renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

..... Peygamberin Maktul Ümmeti

Bir adı da El Muntekim’dir, Hz. Allah’ın. Bizler her ne kadar intikam almaktan hazzetmesek de Rabbimiz intikam sahibidir. Adl-i İlahi bize, kimilerini yurdundan etmeyi, kimilerine işkence etmeyi, kimilerini sakat bırakmayı, kimilerini de öldürmeyi emrediyor!

Üzerimize, sorumlu olmamak için, bir tembelliktir üşüşmüş; fail değil meful olmayı tercih ediyoruz. Etken değil, edilgen oluyoruz. Kendi isteklerimizi değil, birilerinin istediklerini yapıyoruz. Yapmıyor, yaptırılıyoruz.

Bugün Felluce’de öldürülüyorsak bunun sebebi fail olmayı meful olmaya tercih etmediğimiz içindir. Çünkü fail olmak bir çaba gerektirecekti, ancak meful olmak için seyretmek yeterli idi. Seyir kabiliyetimizi doruğa çıkaran televizyonlar bizlerin müdahale kabiliyetini körükleyebilirdi de. Ancak onlar ellerinden geldiğince etken olmak istediler; kendileri edilmeyip, bizleri edebilmek için hangi gün ne yiyeceğimize, hangi kıyafeti nerde giyeceğimize, yastık altındaki paramızı hangi ‘yatak’larına yatıracağımıza hep kendileri karar verdiler. Medya bunları bize, kendi güzel hatırı için değil, inançlarımıza müdahale ederek yaptırır. Kalitesiz malı, pahalıya satmanın adıdır medya. Tabi ki kaliteli olduğuna inandırarak.

Medya gazetelerinin herhangi birinde şu manşet atılsaydı, kaçımız ne yapacaktık: Katil peygamberin maktul ümmeti; Felluce. Eminim ki büyük bir kısmımız kendi sesimizi ancak kendimiz duyabileceğimiz bir şekilde lanet edecektik. Bir kısmımız aynı basın için bildiri okuyacak, bazı yazarlarımız o gazete için karşı saldırıya geçecek vesaire. Keşke bir gazete böyle bir manşet atsa da biz o gazeteyi alkışlasak. Çünkü bu ifade hakikatin kendisidir. Batının hümanist yaygaralarıyla zihni çarpıtılan bizler, kötü sandığımız bütün eylemlerden uzak tutuluruz. Ameldeki niyete bakmaz, neyin nerde, nasıl, niçin yapıldığını umursamayız. Evet, Felluce’nin maktul oluşu gibi Muhammed(a.s) de katildir. Hem de yeryüzündeki en yüce katildir. Çünkü kıtali Muhammed’e(a.s.) Allah emretmiştir. Kullarının ne kadar ‘insancıl’ olduğunu bilen rabbimiz, hoşumuza gitmese de kıtali emrediyor bize, ve ekliyor: şer sandığınız bu durum hayırdır, siz bilmezsiniz Allah bilir. Bir başka ayette cezalandırılacak zani ve zaniyeler için, sakın acıyacağınız tutmasın diyor, Er Rahman sıfatıyla. Ne var ki hümanizm bize fiilleri kötüleyerek fail olmamamızı öğütler. Oysa kötü olan faillerdir, fiiller değil. Bu bakımdan siyaset çarpıcı bir örnektir. Mevcut siyasilerin kötü olması sanki siyasetin kötü olduğu imajı verir. Önceki cümledeki imaj kelimesi bile bize bu konu hakkında epey bilgi veriyor. Öyle ki o cümledeki ‘sanki’ kelimesini ne kadar da gereksiz kılıyor, ‘imaj’.

İnsan, yeryüzünü imar için gönderilmiş; emirleri Allah’tan alan vazifeli bir memurdur. Etken olmadığı sürece yeryüzünü imar edemez. Bunun içindir ki Rabbimiz elimize ‘besmele’ mührünü verip oku, yaz, söyle, anlat, çağır, dinle, ayrıl, vur, öldür, kaç, dön, sarıl, sev, nefret et, kır, ver, terk et, devam et, bırak, dur, yaklaş, koru, aç, kapat, öl, vesaire telkinlerde bulunarak, bizleri kulluğa çağırır. Allah’a kul olmak gayrisine kul olmamaktan geçer: Lailahe illallah. İyi kul başkasından etkilenen değil, ancak Allah adına etkileyendir. Bizlerin asli vazifesi dünyayı seyretmek değil, dünyanın seyrini değiştirmektir. Öncesinde gereken kirletilen zihinlerimizi, Kur’an nuruyla temizlemek Ancak Furkan’la fark edebiliriz hak ile batılı. Allah’ın adıyla öldürmek, Allah’ın adıyla el kesmek, Allah’ın adıyla kurban kesmek, Allah’ın adıyla ‘hınzır’ eti yemek güzeldir. Başkası adına hayat kurtarmak, şifa dağıtmak, yardım etmek, bağış yapmak ise çirkindir, solumak bile. Yoksa çarpıtılan zihin helal olsun der che guevera için. Bence de helal olsun; helal olsun ona ateş.

Velhasıl; Lailaheillallah.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Yazı "oh be!" dedirtti.

Yanlış kader anlayışı ve garip tevekkül mantığından sıkılmakla yetinmeyip işi baya bir gıcık alma noktasına getiren bendeniz için bu yazı gerçekten de oh be dedirtti. Hoşumuza gitmese de cihad veya cihat bize farz kılındı. İslam ile insanın arasındaki engelleri bütünüyle kaldırmak için verilen mücadele biçimleri cihat kelimesinin kuşatıcılığı altındadır.

Kısaca,kimse faturayı Allah'a kesmesin.

Nasılsınız

Ben hiçte iyi değilim.Bu gece yazdıklarınızdan sonra,uyuyabileceğimide sanmıyorum.Sizin bu yazdıklarınızı bir kişi örnek alıpta sıcak cihada başvurmaya kalkarsa nolur.Tahmin edebiliyormusunuz.Galiba çok film seyrettiniz.Çok şükür unutmadık bodrumlardaki toplu mezarları.......belkide hoşunuza gitmiştir.Umarım yazdıklarınızı yanlış anlamışımdır.Defalarca okudum belki ben yanlış yorumluyorumdur diye.

(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin.İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” 6/151-

İnşaallah Ayette geçen, Meşrû bir hak karşılığı,lafzını kendinize göre yorumlamassınız.

var olanı görebilmek..

tebrikler..
korkak müslüman(!)ların hızla artışını bir köşeden izlerken, birinin çıkıp da cesurca düşüncelerini anlatması gerçekten takdire değer..

'İyi kul başkasından etkilenen değil, ancak Allah adına etkileyendir.' Bizlerin asli vazifesi dünyayı seyretmek değil, dünyanın seyrini değiştirmektir.

çokların unuttuğu bir gerçeği bize yansıttığınız için ve kolay olan değil zor olan bir yolda imkansızca(!) görünene talip oluşunuzu ve bir yerlerde böyle insanların hala olduğu gerçeğini bizimle paylaştığınız için teşekkürler.

her şey bu kadar yalınken görevlerimizin şeklini değiştirip, fıtrata aykırı biçimlere bürünüp, kendimizi meşrulaştırmakdan vazgeçmek gerekir. ve inanıyoruz ki..

innâ lillahi ve innâ ileyhi râciun

Bu nasıl bir mantık?

İnsanların en güzeli, en şereflisi, en cömerti, en merhametlisi, en adili, en muttakisi olan rehberimiz Aleyhisselat-u Vesselam için "katil"* sıfatını kullanmak en hafifiyle kelam bilmezliktir, kastı aşan hakarettir.

