbirine yakın duran ifadelere işaret etmekti...

Tanrıyı biz öldürmedik :)

Bayım,

Çamurdanız diye boşuna demedik, tabiki universal değerler tayin etmek bizim haddimize düşmez. Biz sadece bu değerleri tespit ederiz.

Tanrı öldü, Marx öldü, Ben de kendimi iyi hissetmiyorum...(Pınar Türen)

Evet Tanrı öldü. Ama O'nu ne Nietzsche(*) öldürdü, ne de biz. Tanrıyı kilise öldürdü(**) ve kabri de kiliselerdedir.

~.~.~.~.~.~.~.~.~

(*)- Nietzsche öldüğünde "Tanrı öldü - Nietzsche öldü ....
Nietzsche öldü - Tanrı" yazan duvar yazısı yazarını da rahmetle anıyorum.

(**)- Nietzsche sadece zabıt tutmuştur. Her ne kadar "Biz onu öldürdük... Siz ve ben! Biz, biz hepimiz onun katilleriyiz!" demişsede...

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"