Derler ki; terk eden, duygusuz ve acımasızdır. Duygusuzdur çünkü geride kalanın gözyaşlarına aldırış etmeksizin çekip gitmektir yaptığı şey… Acımasızdır çünkü acımak duygusunun yer etmiş olması gereken “kalb”ten yoksundur.
Terk eden etken, terk edilen / geride kalan edilgendir. Bu yüzdendir ki terk edendedir sorumluluk. Öyle ya, karar makamı o ise verilen kararın yükümlülükleri de ona ait olmalıdır. Geride kalanın yapabileceği bir şey yoktur bu yüzden. Ona düşen, fildişi kulesine çekilip acıyı yudumlamak ve gözyaşlarını katık etmektir yoksul yalnızlığına…
Terk eden kalıp savaşmak yerine kolay olanı, kaçıp kurtulmayı seçmiştir. O artık verdiği kararı uygulamak için ilk adımı atmış ve yeni ufuklara doğru yol almaya başlamıştır. Uzun geceler boyu, bu gerçeği kabullenmek / sindirmek için uyanıklığı uykuya tercih edense geride kalandır…
Tüm bunlar “gitmek mi zor kalmak mı?” sorunsalında, kalmak cevabına götürüyor bizi değil mi?
Acaba?
Acaba terk eden, içinde paradokslar barındıran kişi olarak çok daha dramatik bir durum içinde bulunuyor olabilir mi?
Acaba terk eden, etken olmanın getirdiği sorumlulukla daha baştan suçlu olmayı kabullenmiş değil midir ki bu da cesaret gerektirir? Sevgilinin gözünde, bir daha üzerinden hiçbir zaman çıkmayacak şekilde “suçlu” olarak etiketlenmek ve bunu göze alarak, onun bu ilişkinin devamında göreceği zararları engellemek adına, ona ve en önemlisi kendine rağmen terk edebilmek, elini taşın altına koymak mıdır yoksa kolaya kaçmak mı?
Yeşilçam klasiklerinde çokça işlenmiştir bu konu. Sevgililerden birinin ölümcül bir hastalığı vardır fakat karşı taraf durumdan bihaberdir. Ayrılık nedeninin ölüm olacağı gerçeği kahramanımızı, sevgilisinden nefret ettiğini, bu ilişkinin sürmesini istemediğini söylemeye iter ve böylece ölüm gelmeden önce kendi elleriyle ilişkiyi sonlandırmış olur. Kendi içinde tutarlı bir mantıkla; böyle bir ayrılığın, ölümün getireceği ayrılığa göre daha “kabul edilebilir” olduğunu düşünmektedir.
Burada terk edenin içsel olarak da bitirdiği bir ilişkinin sonlandırılmasından bahsetmiyoruz elbette. Bu durum zaten baştan konumuz dışında kalıyor. Paradoksunu çözmeye çalıştığımız kişi, terk etmek istememesine rağmen terk etmek zorunda kalan kişidir.
Bu kişi için denebilir ki; kendi duygularını da karşısına alarak verdiği bu kararda ciddi çelişkiler yaşamaktadır ancak önemli olan şey sevgilinin daha az acı çekmesiyse yaşadığı acı ve çelişkiler de, sevgilinin suçlamaları da “kutsal” bir görevin zorlukları / imtihanı halini alır…
Mantıksal kurgulama açısından bu böyledir. Ancak duygulara söz geçirmek de kolay değildir.
Evet, terk eden de ağlayabilir; zihninde bir şarkının sözleri dönüp dururken…
there’s nowhere to set my aim
so I’m everywhere
never come near me again
do you really think I need you
and I’ll smile and I’ll learn to pretend
and I’ll never be open again
and I’ll have no more dreams to defend
and I’ll never be open again*
*Dream Theater – Space-dye Vest
Yorumlar
Terkedilmek...
Cts, 04/03/2006 - 10:19 — Hacer Nazan T.Şair diyor ki şiirinde bırakılmışlıktan yapılma bir adamım...
Terk etmek terkeden için hiçte zor bir karar değildir... Canı öyle istemiştir... Bunun için kutsal cümlelere gerek yoktur... Ezelden sevdiğine kendini yasak sayıp, "o daha mutsuz olacaktı kalsaydım" diyerek vicdanını tatmin edip, tüm gidişlerini alıp gitmiştir...
Kalakalmıştır terkedilen... Baka kalmıştır...
Şaşırmıştır, ağlasa ne fayda, nefret etse bu ulvi sevdaya yakıştıramamıştır...