"Yeryüzünün en yüce katili". Binlerce sayfa eser okudum hiçbir yerde böylesi bir tavsife rastlamadım. Ne gördüm, ne işittim. Hiçbir lisanda da böyle bir sıfat tamlamasının olabileceğine ihtimal vermiyorum.

İslam Külliyatı içinde bir tane eser gösterebilir misiniz ki Hz. Muhammed (a.s) için bu sıfatı kullanmış olsun. Bırakın İslam ulemasını, müsteşrikler bile böyle bir sıfat kullanmamıştır. Ben ne böyle bir şey gördüm ne de duydum. Hayretler içindeyim.

Adl-i İlahi bize işkence etmeyi, sakat bırakmayı nerede emrediyor? Hangi surede, hangi ayette? Yoksa siz başka bir kitaptan mı bahsediyorsunuz?

Lütfen Kur'an tefsirlerine ve siyer kitaplarına müracaat ediniz. Resulullah'ın savaşlarını, cihat, savaş ile ilgili ayet ve hadisleri dikkatlice okuyunuz.

-----
1-İnsan öldüren kimse, cani:
2-Öldürücü, ölüme sebep olan. (Türk Dil Kurumu)

Katil Peygamber mi? El insaf!

Şaşkınlıktan ne söyleyeceğimi bilemiyorum.
Yazıyı yazan ve yazıya müsbet yorum ekleyen insanlara inanamıyorum.
Sorun cihadı anlatmaksa bu ifadeye ne gerek var?
Sorun etken olmaksa bu ifadeye ne gerek var?
Sorun suskunluksa bu ifadeye ne gerek var?
Hangi zihin, hakaret kastıyla kullanılan bu sıfatı Peygamber (a.s) e kullanır?
Bu kavramın kullanımın olumlu geçtiği tek bir yer var mıdır?
Kafire acımamakla, Peygambere katil demek arasındaki ilişki nedir?
İşkence ile ilgili vahyi emir veya sünnet uygulaması nerede ve nasıl gerçekleşmiştir?
Savaş ve merhamet peygamberi ifadesi neden meramını anlatmaya yetmiyor?
Kur'an'da O'nun hakkında "o katillerin en yücesidir" türü bir benzetme var mı? Sahabe böyle bir şey söylüyor mu?
Hümanist yaygaraya karşı çıkmak için Peygamberin (a.s) katil olduğunu mu (haşa) söylemek gerekiyor.
Allah hepimize akıl iz'an versin...

"Bir adı da El

"Bir adı da El Muntekim’dir, Hz. Allah’ın. Bizler her ne kadar intikam almaktan hazzetmesek de Rabbimiz intikam sahibidir. "

Ercan Hüseyin ve Zagor Tenay'a harfiyyen katıldığımı evvelen ilan edip yukarıdaki ifadenin de pek yakışıksız olduğunu ilave etmeliyim...

Hz. Allah'ın sıfatlarından biridir doğru. Sanki ifade şu manaya kayıyor gibi. Evet "intikam" kötü bir şey, her ne kadar Allah'ın sıfatlarından birisi ise de biz intikam almaktan hazzetmeyiz. Allah hazzeder o ayrı!..

Kafam mı basmadi, yazılanlar mı bu doğrultuda?

"Katil", Allah Rasulu'nun isminin önüne getirilemeyecek bir sıfat. Bu kelimeyi lütfen başkalarına yakıştırın. Vesselam.

Bu çirkin sıfat burada duracaksa ben gidiyorum.

Aklımı koru Rabbim.Bu ne cüret.Bu ne saygısızlık.O bizim peygamberimiz.Ona (iyi niyetlede olsa )laf atana tahammülümüz yoktur.Yazmayıveririm giderim.Bu kafayla aynı yerde yazmaktansa hiç yazmamak daha iyidir.

Kıtal edene katil mi denirmiş?

Kıtal edene katil dediğiniz zaman büyük bir hata işliyorsunuz demektir. Zira İslam şeriatında katilin cezası katledilmektir.

"Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız." (Bakara-178-179)

Bu mantıktan yola çıkıldığında haksız yere cana kıyanın öldürülmesine de katliam demek gerekir. Bu halde de haşa Allah(c.c) kullarına zulmetmiş olur ki bu mantığın ne kadar sakat bir mantık olduğu da açıkça görülmektedir.

Allah(c.c) kıtali emretmiş(*) ama katli men etmiştir.

"Bu nedenle, İsrailoğullarına şunu yazdık:(53) Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yer yüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksızca) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur.(54) Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, peygamberlerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır." (Maide-32)

İşkenceyle ilgili bir emir olmasını bir kenara bırakın nehiy ve tehdit vardır. Hayvanlara bile işkence yapmak men edilmiştir. İbni Ömer: “Nebi (s.a.v) hayvanlara işkence yapanlara lanet etti.” (Buhari : zebaih : 25 , Ahmet : 4/31-33 ) Hayvanlara bile işkence edilmesini yasaklayan bir dinin insanlara işkence edilmesini emretmesi mümkün müdür?

Peygamberimiz (s.a.s.), cahiliye döneminin karanlıklarında yaşayan insanları her türlü sıkıntıya cefaya katlanarak insanlık tarihinin en mükemmel insanları seviyesine yükseltmiştir. Bir zamanlar kendisine olmadık işkence ve eziyeti yapmış olanları af ve onore etmiştir. "And olsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir." (Tevbe 9/128) "O, bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamberdir" (Enbiya 21/107).

Rahmet peygamberine kıtal eden anlamında olsa dahi Katil Peygamber demek çok yakışıksız bir nitelemedir. Kaldı ki kıtal(savaş) edene katil denemez !

ek

bu ayrımı bilmediğimden yazıdaki ifadeden de o kadar rahatsız olmamıştım. aslında yazarın ifadesindeki katil kelimesi ile savaşırdı anlamını çıkarmıştım. diğer yorumları okuyunca aslında böyle olmadığını anladım. teşekkürler açıklayıcı ifadenizden ötürü.. bu yanlış tabiri ben evetlemiyorum yazıda ki genel ifadeyi beğenmiştim. açıklama gereği duydum..

saygılar..

Gaza Fazla Basmışız

..
Ben de Melike Işıklar gibi genel durum açısından destekledim bu yazıyı.
Peygamberimize-sav- bu şekilde hitabedilmesini ben de hiç ama hiç uygun bulmuyorum.
Öyle sanıyorum ki sayın yazar da bu kanattedir.

Dengede kalmak O'na benzemektir.

Yine Anlardık

Doğruları anlatmak için, yanlış kelimeler seçmişsiniz. Yazdıklarınız yanlış anlaşılmaya çok müsait. Bu sebeple bunlar bir gün çarpıtılarak, aleyhinizde (aleyhimizde) kullanılabilir. Keşke bu kelimeleri kullanmamış olsaydınız. Biz demek istediğinizi yine de anlardık.

Kafir bile "EMİN" sıfatı kullanırken...

Neyi anlatmak istediğinizi iyi kötü herkes anlamıştır sanırım. Ancak bu güne kadar hiç kimse peygamberi anlatırken kullandığınız sıfatı kullanmadı. Zannediyorum Allah Rasulünün sıfatları ile ilgili bir anket açılsa böyle bir sıfat listenin sonunda dahi yer almaz, kimse tarafından zikredilmez.
Site yöneticilerinin bu yazıyı yayınlamaları ikinci bir hata bana kalırsa. Ne maksatla olursa olsun Allah Rasulüne bu sıfatın yakıştırılmasını ve buna müsade edilmesini açıkçası içime sindiremiyorum.
Umarım yanlış düzeltilir.

Sadece bu kadar değil.

