renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Türk Modernleşmesinin Sosyolojik İmkanı

Türk dünyası bilindiği gibi bir asırdan beri "dünya değiştirme" yada "dünyasını değiştirme" sancısıyla yaşıyor. Şüphesiz ki geleneksel kurum ve toplumsal referans noktalarının yerlerini modern dünyanın kurum ve referans noktalarına bırakması sancısız ve kendiliğinden gelişmeyecektir. Ancak Türk toplumunun sosyolojik yapısına baktığımız zaman modernleştirici mekanizmanın düştüğü hatayı rahatlıkla görebiliriz. Çünkü resmi toplumun gündeminden hiç eksik olmayan modernleşme hareketlerinin Osmanlı İmparatorluğu'na yansıyan uygulamaları ile Türkiye'nin günümüze yansıyan uygulamaları arasında büyük bir fark vardır. Osmanlı Devleti, toplumun günlük hayatını yönlendirme sevdasında olmayıp, toplumun bütününü uzaktan denetlemekle yetinmiştir. Çünkü Osmanlı Devleti yöneticileri ve Osmanlı Devleti'nin siyasal seçkinleri Osmanlı Devleti'nin hassas ve çapraşık bir toplumsal-siyasal denge üzerinde yer aldığının bilincindedir. Yani Osmanlı siyasal düşüncesi durağan bir toplum arayışı çabasındadır.

Bunun aksine Cumhuriyet'i hazırlayan ve biçimlendiren kadrolar toplumu değiştirmek hatta toplum değiştirmek sevdasındadırlar. (Ahmet İnsel, 2000) Yani uzaktan toplumu denetim anlayışı, yerini topluma derinlemesine müdahale anlayışına bırakmıştır.

Modernleşme hareketlerinin temeline baktığımızda Avrupa'yı görürüz. 14. ve 15. yüzyıllarda başlayan hareketlenmeler 17. ve 18. yüzyıllarda toplumun tümü üzerinde etkili olmuştur. Özellikle 18. yüzyılın sonlarında gerçekleşen Fransız İhtilali (1789) aklın ve toplumun özgürleşiminde Batı Toplumları için örnek olmuştur. Magna Carta ile başlayan modern anayasacılık hareketleri sonucunda milletler geleneksel ve toplumsal referans noktalarını baz alarak anayasalarını oluşturmuşlardır. Batı modernleşmesinde gördüğümüz şudur: Batı'nın modernleşmesinin yolu toplumdan geçmektedir. Modernleşmenin sancılarını Batı, toplumsal bütünleşmeyle ekarte etmiştir.

Türk toplumuna baktığımızda ise gördüğümüz şudur:

Devlet, toplumu modernleştirmek için topluma müdahale etmektedir. Bu bazen yaptırım şeklinde gerçekleşmektedir. Baskın Onan'ın da dediği gibi "Toplum üzerinde laiklik politikası uygulayan tek İslam ülkesi Türkiye'dir." (Türk Dış Politikası I. Cilt) Oysa ki modernleşme hareketlerinin ana teması özgürleşimdir. Muhafazakar çağdaşlaştırmadan yaptırımcı çağdaşlaştırmaya geçişte modernleşme sürecinin hızı ve gözle görünür sonuçları bütünüyle değişir. Modernleşme sorunsalının içinde bulunan demokrasinin kurumsallaşması, bu süreç içinde oldukça güçleşir. Türk modernleşmesi de bu güçlüğü hala yaşamaktadır.

Türk toplumunun kendi mihenk taşlarına yabancı modernleşme hareketinin içine girmesi derin ve sancılı bir sürecin içinde yer alması demektir.

Devletin toplumu değil, toplumun önce toplumu sonra devleti modernleştirmesi usul açısından en uygundur. Aksi takdirde Cemil Meriç'in de Umrandan Uygarlığa'da belirttiği gibi "Uşaklaşmayı uygarlaşmak" sanacağız.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Kendisini ilgiyle takip ettiğ

Kendisini ilgiyle takip ettiğim araştırmacı yazarlardan İhsan Eliaçık'ın bir yorumu çıktı bugün Zaman Gazetesi'nde. İlgili yazı burada ama ben bu konuyla alakalı olan bölüme işaret etmek istiyorum:

Şu halde üç tarz–ı siyaseti yeniden yorumlayacak olursak Türk siyasi düşünce akımlarını da genel olarak üçe ayırmamız gerekecektir;

1– Milliyetçilik; iki bin yıllık millet hafızasının, İbni Haldun’un jargonuyla millet “asabiyetinin” etnik boyutuna vurgu yapan akımlardır.

2– İslamcılık; milletin oluşum sürecinde bin yıllık İslamiyet dönemine vurgu yapan, buradan beslenen, millet asabiyetinin “dini” boyutuna vurgu yapan, bu boyutu tehlikede gördüğü anda “ideoloji” haline gelip ortaya atılan akımlardır.

3– Modernleşmecilik; milletin tarihsel yürüyüşünde, modern Batı uygarlığı ile karşılaştığı dönemlerde ortaya çıkan, geri kalmamak için onlarla temasa geçmeyi, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı, karşılaştığımız modern uygarlıkla diyalog kurmayı yararlı gören, onlardan düşünce, kavram, kurum, kültür vs. almayı milletin ilerlemesi için zaruri gören akımlardır.

Layıklık

Egemen gücün büyük bir tezat olmasına rağmen, halka karşı cumhuriyetçi olması beni düşündürüyor. Cumhuriyet sanki laikliğin bir türevi gibi yansıtılıyor. Oysa cumhuriyet teriminin anlamını en iyi açıklayan cümle bence: 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' sözüdür. Ancak bir yanlışlık var. Bir cumhuriyette, egemenliğin halkta olduğu bir yapıda halk kendi kendisini, kendisine rağmen değiştirmek istiyor,yada daha gerçekçi bir tabirle asimile etmek istiyor.Yada herkesin malumu gerçekleri tekrarlayalım ve şöyle açalım olayı: Bu ülkede halk yok sayılıyor ve laiklik adı altında toplumun inanç yapısı gevşetilmeye çalışılıyor. Cumhuriyet bize hiç uğramadı bile.Kanunlar halka değil de halk kanunlara uyduruluyor.Galiba devletin rejimini kabaca böyle tarif edebiliriz.
Türkiye'de uygulanan laikliğe kürsel bir atıfta bulunmak istersek çokta zorlanmayız aslında.Türk laikliğini büyük vicdan projesi diye tarif etmek galiba pek de yanlış olmaz.Neden böyle bir tarif olmasın ki? Büyük ortadoğu projesinin bir şubesi olarak görülemez mi bu? Hedeflerine bakın ne kadar örtüştükelrini göreceksiniz?