Bayım,
İnsanlar karşısındaki Zerdüştvari kaçkınlığınızı, aradığınız mağaranın duvarında ‘Allah-Muhammed’ ya da ‘Atam İzindeyiz’ yazıp yazmamasından bağımsızca ululuyorken ben, beni hala kafası skolastik, ağzı lastik, namazı jimnastik, ideali fantastik, elinde günah kamçısı cehenneme adam toplayan co-zebani tiplemelerden addetmeniz kalbimi sızlatıyor. Alemi gün be gün didikleyip ‘İşte din bu’ deme fırsatını heyecanla kollayan post-modern ( ya da post-mortem, ne değişir ki, Tanrısızlık hayatsızlık değil midir?) şaşkınlık ne sıkılanası haldir halbuki. Biliyor musunuz, insan ne kadar entelektüel de olsa, beyin ve ruh kıvrımlarını evrimleştire evrimleştire gevşetse de, eğitse de tahammülsüzlüklerini, içinde kısık da olsa bir ses bilinç altını terennüm ettirir. Aslan şeklindeki kırmızı gözlü zili çalıp, ankara havasıyla karşılandığınız bir kaos değildir bu. Bu bir kaçıştır.
İnsanlardan kaçmayan Tanrı'yı bulabilir mi?. Bulduğunu iddia eden kişiyle Kur’an'ı duvar-mezar-nazar triosunda süründüren arasında fark yok gibi. Din insanlara Allah'ı öğretmek için gelir, oysa ki insanlar Yaradana dini öğretme çabasıyla rekreatif adımlar atarlar. Dünyayı çatlatırcasına yankılanan Tanrısal tınıyı kalplerinde ve kalıplarında hissetmeyip yaşadığı dini Rabbe kakalamaya çalışırcasına alçalanların varlığıdır seni huzursuz eden. İslam’ı İlahı aşkın ta kendisi olduğundan cahil olanların yeşil, arkadaki olası kafirin gözüne sokarcasına arabanın gerisine yapıştırdıkları ‘huzur İslam’da’ yazısındaki dilemmadır bu huzursuzluk. Yaratılan dindir yaratıkların elinde, biçare yaratıkları korkutan.
Rabbin rahmeti gazabını geçmişken, hacdan bidonladıkları zemzemlerle cehennem ateşini söndüremeyenlerin suladıkları topraklardır siz ve tanrısallık arasındaki tarafsız bölge. Israrla düz konuşmuyorum, çünkü kelimeleri tersinden kullanıcak kadar erdemsizim(!) ben de.
İnsan neden kuramaz O’nun aşkınlığı ve içkinliği arasındaki ahengi? Çok mu yetimizdir O'ndan? Ya da bir mevrus günah mı bizi karanlık çile hanemiz olan bedenlerimize hapseden? Her birimizin bir Peygambere olan kıskançlığı, ‘niye ben değil de O’su mudur hindistan cevizi gibi tatlılığımızı öyle katmerli saklamamız gerisindeki dürtü? Tanrının kulunu kıskanmasıyken onu başkasına tapmaktan men etmesinin nedeni, uyanmak bize aşkını ilan etmesini mi beklemeli?
Öyle ya, bir rüya-fal İslam’ıdır yaşanıp duran. İnsanlar gıybet eden dillerinin buzluğa yapışmasından çok, ak sakallı pir-i faniyi düşlerinde görünce silkinip kendilerine gelirler. Sabah uyandıklarında Tanrıya yöneliş konusunda içlerinde kopan o zapt edilemez fırtına sönücüdür çoğu zaman ne var ki. Bilinçsizliğin genel bilinç halinde doğumdan ölüme kadar empoze edildiği toplumların zavallı fertleriyken biz, kendi bilincimizce - ve O’nun bilincine - uzanmadaki ölümsüz hazzı duymamız ne kadar zor. Hela deliğine atmamız yetmiyormuş gibi kendimizi, kendi sifonumuzu kendimiz çekmenin telaşındayız. Zira din namusumuzdur, şerefimizdir. Dükkanımızın bekçisidir Tanrı, içinde yüzdüğümüz aşkın Bir olmaktan ziyade. Düşmanlarımıza karşı saf tutar ya bizle, kapatmışızdır cenneti o geceliğine, patrona bilmem neyi rüşvet vererek. Yöneliş için ümitsizliği bekleriz. Halbuki ümitteyken de O’nunla olmayışımızdır ümitsizliğin bânisi. Mafyamızdır Tanrı senetlerimizi tahsil eden. Tanrımız helvadan yaptığımız put gibidir, acıkınca yediğimiz. Oysa O, ıssız adada yanımızdaki üçün biri, trenlerdeki sümüklü imdat kolu, vapurlardaki tozlu can simidi olmaktan çok öte. Varolana karşı duruşumun referansıysa O, yönelişimse...yetmez mi? İşte din bu değil mi?