Keşke bu kadar masum olsaydı. Sadece yanlış anlaşılmaya müsait bir metin değil, içinde yanlışlar da barındırdığı için gömleğin bu kez önden yırtıldığını düşünüyorum. Bu metnin burada olması özellikle bu başlığı ile son derece tedirgin edici olabilir ve bence böyledir de ancak üzerine konuşulmasının gerekli ve faydalı olacağını düşünüyorum. Hiç birimiz sapmalardan beri değiliz. İki elin birbirine yaptığını yapmalı ve temizlemeliyiz. Herkez kendi dar gettosunda işittikleri ile yetinmemeli.

MAKTUL PEYGAMBERİN KATİL ÜMMETİ

ALİ BEY,
Yazınız ilginç olduğu kadar,abartılı ve yanlış başlık üzerine kurulmuş olup,kopuk paragraflardan oluştuğunu belirtmek isterim.
Aslında şu günümüzde yaşanan olaylarda ve sorumsuzluk anlayışında,maktul olan kişi ile katil olan kişileri karıştırdığınızı belirtmeliyim.
Başlığınız ''MAKTUL PAYGAMBERİN KATİL ÜMMETİ'' olmalı diye düşünüyorum.
Çünkü yaşanmış değerleri yaşamayıpta,sorumsuzluk abidesi olan bu ümmet;önce peygamberini katletti .katledilen peygamberden sonra katil olan bu ümmet ,katledilecek tek şey gördü:DİNİ.
Olay kısaca şu bence;yaşanmayan her kuran-ı (peygamberi) değer sonunda bu ümmet önce peygamberini katletti sonra dinini.

Yakışmadı

İsmini Salavatsız anmayı dilimize yakıştıramadığımız, Rahmet Peygamber'inden böylesine çirkin bir sıfatla bahsetmeniz,beni ve eminim tüm site sakinlerini şaşkınlığa uğrattı.Kelimeleri kullanırkan bu kadar hoyrat davranmanız,hiçte hoş karşılanmadı.Derdinizi anlatmak isterken,oldukça kötü bir duruma düştünüz.Ama ben bunları yazdığımda hala makalenizde düzeltme yapmadığınızı görüyorum.Ne yapmaya çalışıyorsunuz.Cemaate elinize silahları alıp.....tövbe yarabbim....

Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır. 4/93

Bence konuşulsun..

Sitedeki yazılar, site yönetiminin fikirlerini temsil etmez. Sakıncalı görülen yazıların pek çoğu da yayınlanmaz. Bu yazı da sakıncalı görünenler kategorisine dahil edildiğinden yana bir kuşkunuz olmasın. Evet, içeriği son derece büyük yanlışlarla doludur. Ne ki, bu düşüncede olan ya da temayülü bulunan pek çok kişinin olduğunu siz de biliyor olmalı ya da bilmelisiniz. Şahsen ben, bu yazıya geleceğinden emin olduğum tepkilerle birlikte, yapılan açıklamaların bu fikirdeki arkadaşlarımıza fayda edebileceği ümidiyle yayınlanması lehine oy verdim. Bunu da yanlış bulabilirsiniz. Herkez yanlış yapar. Belki ben de yaptım. Bu insanlar uzaydan gelmedi ve zannedildiği çok film de seyretmediler. Yanlış yerden beslendiler ve bazısı doğru beslenmelerine rağmen sap ile samanı ayırt etmeyi öğrenemediler. Bunda, hasımlarının gayri meşru ve ahlak dışı uygulamalarının etkisi de büyük oldu. Ancak bizler bu fikirlerimizi birbirimize açıp, birbirimizi temizlemeye yeltenmediğimiz müddetçe her şey aynı şekilde devam edip gider. Varsın bir yerlerimiz biraz incinsin. Konuşalım ve düzeltelim. Bu yazının pek çok sitede ve yine pek çok kişi tarafından büyük bir beğeni ile karşılanacağından yana fazla bir kuşkunuz olmasın.

Ali beye, ismini belirlerken ilham aldığını düşündüğüm Hz. Ali'nin haricilere binaen kullandığı şu cümleler ile hitap ediyorum
'Onlar bizim, zalim kardeşlerimizdir'

Ancak inanın bu söz bile aynı tepkisellikten beslenmiştir. Yazıyı kaldırmak kolay. ancak konuşalım arkadaşlar.. mümkün olan herkezl ve her konuda konuşalım.

Bir ayet bir izahat

Şayet bir ceza verecek olursanız, size yapılan saldırının mis­liyle karşılık verin. Sabrederseniz, andolsun kî bu, sabreden­ler için daha hayırlıdır. (Nahl-126)

Tefsir alimlerinin büyük çoğunluğu, bu âyet-i kerimenin Medine'de indiğini kabul etmektedirler. Bu âyet-i kerime, Uhud günü Hz. Hamza'ya "müsle" (1) yapılması (azalarının kesilmesi) hakkında inmiştir. Bu husus, Sahih-i Buhârî'de Siyer bölümünde söz konusu edilmektedir.

en-Nehhâs ise bu âyetin Mekke'de İndiği kanaatindedir. Anlamı itibariy­le de kendisinden önce Mekke'de inmiş buyruklar ile güzel bir bağlantısı var­dır. Çünkü burada davet olunan ve kendisine öğüt verilenden, kendisiyle tar­tışılana, oradan da yaptığı fiile karşılık ceza verilene tedrici olarak geçiş ya­pılmaktadır. Ancak, cumhurdan gelen rivayet daha sağlamdır.

Dârakutnî'nin rivayetine göre ibn Abbas şöyle demiş: Müşrikler, Uhud'da öldürülenleri bırakıp gittikten sonra Rasûluîlah (sav) öldürülenlerin yanına gitti. Hoşuna gitmeyen bir manzara ile karşılaştı. Hamza'nm karnının yarıl­mış olduğunu, burnunun ve kulaklarının kesilmiş olduğunu görünce şöyle dedi: "Eğer kadınlar üzülmeyecek, yahut benden sonra izlenecek bir sünnet olmayacak olsaydı, Allah onu yırtıcı hayvanların ve kuşların karnından (kı­yamet gününde) dirilteceği vakte kadar bırakırdım. And ederim ki, onun ye­rine yetmiş kişiye müsle yapacağım." Daha sonra bir örtü getirilmesini iste­di, onunla yüzünü örttü. Ayakları dışarıda kaldı. Rasûluîlah (sav), bu örtüy­le yüzünü kapattı, ayaklarının üzerine de izhir otu koydu. Sonra onu öne ge­çirerek üzerinde on defa tekbir getirdi. Daha sonra (şehidler) birer birer ge­tirilip (cenaze namazları kılınmak üzere) konuluyordu, Hamza ise mekânın­da duruyordu. Sonunda Hz. Hamza'nın üzerine yetmiş namaz kılmış oldu. Çünkü (Uhud'da) öldürülenlerin sayısı yetmiş idi. ŞeSıidlerin defnedilme işi bitirildikten sonra şu: "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et... Sabret, senin sabrın ancak Allah iledir." (125-127) âyetleri indi. Rasûluîlah (sav) da sabretti ve kimseye müsle uygulamadı.

Bunu, İsmail b. İslıâk da E bu Hureyre yoluyla rivayet etmiştir. Ancak İbn Abbas'ın bu rivayeti daha tanıdır.

Taberi de, bir grubun şöyle dediğini nakletmektedir: Bu âyet-i kerime, her­hangi bir haksızlıkla karşı karşıya kalan kimsenin, eğer eline imkân geçire­cek olursa, ancak uğradığı haksızlık kadarıyla karşılık vermesi ve bunu aş­maması hususunda inmiştir. Bunu, el-Maverdî de, ibn Sirîn ve Mücahid'den nakletmektedir. (2)

---------
1-)Müsle: Başkalarına ibret olsun diye, burnunu, kulağını vesair uzuvlarını kesip, gözlerini oyarak kendisini çirkin bir şekle sokmak suretiyle düşmana ceza vermek.(Şamil İslam Ans. - Şamil Yay.)