Oysa biliyordur hiç bilmediği kadar, soğuk yazılacaktı terkedilişle tüm şiirleri... Şiirlerini üşütmüş ama terkedenin gönlünü bir kez olsun ısıtamamıştır...
Terkedilmek kolay bir hadisedir, herşeyin banelleştiği dünyada ulvi sevdayla kalakalmaktan mutludur terkedilen artık, çünkü o hiç modern olmamıştır...
Terkedilip de sevdasına ölesiye sarılan, tam doğu sevdalarıyla yüklenmiş , batılı sevdiğine sadece neden diyebilecek kadar sitemli kalmıştır...
Terkeden bencildir,kendi sevdası gibi sanmıştır, terkettğinin sevdasını...
Terkeden hep yanıldığı gibi bir kez daha yanılmıştır... Aradığı sevdaya sahip olmaktan kortkmuştur terkeden, korkak çocuklar gibi kaçmıştır gerçeklerden... İnsanoğlu yaklaştıkça inkarı aş edinmiştir...
Ve terkeden bu sevdayı inkar edip gitmiştir...
Artık terkedilenin umrunda değildir hiç bir şey... Terkrar gelir mi gelmez mi diye yollara bakmışlıktan bıkmışlıkla, kapıyı yine de aralayarak göçüp gitmiştir terkedilen... Devran döner ve terkeden bu sevdanın hakikat olduğunu bidiğinde terkettiğinin dizlerinde ağlamaya gelir yeniden... Oysa terkedilen artık gelme diyecek kadar çok sevmiş ve sitemlerle yüklenmiştir... Alıp başını gitmiştir terkedilişiyle yalnız kalmaya...
Terkeden onun sevdasını, batılı bir zihniyetle başka sevdalara yakıştırmıştır... Hiç utanmamıştır, "sevdiğim" dediğinin adının yanına yeni adlar yakıştırırken...
Tesellliler etmiştir, hayatın sonunun olmadığını, yeniden sevdalanabileceğini, uzaktan edebi ve nefti kelimeleri terkettiği yüreğe tokat gibi indirmiştir...
Terkeden en sevdiği oyuncağı kıran çocuklar gibidir...
Bu kez kırdığı oyuncağının parçalarıyla oynamaktadır...
Oyuncak olduğunun farkında olan terkedilmiş derin bir sukunet içindedir...
Biliyordur hep çok konuşsa da,hep inkar etmiştir bildiğini ve susmuştur, çünkü bu ulvi bir sevdadır modern dünyanın çöplüğüne atılmış ta olsa....
"Her zaman terkeden suçlu
Cts, 24/02/2007 - 21:29 — Esin Ayşe Alırkan"Her zaman terkeden suçlu değildir,
Her zaman terkedilenin masum olmadığı gibi."
Nazan Bekiroğlu
Gidenlerin Ardından
Pzt, 12/03/2007 - 23:45 — Ümit Demirgitmeler bilirim insana dair
gitmeler bilirim sevgiye, özleme, ayrılığa dair...
bir kuşun ürkekçe havalanışı olur bazen
bazen bir gülün zamansız soluşu...
gitmeler bilirim, mutlak sonsuza uzanan
gitmeler bilirim, her başlangıç gibi bir sonu olan...
her veda erken vedadır aslında
her gidiş aceleci...
bir çekiliştir bir tarafa
bir iç çekiştir, gövdenin sol tarafında...
gitmeler bilirim geride kalanlara dair...
gitmeler bilirim ümide, beklemeye, yolları gözlemeye dair...
her giden erken yol almıştır aslında
her giden, kendini kandırmıştır aslında...
bir yalana sarılmıştır, farkında olmasa da...
.
.
.
dönüşler bilirim gurbete dair
dönüşler bilirim vuslata, sevdaya, ahde vefaya dair...
her dönüş geç kalınmış bir randevu
her dönüş, kangren olası yaranın şefkatle deva buluşu...
yılların hüznüyle bakışmaktır
sitemle, öldüresiye sarılmaktır...
her dönüş, gözyaşlarına bahane; biraz ıslaktır...
her dönen aslına dönmüştür oysa
her dönen, suyu çekilen çöldür aslında
seraba koşmuştur, geçmişe dönüşçesine
geçmişe dönmüştür, son ümitçesine...
.
.
.
ve bir şiir bilirim arkada kalanın yazdığı
bir şiir bilirim, her gideni ben sandığı...
her şair kendini yazmıştır aslında
her şair, ilk gidendir; farkında olmasa da...
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...