İşte böyle, ayakları hala yerde olanların dinleriyle gökselliği bir tutarken belki de din hakkında bu tür hayret verici dinsel düşünüşlere gark oluyorsunuz. Bırakalım bunları. İşte bak, aynı havuzda yıkanıyoruz. Kirletmiyoruz, kirlenmiyoruz. İyi ki liberal değilsiniz. Hoşgörü ilkel dürtü. Savunmasızlık. Halbuki en evrenseli bulmuşken biz, hatta tek evrenseli, iman etmeye doya doya devam edecegim..
Saygılar...
Yorumlar
İÇ-TEN YAKIŞ
Pzt, 17/10/2005 - 16:48 — Servet Hocaoğullarıİç'e bakış....İç'e yakış...
İç'ten yakış da var usul ve üslubunuzda.
İç-ten yakarışlarda olan bir kültürün din anlayışının fotoğrafını çektiğinizi gördüm yazınızda.İyi fotoğraf çekmek iyi bir yorum sahibi olduğumuzun da fotoğrafıdır.Fotoğraf çekerken ellerinizin "titrediğini" hissettiren sert vurgular ve üslup gölgeleri var.Heyecan...Duyarlılık..gerginlik...hangisi? İçinize dönük fotoğraf kareleri var gibi.Hayatı okuma biçiminize tanık ettirmekle hayatı okuma biçimlerine yönelik tanımlamalarınız fazla iç içe olmuş.Biraz ayrışsa sanki daha bir içten yakış/bakış olurdu.İçinize sağlık...teşekkür.
Eleştiri Servet'imize Selam
Pzt, 17/10/2005 - 20:09 — Ulvi AlacakaptanKutlarım İşte eleştiri yergi değil!
Yolgösterici ama hırpalayıcı değil!
Nesnel ama duygu sterili değil
Kardeşce,Müslüman'ca!
Aşkolsun Servet'e ,bizim Servet'imiz o dikkat
Eskiden İhlas gibi görünen aslında Yoksulluk imiş
www.ulvialacakaptan.com
herkes yediginden gonderir.
Pzt, 17/10/2005 - 22:54 — Sule DemirtasKısaca -yeri gelmemisken- bir hikaye ile...
Timur denen zât beyazid'a kavanoz içinde haşerat, bortu ve bocek yollamis, veziri bunu beyazid'e sunmus ve karsisinda ne gondermelerini istedigini sormus...Beyazit'ta mukabil olarak o kavanozu bosaltin ve icine "BAL" koyun demis...vezir "ama hasmetlim" demeye kalmadan beyazid son noktayi koymus..."herkes yediginden gonderir..."
Sahi herkes kendindeki ni sunmuyor mu? Benim nasil fotograf cektigimden ziyade, fotografimin cekilmis olmasi beni ziyadesiyle memnun etti...Kalemim aklımdan kopamıyor, bu yuzden vızır vızır calisan noronlarin ettigini kimse etmiyor bana...yetisemiyorum dusunduklerime, bu esnada kaçan gidiyor...kalanlar cebellesiyor...henuz (farkedilmis ve fotografi cekilmis) bir icsellestirememe hali, acemilik ama illede samimiyet. iyi niyet catisi altinda.
Bu sefer gercekten fark edilmek memnun etti...Gonderdikleriniz nasıl da güzel, nasıl sizden...
Cebelleşmek-Kayalaşmak
Salı, 18/10/2005 - 12:42 — Ulvi AlacakaptanHerkesin yediğinden göndermesi malumu ilamdır.Herkesin yediğini hazmetmesi de duamız.
Bu arada Şule hanima küçük bir uyarı C e b e l l e ş m e bir Galat-ı Meşhur'dur doğrusu cedelleşmedir.Cebel kaya demektir Cebel-i Tarık gibi.
Üslubunuzun enderliği anlatmak istediğinizi örtmesin kardeşim.
Herkese Selam Ulvi
www.ulvialacakaptan.com
Aşkımda gurur yapmam Allah'ım
Cum, 18/11/2005 - 17:24 — Elif ŞahinÖncelike şeklen yorumum
Yazıda paragraflara ayırma gibi bir dilbilgisi kuralını uygulamamış olmanız, son derce okuma güçlüğü çektiriyor.
Bu büyük ve tek paragrafın içinde birçok aykırı ama amacına uygun benzeşimler, ard arda birbirine nispet edercesine ve belki de hadlerini aşarak sıralanıyorlar. Belki yazının anafikrinde taguti fikirlere isyan dahil ilmihali bir dille ifade edilebilirdi ama klasik islam dili kullanmak, ikbin tanesini aşıp üstüne bir de beş eklediğimiz ve altı yüzünü düştükten sonra kalan üçyüzaltmışbeşer günler sonrasında kafanıza bu kadar dank edip tınılamasına neden olmazdı.
Yaratılış gayesi; inancın ilk evresinde hücrelerce şekillenen ilk soru, insani olduğu kadar Rabbani olduğu da düşünülen aşk ve tek bir Habib'e bağlanma koşulundaki kıskançlık iddiası. Sevmekte gurur olmaz yaklaşımı kulla Halik arasında. Hüsn_ü niyet gözü ile bakmak ve söyleneni anlamaya çalışmak gerek...
Saygılar
"Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır"
Paz, 20/11/2005 - 23:54 — Sule Demirtas