2-)El-Camiu Li Ahkam'il-Kur'an -İmam Kurtubi

Maktul Kardeşlerime

Allah'ın selamı üzerinize olsun kardeşlerim. konuya olan hassasiyetiniz beni memnun etmiş bununla birlikte yapmış olduğunuz savunmalar ise beni haklı çıkarmıştır. Belli ki hümanizm çoğumuzun zihnini zedelemiş. Yazıda fail ile mef'ul arasındaki ilişkiye dikkat çekilmiştir. zaten bu hastalığımızı Allah(cc) iyi bildiği için "hoşunuza gitmese de kıtal size farz kılındı" buyurmuştur. Hoşumuza gitmeyen çok şey var ki Allah'ın hoşuna gider. Fiili yapana fail, görene(etkilenene) ise mef'ul denir. Ve çok açıktır ki kıtali gerçekleştirene katil denir.

Kıtal, hoşunuza gitmediği halde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara 216)

Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın(katletmeyin). Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede(katl) meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir (İsra 33)

İlk ayetten anlaşılacağı gibi kıtal Müslümanlara farzdır. Yani Müslümanların katil olmasını Allah(cc) istiyor. Hiç kimse kıtal edenin katil olmadığını söyleme gafletine düşmesin. İkinci ayet ise Hümanizmin felç ettiği beynimizi, “haklı bir sebep olmadıkça katil olmayın” düsturuyla diriltiyor.

Sonuç olarak, hümanizm fiilleri kötüleyerek bizi fail olmaktan alıkoyuyor. Diyor ki katil olma, muntekim olma, şedid olma; halbuki biraz katil, biraz muntekim, biraz da şedid olsaydık bugün Bağdat yanmayacaktı. Ben haklı bir katil ve haklı bir muntekimim. (Bakınız İsra 33) Çünkü ben Allah’ın kulu ve Muhammed(as)in ümmetiyim. Şükürler olsun.

Şimdi sizlerden ricam, yönetime başvurup haksız yazılarınızı sildirmeniz. Çünkü o yazılar birilerinin zihnine işliyor. Eğer beni haksız olduğuma inandırırsanız(eğer öyleyse bunu yapmak zorundasınız) ben yazımı sildiririm.

Son olarak şunu söylemek isterim; burada yazılanların hoşunuza gitmemiş olması, burada yazılanların haksız olduğu anlamına gelmez…

O (as) ne hümanisttir, ne de katil..

Evet Ali bey, şecaat; seküler meraların az bulunan bineğidir. Müslüman yiğit ve mert olur, olmalıdır. Korkaklık ve pısırıklık ile müslümanlık bir arada durmaktan rahatsızlık duyan ve sonunda birbirleriyle anlaşamadığı için ayrı düşen uyumsuz ve uygunsuz insanlar gibidir.

Ve aynı zaman da müslüman; sıfat-ı nübüvvetten tevarus eden 'merhamet' gibi kuşatıcı ve her yönü ile ilahi bir haslet varken, hümanizm gibi şüpheli adreslere uzanabilen ve her zaman adalete ulaştırmayan mefhumların peşinde de dolaşmaz.

Evet, merhamet Peygamberi olduğu söylenen Sevgililer Sevgilisi'nin as ağzından, kılıçların gölgesi altında gönderildiği ifadesi de rivayet edilmiştir. Ne ki; Ali bey, yazdıklarınız, şecaat arz ederken sirkatin söyleyen merd-i kıptiyi aratmayacak niteliktedir.

Yahudilikten başka hangi din işkence etmeyi, katletmeyi emretmiş ya da öğütlemiştir. Onları saptıran sebeplerden biri de bu değil midir. İslamİ öğreti(biri çıkıp, sakın İslam öğreti değildir demesin.. bunu herkez bilir), nerede, müslümanlardan intikam almayı salık vermiştir. Herkez baktığı gibi görebilir. Bu nedenledir ki, kimileri cihad ayetlerine, kimileri ise Polyanacılık oynayabileceği mahiyette olanlara odaklanabilir. Ve bir süre sonra birini asıl, diğerini teferruat addediverir. Asl edindiğinin üzerinde durup teville çoğalttıkça çoğaltığının farkına bile varmaması bu yüzdendir. Ve işte sonuç şu başlıklarla kendini gösterecektir.

'Humanist Peygamber' ya da 'Katil Peygamber'.

"Evet kıtal edene katil

"Evet kıtal edene katil denir" diyerek başlamak istiyorum. Her iki kelimenin de kökü "gatele" fiilidir. Bu fiilin ismi faili "katil", ismi mef'ulü ise "maktüldür". Yani gıtal fiilini işleyene katil denir. Ve Allah "yugatilü fi sebilillah" dediğine göre bütün müslümanlar, katil olmak zorundadır. Ama kime karşı ve ne için? Bu çizgiyi iyi çizmek gerekiyor sanırım. Allah yolunda ve Allah rızası için...
Günümüz müslümanlarının en önemli handikaplarından bir tanesi de; İslamı Batı'nın hümanistik bakış açısıyla anlamaya ve yaşamaya çalışmasıdır. İslamî bir perspektife sahip olmamız ve "katli" farz olanı "katletmemiz" gerekiyor. Bazı kardeşlerin ama masum insanları öldürmeye kimsenin hakkı yok dediğini duyar gibiyim. Bugün Felluce'de, Gazze'de, Kabil'de müslümanları öldürenlerin masum olduğunu kimse iddia edemez sanırım.

Yort savul

Madem hiç bir beklentim,korkum yok hic bir seyden. Bu yazı'ya padisah fermani boyutunda bir yorum getirirdim ama, usendim. Ben bu yazıyı ancak Canım Peygamberim'in basiret yoksunu bir ummetinin yazdigini dusunuyorum. Madem pısırık degiliz buyrun catır cutur yorum. Madem her sey yayınlanıyor bu sitede, buyrun yayınlayın. Dunyanin sayisiz sifati, O'nun alemlerin yaradilis sebebi oldugu bir kosede duracak, O'nun sayisiz sefkati, guzelligi bir kosede duracak, sen adini bile yazmayacagim o assagilik kelimeyi kullanacaksın.

Diger soylemek istediklerim zaten soylenmis. Hayret bir şey ya

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

ALLAH RASULÜ (S.A.S.)'in AHLAKI VASIFLARI

ALLAH RASULÜ (S.A.S.)'in AHLAKI VASIFLARI

Ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler ve İslâm büyüklerinin mübârek sözlerinin ışığında, Yüce Rasûlullah (s.a.s.)'ın ahlâkî vasıflarını özetlemeye çalışalım :

* Rasulullah (s.a.s.) güler yüzlü, tatlı sözlüydü,

* Kimseye fena söylemez, kimsenin sözünü kesmezdi,

* Sert değildi, yumuşak idi,

* Edep ve hayâ âbidesiydi,

* İnsan severdi, Dosttu,

* Çok mütevâzi idi. Vâkurdu.

* Boş ve lüzumsuz konuşmazdı.

* Karşısındakini candan dinlerdi.

* Çocukları çok sever ve okşardı. Bir hadisi şeriflerinde şöyle buyururlar : "Büyüklerimize hürmet etmeyen, küçüklerimize merhamet etmeyen bizden (kâmil ümmetimizden) değildir"

* Fazilet sahiplerine saygı gösterirdi.

* Akrabasını ve komşusunu hatırdan çıkarmaz, onlara ikrâmdâ bulunurdu. Fakat onları kendilerinden üstün, faziletli olanlara tercih etmezdi.

* Cömertti, şefkatliydi,

* Sözünde mutlaka dururdu.

* Dinlemesini, söylemekten fazla severdi,

* Nefsine hâkimdi,

* Beyaz giymeyi tavsiye ederlerdi,

* Namazı noksansız kıldıranların en hafif kıldıranıydı.

* Güleceği zaman mübarek elini, mübarek ağzının üzerine koyardı.

* Kahkaha ile gülmez, fakat daima mütebessim bulunurdu.

* Verilen müjdeler şükrederdi,

* Uyurken mübârek sağ elini, mübârek yanağının altına koyardı.

* Herkesin isteğini mümkün olan ölçüde, yerine getirirdi.

* Eli çok açıktı, cömertliği deryadan farksızdı,

* İlim, hikmet çağlayanı, sabır timsaliydi,

* Atılgandı, tehlikeden korkmazdı, heybetliydi.

* Gelmiş ve gelecek insanların en cesur ve en kahramanı, en kuvvetlisiydi.

* Hanımlarına karşı insanların en yumuşağı ve ikrâmlısıydı. Onlara karşı daima tebessümlüydü,

* Ne yer, ne içerse hizmetçisine de aynısını verirdi, Vefat ederken son anlarında dahi : "Elinizin altındakilere (hizmetçi ve işçilere) iyi davranmamızı, onların haklarını gözetmemizi ve namaza dikkat etmemizi" tavsiye buyurmuştu.

* Sofradan daima doymadan, yarı aç kalkardı.

* Temizliğe son derece ehemmiyet verir ve riâyet ederdi,

* Özel işlerini kendisi yapardı. Döşeği içi hurma lifi dolu deridendi.

* Dünya malına asla rağbet göstermezdi, Bir gün yanında dünyalıktan bahsettiler, Buyurdu ki : "İşitmiyor musunuz? Sâde hayat imandandır"'

* Ekseri yediği arpa ekmeği ve hurmaydı, Allah'ın huzuruna kavuştuğu vakit, evinde az bir arpadan başka yiyecek maddesi bulunmamıştı.

* Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı,

* Çok adildi.

* Sosyal adaleti ve kardeşlik hukukunu en güzel o uyguladı.

* Çalışmaya, ilim ve irfana, icad ve keşiflere teşvik etmiştir.

* Daima Hakk'ın ve haklının yılmaz savunucusuydu.

* Zulüm ve sömürünün amansız düşmanıydı.

* İnsanların faydası için, kendi rahatını terk ederdi,

* İnsanlara madde ve mevkisine göre değil, takvâ ve ahlâkına göre değer verirdi.

* İlim-irfan âdab-erkân şiârıydı.

* Hayatı iman ve cihad olarak görmüştür,

* Cahil bir toplumu, dünyanın en insâni, en müreffeh devleti haline getirmiştir, O'nun tebliğ ettiği İslam Nizamı'nı hayatlarına gerçek mânasıyla tatbik eden cemiyetler, yine aynı şekilde dünyanın ve insanlığın efendisi olurlar,

* Modern medeniyetin öncüsü ve insanlığın manevi mimarıdır.

* İlk defa insan haklarını tam manâsıyla o açıklamış ve bunu tatbik etmiştir.

Rasulullah (s.a.s.) her yönden örnek alınacak en mükemmel insandır, Her müslümanın O'nu en güzel şekilde öğrenip tanıması; Onun yüce ahlâkını yaşamaya ve yaşatmaya çalışması lazımdır, Çünkü O'nun ahlâkı, Kur'ân ahlâkı idi. Hz. Âişe (r,anha) Validemize, Sahabeler Rasulullah'ın (s.a.s.) ahlâkını sordular. Buyurdu ki : "Siz Kur'ân okumuyor musunuz Allah Rasulü (s.a.s.)'nün ahlakı Kur'an idi"

Şair Nabi şöyle diyor :

"Çalış, ehl-i kemâl ol, uyma her nâdân-ı gümraha,

Baş eğ, el bağla, sonra gel Huzuru Hazreti Şâh'a."

Rasulullah (s.a.s.) Efendimizin çok yapmış olduğu dualarından biri şudur :

“Allah'ım: Fayda vermeyen ilimden, kabul olmayan amelden, müstecâb olmayan duadan sana sığınırım".

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Ey mü'min, sende şu dört şey bulunursa dünyada kaybettiğin (elde edemediğin) şeylere üzülme: Doğruluk ve sadakat, emanetlere riayet, güzel huy ve yüksek ahlâk, meşru çalışıp helalden kazanmak"

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi Peygamber Efendimize ve O'nu örnek edinenlerin üzerine olsun.

Neden

Bana mantıklı bi açıklama yapın. Neden, sadece neden. Bir insan niye içinde bulunduğu toplumu,kendi bencil yorumlarına ortak yapmak isterki? Savaşmak istiyorsanız Irak orada. Cesaretiniz varsa gidebilirsiniz. O ayetler savaş hakkında değil mi? Eğer sizin bu cahilane yorumlarınız kabul görseydi, vakti zamanında feth edilen yerlerde bir tane gayrimüslim kalır mıydı. Siz mücahitlere katiller demeyi yeğliyor ve kendinizde katil olmaya özeniyorsanız bu sizin tercihinizdir ama saygı duymuyorum.

modern zamanin bilgileri.....

modern ortamlarda buyumemis, ne yazik ki simdi modern ortamlarda bulunan biri olarak, basligi gordugumde, midem kaldirmadi. Insan bilgisini aciklamak icin neden boyle bir sifati kullanmak icin efendimizi secer ki?
Bir kere bir dilden bir dile tercume edilirken, bire bir tercume edilmez, aksi takdirde burada da goruldugu gibi hersey alt ust olur her bir dil ayri bir kultur ayri bir dusuncedir. Araplar boyle bir sifati kullansalar bile onlarin dil yapilari ile bizimki cok farklidir ki, onlar da boyle kullanmiyorlarmis bu sifati.

Hz ibrahimin yaptigi eyleminde bizim dilimizdeki karsiligi; teslimiyettir. Efendimiz adaletinden dolayi hirsizlik yapanlari kast ederek, hirsizlik yapan birinin kizida olsa cezasini vercegini soyluyor.
saygi ve edep bilgiden once gelir. biz bizi tanimayan nesile asina degiliz.Ve onlari anlamiyoruz.

Allahim kalbimizi ve aklimizi koru!

hakikat yolunu incitmeyelim..

hangi kötülüklere tahammül edeceğimiz, hangi iyiliklerin peşinde olduğumuza bağlıdır ve aklımıza mukayyet olmak için de muhasebe yapmak bir ön koşuldur.. her eylemde, gerçekleşen eylem kadar niyet de önemli elbette, ancak niyetin tasvirinde hakaretvari olunursa yürümeye çalıştığımız hakikat yolu incinmiş olur.. ve nihayetinde usülsüzlükten vusülsüzlük doğar.. Rabbine inanan kimse hiçbir zaman ziyana veya haksızlığa uğrama korkusu duymaz. zira yaptığımız haksızlık değil, bir tür aklın muhasebesidir..
Allahım! bilmediğini bilenlerden eyle bizi,zillete düşürme kalbimizi..

merhamet timsali habibe selam olsun..

Rahatsız oluyorum.

Cok anti demokratik olabilir. Ama ben bu yazinin bu siteden kaldirilmasini istiyorum. Olan olmus, basilmis, gereken polemik saglanmis ve yazi yapmak istedigini yeterince yapmistir. Her sayfayi actigimda "..... Peygamber" sıfat tamlamasini gormek zorunda mıyım kardesim ben ya?.

Sizler kadar, bu yaziyi yazan arkadas kadar idrak(! ) edemedim besbelli, neyi cagristirdiginin eger sizler icin zerre onemi varsa, Rabbimin en sevgilisine bu sekilde hitap edilmesinden lütfen kere lütfen rahatsizlik duyunuz.

Okudugum hic bir siyerde, hayatus sahabe'de, Peygamberine, yuceler yucesine o sıfatı kullanan bir zat-ı muhterem görmedim. Bilmiyorum. Bu sitede bu yazinin yayinlanmasi beni buyuk bir dehsete dusurdu. Ne oricinal bir fikir oldu, ne farkli bir kalip.

Ben bir kac serefsiz'in peygamberime hakaret dolu kitaplar yazdigina sahit olmustum.. İcerik farkli da, baslik ayni efendim, baslik ayni...

Yazık ve Ayıp.

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Şark çıbanı

Evet aynı şark çıbanı gibi bu yazı hala burada.Kaldırılana kadar da daha yazmıcam.Varlık sebebimizin böylesi çirkin bir sıfatla zikredilmesine tahammül edemiyorum.Bizler ne yazsak kendine göre cevap verecektir.Hitler mantığından farklı nesi varki.Kafaya yer yapmış bir kere.Zannımca dindar bir psikiyatriste ihtiyacı var.

Soru : İslam’ın terör dini olmadığını tam aksine terö

Bu konuda artık birşey söylemiyeceğim.Ama şu alıntıyıda sizlerle paylaşmassam içim rahat etmeyecek.

Kur’an, terörü lanetlemiş, anarşiyi ve fitneyi en dehşetli bir olay olarak nitelemiştir. İslamiyet, her türlü terör, zulüm ve ihaneti yasaklar; her türlü anarşiye, bozgunculuğa şiddetle karşı çıkar. İslamiyet, zarara zararla karşılık vermez. İslam dini, adaleti tesis etmek, azgın nefislerin tahakküm ve istibdadını kırmak ve insan vicdanını itidal haline getirmek için taraf-ı ilahiden gönderilmiştir. Bu nedenle İslam bu konuda çok hassastır. Öyle ki, Kur’an, haksız olarak bir cana kıymayı, kan akıtmayı bütün insanlık alemine karşı işlenmiş en dehşetli bir cinayet olarak nitelendirmektedir.

Nitekim, Cenab-ı Hak : “Kim ki, bir cana karşılık veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık (ceza) olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa BÜTÜN İNSANLARI ÖLDÜRMÜŞ GİBİ OLUR. Her kim de bir hayatı kurtarırsa BÜTÜN İNSANLIĞI KURTARMIŞ GİBİ OLUR” (Mâide Sûresi, 32)buyurmaktadır. Kur’an, terör ile birlikte her türlü fitne ve fesadı da lanetlemiştir. Kur’an-ı Kerim, fitne çıkartan, toplum hayatında fitneye vesile olan ve yönetime geçtiği zaman fitne tohumları ekenlerin ifsat ve şerlerine dikkati çekmiş, bozgunculuğun dehşetini, fitnenin vahametini açık bir biçimde ortaya koymuştur : “ O yeryüzünde iş başına geçti mi, orada fesat çıkarmaya, ekini ve zürriyeti kökünden kurutmaya koşar. Allah fesadı sevmez” (Bakara Sûresi 2/205)

Kur’an, fitneyi yasaklamıştır. Bir Ayet-i Kerimede Cenab-ı Hak :“Fitne, zulüm ve baskı adam öldürmekten daha korkunçtur” (Bakara Sûresi, 217 ) buyurmaktadır.

Kur’an’ın bu gibi ayetlerinden tam istifade eden bir Müslüman’ın ruhunda düşmanlık, kin, vahşet yoktur. En büyük düşmanıyla bir nevi kardeşliği vardır.Mümin, “Yaratılanı hoş gördük, Yaratandan ötürü” hakikatini kabullenir. Mümin, muhabbet fedaisidir.Husumete vakti yoktur. .Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim de, bir kısım insanların zararlarının diğer bir kısım insanlar tarafından engellenmesi neticesinde mabetlerinin zararlardan korunduğunu ifade ederek, inanların dikkatlerini zararların önlenmesine çekmektedir: “.... Çünkü, Allah insanları birbirlerine karşı savunmasız bıraksaydı, şüphesiz o zaman, içlerinde Allah’ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler (çoktan) yıkılıp gitmiş olurdu” (Hac Sûresi, 40).

Hz. Muhammed (s.a.v), rahmet ve şefkat peygamberidir. Kur’an-ı Kerimde Cenab-ı Hak :“(Resulüm!) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya Sûresi,107 ) buyurmaktadır. Hz. Peygamber, güzel ahlakın bütün kısımlarını hayatında en güzel bir şekilde fiilen sergilemiş, hayatı boyunca ashabını fitneden sakındırmıştır. Fevkalade bir ciddiyet ve hassasiyet ile fitneden kaçınmayı emretmiştir:
“Fitneden kaçının ! Çünkü o esnada dil, kılıç darbesi gibidir.” (İbn-i Mace, Fiten,24 ) “Şurası muhakkak ki, bir fitne, bir ayrılık ve bir ihtilaf olacak.Bu durum gelince Uhud’a kılıcınla git! Kırılıncaya kadar onu taşa çal. Sonra evinde otur. Hatta sana günahkar bir el veya ölüm gelinceye kadar (evinden çıkma)” (İbn-i Mace, Fiten, 24) “Kıyametten hemen önce karanlık gecelerin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mümin olarak sabaha erer, akşama kafir olur ; mümin olarak akşama erer, sabaha kafir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Adem’in iki oğlundan hayırlısı olsun(ölen olsun, öldüren değil ) ( Ebu Davut, Fiten 2, Tirmizi, Fiten 33)

Şener Dilek (Prof. Dr

Yort Savul 2

Kardeşim, Sen burda sadabat paktını imzalamiyorsun, Alemlerin Peygamberinden bahsediyorsun, kelimelerini özenle sececeksin. Boyle hassas konularda, turkceye Nurullah'ın ataçlarıyla yeni yorumlar ekleyip, bunlarla Peygamberimin hareket ve davranışlarını ifade etmeyeceksin.

Yazının içeriğinin doğruluğunu, yanlışlığını mı tartışıyoruz şu an. Peygamberimizin nerelerde ne savaslar verdigini ummet bilmiyor mu? Eylemlerini. Burda bir devrimle tüm dile yabancılasmıs bir guruha yazı yazıyorsun, o yuzden kelimelere, etimolojiye, epistemolojiye takılmayacaksın, ben yazıyorum ama nasıl anlasılır diye bakacaksın, birde Peygamberinden bahsediyorsan, o yazıyı en az yuz kere edit edeceksin. Bir kisiye dahi, Resulum hakkinda yanlis bir sey dusundurtursen, bunun vebalini sen ve topyekun kelimelerin toplansanız veremezsiniz Alimallah.

Sen burda supermarkete indirim afişi yazmıyorsun, olanca cafcafıyla okuyanın gözünü boyasın, hayretten hayrete dusursun. Sen Peygamberinden bahsediyorsun. Egri de oturmayacaksın, Dogru da konusacaksın. Dellendirmeyin. Aklınızı basiniza alin.

O kadar.

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Maktul Arapça..peki katili kim...

Bir fiilin faili ve mefulu ile...fail ve/veya mefulun sıfat tamlaması olarak getirilmesi farklı şeylerdir.

Kıtal (öldürme) insan gerçeği olduğu gibi müslümanların bırakınız müşrikleri öldürmesi: "Bir mümin bir mümini öldürdüğü zaman.." ayetinde de (kıtal kelimesi geçer)...yani fiilin faili olarak bir mümin bir müminin katili olabilir...

dolayısıyla ortalıkta tartışılacak ve önemli bir hava estirecek durum yok.

Fakat siz kalkar kıtal fiilini işleyene "fail" hükmünde katil diyebiliriz deyip; garip bir arapça ve türkçe kullanımı ile peygamber kelimesinin önüne sıfat olarak getirirseniz;siz önce arapçanın sonra da türkçenin katili olmuş olursunuz: üstelik kavram soykırımı düzeyinde bir suç olur bu...

Yazınızdan maksadınız savaşın-kıtalın insan ve hayat kadar bir İslam gerçeği de olduğu ve buna ilişkin bir İslam hukukunu hatırlatmaksa: rahat olun...bunu herkes biliyor ve bilincinde...

İslam barış ve esenlik anlamına geldiği gibi Cihad-Kıtal-Muntakim gibi kavramlara ilişkin kültürümüzde var...

Ama kardeş uyarısı: fiillerin fail ismi ile: onun bir sıfat olarak kullanılması farklıdır.Bu tartışmada eleştiri de bulunan arkadaşların hepsi sıfat tamlamasına itiraz ediyorlar.Haklılar.Katılıyorum

Değilse vay cihaddı..vay esenlikdi..vay hallacı mansurdu vay tasavvuftu..vay halimize ozaman vay...

Yeniden düşünün bence..

Ben de aynı duyarlılığı ve sorumluluğu sizden bekliyorum. Hâlâ karşınızda Arapça'yı bırakın felsefesini yapmaya müsait ve sorumsuz bir topluluk varmış gibi davranıyorsunuz. Türkçe konuştuğunuz için hususen Türkiye'de, Hz Muhammed as'ın katil olduğunu söylediğiniz taktirde, a dan z ye pek çok kimseden bu tepkiyi alacağınızı bilmeliydiniz. Arapça düşünebilirsiniz lakin doğru bir irtibat için Türkçe konuşmalısınız. Hâlâ düşüncesizlik ediyorsunuz. Gıtalden katle, katlden katile geldiniz. Kusura bakmayın ama usulünüzü tersinden yansıtan biri Gaza'dan Gazman'a ulaşırsa şaşırmayın. Bir sıfatın, yaşadığınız beldede ne manada kullanıldığını düşünmüyor ve usul-ü siyasete ve dahi ilm-i kelamı tabirinizle katl ediyorsunuz. Meramınızı anlatmak için bu tür bir yol seçmenize ne gerek var. Şöyle bir düşünün hele. Bir yere gazaya gittiniz, ya da herhangi bir beldede kıtal eden müslümanlar var. Onlar ya da sizin hakkınızda biri çıksa ve 'Siz katilsiniz' dese bundan olumlu mu yoksa menfi bir mana mı çıkarırsınız. Hiç zahmet etmeyin. Vereceğiniz cevap, anında tavır koymak ve kendinizin ya da diğerlerinin katil olmadığına yönelik mahiyette olacaktır. Arapların bu sıfatı ne manada kullandığı hususunda bir fikrim yok açıkçası ve siz buraya Arapça'da yazmadınız. Gavurun biri çıkıp, Hz Muhammed (as) dan için, o bir katildi.. her yerde katliam yaptı deseydi tepki görürdü.. siz de bundan payınıza düşeni aldınız.

Yalnız sanırım vakıa sadece bir kavram kargası olmaktan da ibaret değil. Böyle giderse, cımbızla ayıklanarak seçilen sıhhati, şart ve nedenleri ve nasıl uygulandığı araştırılmadan verilen bazı örnekler sonunda Peygamberi'nizin katil de olduğu sonucuna varacaksınız.

ne yapmalı?

Peygamberimize iftiralarla dolu bir kitabı tercüme eden meşhur bir yazara 'benim elimden gelse bu adamı tepelerim' diyecek kadar şedid bir şair M.Akif aklıma düştü ve
kaş yapaym derken göz çıkaran bu arkadaşa
ne tavsiye etmeliyiz bilmiyorum açkcası?!

ama bu başlık hoşgörme çıtasını çok zorladı
ve yazının sahibinin bu yazıyı tashihini beklliyorum

....

Ah kardeşim, birkez daha düşünsen anlayacaksın derdimizi...doğrudur, dilde öldürene katil, öldürülene de maktul denir..ama gel görki iman dili böyle söylemez..hele de severek iman ettiği Peygamberine söyleniyorsa yüzlerce kez bağırır, "bu söz silinsin, söylenmez olsun, bu sözün geçtiği yazı yazılmaz olsun" diye..Allah için öldürülenlere "ölü" demeyip "şehid" derken, Allah'ın en sevgilisine nasıl böyle bir sıfatı kullanır dilimiz...onca insan "istemiyoruz" demiş kaç kez, "hoş değil" demiş...gel sen de inad etme, ne bizi incit ne de kelimeleri..

Haksız yere katil olmak...

Anlaşılıyor ki yazıyı okuyan, yorumlara bakmadan kaleme sarılıyor. Eğer yorumlara bakılmış olsaydı birazcık da sükut ederdiniz. çünkü yorumlar arasında susmanızı gerektirecek şeyler var.

Bu yazının başlığı 'öldüren peygamberin öldürülen ümmeti' olsaydı bu kadar yorum yapılmayacaktı. Ancak başlığın katil peygamber şeklinde seçilmiş olması yazının anlamını kazanması ve hatta iddiaların uygulamalı ispatı yapılmıştır. lütfen yazıyı birkez daha okuyun.

Allah-u Teala birkaç ayetinde ki bu ayetleri siz de yazdınız, "haksız yere katletmeyin" diyor. Hadi şimdi cevap verin bakalım haklı yere katletmek de mi var?

Size bir ayet daha "ve katele davudu calute". Türkçesi Davut calutu katletti(katele). ama Davut bizim peygamberimiz değil ki bizim peygamberimiz kimseyi katletmez, kimseye acı söz söylemez. Şeker gibidir benim peygamberim, o herkesi sever.

Biliyorum katil değil sadece katletmek de ağır geliyor bize çünkü bizler, biliyorum katliam da bize ağır geliyor çünkü bizler, biliyorum bir adamın ellerini kesmek de bize ağır geliyor çünkü bizler. biliyorum bir kadını taşlayarak öldürmek de ağır geliyor bize çünkü bizler ve biliyorum ki Allahın Lailaheillallah demeyen Ebutalibi diri diri yakması diriltip yakması diriltip yakması ki ebediyyen bizlere ağır geliyor çünkü bizler, evet bizler hümanist çığlıklarla büyümüş bir nesiliz.

Ve sizi iddianızda haklıysanız ispata çağırmıştım ki bu yazıyı alıp parçalamak için ben. ama nerde...

Biliyorum kısa bir süre sonra herkes benim gibi düşünecek. Çünkü bu yazı yazılmadan çevremizde konuşuldu. Bana şiddetle karşı çıkan arkadaşlarım bugün benim gözüme gülerek bakıyor.şiddetle dedimde şimdi siz şiddete de karşısınızdır. Hatırlatalım Allah'ın azabı şiddetlidir.

Bu gecenin yorgun yarısında benden bu kadar. Ve kardeşiniz sizlere e-mail adresini veriyor, konuşup anlaşasınız diye.

konu kısmına cemaat yazmanızı istirham ederim.

asagir44@yahoo.com

Teşekkürler...

Cvp..

Şu yaklaşım ve yazdıklarınız var ya, o kinayeli, o küçümseyici üslup ile hedef edindiğiniz humanısterin eğilim ve uçukluklarından hiç aşağı kalır değil.
Şiddete karşı olmak hümanistlik midir. Şiddete karşı olmak ile pısırıklık aynı şeyler midir. Şiddet her zaman son çare olmalıdır. Siz her şeyi birbirine katıp karıştırdınız. Şiddete karşı olmak, onun olmasını arzu etmemek ve olmaması için meşru hudutlarını sınırına varmaktır. Savaş da arzu edilen bir şey değildir. Karşı olunur. Başa düşünce de gönül rızasıyla çıkılır.
Savını bu kadar kötü savunan birine rastlayınca Mustafa İslamoğlu hocayı andım yine.
Benim Peygamber'im cihad ettiği için öldüren Peygamber olarak anılmaya da layık değildir. Ya Hu kıçı kırık Robin Hood bile, fakirlerden alıp zenginlere vermesiyle anılır. Peygamber'i (a.s) elinde kılıçla tahayyül etmeye alışırsa bir insan bunları görür tabi. Birileri onu, posta oturtup günün 24 saati tesbih çektirip, sağ yanağına vurana sol yanağını dönen biri olarak gösteriyor diye.. savınızı bu şekilde sunmaya hakkınız yok. Yaklaşımlarınız çoğu tepkisel ve ham. Haşa, sünepe Peygamber tasvirlerinden yana duyduğunuz rahatsızlık sebebiyle dişlerini gıcırdatan anarşist bir Peygamber tasvirine doğru gidiyorsunuz.

Evet, benim Peygamber'im normal hayatında hep güler yüzlü.. tavırlarından dolayı hemen herkesin kendisine ısındığı/sıcak gelen biriydi. Son derece merhametliydi ve başarılı olmasındaki en büyük etkenlerden biri de buydu. O'ndan sadece küfründe ileri gidenler nefret ederdi. Ve işte bu yüzdendir di.. onların dahi bir kısmı 'o kadar nefret ederdim ki.. şimdi ise bana onun kadar sıcak gelen biri yok' diye itiraf etmişlerdi. Vacip ve imkanlar müsait olduğu zaman ileri gidenlerle savaşmaktan geri durmazdı. Ancak kin ve nefretle hareket etmediği, savaşta aşırıya gidilmesini önlediğini gösteren o kadar çok delil var ki. Ve elbet bir insandı.. özel durumlarda öfkelendiği ve dahi sabah namazlarında kunut ile beddua ettiği de rivayet edildi. Ama o daha çok.. en çok dua etti. Kendisiyle savaşırken esir düşenlere güzel muamele edip, onların pek çoğunu çeşitli vesilelerle azad etti. Bu Peygamber öldüren diye mi anılmaya layıktır. Kusura bakmayın ama, O'nu (as) humanist olarak anmanız, bir katil ya da öldüren Peygamber olarak anmanızdan daha efdaldir.

İddialarınızda nelere dayandığınızı ve delillerinizi biliyorum arkadaşım. Kuyu vakıasından, bir şaire suikast girişimini aktaran rivayetlere kadar. Ve cihad ayetlerini.. sonra had cezalarını. Sadece onları koyma önüne.. tüm yaşantısına bak ve harmanla.. Birini al diğerine vur. İçki içip cezaya çarptırılmak üzere olan birine beddua okunmasını men edişini. İmkanı olduğu halde öldürmediklerini. Zina eden birinin, bundan tevbe edip pişman olmuşsa şayet yaptığını izhar etmemesini tavsiye ettiği rivayetleri.. ve ve ve buna benzer pek çoklarını.

Cihad eden Peygamber, şiddet yanlısı mıdır.

Ümmet, parça bölük hali ve bu kuşatılmışlığıyla bugün cihadın hangi safhasında olmalıdır. Kılıçla kıtal devri mi var ki, güçler sayı, kılıç ve süvari sayısına bağlı olsun. Güç dengelerinin arası alabildiğine açılmıştır. Cihad etmek isteyen güzel örnek olup tebliğ etsin ve oluşan açığı gidermek için elinden geleni yapsın. Bu arada saldıran olursa, bir an bile beklemesin. Şimdi siz Irak'a saldırdılar ya.. oradakiler biz değil miyiz dersiniz tabi. Söylenecek çok şey var elbet. Mesela birbirine düşenlerin çoğunun, sizinkilerin benzeri söylemlere sahip olduğunu iddia ederek başlayabilirim. Önden siz buyrun lütfen..

kasîde der medh-i hazret-i fahr-ı kâinât

Bence en yakisanlardan birisi gerek artik buraya...

.....

1. saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

2. âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

3. zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

4. vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
ihtiyât ilen içer her kimse olsa yara su

5. suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

6. ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

7. ârızun yâdıyla hem-nâk olsa müjgânum n'ola
zâyi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

8. gam güni itme dil-i bîmârdan tîğun dirîğ
hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

9. iste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

10. men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

11. ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su

12. su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

13. dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dôstlar
kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

14. serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
dâmenin duta ayağına düşe yalvara su

15. içmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
gül budağınun mizâcına gire kurtara su

16. tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
iktidâ kılmış tarîk-i ahmed-i muhtâr'a su

17. seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
kim sepüpdür mu'cizâtı âteş-i eşrâra su

18. kılmağ içün tâze gül-zâr-ı nübüvvet revnakın
mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su

19. mu'cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffâra su

20. hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
barmağından virdügin şiddet güni ensâr'a su

21. dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

22. eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
el sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su

23. hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdir muttasıl
başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

24. zerre zerre hâk-i dar-gâhına ister sala nûr
dönmez ol der-gâhdan ger olsa pâre pâre su

25. zikr-i na'tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

26. yâ habîba'llâh yâ hayre'l-beşer müştâkunam
eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

27. sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i mi'râc'da
şeb-nem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

28. çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
hâcet olsa merkadün tecdîd iden mi'mâra su

29. bîm-i dûzah nâr-ı ğâm salmış dil-i sûzânuma
var ümîdim ebr-i ihsânun sepe ol nâra su

30. yümn-i na'tünden güher olmış fuzûlî sözleri
ebr-i nîsândan dönen tek lü'lü-i şeh-vâra su

31. hâb-ı ğafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

32. umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Bu bloğa son kez yazıyorum..

Daha önce katıp karıştırmalarıyla size benzeyen birini daha tanımıştım.. bu iki oldu. Allah cc üçüncüyü göstermesin.

Bak arkadaşım; Hallac-ı Mansur 'Ene'l hak' sözünü, benim söylediğim her şey haktır, yani anladığınız şekliyle 'doğrudur' iddiası ile değil, Vahdet-i Vücud nazariyesinin/anlayışının tezahürü olarak söyledi. Siz, öyle şeyler söyleyip, öyle yaklaşımlarda bulunuyorsunuz ki; beni artık muhatap almayın demek ister gibisiniz. Kusura bakmayın ama artık bezdirdiniz.

İlim üretir. Kelam yapar, felsefe yapar. Katil-i Mafuv takıntınız ile nereye ulaşacağını sanıyorsunuz.. ve ne yapmaya çalışıyorsunuz. Peygamber'in as gündelik kullanımla Katil olduğunu kabul edip, ele güne malzeme sunmaya mı.

Peygamber as'ın aynı zamanda ordu komutanı olduğunu bilmeyen mi var. Sorumsuzluk ve yaklaşımlarınızla günahtan başka bir şey üretmediğinizin farkına varın artık. Ya Hu şuna emin ol.. şayet eski günlerde olsaydık televizyonlar sizi konuşturmak için etrafınızda dört dönerlerdi.